← Sure 48

48:29

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ ٱللَّهِ ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلْكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ ۖ تَرَىٰهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنًا ۖ سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ ۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِى ٱلْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسْتَغْلَظَ فَٱسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعْجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلْكُفَّارَ ۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًۢا

Kelime kelime

مُّحَمَّدٌ
Muhammed
İsim
Kök: حمد
Dilbilgisi (i'rab)
مُّحَمَّدٌİsimözel isim، merfû (nominatif)
رَّسُولُ
elçisidir
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
رَّسُولُİsimeril، merfû (nominatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَٱلَّذِينَ
ve bulunanlar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
مَعَهُۥٓ
onun yanında
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَعَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
هُۥٓİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
أَشِدَّآءُ
katı
İsim
Kök: شدد
Dilbilgisi (i'rab)
أَشِدَّآءُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)
عَلَى
karşı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْكُفَّارِ
kafirlere
İsim
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
كُفَّارِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
رُحَمَآءُ
merhametlidirler
İsim
Kök: رحم
Dilbilgisi (i'rab)
رُحَمَآءُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)، sıfat
بَيْنَهُمْ
birbirlerine karşı
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بَيْنَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
تَرَىٰهُمْ
onları görürsün
Fiil
Kök: رأي
Dilbilgisi (i'rab)
تَرَىٰFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. tekil eril
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
رُكَّعًا
rüku' ederek
İsim
Kök: ركع
Dilbilgisi (i'rab)
رُكَّعًاİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
سُجَّدًا
secde ederek
İsim
Kök: سجد
Dilbilgisi (i'rab)
سُجَّدًاİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)، sıfat
يَبْتَغُونَ
aradıklarını
Fiil
Kök: بغي
Dilbilgisi (i'rab)
يَبْتَغُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَضْلًا
bir lutuf
İsim
Kök: فضل
Dilbilgisi (i'rab)
فَضْلًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّنَ
Allahdan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَEdatharf-i cer (edat)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَرِضْوَٰنًا
ve rızasını
İsim
Kök: رضو
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
رِضْوَٰنًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
سِيمَاهُمْ
nişanları vardır
İsim
Kök: سوم
Dilbilgisi (i'rab)
سِيمَاİsimeril، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فِى
yüzlerinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
وُجُوهِهِم
yüzleri
İsim
Kök: وجه
Dilbilgisi (i'rab)
وُجُوهِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
هِمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِّنْ
izinden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنْEdatharf-i cer (edat)
أَثَرِ
onların izleri
İsim
Kök: أثر
Dilbilgisi (i'rab)
أَثَرِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱلسُّجُودِ
secde
İsim
Kök: سجد
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سُّجُودِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
ذَٰلِكَ
şöyledir
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
مَثَلُهُمْ
onların vasıfları
İsim
Kök: مثل
Dilbilgisi (i'rab)
مَثَلُİsimeril، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فِى
Tevrat'taki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلتَّوْرَىٰةِ
Tevrat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
تَّوْرَىٰةِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَمَثَلُهُمْ
ve vasıfları
İsim
Kök: مثل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَثَلُİsimeril، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فِى
İncildeki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْإِنجِيلِ
İncil
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
إِنجِيلِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
كَزَرْعٍ
bir ekin gibidir
İsim
Kök: زرع
Dilbilgisi (i'rab)
كَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
زَرْعٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
أَخْرَجَ
çıkaran
Fiil
Kök: خرج
Dilbilgisi (i'rab)
أَخْرَجَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
شَطْـَٔهُۥ
filizini
İsim
Kök: شطأ
Dilbilgisi (i'rab)
شَطْـَٔİsimeril، mansûb (akuzatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
فَـَٔازَرَهُۥ
onu güçlendiren
Fiil
Kök: أزر
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ـَٔازَرَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
فَٱسْتَغْلَظَ
sonra kalınlaşan
Fiil
Kök: غلظ
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱسْتَغْلَظَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
فَٱسْتَوَىٰ
derken dikilen
Fiil
Kök: سوي
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱسْتَوَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
عَلَىٰ
üstüne
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰEdatharf-i cer (edat)
سُوقِهِۦ
gövdesinin
İsim
Kök: سوق
Dilbilgisi (i'rab)
سُوقِİsimeril، mecrûr (genitif)
هِۦİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
يُعْجِبُ
hoşuna gider
Fiil
Kök: عجب
Dilbilgisi (i'rab)
يُعْجِبُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلزُّرَّاعَ
ekincilerin
İsim
Kök: زرع
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
زُّرَّاعَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
لِيَغِيظَ
öfkelendirsin diye
Fiil
Kök: غيظ
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatta'lil lâmı (amaç)، ön ek
يَغِيظَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
بِهِمُ
onlara karşı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِمُİsimzamir، 3. çoğul eril
ٱلْكُفَّارَ
kafirleri
İsim
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
كُفَّارَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
وَعَدَ
va'detmiştir
Fiil
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
وَعَدَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
ٱلَّذِينَ
inananlara
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
Fiil
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
عَمِلُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ٱلصَّٰلِحَٰتِ
iyi işler
İsim
Kök: صلح
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
صَّٰلِحَٰتِİsimism-i fâil (etken ortaç)، dişil çoğul، mecrûr (genitif)
مِنْهُم
onlardan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَّغْفِرَةً
mağfiret
İsim
Kök: غفر
Dilbilgisi (i'rab)
مَّغْفِرَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَأَجْرًا
ve mükafat
İsim
Kök: أجر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَجْرًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
عَظِيمًۢا
büyük
İsim
Kök: عظم
Dilbilgisi (i'rab)
عَظِيمًۢاİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)، sıfat

