← Sure 4

4:102

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوٓا۟ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا۟ فَلْيَكُونُوا۟ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا۟ فَلْيُصَلُّوا۟ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا۟ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَٰحِدَةً ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓا۟ أَسْلِحَتَكُمْ ۖ وَخُذُوا۟ حِذْرَكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا

Kelime kelime

وَإِذَا
ve zaman
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِذَاİsimzaman zarfı
كُنتَ
sen
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
فِيهِمْ
içlerinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِيEdatharf-i cer (edat)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَأَقَمْتَ
kıldırdığın
Fiil
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَقَمْFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
لَهُمُ
onlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمُİsimzamir، 3. çoğul eril
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
İsim
Kök: صلو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
صَّلَوٰةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
فَلْتَقُمْ
namaza dursun
Fiil
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
لْEdatemir، ön ek
تَقُمْFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
طَآئِفَةٌ
bir bölük
İsim
Kök: طوف
Dilbilgisi (i'rab)
طَآئِفَةٌİsimdişil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مِّنْهُم
onlardan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنْEdatharf-i cer (edat)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَّعَكَ
seninle beraber
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّعَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
وَلْيَأْخُذُوٓا۟
ve (yanlarına) alsınlar
Fiil
Kök: أخذ
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لْEdatemir، ön ek
يَأْخُذُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أَسْلِحَتَهُمْ
silahlarını da
İsim
Kök: سلح
Dilbilgisi (i'rab)
أَسْلِحَتَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَإِذَا
secde edince
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِذَاİsimzaman zarfı
سَجَدُوا۟
secde edin
Fiil
Kök: سجد
Dilbilgisi (i'rab)
سَجَدُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَلْيَكُونُوا۟
geçsinler
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
لْEdatemir، ön ek
يَكُونُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِن
arkanıza
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
وَرَآئِكُمْ
ardından
İsim
Kök: وري
Dilbilgisi (i'rab)
وَرَآئِİsimmecrûr (genitif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَلْتَأْتِ
bu kez gelsin
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لْEdatemir، ön ek
تَأْتِFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
طَآئِفَةٌ
bölük
İsim
Kök: طوف
Dilbilgisi (i'rab)
طَآئِفَةٌİsimdişil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
أُخْرَىٰ
öteki
İsim
Kök: أخر
Dilbilgisi (i'rab)
أُخْرَىٰİsimdişil tekil، merfû (nominatif)، sıfat
لَمْ
namaz kılmayan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَمْEdatolumsuzluk
يُصَلُّوا۟
namaz da kılmadı
Fiil
Kök: صلو
Dilbilgisi (i'rab)
يُصَلُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَلْيُصَلُّوا۟
ve namaz kılsınlar
Fiil
Kök: صلو
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
لْEdatemir، ön ek
يُصَلُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَعَكَ
seninle beraber
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَعَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
وَلْيَأْخُذُوا۟
ve alsınlar
Fiil
Kök: أخذ
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لْEdatemir، ön ek
يَأْخُذُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
حِذْرَهُمْ
korunma(tedbir)lerini
İsim
Kök: حذر
Dilbilgisi (i'rab)
حِذْرَİsimmasdar (isim-fiil)، eril، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَأَسْلِحَتَهُمْ
ve silahlarını da
İsim
Kök: سلح
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
أَسْلِحَتَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَدَّ
istediler ki
Fiil
Kök: ودد
Dilbilgisi (i'rab)
وَدَّFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلَّذِينَ
kimseler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
Fiil
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
كَفَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَوْ
keşke
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَوْEdatmasdar bağlacı
تَغْفُلُونَ
siz gaflet etseniz de
Fiil
Kök: غفل
Dilbilgisi (i'rab)
تَغْفُلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
عَنْ
silahlarınızdan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنْEdatharf-i cer (edat)
أَسْلِحَتِكُمْ
silahlarını da
İsim
Kök: سلح
Dilbilgisi (i'rab)
أَسْلِحَتِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَأَمْتِعَتِكُمْ
ve eşyanızdan
İsim
Kök: متع
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَمْتِعَتِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فَيَمِيلُونَ
birden yapsalar
Fiil
Kök: ميل
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
يَمِيلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
عَلَيْكُم
üzerinize
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَّيْلَةً
baskın
İsim
Kök: ميل
Dilbilgisi (i'rab)
مَّيْلَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَٰحِدَةً
bir
İsim
Kök: وحد
Dilbilgisi (i'rab)
وَٰحِدَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)، sıfat
وَلَا
bir günah yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
جُنَاحَ
bir günah
İsim
Kök: جنح
Dilbilgisi (i'rab)
جُنَاحَİsimeril، mansûb (akuzatif)
عَلَيْكُمْ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
إِن
eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنEdatşart
كَانَ
siz
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
بِكُمْ
sizi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُمْİsimzamir، 2. çoğul eril
أَذًى
zahmet çekerseniz
İsim
Kök: أذي
Dilbilgisi (i'rab)
أَذًىİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مِّن
yağmurdan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
مَّطَرٍ
bir yağmur
İsim
Kök: مطر
Dilbilgisi (i'rab)
مَّطَرٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
أَوْ
ya da
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَوْEdatatıf bağlacı
كُنتُم
olursanız
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَّرْضَىٰٓ
hasta
İsim
Kök: مرض
Dilbilgisi (i'rab)
مَّرْضَىٰٓİsimharf-i cer (edat)، mansûb (akuzatif)
أَن
bırakmanızda
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنEdatmasdar bağlacı
تَضَعُوٓا۟
bırakıncaya
Fiil
Kök: وضع
Dilbilgisi (i'rab)
تَضَعُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
أَسْلِحَتَكُمْ
silahlarınızı
İsim
Kök: سلح
Dilbilgisi (i'rab)
أَسْلِحَتَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَخُذُوا۟
ama alın
Fiil
Kök: أخذ
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
خُذُFiilemir، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
حِذْرَكُمْ
korunma tedbirinizi
İsim
Kök: حذر
Dilbilgisi (i'rab)
حِذْرَİsimmasdar (isim-fiil)، eril، mansûb (akuzatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
إِنَّ
şüphesiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱللَّهَ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
أَعَدَّ
hazırlamıştır
Fiil
Kök: عدد
Dilbilgisi (i'rab)
أَعَدَّFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
لِلْكَٰفِرِينَ
kafirlere
İsim
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لْEdatmarife (belirli)، ön ek
كَٰفِرِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)
عَذَابًا
bir azab
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
عَذَابًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مُّهِينًا
alçaltıcı
İsim
Kök: هون
Dilbilgisi (i'rab)
مُّهِينًاİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)، sıfat

