← Sure 2

2:178

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِصَاصُ فِى ٱلْقَتْلَى ۖ ٱلْحُرُّ بِٱلْحُرِّ وَٱلْعَبْدُ بِٱلْعَبْدِ وَٱلْأُنثَىٰ بِٱلْأُنثَىٰ ۚ فَمَنْ عُفِىَ لَهُۥ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ فَٱتِّبَاعٌۢ بِٱلْمَعْرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَـٰنٍ ۗ ذَٰلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ ۗ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Kelime kelime

يَٰٓأَيُّهَا
Ey
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
يَٰٓEdatnidâ، ön ek
أَيُّİsimmansûb (akuzatif)
هَاEdatATT، son ek
ٱلَّذِينَ
kimseler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوا۟
iman edenler
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
كُتِبَ
farz kılındı
Fiil
Kök: كتب
Dilbilgisi (i'rab)
كُتِبَFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. tekil eril
عَلَيْكُمُ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمُİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
ٱلْقِصَاصُ
kısas
İsim
Kök: قصص
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قِصَاصُİsimeril، merfû (nominatif)
فِى
öldürmelerde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْقَتْلَى
öldürülenin meselesi
İsim
Kök: قتل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قَتْلَىİsimharf-i cer (edat)، mecrûr (genitif)
ٱلْحُرُّ
hür
İsim
Kök: حرر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حُرُّİsimeril، merfû (nominatif)
بِٱلْحُرِّ
hür ile
İsim
Kök: حرر
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حُرِّİsimeril، mecrûr (genitif)
وَٱلْعَبْدُ
köle
İsim
Kök: عبد
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
عَبْدُİsimeril، merfû (nominatif)
بِٱلْعَبْدِ
köle ile
İsim
Kök: عبد
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
عَبْدِİsimeril، mecrûr (genitif)
وَٱلْأُنثَىٰ
kadın
İsim
Kök: أنث
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أُنثَىٰİsimdişil، merfû (nominatif)
بِٱلْأُنثَىٰ
kadın ile
İsim
Kök: أنث
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أُنثَىٰİsimdişil، mecrûr (genitif)
فَمَنْ
kimse
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَنْİsimşart
عُفِىَ
affedilen
Fiil
Kök: عفو
Dilbilgisi (i'rab)
عُفِىَFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. tekil eril
لَهُۥ
kendisi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُۥİsimzamir، 3. tekil eril
مِنْ
tarafından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
أَخِيهِ
kardeşi
İsim
Kök: أخو
Dilbilgisi (i'rab)
أَخِيİsimeril tekil، mecrûr (genitif)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
شَىْءٌ
bir şey
İsim
Kök: شيأ
Dilbilgisi (i'rab)
شَىْءٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
فَٱتِّبَاعٌۢ
artık uymalıdır
İsim
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱتِّبَاعٌۢİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
بِٱلْمَعْرُوفِ
örfe
İsim
Kök: عرف
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مَعْرُوفِİsimism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، eril، mecrûr (genitif)
وَأَدَآءٌ
ve (diyeti) ödemelidir
İsim
Kök: أدي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَدَآءٌİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
إِلَيْهِ
ona
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَيْEdatharf-i cer (edat)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
بِإِحْسَٰنٍ
güzelce
İsim
Kök: حسن
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
إِحْسَٰنٍİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
ذَٰلِكَ
bu
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
تَخْفِيفٌ
bir hafifletme
İsim
Kök: خفف
Dilbilgisi (i'rab)
تَخْفِيفٌİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مِّن
tarafından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
رَّبِّكُمْ
Rabbiniz
İsim
Kök: ربب
Dilbilgisi (i'rab)
رَّبِّİsimeril، mecrûr (genitif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَرَحْمَةٌ
ve rahmettir
İsim
Kök: رحم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
رَحْمَةٌİsimdişil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
فَمَنِ
artk kim
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَنِİsimşart
ٱعْتَدَىٰ
haddi aşarsa
Fiil
Kök: عدو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱعْتَدَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
بَعْدَ
sonra
İsim
Kök: بعد
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْدَİsimzaman zarfı، mansûb (akuzatif)
ذَٰلِكَ
bundan
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
فَلَهُۥ
onun için vardır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُۥİsimzamir، 3. tekil eril
عَذَابٌ
bir azab
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
عَذَابٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
أَلِيمٌ
acıklı
İsim
Kök: ألم
Dilbilgisi (i'rab)
أَلِيمٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat

Meal

TR

Ey İnananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbiniz'den bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında kısas size farz kılındı: Hür kişiye karşılık bizzat o hür kişi, köleye karşılık bizzat o köle, kadına karşılık da bizzat o kadın. Kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir şey (karşılığı) bağışlanırsa, artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren kişi gereken diyeti) ona (öldürdüğünün yakınlarına) güzellikle ödemelidir. Bu (söylenenler), Rabbinizden bir hafifletme ve merhamettir. Kim bundan sonra haddi aşarsa onun için elem verici bir azap vardır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

O ye who believe! the law of equality is prescribed to you in cases of murder: the free for the free, the slave for the slave, the woman for the woman. But if any remission is made by the brother of the slain, then grant any reasonable demand, and compensate him with handsome gratitude, this is a concession and a Mercy from your Lord. After this whoever exceeds the limits shall be in grave penalty.

A. Yusuf Alipublic-domain

You who believe, fair retribution is prescribed for you in cases of murder: the free man for the free man, the slave for the slave, the female for the female. But if the culprit is pardoned by his aggrieved brother, this shall be adhered to fairly, and the culprit shall pay what is due in a good way. This is an alleviation from your Lord and an act of mercy. If anyone then exceeds these limits, grievous suffering awaits him.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

O ye who believe! Retaliation is prescribed for you in the matter of the murdered; the freeman for the freeman, and the slave for the slave, and the female for the female. And for him who is forgiven somewhat by his (injured) brother, prosecution according to usage and payment unto him in kindness. This is an alleviation and a mercy from your Lord. He who transgresseth after this will have a painful doom.

M. Pickthallpublic-domain

O you who have believed, prescribed for you is legal retribution for those murdered - the free for the free, the slave for the slave, and the female for the female. But whoever overlooks from his brother [i.e., the killer] anything, then there should be a suitable follow-up and payment to him [i.e., the deceased's heir or legal representative] with good conduct. This is an alleviation from your Lord and a mercy. But whoever transgresses after that will have a painful punishment.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

يا أيها الذين صدقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه فرض الله عليكم أن تقتصوا من القاتل عمدا بقتله، بشرط المساواة والمماثلة: يُقتل الحر بمثله، والعبد بمثله، والأنثى بمثلها. فمن سامحه ولي المقتول بالعفو عن الاقتصاص منه والاكتفاء بأخذ الدية -وهي قدر مالي محدد يدفعه الجاني مقابل العفو عنه- فليلتزم الطرفان بحسن الخلق، فيطالب الولي بالدية من غير عنف، ويدفع القاتل إليه حقه بإحسان، مِن غير تأخير ولا نقص. ذلك العفو مع أخذ الدية تخفيف من ربكم ورحمة بكم؛ لما فيه من التسهيل والانتفاع. فمَن قتل القاتل بعد العفو عنه وأَخْذِ الدية فله عذاب أليم بقتله قصاصًا في الدنيا، أو بالنار في الآخرة.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?