Meal

TR

Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Muhammed, Allah’ın Elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidir. Allah’tan lütuf ve rıza isteyerek onları rükû halinde, secde halinde görürsün. Onların nişanları, yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki örneğidir. İncil’deki örneği ise şöyledir: (Onlar) filizini yarıp çıkarmış, onu güçlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekin gibidir. (Bu,) çiftçilerin hoşuna gider. Böylece (Allah) onlar (güçlenen müminler) sebebiyle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan iman edip iyi işler yapanlara bağışlanma ve büyük ödül vadetmiştir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Muhammad is the messenger of Allah; and those who are with him are strong against Unbelievers, (but) compassionate amongst each other. Thou wilt see them bow and prostrate themselves (in prayer), seeking Grace from Allah and (His) Good Pleasure. On their faces are their marks, (being) the traces of their prostration. This is their similitude in the Taurat; and their similitude in the Gospel is: like a seed which sends forth its blade, then makes it strong; it then becomes thick, and it stands on its own stem, (filling) the sowers with wonder and delight. As a result, it fills the Unbelievers with rage at them. Allah has promised those among them who believe and do righteous deeds forgiveness, and a great Reward.

A. Yusuf Alipublic-domain

Muhammad is the Messenger of God. Those who follow him are harsh towards the disbelievers and compassionate towards each other. You see them kneeling and prostrating, seeking God’s bounty and His good pleasure: on their faces they bear the marks of their prostrations. This is how they are pictured in the Torah and the Gospel: like a seed that puts forth its shoot, becomes strong, grows thick, and rises on its stem to the delight of its sowers. So God infuriates the disbelievers through them; God promises forgiveness and a great reward to those who believe and do righteous deeds.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Muhammad is the messenger of Allah. And those with him are hard against the disbelievers and merciful among themselves. Thou (O Muhammad) seest them bowing and falling prostrate (in worship), seeking bounty from Allah and (His) acceptance. The mark of them is on their foreheads from the traces of prostration. Such is their likeness in the Torah and their likeness in the Gospel - like as sown corn that sendeth forth its shoot and strengtheneth it and riseth firm upon its stalk, delighting the sowers - that He may enrage the disbelievers with (the sight of) them. Allah hath promised, unto such of them as believe and do good works, forgiveness and immense reward.

M. Pickthallpublic-domain

Muḥammad is the Messenger of Allāh; and those with him are forceful against the disbelievers, merciful among themselves. You see them bowing and prostrating [in prayer], seeking bounty from Allāh and [His] pleasure. Their sign is in their faces from the effect of prostration [i.e., prayer]. That is their description in the Torah. And their description in the Gospel is as a plant which produces its offshoots and strengthens them so they grow firm and stand upon their stalks, delighting the sowers - so that He [i.e., Allāh] may enrage by them the disbelievers. Allāh has promised those who believe and do righteous deeds among them forgiveness and a great reward.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

محمد رسول الله، والذين معه على دينه أشداء على الكفار، رحماء فيما بينهم، تراهم ركعًا سُجَّدًا لله في صلاتهم، يرجون ربهم أن يتفضل عليهم، فيدخلهم الجنة، ويرضى عنهم، علامة طاعتهم لله ظاهرة في وجوههم من أثر السجود والعبادة، هذه صفتهم في التوراة. وصفتهم في الإنجيل كصفة زرع أخرج ساقه وفرعه، ثم تكاثرت فروعه بعد ذلك، وشدت الزرع، فقوي واستوى قائمًا على سيقانه جميلا منظره، يعجب الزُّرَّاع؛ ليَغِيظ بهؤلاء المؤمنين في كثرتهم وجمال منظرهم الكفار. وفي هذا دليل على كفر من أبغض الصحابة -رضي الله عنهم-؛ لأن من غاظه الله بالصحابة، فقد وُجد في حقه موجِب ذاك، وهو الكفر. وعد الله الذين آمنوا منهم بالله ورسوله وعملوا ما أمرهم الله به، واجتنبوا ما نهاهم عنه، مغفرة لذنوبهم، وثوابًا جزيلا لا ينقطع، وهو الجنة. (ووعد الله حق مصدَّق لا يُخْلَف، وكل من اقتفى أثر الصحابة رضي الله عنهم فهو في حكمهم في استحقاق المغفرة والأجر العظيم، ولهم الفضل والسبق والكمال الذي لا يلحقهم فيه أحد من هذه الأمة، رضي الله عنهم وأرضاهم).

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

İlgili ayetler

Önceki kitaplarda

  • Markos 4:28atıf
    Kuran'ın açık atıfları

    Toprak kendiliğinden ürün verir: önce filiz, sonra başak, sonra başaktaki dolgun buğday.

    Açıklama

    αὐτομάτη ἡ γῆ καρποφορεῖ, πρῶτον χόρτον, εἶτα στάχυν, εἶτα πλήρη σῖτον ἐν τῷ στάχυϊ.

    Kuran müminleri 'İncil'deki vasıfları' ile tanımlar: 'filizini çıkaran, onu güçlendiren... ekin gibi' (Fetih 48:29). Markos 4:28'deki büyüyen-ekin temsiliyle aynı imgedir. (İncil'e metin içi atıf.)

    İslamKuran — kendi çevirimiz (özgün dilden)attribution

Bu ayet nerede geçiyor?