← Sure 3

3:44

ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ ۚ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَـٰمَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ

Kelime kelime

ذَٰلِكَ
bunlar
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
مِنْ
haberlerindendir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
أَنۢبَآءِ
haberi
İsim
Kök: نبأ
Dilbilgisi (i'rab)
أَنۢبَآءِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
ٱلْغَيْبِ
görünmez alemin
İsim
Kök: غيب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
غَيْبِİsimeril، mecrûr (genitif)
نُوحِيهِ
vahyettiğimiz
Fiil
Kök: وحي
Dilbilgisi (i'rab)
نُوحِيFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
إِلَيْكَ
sana
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَيْEdatharf-i cer (edat)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
وَمَا
sen değildin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
كُنتَ
isen
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
لَدَيْهِمْ
onların yanında
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
لَدَيْİsimmekân zarfı
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِذْ
zaman
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذْİsimzaman zarfı
يُلْقُونَ
attıkları
Fiil
Kök: لقي
Dilbilgisi (i'rab)
يُلْقُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أَقْلَٰمَهُمْ
(kur'a) oklarını
İsim
Kök: قلم
Dilbilgisi (i'rab)
أَقْلَٰمَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أَيُّهُمْ
hangisi
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
أَيُّİsimsoru، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَكْفُلُ
kefil olacak (diye)
Fiil
Kök: كفل
Dilbilgisi (i'rab)
يَكْفُلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
مَرْيَمَ
Meryem'e
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَرْيَمَİsimözel isim، dişil، mansûb (akuzatif)
وَمَا
sen değildin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
كُنتَ
isen
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
لَدَيْهِمْ
yanlarında
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
لَدَيْİsimmekân zarfı
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِذْ
zaman
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذْİsimzaman zarfı
يَخْتَصِمُونَ
birbirleriyle çekiştikleri
Fiil
Kök: خصم
Dilbilgisi (i'rab)
يَخْتَصِمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?" diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Bu(nlar), sana vahyetmekte olduğumuz gayb (bilinemeyen) haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himayesine alacak diye (kura çekmek için) kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Onlar (bu konuda) çekişirken de sen yanlarında değildin.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

This is part of the tidings of the things unseen, which We reveal unto thee (O Messenger!) by inspiration: Thou wast not with them when they cast lots with arrows, as to which of them should be charged with the care of Mary: Nor wast thou with them when they disputed (the point).

A. Yusuf Alipublic-domain

This is an account of things beyond your knowledge that We reveal to you [Muhammad]: you were not present among them when they cast lots to see which of them should take charge of Mary, you were not present with them when they argued [about her].

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

This is of the tidings of things hidden. We reveal it unto thee (Muhammad). Thou wast not present with them when they threw their pens (to know) which of them should be the guardian of Mary, nor wast thou present with them when they quarrelled (thereupon).

M. Pickthallpublic-domain

That is from the news of the unseen which We reveal to you, [O Muḥammad]. And you were not with them when they cast their pens as to which of them should be responsible for Mary. Nor were you with them when they disputed.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ذلك الذي قصصناه عليك -أيها الرسول- من أخبار الغيب التي أوحاها الله إليك، إذ لم تكن معهم حين اختلفوا في كفالة مريم أيُّهم أحق بها وأولى، ووقع بينهم الخصام، فأجْرَوْا القرعة لإلقاء أقلامهم، ففاز زكريا عليه السلام بكفالتها.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

İlgili ayetler

Bu ayet nerede geçiyor?