Meal

TR

Sen içlerinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler; kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Kafirler, size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrılmış bulunmanızı dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azab hazırlamıştır.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza durup, silahlarını alsınlar (kuşansınlar); böylece secde ettiklerinde (namazı kıldıklarında diğerleri) arkanızda olsunlar! (Ardından henüz) namazını kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namazı kılsın, onlar da önlemlerini ve silahlarını alsınlar! O kâfir olanlar sizin silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olmanızı ve üstünüze birden baskın yapmayı isterler. Size yağmurdan (dolayı) bir eziyet dokunur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size herhangi bir vebal yoktur. (Yine de) önleminizi alın! Şüphesiz ki Allah kâfirler için küçük düşürücü bir azap hazırlamış (olacak)tır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

When thou (O Messenger) art with them, and standest to lead them in prayer, Let one party of them stand up (in prayer) with thee, Taking their arms with them: When they finish their prostrations, let them Take their position in the rear. And let the other party come up which hath not yet prayed - and let them pray with thee, Taking all precaution, and bearing arms: the Unbelievers wish, if ye were negligent of your arms and your baggage, to assault you in a single rush. But there is no blame on you if ye put away your arms because of the inconvenience of rain or because ye are ill; but take (every) precaution for yourselves. For the Unbelievers Allah hath prepared a humiliating punishment.

A. Yusuf Alipublic-domain

When you [Prophet] are with the believers, leading them in prayer, let a group of them stand up in prayer with you, taking their weapons with them, and when they have finished their prostration, let them take up their positions at the back. Then let the other group, who have not yet prayed, pray with you, also on their guard and armed with their weapons: the disbelievers would dearly like you to be heedless of your weapons and baggage, in order for them to take you in a single assault. You will not be blamed if you lay aside your arms when you are overtaken by heavy rain or illness, but be on your guard. Indeed, God has prepared a humiliating punishment for the disbelievers.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And when thou (O Muhammad) art among them and arrangest (their) worship for them, let only a party of them stand with thee (to worship) and let them take their arms. Then when they have performed their prostrations let them fall to the rear and let another party come that hath not worshipped and let them worship with thee, and let them take their precaution and their arms. Those who disbelieve long for you to neglect your arms and your baggage that they may attack you once for all. It is no sin for you to lay aside your arms, if rain impedeth you or ye are sick. But take your precaution. Lo! Allah prepareth for the disbelievers shameful punishment.

M. Pickthallpublic-domain

And when you [i.e., the commander of an army] are among them and lead them in prayer, let a group of them stand [in prayer] with you and let them carry their arms. And when they have prostrated, let them be [in position] behind you and have the other group come forward which has not [yet] prayed and let them pray with you, taking precaution and carrying their arms. Those who disbelieve wish that you would neglect your weapons and your baggage so they could come down upon you in one [single] attack. But there is no blame upon you, if you are troubled by rain or are ill, for putting down your arms, but take precaution. Indeed, Allāh has prepared for the disbelievers a humiliating punishment.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وإذا كنت -أيها النبي- في ساحة القتال، فأردت أن تصلي بهم، فلتقم جماعة منهم معك للصلاة، وليأخذوا سلاحهم، فإذا سجد هؤلاء فلتكن الجماعة الأخرى من خلفكم في مواجهة عدوكم، وتتم الجماعة الأولى ركعتهم الثانية ويُسلِّمون، ثم تأتي الجماعة الأخرى التي لم تبدأ الصلاة فليأتموا بك في ركعتهم الأولى، ثم يكملوا بأنفسهم ركعتهم الثانية، وليحذروا مِن عدوهم وليأخذوا أسلحتهم. ودَّ الجاحدون لدين الله أن تغفُلوا عن سلاحكم وزادكم؛ ليحملوا عليكم حملة واحلة فيقضوا عليكم، ولا إثم عليكم حيننذ إن كان بكم أذى من مطر، أو كنتم في حال مرض، أن تتركوا أسلحتكم، مع أخذ الحذر. إن الله تعالى أعدَّ للجاحدين لدينه عذابًا يهينهم، ويخزيهم.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?