← Sure 2

2:143

وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَـٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا ۗ وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ ۚ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَـٰنَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ

Kelime kelime

وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
كَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
جَعَلْنَٰكُمْ
sizi kıldık
Fiil
Kök: جعل
Dilbilgisi (i'rab)
جَعَلْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
أُمَّةً
bir ümmet
İsim
Kök: أمم
Dilbilgisi (i'rab)
أُمَّةًİsimdişil tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَسَطًا
vasat
İsim
Kök: وسط
Dilbilgisi (i'rab)
وَسَطًاİsimnekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)، sıfat
لِّتَكُونُوا۟
olmanız için
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
لِّEdatta'lil lâmı (amaç)، ön ek
تَكُونُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
شُهَدَآءَ
şahit
İsim
Kök: شهد
Dilbilgisi (i'rab)
شُهَدَآءَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
عَلَى
insanlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىEdatharf-i cer (edat)
ٱلنَّاسِ
insanların
İsim
Kök: أنس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّاسِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
وَيَكُونَ
ve olması için
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
يَكُونَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلرَّسُولُ
rasulün (de)
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
رَّسُولُİsimeril، merfû (nominatif)
عَلَيْكُمْ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
شَهِيدًا
şahit
İsim
Kök: شهد
Dilbilgisi (i'rab)
شَهِيدًاİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَمَا
ve yap(ma)dık
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
جَعَلْنَا
biz yaptık
Fiil
Kök: جعل
Dilbilgisi (i'rab)
جَعَلْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
ٱلْقِبْلَةَ
bir kıble
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قِبْلَةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
ٱلَّتِى
olduğunuzu
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّتِىİsimism-i mevsûl، dişil tekil
كُنتَ
isen
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
عَلَيْهَآ
üzerinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
هَآİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
إِلَّا
sadece (yaptık)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
لِنَعْلَمَ
bilmek için
Fiil
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatta'lil lâmı (amaç)، ön ek
نَعْلَمَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
مَن
kimseyi
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَنİsimism-i mevsûl
يَتَّبِعُ
uyan
Fiil
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
يَتَّبِعُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
رَّسُولَİsimeril، mansûb (akuzatif)
مِمَّن
kimseden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِEdatharf-i cer (edat)
مَّنİsimism-i mevsûl
يَنقَلِبُ
geriye dönen
Fiil
Kök: قلب
Dilbilgisi (i'rab)
يَنقَلِبُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
عَلَىٰ
üzerinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰEdatharf-i cer (edat)
عَقِبَيْهِ
ökçesi
İsim
Kök: عقب
Dilbilgisi (i'rab)
عَقِبَيْİsimeril ikil، mecrûr (genitif)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
وَإِن
ve elbette
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِنEdattahkik (kad)
كَانَتْ
ağır gelir
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانَتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
لَكَبِيرَةً
büyük
İsim
Kök: كبر
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdattekit، ön ek
كَبِيرَةًİsimdişil tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
إِلَّا
başkasına
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
عَلَى
kimseye
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىEdatharf-i cer (edat)
ٱلَّذِينَ
kimseler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
هَدَى
yol gösterdiği
Fiil
Kök: هدي
Dilbilgisi (i'rab)
هَدَىFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
وَمَا
değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
كَانَ
Allah
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
لِيُضِيعَ
zayi edecek
Fiil
Kök: ضيع
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatta'lil lâmı (amaç)، ön ek
يُضِيعَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
إِيمَٰنَكُمْ
sizin imanınızı
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
إِيمَٰنَİsimmasdar (isim-fiil)، eril، mansûb (akuzatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
إِنَّ
şüphesiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱللَّهَ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
بِٱلنَّاسِ
insanlara
İsim
Kök: أنس
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّاسِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
لَرَءُوفٌ
şefkatlidir
İsim
Kök: رأف
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdattekit، ön ek
رَءُوفٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
رَّحِيمٌ
merhametlidir
İsim
Kök: رحم
Dilbilgisi (i'rab)
رَّحِيمٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat

Meal

TR

Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ'be'yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Elçinin de size şahit olması için sizi dengeli bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun (kıble edindiğin Kâbe’yi) biz ancak Elçi'ye uyanı, topukları üzerinde geri dönenden bil(dir)memiz (ayırıp ortaya çıkarmamız) için kıble yaptık. Bu, Allah’ın doğru yola ulaştırdıklarından başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Thus, have We made of you an Ummat justly balanced, that ye might be witnesses over the nations, and the Messenger a witness over yourselves; and We appointed the Qibla to which thou wast used, only to test those who followed the Messenger from those who would turn on their heels (From the Faith). Indeed it was (A change) momentous, except to those guided by Allah. And never would Allah Make your faith of no effect. For Allah is to all people Most surely full of kindness, Most Merciful.

A. Yusuf Alipublic-domain

We have made you [believers] into a just community, so that you may bear witness [to the truth] before others and so that the Messenger may bear witness [to it] before you. We only made the direction the one you used to face [Prophet] in order to distinguish those who follow the Messenger from those who turn on their heels: that test was hard, except for those God has guided. God would never let your faith go to waste [believers], for God is most compassionate and most merciful towards people.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Thus We have appointed you a middle nation, that ye may be witnesses against mankind, and that the messenger may be a witness against you. And We appointed the qiblah which ye formerly observed only that We might know him who followeth the messenger, from him who turneth on his heels. In truth it was a hard (test) save for those whom Allah guided. But it was not Allah's purpose that your faith should be in vain, for Allah is Full of Pity, Merciful toward mankind.

M. Pickthallpublic-domain

And thus We have made you a median [i.e., just] community that you will be witnesses over the people and the Messenger will be a witness over you. And We did not make the qiblah which you used to face except that We might make evident who would follow the Messenger from who would turn back on his heels. And indeed, it is difficult except for those whom Allāh has guided. And never would Allāh have caused you to lose your faith [i.e., your previous prayers]. Indeed Allāh is, to the people, Kind and Merciful.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وكما هديناكم -أيها المسلمون- إلى الطريق الصحيح في الدين، جعلناكم أمة خيارًا عدولا لتشهدوا على الأمم في الآخرة أن رسلهم بلَّغتهم رسالات ربهم، ويكون الرسول في الآخرة كذلك شهيدًا عليكم أنَّه بلَّغكم رسالة ربه. وما جعلنا -أيها الرسول- قبلة "بيت المقدس" التي كنت عليها، ثم صرفناك عنها إلى الكعبة بـ "مكة"، إلا ليظهر ما علمناه في الأزل؛ علما يتعلق به الثواب والعقاب لنميز مَن يتبعك ويطيعك ويستقبل معك حيث توجهت، ومَن هو ضعيف الإيمان فينقلب مرتدًا عن دينه لشكه ونفاقه. وإن هذه الحال التي هي تحول المسلم في صلاته من استقبال بيت المقدس إلى استقبال الكعبة لثقيلة شاقة إلا على الذين هداهم ومنّ عليهم بالإيمان والتقوى وما كان الله ليضيع إيمانكم به واتباعكم لرسوله، ويبطل صلاتكم إلى القبلة السابقة. إنه سبحانه وتعالى بالناس لرءوف رحيم.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?