← Sure 2

2:177

۞ لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَـٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَـٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَـٰهَدُوا۟ ۖ وَٱلصَّـٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ

Kelime kelime

لَّيْسَ
değildir
Fiil
Kök: ليس
Dilbilgisi (i'rab)
لَّيْسَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلْبِرَّ
iyilik
İsim
Kök: برر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
بِرَّİsimeril، mansûb (akuzatif)
أَن
çevirmeniz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنEdatmasdar bağlacı
تُوَلُّوا۟
dönerseniz
Fiil
Kök: ولي
Dilbilgisi (i'rab)
تُوَلُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
İsim
Kök: وجه
Dilbilgisi (i'rab)
وُجُوهَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
قِبَلَ
tarafına
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قِبَلَİsimmekân zarfı، eril، mansûb (akuzatif)
ٱلْمَشْرِقِ
doğu
İsim
Kök: شرق
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مَشْرِقِİsimeril، mecrûr (genitif)
وَٱلْمَغْرِبِ
ve batı
İsim
Kök: غرب
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مَغْرِبِİsimeril، mecrûr (genitif)
وَلَٰكِنَّ
fakat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَٰكِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱلْبِرَّ
iyilik
İsim
Kök: برر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
بِرَّİsimeril، mansûb (akuzatif)
مَنْ
kişinin
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَنْİsimism-i mevsûl
ءَامَنَ
inanmasıdır
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
بِٱللَّهِ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
İsim
Kök: يوم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
يَوْمِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱلْءَاخِرِ
ahiret
İsim
Kök: أخر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
ءَاخِرِİsimeril tekil، mecrûr (genitif)، sıfat
وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ
ve meleklere
İsim
Kök: ملك
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مَلَٰٓئِكَةِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
وَٱلْكِتَٰبِ
ve Kitaba
İsim
Kök: كتب
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
كِتَٰبِİsimeril، mecrûr (genitif)
وَٱلنَّبِيِّۦنَ
ve peygamberlere
İsim
Kök: نبأ
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّبِيِّۦنَİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
وَءَاتَى
ve vermesidir
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ءَاتَىFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلْمَالَ
malını
İsim
Kök: مول
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مَالَİsimeril، mansûb (akuzatif)
عَلَىٰ
sevdiği
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰEdatharf-i cer (edat)
حُبِّهِۦ
aşırı düşkünlük
İsim
Kök: حبب
Dilbilgisi (i'rab)
حُبِّİsimeril، mecrûr (genitif)
هِۦİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
ذَوِى
yakınlara
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذَوِىİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
ٱلْقُرْبَىٰ
akraba
İsim
Kök: قرب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قُرْبَىٰİsimdişil، mecrûr (genitif)
وَٱلْيَتَٰمَىٰ
ve yetimlere
İsim
Kök: يتم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
يَتَٰمَىٰİsimharf-i cer (edat)، mansûb (akuzatif)
وَٱلْمَسَٰكِينَ
ve yoksullara
İsim
Kök: سكن
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مَسَٰكِينَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
وَٱبْنَ
ve
İsim
Kök: بني
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱبْنَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ٱلسَّبِيلِ
yolda kalmışlara
İsim
Kök: سبل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّبِيلِİsimeril، mecrûr (genitif)
وَٱلسَّآئِلِينَ
ve dilencilere
İsim
Kök: سأل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّآئِلِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mansûb (akuzatif)
وَفِى
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلرِّقَابِ
kölelere
İsim
Kök: رقب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
رِّقَابِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
وَأَقَامَ
ve kılmasıdır
Fiil
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَقَامَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
İsim
Kök: صلو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
صَّلَوٰةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
وَءَاتَى
ve vermesidir
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ءَاتَىFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
İsim
Kök: زكو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
زَّكَوٰةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
وَٱلْمُوفُونَ
yerine getirmeleridir
İsim
Kök: وفي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُوفُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)
بِعَهْدِهِمْ
andlaşmalarını
İsim
Kök: عهد
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
عَهْدِİsimeril، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِذَا
zaman
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
عَٰهَدُوا۟
andlaşma yaptıkları
Fiil
Kök: عهد
Dilbilgisi (i'rab)
عَٰهَدُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَٱلصَّٰبِرِينَ
ve sabrederler
İsim
Kök: صبر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
صَّٰبِرِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mansûb (akuzatif)
فِى
sıkıntıda
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْبَأْسَآءِ
darlık ile
İsim
Kök: بأس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
بَأْسَآءِİsimdişil، mecrûr (genitif)
وَٱلضَّرَّآءِ
ve hastalıkta
İsim
Kök: ضرر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
ضَّرَّآءِİsimdişil، mecrûr (genitif)
وَحِينَ
ve zamanında
İsim
Kök: حين
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
حِينَİsimzaman zarfı، eril، mansûb (akuzatif)
ٱلْبَأْسِ
savaş
İsim
Kök: بأس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
بَأْسِİsimeril، mecrûr (genitif)
أُو۟لَٰٓئِكَ
işte onlar
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أُو۟لَٰٓئِİsimism-i işaret، harf-i cer (edat)
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
صَدَقُوا۟
doğru olan
Fiil
Kök: صدق
Dilbilgisi (i'rab)
صَدَقُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَأُو۟لَٰٓئِكَ
ve işte onlar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أُو۟لَٰٓئِİsimism-i işaret، harf-i cer (edat)
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
هُمُ
onlardır
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
هُمُİsimzamir، 3. çoğul eril
ٱلْمُتَّقُونَ
muttakiler
İsim
Kök: وقي
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُتَّقُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)

