← Sure 12

12:80

فَلَمَّا ٱسْتَيْـَٔسُوا۟ مِنْهُ خَلَصُوا۟ نَجِيًّا ۖ قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقًا مِّنَ ٱللَّهِ وَمِن قَبْلُ مَا فَرَّطتُمْ فِى يُوسُفَ ۖ فَلَنْ أَبْرَحَ ٱلْأَرْضَ حَتَّىٰ يَأْذَنَ لِىٓ أَبِىٓ أَوْ يَحْكُمَ ٱللَّهُ لِى ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَـٰكِمِينَ

Kelime kelime

فَلَمَّا
ne zaman ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَمَّاİsimzaman zarfı
ٱسْتَيْـَٔسُوا۟
umudu kesince
Fiil
Kök: يأس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱسْتَيْـَٔسُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِنْهُ
ondan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
خَلَصُوا۟
(bir kenara) çekildiler
Fiil
Kök: خلص
Dilbilgisi (i'rab)
خَلَصُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
نَجِيًّا
fısıldaşarak
İsim
Kök: نجو
Dilbilgisi (i'rab)
نَجِيًّاİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
قَالَ
dedi ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كَبِيرُهُمْ
büyükleri
İsim
Kök: كبر
Dilbilgisi (i'rab)
كَبِيرُİsimeril tekil، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أَلَمْ
bilmiyor musunuz?
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَİsimsoru، ön ek
لَمْEdatolumsuzluk
تَعْلَمُوٓا۟
bilen
Fiil
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
تَعْلَمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
أَنَّ
ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنَّEdatmansûb (akuzatif)
أَبَاكُمْ
babanız
İsim
Kök: أبو
Dilbilgisi (i'rab)
أَبَاİsimeril tekil، merfû (nominatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
قَدْ
muhakkak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
قَدْEdattahkik (kad)
أَخَذَ
aldı
Fiil
Kök: أخذ
Dilbilgisi (i'rab)
أَخَذَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
عَلَيْكُم
sizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَّوْثِقًا
kesin söz
İsim
Kök: وثق
Dilbilgisi (i'rab)
مَّوْثِقًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّنَ
(adına)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَEdatharf-i cer (edat)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَمِن
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مِنEdatharf-i cer (edat)
قَبْلُ
daha önce
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْلُİsimmecrûr (genitif)
مَا
işlediğiniz
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
فَرَّطتُمْ
kusurunuz
Fiil
Kök: فرط
Dilbilgisi (i'rab)
فَرَّطFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فِى
hakkında
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
يُوسُفَ
Yusuf'un
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
يُوسُفَİsimözel isim، eril، mecrûr (genitif)
فَلَنْ
asla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَنْEdatolumsuzluk
أَبْرَحَ
ayrılmayacağım
Fiil
Kök: برح
Dilbilgisi (i'rab)
أَبْرَحَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. tekil
ٱلْأَرْضَ
bu yerden
İsim
Kök: أرض
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَرْضَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
حَتَّىٰ
kadar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰEdatharf-i cer (edat)
يَأْذَنَ
izin verinceye
Fiil
Kök: أذن
Dilbilgisi (i'rab)
يَأْذَنَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
لِىٓ
bana
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ىٓİsimzamir، 1. tekil
أَبِىٓ
babam
İsim
Kök: أبو
Dilbilgisi (i'rab)
أَبِİsimeril tekil، merfû (nominatif)
ىٓİsimzamir، son ek، 1. tekil
أَوْ
yahut
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَوْEdatatıf bağlacı
يَحْكُمَ
hükmedinceye
Fiil
Kök: حكم
Dilbilgisi (i'rab)
يَحْكُمَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
لِى
benim için
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ىİsimzamir، 1. tekil
وَهُوَ
ve O
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
هُوَİsimzamir، 3. tekil eril
خَيْرُ
en iyisidir
İsim
Kök: خير
Dilbilgisi (i'rab)
خَيْرُİsimeril tekil، merfû (nominatif)
ٱلْحَٰكِمِينَ
hükmedenlerin
İsim
Kök: حكم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَٰكِمِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)

Meal

TR

Ümidsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki: Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söylüyoruz."

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ne zaman ki, onlar, onu kurtarmaktan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak oradan uzaklaştılar. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda ettiğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık burdan ayrılmam. Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Ondan ümitlerini kesince, (konuyu) gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara) çekilmişlerdi. Büyük (olan kardeş)leri şöyle demişti: “Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında yaptığınız aşırılığı bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah benim için hükmedinceye kadar bu yerden (Mısır’dan) asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Now when they saw no hope of his (yielding), they held a conference in private. The leader among them said: "Know ye not that your father did take an oath from you in Allah's name, and how, before this, ye did fail in your duty with Joseph? Therefore will I not leave this land until my father permits me, or Allah commands me; and He is the best to command.

A. Yusuf Alipublic-domain

When they lost hope of [persuading] him, they withdrew to confer with each other: the eldest of them said, ‘Do you not remember that your father took a solemn pledge from you in the name of God and before that you failed in your duty with regard to Joseph? I will not leave this land until my father gives me leave or God decides for me- He is the best decider-

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

So, When they despaired of (moving) him, they conferred together apart. The eldest of them said: Know ye not how your father took an undertaking from you in Allah's name and how ye failed in the case of Joseph aforetime? Therefore I shall not go forth from the land until my father giveth leave or Allah judgeth for me. He is the Best of Judges.

M. Pickthallpublic-domain

So when they had despaired of him, they secluded themselves in private consultation. The eldest of them said, "Do you not know that your father has taken upon you an oath by Allāh and [that] before you failed in [your duty to] Joseph? So I will never leave [this] land until my father permits me or Allāh decides for me, and He is the best of judges.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فلما يئسوا من إجابته إياهم لِمَا طلبوه انفردوا عن الناس، وأخذوا يتشاورون فيما بينهم، قال كبيرهم في السن: ألم تعلموا أن أباكم قد أخذ عليكم العهد المؤكد لتردُّنَّ أخاكم إلا أن تُغلبوا، ومن قبل هذا كان تقصيركم في يوسف وغدركم به؛ لذلك لن أفارق أرض "مصر" حتى يأذن لي أبي في مفارقتها، أو يقضي لي ربي بالخروج منها، وأتمكن مِن أَخْذِ أخي، والله خيرُ مَن حَكَمَ، وأعدل مَن فَصَلَ بين الناس.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

İlgili ayetler

Bu ayet nerede geçiyor?