السير: المضي في الأرض، ورجل سائر، وسيار، والسيارة: الجماعة، قال تعالى: وجاءت سيارة [يوسف/ 19]، يقال: سرت، وسرت بفلان، وسرته أيضا، وسيرته على التكثير، فمن الأول قوله: أفلم يسيروا [الحج/ 46]، قل سيروا [الأنعام/ 11]، سيروا فيها ليالي [سبأ/ 18]، ومن الثاني قوله: سار بأهله [القصص/ 29]، ولم يجئ في القرآن القسم الثالث، وهو سرته. والرابع قوله: وسيرت الجبال [النبأ/ 20]، هو الذي يسيركم في البر والبحر [يونس/ 22]، وأما قوله: سيروا في الأرض [النمل/ 69] فقد قيل: حث على السياحة في الأرض بالجسم، وقيل: حث على إجالة الفكر، ومراعاة أحواله كما روي في الخبر أنه قيل في وصف الأولياء: (أبدانهم في الأرض سائرة وقلوبهم في الملكوت جائلة) ، ومنهم من حمل ذلك على الجد في العبادة المتوصل بها إلى الثواب، وعلى ذلك حمل قوله (عليه السلام): «سافروا تغنموا» ، والتسيير ضربان: أحدهما: بالأمر، والاختيار، والإرادة من السائر نحو: هو الذي يسيركم [يونس/ 22]. والثاني: بالقهر والتسخير كتسخير الجبال وإذا الجبال سيرت [التكوير/ 3]، وقوله: وسيرت الجبال [النبأ/ 20]، والسيرة: الحالة التي يكون عليها الإنسان وغيره، غريزيا كان أو مكتسبا، يقال: فلان له سيرة حسنة، وسيرة قبيحة، وقوله: سنعيدها سيرتها الأولى [طه/ 21]، أي: الحالة التي كانت عليها من كونها عودا.
Exdore translation — not part of the source
es-Seyr: yeryüzünde yol almak, yürümektir. "Racül sâir" (yürüyen adam) ve "seyyâr" (çok yürüyen) denir. "es-Seyyâre" ise topluluk demektir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ve bir kervan (seyyâre) geldi" [12:19]. Şöyle denir: "sirtü" (yürüdüm), "sirtü bi-fülân" (falancayla birlikte yürüdüm), ayrıca "sirtühü" (onu yürüttüm) ve çokluk bildirmek üzere "seyyertühü" (onu iyice yürüttüm). Birincisine örnek O'nun şu sözüdür: "Hiç gezip dolaşmadılar mı?" [22:46], "De ki: Gezin" [6:11], "Orada geceler boyu yürüyün" [34:18]. İkincisine örnek O'nun şu sözüdür: "Ailesiyle birlikte yola çıktı" [28:29]. Üçüncü kısım, yani "sirtühü" (onu yürüttüm) Kur'an'da gelmemiştir. Dördüncüsü ise O'nun şu sözüdür: "Ve dağlar yürütüldü" [78:20], "Sizi karada ve denizde yürüten O'dur" [10:22]. O'nun "Yeryüzünde gezin" [27:69] sözüne gelince: Bunun bedenle yeryüzünde dolaşmaya bir teşvik olduğu söylenmiştir. Ayrıca bunun düşünceyi çalıştırmaya ve onun hallerini gözetmeye bir teşvik olduğu da söylenmiştir; nitekim haberde velîlerin niteliği hakkında şöyle dendiği rivayet edilmiştir: "Bedenleri yeryüzünde yürür, kalpleri melekût âleminde dolaşır." Kimileri de bunu, sevaba ulaştıran ibadette ciddiyet göstermek anlamına yormuştur. Hz. Peygamber'in (aleyhisselâm) "Yolculuk edin ki ganimet elde edesiniz" sözü de bu anlama yorulmuştur. et-Tesyîr (yürütmek) iki türlüdür: Birincisi: Yürüyenin kendi emri, tercihi ve iradesiyle olandır. "Sizi yürüten O'dur" [10:22] sözünde olduğu gibi. İkincisi: Zorlama ve boyun eğdirme (teshîr) yoluyla olandır; dağların boyun eğdirilmesi gibi: "Dağlar yürütüldüğü zaman" [81:3] ve O'nun "Ve dağlar yürütüldü" [78:20] sözü gibi. es-Sîre: İnsanın ve başkasının üzerinde bulunduğu hâldir; ister doğuştan (garîzî) olsun ister sonradan kazanılmış (mükteseb) olsun. "Falancanın güzel bir sîresi (gidişatı) vardır", "çirkin bir sîresi vardır" denir. O'nun "Onu ilk hâline (sîretihe'l-ûlâ) döndüreceğiz" [20:21] sözü de, yani: Değnek oluşu bakımından üzerinde bulunduğu hâle (döndüreceğiz) demektir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)