الحلم: ضبط النفس والطبع عن هيجان الغضب، وجمعه أحلام، قال الله تعالى: أم تأمرهم أحلامهم بهذا [الطور/ 32]، قيل معناه: عقولهم ، وليس الحلم في الحقيقة هو العقل، لكن فسروه بذلك لكونه من مسببات العقل ، وقد حلم وحلمه العقل وتحلم، وأحلمت المرأة: ولدت أولادا حلماء ، قال الله تعالى: إن إبراهيم لحليم أواه منيب [هود/ 75]، وقوله تعالى: فبشرناه بغلام حليم [الصافات/ 101]، أي: وجدت فيه قوة الحلم، وقوله عز وجل: وإذا بلغ الأطفال منكم الحلم [النور/ 59]، أي: زمان البلوغ، وسمي الحلم لكون صاحبه جديرا بالحلم، ويقال: حلم في نومه يحلم حلما وحلما، وقيل: حلما نحو: ربع، وتحلم واحتلم، وحلمت به في نومي، أي: رأيته في المنام، قال الله تعالى: قالوا أضغاث أحلام [يوسف/ 54]، والحلمة: القراد الكبير، قيل: سميت بذلك لتصورها بصورة ذي حلم، لكثرة هدوئها، فأما حلمة الثدي فتشبيها بالحلمة من القراد في الهيئة، بدلالة تسميتها بالقراد في قول الشاعر: 125- كأن قرادي زوره طبعتهما %~% بطين من الجولان كتاب أعجمي وحلم الجلد: وقعت فيه الحلمة، وحلمت البعير: نزعت عنه الحلمة، ثم يقال: حلمت فلانا: إذا داريته ليسكن وتتمكن منه تمكنك من البعير إذا سكنته بنزع القراد عنه .
Exdore translation — not part of the source
el-Hilm (الحلم): Nefsi ve tabiatı öfkenin kabarmasına karşı tutmak (dizginlemek)tir. Çoğulu "ahlâm"dır. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Yoksa akılları (أَحْلَامُهُمْ) mı onlara bunu emrediyor?" [52:32]. Anlamının "akılları" olduğu söylenmiştir. Hâlbuki hilm, hakikatte akıl değildir; fakat aklın sonuçlarından (müsebbebâtından) olduğu için onu böyle tefsir etmişlerdir. "حَلُمَ" (halîm oldu) ve "حَلَّمَهُ الْعَقْلُ" (akıl onu halîm kıldı) ve "تَحَلَّمَ" (halîm davranmaya çalıştı) denilmiştir. "أَحْلَمَتِ الْمَرْأَةُ": Kadın halîm çocuklar doğurdu. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Şüphesiz İbrâhim halîm, çok içli (âh eden), Allah'a yönelen biriydi" [11:75]. Yüce Allah'ın "Biz de onu halîm bir oğulla müjdeledik" [37:101] sözü, yani onda hilm gücü bulundu (hilm gücü mevcuttu), demektir. Yine yüce Allah'ın "Sizden çocuklar ergenlik çağına (الْحُلُمَ) ulaştığında" [24:59] sözü, yani bulûğ zamanı, demektir. Buna "hulüm" denilmesi, sahibinin hilme lâyık olması sebebiyledir. "حَلَمَ فِي نَوْمِهِ يَحْلُمُ حُلْمًا وَحُلُمًا" (uykusunda rüya gördü) denir; "حُلُمًا" da denilmiştir, "رُبُع" (rub') gibi. "تَحَلَّمَ" ve "احْتَلَمَ" (de kullanılır). "حَلَمْتُ بِهِ فِي نَوْمِي": Onu rüyamda gördüm. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Dediler ki: Karmakarışık rüyalardır" [12:54]. el-Haleme (الحلمة): İri kenedir. Bu adı, çokça sakin/hareketsiz durması sebebiyle hilm sahibi birinin görünümünde tasavvur edildiği için aldığı söylenmiştir. Memenin ucuna (حلمة الثدي) gelince, o da görünüş bakımından keneden olan "haleme"ye benzetilerek (böyle adlandırılmıştır); nitekim şairin şu sözünde ona "kurâd" (kene) adının verilmesi buna delildir: 125- Sanki göğsündeki iki keneyi, Cevlân toprağından bir çamurla %~% Arapça bilmeyen (a'cemî) bir kâtip mühürlemiştir. "حَلِمَ الْجِلْدُ": Deriye kene düştü/bulaştı. "حَلَمْتُ الْبَعِيرَ": Deveden keneyi çıkardım. Sonra şöyle denilir: "حَلَمْتُ فُلَانًا": Sakinleşsin ve -tıpkı keneyi çıkarıp sakinleştirdiğinde deveye söz geçirdiğin gibi- ona söz geçirebilesin diye onu idare ettin (gönlünü aldın).
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)