80.Abese
عبسMekke · 42 ayet
- 1
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
80:1
(The Prophet) frowned and turned away,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He frowned and turned away
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Görme engelli biri ona geldi diye yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He frowned and turned away
M. Pickthall · EN · public-domain
He [i.e., the Prophet (ﷺ) ] frowned and turned away
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ظهر التغير والعبوس في وجه الرسول صلى الله عليه وسلم، وأعرض لأجل أن الأعمى عبد الله بن أم مكتوم جاءه مسترشدا، وكان الرسول صلى الله عليه وسلم منشغلا بدعوة كبار قريش إلى الإسلام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
80:2
Because there came to him the blind man (interrupting).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendisine âmâ geldi, diye.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when the blind man came to him––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Görme engelli biri ona geldi diye yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Because the blind man came unto him.
M. Pickthall · EN · public-domain
Because there came to him the blind man, [interrupting].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ظهر التغير والعبوس في وجه الرسول صلى الله عليه وسلم، وأعرض لأجل أن الأعمى عبد الله بن أم مكتوم جاءه مسترشدا، وكان الرسول صلى الله عليه وسلم منشغلا بدعوة كبار قريش إلى الإسلام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
80:3
But what could tell thee but that perchance he might grow (in spiritual understanding)?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ne bilirsin, belki de o arınacak;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for all you know, he might have grown in spirit,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (azgın Mekkeli)nin arınacağını veya (gerçeği) hatırlayıp bunun ona yarar sağlayacağını sana bildirecek olan ne olabilir ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What could inform thee but that he might grow (in grace)
M. Pickthall · EN · public-domain
But what would make you perceive, [O Muḥammad], that perhaps he might be purified
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأيُّ شيء يجعلك عالمًا بحقيقة أمره؟ لعله بسؤاله تزكو نفسه وتطهر، أو يحصل له المزيد من الاعتبار والازدجار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
80:4
Or that he might receive admonition, and the teaching might profit him?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
or taken note of something useful to him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (azgın Mekkeli)nin arınacağını veya (gerçeği) hatırlayıp bunun ona yarar sağlayacağını sana bildirecek olan ne olabilir ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or take heed and so the reminder might avail him?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or be reminded and the remembrance would benefit him?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأيُّ شيء يجعلك عالمًا بحقيقة أمره؟ لعله بسؤاله تزكو نفسه وتطهر، أو يحصل له المزيد من الاعتبار والازدجار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
80:5
As to one who regards Himself as self-sufficient,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
For the self-satisfied one
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendini zengin (ihtiyaçsız) gören bu kişiye gelince, sen ona yöneliyorsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for him who thinketh himself independent,
M. Pickthall · EN · public-domain
As for he who thinks himself without need,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أما مَن استغنى عن هديك، فأنت تتعرض له وتصغي لكلامه، وأي شيء عليك ألا يتطهر من كفره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
80:6
To him dost thou attend;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sen ona yöneliyorsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
you go out of your way––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendini zengin (ihtiyaçsız) gören bu kişiye gelince, sen ona yöneliyorsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto him thou payest regard.
M. Pickthall · EN · public-domain
To him you give attention.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أما مَن استغنى عن هديك، فأنت تتعرض له وتصغي لكلامه، وأي شيء عليك ألا يتطهر من كفره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
80:7
Though it is no blame to thee if he grow not (in spiritual understanding).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Arınmak istememesinden sana ne?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onun temizlenmemesinden sana ne?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
though you are not to be blamed for his lack of spiritual growth––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Oysa) onun temizlenip arınmamasından sen sorumlu değilsin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yet it is not thy concern if he grow not (in grace).
