← Sure 33

33:37

وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِىٓ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَٱتَّقِ ٱللَّهَ وَتُخْفِى فِى نَفْسِكَ مَا ٱللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى ٱلنَّاسَ وَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَىٰهُ ۖ فَلَمَّا قَضَىٰ زَيْدٌ مِّنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَـٰكَهَا لِكَىْ لَا يَكُونَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِىٓ أَزْوَٰجِ أَدْعِيَآئِهِمْ إِذَا قَضَوْا۟ مِنْهُنَّ وَطَرًا ۚ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولًا

Kelime kelime

وَإِذْ
ve hani
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
إِذْİsimzaman zarfı
تَقُولُ
diyordun
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
تَقُولُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. tekil eril
لِلَّذِىٓ
kimseye
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لَّذِىٓİsimism-i mevsûl، eril tekil
أَنْعَمَ
ni'met verdiği
Fiil
Kök: نعم
Dilbilgisi (i'rab)
أَنْعَمَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
عَلَيْهِ
ona
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
وَأَنْعَمْتَ
ve senin ni'met verdiğin
Fiil
Kök: نعم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَنْعَمْFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
عَلَيْهِ
kendisine
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
أَمْسِكْ
tut
Fiil
Kök: مسك
Dilbilgisi (i'rab)
أَمْسِكْFiilemir، 2. tekil eril
عَلَيْكَ
yanında
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
زَوْجَكَ
eşini
İsim
Kök: زوج
Dilbilgisi (i'rab)
زَوْجَİsimeril، mansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
وَٱتَّقِ
ve kork
Fiil
Kök: وقي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱتَّقِFiilemir، 2. tekil eril
ٱللَّهَ
Allah'tan
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
وَتُخْفِى
fakat gizliyordun
Fiil
Kök: خفي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
تُخْفِىFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. tekil eril
فِى
içinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
نَفْسِكَ
kendi
İsim
Kök: نفس
Dilbilgisi (i'rab)
نَفْسِİsimdişil tekil، mecrûr (genitif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
مَا
şeyi
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
ٱللَّهُ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
مُبْدِيهِ
açığa vuracağı
İsim
Kök: بدو
Dilbilgisi (i'rab)
مُبْدِيİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، mecrûr (genitif)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
وَتَخْشَى
ve çekiniyordun
Fiil
Kök: خشي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
تَخْشَىFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
ٱلنَّاسَ
insanlardan
İsim
Kök: أنس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّاسَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
وَٱللَّهُ
Allah'tır
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdathâl (durum) vâvı، ön ek
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
أَحَقُّ
layık olan
İsim
Kök: حقق
Dilbilgisi (i'rab)
أَحَقُّİsimeril tekil، merfû (nominatif)، sıfat
أَن
çekinmene
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنEdatmasdar bağlacı
تَخْشَىٰهُ
benden korkun
Fiil
Kök: خشي
Dilbilgisi (i'rab)
تَخْشَىٰFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. tekil eril
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
فَلَمَّا
ne zaman ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَمَّاİsimzaman zarfı
قَضَىٰ
kesince
Fiil
Kök: قضي
Dilbilgisi (i'rab)
قَضَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
زَيْدٌ
Zeyd
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
زَيْدٌİsimözel isim، merfû (nominatif)
مِّنْهَا
o kadından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنْEdatharf-i cer (edat)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
وَطَرًا
ilişiğini
İsim
Kök: وطر
Dilbilgisi (i'rab)
وَطَرًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
زَوَّجْنَٰكَهَا
biz onu sana nikahladık
Fiil
Kök: زوج
Dilbilgisi (i'rab)
زَوَّجْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
لِكَىْ
için
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كَىْEdatmasdar bağlacı
لَا
olmaması
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَكُونَ
olmalı
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
يَكُونَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
عَلَى
üzerine
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُؤْمِنِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)
حَرَجٌ
bir güçlük
İsim
Kök: حرج
Dilbilgisi (i'rab)
حَرَجٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
فِىٓ
hususunda
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىٓEdatharf-i cer (edat)
أَزْوَٰجِ
evlenmek
İsim
Kök: زوج
Dilbilgisi (i'rab)
أَزْوَٰجِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
أَدْعِيَآئِهِمْ
evlatlıkları
İsim
Kök: دعو
Dilbilgisi (i'rab)
أَدْعِيَآئِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِذَا
zaman
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
قَضَوْا۟
kestikleri
Fiil
Kök: قضي
Dilbilgisi (i'rab)
قَضَFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وْا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِنْهُنَّ
kadınlarıyle
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
هُنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
وَطَرًا
ilişkilerini
İsim
Kök: وطر
Dilbilgisi (i'rab)
وَطَرًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَكَانَ
ve
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
كَانَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
أَمْرُ
buyruğu
İsim
Kök: أمر
Dilbilgisi (i'rab)
أَمْرُİsimeril، merfû (nominatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
مَفْعُولًا
yerine getirilmiştir
İsim
Kök: فعل
Dilbilgisi (i'rab)
مَفْعُولًاİsimism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah'tan kork" diyordun da nefsinde Allah'ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah'ın emri de yerine getirilmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de nimet verdiğine (Zeyd’e) “Eşini yanında (nikâhında) tut; Allah’a karşı takvâlı ol!” diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi insanlardan korkarak içinde gizliyordun. Oysa kendisinden korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, ondan (eşi Zeynep’ten) ilişiğini tamamen kesince, biz seni onunla (Zeynep’le) eşleştirdik (nikâhladık) ki evlatlıklarınız (bakımını üstlendiğiniz çocuklar) eşlerinden tamamen ayrıldıklarında (ayrılan o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere herhangi bir zorluk olmasın! Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Behold! Thou didst say to one who had received the grace of Allah and thy favour: "Retain thou (in wedlock) thy wife, and fear Allah." But thou didst hide in thy heart that which Allah was about to make manifest: thou didst fear the people, but it is more fitting that thou shouldst fear Allah. Then when Zaid had dissolved (his marriage) with her, with the necessary (formality), We joined her in marriage to thee: in order that (in future) there may be no difficulty to the Believers in (the matter of) marriage with the wives of their adopted sons, when the latter have dissolved with the necessary (formality) (their marriage) with them. And Allah's command must be fulfilled.

