← Sure 41

41:50

وَلَئِنْ أَذَقْنَـٰهُ رَحْمَةً مِّنَّا مِنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَـٰذَا لِى وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةً وَلَئِن رُّجِعْتُ إِلَىٰ رَبِّىٓ إِنَّ لِى عِندَهُۥ لَلْحُسْنَىٰ ۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ

Kelime kelime

وَلَئِنْ
ve eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَEdattekit، ön ek
ئِنْEdatşart
أَذَقْنَٰهُ
biz ona taddırırsak
Fiil
Kök: ذوق
Dilbilgisi (i'rab)
أَذَقْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
رَحْمَةً
bir rahmet
İsim
Kök: رحم
Dilbilgisi (i'rab)
رَحْمَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّنَّا
kendimizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَّEdatharf-i cer (edat)
اİsimzamir، son ek، 1. çoğul
مِنۢ
sonra
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنۢEdatharf-i cer (edat)
بَعْدِ
sonra
İsim
Kök: بعد
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْدِİsimmecrûr (genitif)
ضَرَّآءَ
bir zarardan
İsim
Kök: ضرر
Dilbilgisi (i'rab)
ضَرَّآءَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
مَسَّتْهُ
ona dokunan
Fiil
Kök: مسس
Dilbilgisi (i'rab)
مَسَّتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
لَيَقُولَنَّ
elbette der ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdattekit، ön ek
يَقُولَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
نَّEdattekit، son ek
هَٰذَا
bu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
هَٰEdatATT، ön ek
ذَاİsimism-i işaret، eril tekil
لِى
benim hakkımdır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ىİsimzamir، 1. tekil
وَمَآ
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَآEdatolumsuzluk
أَظُنُّ
sanmıyorum
Fiil
Kök: ظنن
Dilbilgisi (i'rab)
أَظُنُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. tekil
ٱلسَّاعَةَ
kıyametin
İsim
Kök: سوع
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّاعَةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
قَآئِمَةً
kopacağını
İsim
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
قَآئِمَةًİsimism-i fâil (etken ortaç)، dişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَلَئِن
eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَEdattekit، ön ek
ئِنEdatşart
رُّجِعْتُ
götürülmüş olsam bile
Fiil
Kök: رجع
Dilbilgisi (i'rab)
رُّجِعْFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
إِلَىٰ
Rabbime
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَىٰEdatharf-i cer (edat)
رَبِّىٓ
Rabbim
İsim
Kök: ربب
Dilbilgisi (i'rab)
رَبِّİsimeril، mecrûr (genitif)
ىٓİsimzamir، son ek، 1. tekil
إِنَّ
muhakkak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
لِى
benim için vardır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ىİsimzamir، 1. tekil
عِندَهُۥ
O'nun yanında
İsim
Kök: عند
Dilbilgisi (i'rab)
عِندَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
لَلْحُسْنَىٰ
daha güzel şeyler
İsim
Kök: حسن
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdattekit، ön ek
لْEdatmarife (belirli)، ön ek
حُسْنَىٰİsimdişil tekil، merfû (nominatif)
فَلَنُنَبِّئَنَّ
biz mutlaka haber vereceğiz
Fiil
Kök: نبأ
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَEdattekit، ön ek
نُنَبِّئَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
نَّEdattekit، son ek
ٱلَّذِينَ
kimselere
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
كَفَرُوا۟
inkar edenlere
Fiil
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
كَفَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِمَا
yaptıklarını
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
عَمِلُوا۟
yaptıkları
Fiil
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
عَمِلُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَلَنُذِيقَنَّهُم
ve mutlaka taddıracağız
Fiil
Kök: ذوق
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَEdattekit، ön ek
نُذِيقَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
نَّEdattekit، son ek
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِّنْ
azabdan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنْEdatharf-i cer (edat)
عَذَابٍ
azab
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
عَذَابٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
غَلِيظٍ
kaba
İsim
Kök: غلظ
Dilbilgisi (i'rab)
غَلِيظٍİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)، sıfat

Meal

TR

Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra, biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, O: "Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile mutlaka O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Biz o inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz ve onlara ağır bir azap tattıracağız.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Şüphesiz ki kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet (bolluk) tattırırsak “Bu benim hakkımdır; o (Son) Saat’in gerçekleşeceğini de sanmıyorum; Rabbime döndürülmüş olursam bile şüphesiz ki O’nun katında benim için daha güzel (şeyler) vardır!” der. Kâfir olanlara (dünyada) yaptıklarını elbette bildireceğiz; onlara ağır azaptan elbette tattıracağız.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

When we give him a taste of some Mercy from Ourselves, after some adversity has touched him, he is sure to say, "This is due to my (merit): I think not that the Hour (of Judgment) will (ever) be established; but if I am brought back to my Lord, I have (much) good (stored) in His sight!" But We will show the Unbelievers the truth of all that they did, and We shall give them the taste of a severe Penalty.

A. Yusuf Alipublic-domain

Whenever We let him taste some of Our mercy after he has been afflicted, he is sure to say, ‘This is all my own doing: I do not think the Hour will ever come, but even if I were to be taken back to my Lord, the best reward would await me with Him.’ We shall most certainly inform the disbelievers of what they have done and give them a taste of severe torment.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And verily, if We cause him to taste mercy after some hurt that hath touched him, he will say: This is my own; and I deem not that the Hour will ever rise, and if I am brought back to my Lord, I surely shall be better off with Him - But We verily shall tell those who disbelieve (all) that they did, and We verily shall make them taste hard punishment.

M. Pickthallpublic-domain

And if We let him taste mercy from Us after an adversity which has touched him, he will surely say, "This is [due] to me, and I do not think the Hour will occur; and [even] if I should be returned to my Lord, indeed, for me there will be with Him the best." But We will surely inform those who disbelieved about what they did, and We will surely make them taste a massive punishment.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولئن أذقنا الإنسان نعمة منا من بعد شدة وبلاء لم يشكر الله تعالى، بل يطغى ويقول: أتاني هذا؛ لأني مستحق له، وما أعتقد أن الساعة آتية، وذلك إنكار منه للبعث، وعلى تقدير إتيان الساعة وأني سأرجع إلى ربي، فإن لي عنده الجنة، فلنخبرن الذين كفروا يوم القيامة بما عملوا من سيئات، ولنذيقنهم من العذاب الشديد.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?