M. Pickthall · EN · public-domain
And not upon you [is any blame] if he will not be purified.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أما مَن استغنى عن هديك، فأنت تتعرض له وتصغي لكلامه، وأي شيء عليك ألا يتطهر من كفره؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
80:8
But as to him who came to thee striving earnestly,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama sana can atarak gelen,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but from the one who has come to you full of eagerness
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Fakat Allah’a) saygı ile koşarak sana gelenle (görme engelli ile) ilgilenmiyorsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But as for him who cometh unto thee with earnest purpose
M. Pickthall · EN · public-domain
But as for he who came to you striving [for knowledge]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَهُوَ يَخْشَىٰ
80:9
And with fear (in his heart),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'tan korkarak gelmişken,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and awe
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Fakat Allah’a) saygı ile koşarak sana gelenle (görme engelli ile) ilgilenmiyorsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hath fear,
M. Pickthall · EN · public-domain
While he fears [Allāh],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
80:10
Of him wast thou unmindful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
you allow yourself to be distracted.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Fakat Allah’a) saygı ile koşarak sana gelenle (görme engelli ile) ilgilenmiyorsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
From him thou art distracted.
M. Pickthall · EN · public-domain
From him you are distracted.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
80:11
By no means (should it be so)! For it is indeed a Message of instruction:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
No indeed! This [Quran] is a lesson
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Şüphesiz ki bunlar, (gerçeği) hatırlatmadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but verily it is an Admonishment,
M. Pickthall · EN · public-domain
No! Indeed, they [i.e., these verses] are a reminder;
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
80:12
Therefore let whoso will, keep it in remembrance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dileyen onu öğüt kabul eder.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Artık dileyen onu düşünür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
from which those who wish to be taught should learn,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dileyen onu (Kur’an’ı) hatırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So let whosoever will pay heed to it,
M. Pickthall · EN · public-domain
So whoever wills may remember it.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
80:13
(It is) in Books held (greatly) in honour,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, değerli sahifelerdedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[written] on honoured,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On honoured leaves
M. Pickthall · EN · public-domain
[It is recorded] in honored sheets,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ
80:14
Exalted (in dignity), kept pure and holy,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
exalted, pure pages,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Exalted, purified,
M. Pickthall · EN · public-domain
Exalted and purified,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
بِأَيْدِى سَفَرَةٍ
80:15
(Written) by the hands of scribes-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yazıcıların ellerindedir,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
by the hands of
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Set down) by scribes
M. Pickthall · EN · public-domain
[Carried] by the hands of messenger-angels,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ
80:16
Honourable and Pious and Just.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Değerli, iyi yazıcıların.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
noble and virtuous scribes.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Noble and righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
Noble and dutiful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
80:17
Woe to man! What hath made him reject Allah;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O kahrolası insan, ne nankör şey.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe to man! How ungrateful he is!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kahrolası o insan ne kadar da nankördür!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Man is (self-)destroyed: how ungrateful!
M. Pickthall · EN · public-domain
Destroyed [i.e., cursed] is man; how disbelieving is he.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
80:18
From what stuff hath He created him?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah onu hangi şeyden yaratmış?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
From what thing does God create him?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) onu hangi şeyden yarattı (bir düşünse ya)?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
From what thing doth He create him?
M. Pickthall · EN · public-domain
From what thing [i.e., substance] did He create him?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
80:19
From a sperm-drop: He hath created him, and then mouldeth him in due proportions;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He creates him from a droplet, He proportions him,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bir nutfeden (zigottan) yaratıp ona şekil verir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
From a drop of seed. He createth him and proportioneth him,
M. Pickthall · EN · public-domain
From a sperm-drop He created him and destined for him;
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
80:20
Then doth He make His path smooth for him;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He makes the way easy for him,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra ona yolu kolaylaştırır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then maketh the way easy for him,
M. Pickthall · EN · public-domain
Then He eased the way for him;
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
80:21
Then He causeth him to die, and putteth him in his grave;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra onu öldürür ve kabre koyar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
then He causes him to die and be buried.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Daha sonra onu öldürüp kabre koydurur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then causeth him to die, and burieth him;
M. Pickthall · EN · public-domain
Then He causes his death and provides a grave for him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
80:22
Then, when it is His Will, He will raise him up (again).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When He wills, He will raise him up again.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra (en sonunda) dilediği zaman onu yeniden diriltir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, when He will, He bringeth him again to life.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then when He wills, He will resurrect him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
80:23
By no means hath he fulfilled what Allah hath commanded him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yet man does not fulfil God’s commands.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gerçek şu ki (insan, Allah’ın) ona emrettiğini yerine getirmedi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but (man) hath not done what He commanded him.