A. Yusuf Alipublic-domain

When you [Prophet] said to the man who had been favoured by God and by you, ‘Keep your wife and be mindful of God,’ you hid in your heart what God would later reveal: you were afraid of people, but it is more fitting that you fear God. When Zayd no longer wanted her, We gave her to you in marriage so that there might be no fault in believers marrying the wives of their adopted sons after they no longer wanted them. God’s command must be carried out:

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And when thou saidst unto him on whom Allah hath conferred favour and thou hast conferred favour: Keep thy wife to thyself, and fear Allah. And thou didst hide in thy mind that which Allah was to bring to light, and thou didst fear mankind whereas Allah hath a better right that thou shouldst fear Him. So when Zeyd had performed that necessary formality (of divorce) from her, We gave her unto thee in marriage, so that (henceforth) there may be no sin for believers in respect of wives of their adopted sons, when the latter have performed the necessary formality (of release) from them. The commandment of Allah must be fulfilled.

M. Pickthallpublic-domain

And [remember, O Muḥammad], when you said to the one on whom Allāh bestowed favor and you bestowed favor, "Keep your wife and fear Allāh," while you concealed within yourself that which Allāh is to disclose. And you feared the people, while Allāh has more right that you fear Him. So when Zayd had no longer any need for her, We married her to you in order that there not be upon the believers any discomfort [i.e., guilt] concerning the wives of their claimed [i.e., adopted] sons when they no longer have need of them. And ever is the command [i.e., decree] of Allāh accomplished.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وإذ تقول -أيها النبي- للذي أنعم الله عليه بالإسلام -وهو زيد بن حارثة الذي أعتقه وتبنَّاه النبيُّ صلى الله عليه وسلم- وأنعمت عليه بالعتق: أَبْقِ زوجك زينب بنت جحش ولا تطلقها، واتق الله يا زيد، وتخفي -يا محمد- في نفسك ما أوحى الله به إليك من طلاق زيد لزوجه وزواجك منها، والله تعالى مظهر ما أخفيت، وتخاف المنافقين أن يقولوا: تزوج محمد مطلقة متبناه، والله تعالى أحق أن تخافه، فلما قضى زيد منها حاجته، وطلقها، وانقضت عدتها، زوجناكها؛ لتكون أسوة في إبطال عادة تحريم الزواج بزوجة المتبنى بعد طلاقها، ولا يكون على المؤمنين إثم وذنب في أن يتزوجوا من زوجات من كانوا يتبنَّوْنهم بعد طلاقهن إذا قضوا منهن حاجتهم. وكان أمر الله مفعولا لا عائق له ولا مانع. وكانت عادة التبني في الجاهلية، ثم أُبطلت بقوله تعالى: {ادْعُوهُمْ لآبَائِهِمْ (33:5)}.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?