← Sure 6

6:124

وَإِذَا جَآءَتْهُمْ ءَايَةٌ قَالُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّىٰ نُؤْتَىٰ مِثْلَ مَآ أُوتِىَ رُسُلُ ٱللَّهِ ۘ ٱللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۥ ۗ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ صَغَارٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَمْكُرُونَ

Kelime kelime

وَإِذَا
ve zaman
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
إِذَاİsimzaman zarfı
جَآءَتْهُمْ
onlara geldiği
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ءَايَةٌ
bir ayet
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
ءَايَةٌİsimdişil tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
قَالُوا۟
dediler
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَن
kat'iyyen inanmayız
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَنEdatolumsuzluk
نُّؤْمِنَ
inanmayız
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
نُّؤْمِنَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
حَتَّىٰ
kadar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰEdatharf-i cer (edat)
نُؤْتَىٰ
bize verilinceye
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
نُؤْتَىٰFiilmuzâri (şimdi/geniş)، meçhul (edilgen)، 1. çoğul
مِثْلَ
aynısı
İsim
Kök: مثل
Dilbilgisi (i'rab)
مِثْلَİsimeril، mansûb (akuzatif)
مَآ
verilenin
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَآİsimism-i mevsûl
أُوتِىَ
verilen
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
أُوتِىَFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. tekil eril
رُسُلُ
elçilerine
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
رُسُلُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
أَعْلَمُİsimeril tekil، merfû (nominatif)
حَيْثُ
yeri
İsim
Kök: حيث
Dilbilgisi (i'rab)
حَيْثُİsimmekân zarfı
يَجْعَلُ
koyacağı
Fiil
Kök: جعل
Dilbilgisi (i'rab)
يَجْعَلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
رِسَالَتَهُۥ
mesajını
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
رِسَالَتَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
سَيُصِيبُ
erişecektir
Fiil
Kök: صوب
Dilbilgisi (i'rab)
سَEdatgelecek (se/sevfe)، ön ek
يُصِيبُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلَّذِينَ
kimselere
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
أَجْرَمُوا۟
suç işleyen(lere)
Fiil
Kök: جرم
Dilbilgisi (i'rab)
أَجْرَمُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
صَغَارٌ
bir aşağılık
İsim
Kök: صغر
Dilbilgisi (i'rab)
صَغَارٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
عِندَ
katında
İsim
Kök: عند
Dilbilgisi (i'rab)
عِندَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَعَذَابٌ
ve bir azab
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
عَذَابٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
شَدِيدٌۢ
çetin
İsim
Kök: شدد
Dilbilgisi (i'rab)
شَدِيدٌۢİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat
بِمَا
karşı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
كَانُوا۟
(yaptıkları)
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَمْكُرُونَ
hilelerine
Fiil
Kök: مكر
Dilbilgisi (i'rab)
يَمْكُرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe inanmayız" derler. Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azab erişecektir.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Onlara bir âyet geldiği zaman: "Allah'ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz" derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara, yaptıkları hilelerinden dolayı Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Onlara bir delil geldiğinde, “Allah’ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilinceye kadar elbette inanmayız!” dediler. Allah, elçiliği kime vereceğini çok iyi bilendir. Suç işleyenlere, (dünyada) yapmış oldukları hilelere karşılık Allah katında aşağılanma ve şiddetli bir azap isabet edecektir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

When there comes to them a sign (from Allah), They say: "We shall not believe until we receive one (exactly) like those received by Allah's messengers." Allah knoweth best where (and how) to carry out His mission. Soon will the wicked be overtaken by humiliation before Allah, and a severe punishment, for all their plots.

A. Yusuf Alipublic-domain

When a revelation is brought before them they say, ‘We shall not believe unless we ourselves are given a revelation as God’s messengers were.’ But God knows best where to place His messages: humiliation before God and severe torment will befall the evildoers for their scheming.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And when a token cometh unto them, they say: We will not believe till we are given that which Allah's messengers are given. Allah knoweth best with whom to place His message. Humiliation from Allah and heavy punishment will smite the guilty for their scheming.

M. Pickthallpublic-domain

And when a sign comes to them, they say, "Never will we believe until we are given like that which was given to the messengers of Allāh." Allāh is most knowing of where [i.e., with whom] He places His message. There will afflict those who committed crimes debasement before Allāh and severe punishment for what they used to conspire.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وإذا جاءت هؤلاء المشركين من أهل "مكة" حجة ظاهرة على نبوة محمد صلى الله عليه وسلم، قال بعض كبرائهم: لن نصدِّق بنبوته حتى يعطينا الله من النبوة والمعجزات مثل ما أعطى رسله السابقين. فردَّ الله تعالى عليهم بقوله: الله أعلم حيث يجعل رسالته أي: بالذين هم أهل لحمل رسالته وتبليغها إلى الناس. سينال هؤلاء الطغاة الذل، ولهم عذاب موجع في نار جهنم؛ بسبب كيدهم للإسلام وأهله.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?