Meal

TR

Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Gerçek) iyilik, yüzlerinizi doğu ve(ya) batı tarafına çevirmeniz değildir. Gerçek iyilik, kişinin Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inanmasıdır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (yardım) isteyenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamasıdır. (Ayrıca) namazı kılması, zekâtı vermesidir. (Bunlar) antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirenlerdir. (Dahası), sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenlerdir. Doğru olanlar işte bunlardır! Muttakîler (duyarlı olanlar) da işte bunlardır!

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

It is not righteousness that ye turn your faces Towards east or West; but it is righteousness- to believe in Allah and the Last Day, and the Angels, and the Book, and the Messengers; to spend of your substance, out of love for Him, for your kin, for orphans, for the needy, for the wayfarer, for those who ask, and for the ransom of slaves; to be steadfast in prayer, and practice regular charity; to fulfil the contracts which ye have made; and to be firm and patient, in pain (or suffering) and adversity, and throughout all periods of panic. Such are the people of truth, the Allah-fearing.

A. Yusuf Alipublic-domain

Goodness does not consist in turning your face towards East or West. The truly good are those who believe in God and the Last Day, in the angels, the Scripture, and the prophets; who give away some of their wealth, however much they cherish it, to their relatives, to orphans, the needy, travellers and beggars, and to liberate those in bondage; those who keep up the prayer and pay the prescribed alms; who keep pledges whenever they make them; who are steadfast in misfortune, adversity, and times of danger. These are the ones who are true, and it is they who are aware of God.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

It is not righteousness that ye turn your faces to the East and the West; but righteous is he who believeth in Allah and the Last Day and the angels and the Scripture and the prophets; and giveth wealth, for love of Him, to kinsfolk and to orphans and the needy and the wayfarer and to those who ask, and to set slaves free; and observeth proper worship and payeth the poor-due. And those who keep their treaty when they make one, and the patient in tribulation and adversity and time of stress. Such are they who are sincere. Such are the Allah-fearing.

M. Pickthallpublic-domain

Righteousness is not that you turn your faces toward the east or the west, but [true] righteousness is [in] one who believes in Allāh, the Last Day, the angels, the Book, and the prophets and gives wealth, in spite of love for it, to relatives, orphans, the needy, the traveler, those who ask [for help], and for freeing slaves; [and who] establishes prayer and gives zakāh; [those who] fulfill their promise when they promise; and [those who] are patient in poverty and hardship and during battle. Those are the ones who have been true, and it is those who are the righteous.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ليس الخير عند الله- تعالى- في التوجه في الصلاة إلى جهة المشرق والمغرب إن لم يكن عن أمر الله وشرعه، وإنما الخير كل الخير هو إيمان من آمن بالله وصدَّق به معبودًا وحدَه لا شريك له، وآمن بيوم البعث والجزاء، وبالملائكة جميعًا، وبالكتب المنزلة كافة، وبجميع النبيين من غير تفريق، وأعطى المال تطوُّعًا -مع شدة حبه- ذوي القربى، واليتامى المحتاجين الذين مات آباؤهم وهم دون سن البلوغ، والمساكين الذين أرهقهم الفقر، والمسافرين المحتاجين الذين بَعُدوا عن أهلهم ومالهم، والسائلين الذين اضطروا إلى السؤال لشدة حاجتهم، وأنفق في تحرير الرقيق والأسرى، وأقام الصلاة، وأدى الزكاة المفروضة، والذين يوفون بالعهود، ومن صبر في حال فقره ومرضه، وفي شدة القتال. أولئك المتصفون بهذه الصفات هم الذين صدقوا في إيمانهم، وأولئك هم الذين اتقَوا عقاب الله فتجنبوا معاصيه.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

İlgili ayetler

Bu ayet nerede geçiyor?