← Sure 7

7:22

فَدَلَّىٰهُمَا بِغُرُورٍ ۚ فَلَمَّا ذَاقَا ٱلشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۖ وَنَادَىٰهُمَا رَبُّهُمَآ أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا ٱلشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَآ إِنَّ ٱلشَّيْطَـٰنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Kelime kelime

فَدَلَّىٰهُمَا
onları aşağı sarkıttı
Fiil
Kök: دلل
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
دَلَّىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُمَاİsimzamir، son ek، 3. ikil
بِغُرُورٍ
aldatarak
İsim
Kök: غرر
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
غُرُورٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
فَلَمَّا
ne zaman ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَمَّاİsimzaman zarfı
ذَاقَا
tadınca
Fiil
Kök: ذوق
Dilbilgisi (i'rab)
ذَاقَFiilmâzî (geçmiş)، 3. ikil eril
اİsimzamir، son ek، 3. ikil eril
ٱلشَّجَرَةَ
ağac(ın meyvasın)ı
İsim
Kök: شجر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
شَّجَرَةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
بَدَتْ
göründü
Fiil
Kök: بدو
Dilbilgisi (i'rab)
بَدَتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
لَهُمَا
kendilerine
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمَاİsimzamir، 3. ikil
سَوْءَٰتُهُمَا
çirkin yerleri
İsim
Kök: سوأ
Dilbilgisi (i'rab)
سَوْءَٰتُİsimdişil çoğul، merfû (nominatif)
هُمَاİsimzamir، son ek، 3. ikil
وَطَفِقَا
ve başladılar
Fiil
Kök: طفق
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
طَفِقَFiilmâzî (geçmiş)، 3. ikil eril
اİsimzamir، son ek، 3. ikil eril
يَخْصِفَانِ
üst üste yamayıp örtmeğe
Fiil
Kök: خصف
Dilbilgisi (i'rab)
يَخْصِفَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. ikil eril
انِİsimzamir، son ek، 3. ikil
عَلَيْهِمَا
üzerlerine
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
هِمَاİsimzamir، son ek، 3. ikil
مِن
yapraklarından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
وَرَقِ
yapraklar
İsim
Kök: ورق
Dilbilgisi (i'rab)
وَرَقِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱلْجَنَّةِ
cennet
İsim
Kök: جنن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
جَنَّةِİsimözel isim، dişil، mecrûr (genitif)
وَنَادَىٰهُمَا
ve onlara seslendi
Fiil
Kök: ندي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
نَادَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُمَاİsimzamir، son ek، 3. ikil
رَبُّهُمَآ
Rableri
İsim
Kök: ربب
Dilbilgisi (i'rab)
رَبُّİsimeril، merfû (nominatif)
هُمَآİsimzamir، son ek، 3. ikil
أَلَمْ
ben sizi men'etmedim mi?
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَİsimsoru، ön ek
لَمْEdatolumsuzluk
أَنْهَكُمَا
men'olundum
Fiil
Kök: نهي
Dilbilgisi (i'rab)
أَنْهَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. tekil
كُمَاİsimzamir، son ek، 2. ikil
عَن
bu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنEdatharf-i cer (edat)
تِلْكُمَا
bu
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
تِİsimism-i işaret، dişil tekil
لْEdatuzaklık، son ek
كُمَاEdatmuhâtab، son ek، D
ٱلشَّجَرَةِ
ağaçtan
İsim
Kök: شجر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
شَّجَرَةِİsimdişil، mecrûr (genitif)
وَأَقُل
ve demedim mi?
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَقُلFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. tekil
لَّكُمَآ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُمَآİsimzamir، 2. ikil
إِنَّ
şüphesiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱلشَّيْطَٰنَ
şeytan
İsim
Kök: شطن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
شَّيْطَٰنَİsimözel isim، eril، mansûb (akuzatif)
لَكُمَا
sizin için
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُمَاİsimzamir، 2. ikil
عَدُوٌّ
düşmandır
İsim
Kök: عدو
Dilbilgisi (i'rab)
عَدُوٌّİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مُّبِينٌ
apaçık
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
مُّبِينٌİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat

Meal

TR

Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Onları aldatarak (yasağı işlemeye) sarkıtmış (sevk etmiş)ti. (Yasak) ağacı tattıklarında edep yerleri kendilerine görünmüştü. (Ardından) bahçenin yapraklarından üzerlerine örtmeye başlamışlardı. Rableri onlara “Ben sizi o ağaçtan engellememiş miydim ve size ‘Şeytan, sizin apaçık düşmanınızdır’ dememiş miydim?” diye seslenmişti.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

So by deceit he brought about their fall: when they tasted of the tree, their shame became manifest to them, and they began to sew together the leaves of the garden over their bodies. And their Lord called unto them: "Did I not forbid you that tree, and tell you that Satan was an avowed enemy unto you?"

A. Yusuf Alipublic-domain

he lured them with lies. Their nakedness became exposed to them when they had eaten from the tree: they began to put together leaves from the Garden to cover themselves. Their Lord called to them, ‘Did I not forbid you to approach that tree? Did I not warn you that Satan was your sworn enemy?’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Thus did he lead them on with guile. And when they tasted of the tree their shame was manifest to them and they began to hide (by heaping) on themselves some of the leaves of the Garden. And their Lord called them, (saying): Did I not forbid you from that tree and tell you: Lo! Satan is an open enemy to you?

M. Pickthallpublic-domain

So he made them fall, through deception. And when they tasted of the tree, their private parts became apparent to them, and they began to fasten together over themselves from the leaves of Paradise. And their Lord called to them, "Did I not forbid you from that tree and tell you that Satan is to you a clear enemy?"

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فجرَّأهما وغرَّهما، فأكلا من الشجرة التي نهاهما الله عن الاقتراب منها، فلما أكلا منها انكشفت لهما عوراتهما، وزال ما سترهما الله به قبل المخالفة، فأخذا يلزقان بعض ورق الجنة على عوراتهما، وناداهما ربهما جل وعلا ألم أنهكما عن الأكل من تلك الشجرة، وأقل لكما: إن الشيطان لكما عدو ظاهر العداوة؟ وفي هذه الآية دليل على أن كشف العورة من عظائم الأمور، وأنه كان ولم يزل مستهجَنًا في الطباع، مستقبَحًا في العقول.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?