M. Pickthall · EN · public-domain
No! He [i.e., man] has not yet accomplished what He commanded him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
80:24
Then let man look at his food, (and how We provide it):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsan, yiyeceğine bir baksın;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de o insan yiyeceğine baksın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Let man consider the food he eats!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu insan, yiyeceğine bir baksın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Let man consider his food:
M. Pickthall · EN · public-domain
Then let mankind look at his food -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا
80:25
For that We pour forth water in abundance,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz o suyu bol bol döktük.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We pour down abundant water
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Suyu bolca indirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How We pour water in showers
M. Pickthall · EN · public-domain
How We poured down water in torrents,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا
80:26
And We split the earth in fragments,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra toprağı nasıl da yardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and cause the soil to split open.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra toprağı yardıkça yardık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then split the earth in clefts
M. Pickthall · EN · public-domain
Then We broke open the earth, splitting [it with sprouts],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
80:27
And produce therein corn,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu suretle orada ekinler bitirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We make grain grow,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Orada (toprakta) taneler yetiştirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And cause the grain to grow therein
M. Pickthall · EN · public-domain
And caused to grow within it grain
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
80:28
And Grapes and nutritious plants,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Üzümler, yoncalar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and vines, fresh vegetation,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üzüm ve sebze,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And grapes and green fodder
M. Pickthall · EN · public-domain
And grapes and herbage
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
80:29
And Olives and Dates,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Zeytinlikler, hurmalıklar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
olive trees, date palms,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Zeytin ve hurma,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And olive-trees and palm-trees
M. Pickthall · EN · public-domain
And olive and palm trees
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
وَحَدَآئِقَ غُلْبًا
80:30
And enclosed Gardens, dense with lofty trees,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
luscious gardens,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gür (ağaçlı)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And garden-closes of thick foliage
M. Pickthall · EN · public-domain
And gardens of dense shrubbery
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
وَفَـٰكِهَةً وَأَبًّا
80:31
And fruits and fodder,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Meyveler, çayırlar bitirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
fruits, and fodder:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Meyve ve çayır (nice bitkiler),
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And fruits and grasses:
M. Pickthall · EN · public-domain
And fruit and grass -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
80:32
For use and convenience to you and your cattle.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
all for you and your livestock to enjoy.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için (böyle yaptık).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Provision for you and your cattle.
M. Pickthall · EN · public-domain
[As] enjoyment [i.e., provision] for you and your grazing livestock.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
80:33
At length, when there comes the Deafening Noise,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the Deafening Blast comes––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kulakları sağır eden o ses geldiği zaman,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when the Shout cometh
M. Pickthall · EN · public-domain
But when there comes the Deafening Blast
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
80:34
That Day shall a man flee from his own brother,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün kişi kaçar, kardeşinden...
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the Day man will flee from his own brother,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından (eşinden) ve çocuğundan kaçar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when a man fleeth from his brother
M. Pickthall · EN · public-domain
On the Day a man will flee from his brother
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
80:35
And from his mother and his father,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Anasından, babasından..
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
his mother, his father,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından (eşinden) ve çocuğundan kaçar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And his mother and his father
M. Pickthall · EN · public-domain
And his mother and his father
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
80:36
And from his wife and his children.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eşinden ve oğullarından.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
his wife, his children:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından (eşinden) ve çocuğundan kaçar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And his wife and his children,
M. Pickthall · EN · public-domain
And his wife and his children,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
80:37
Each one of them, that Day, will have enough concern (of his own) to make him indifferent to the others.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
each of them will be absorbed in concerns of their own on that Day-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Çünkü) o gün, her kişinin kendisine yetecek bir işi olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Every man that day will have concern enough to make him heedless (of others).
M. Pickthall · EN · public-domain
For every man, that Day, will be a matter adequate for him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
80:38
Some faces that Day will be beaming,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
on that Day some faces will be beaming,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün bazı yüzler aydınlıktır (adeta ışık saçar).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day faces will be bright as dawn,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Some] faces, that Day, will be bright -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
80:39
Laughing, rejoicing.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Güler, sevinir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
laughing, and rejoicing,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlar) güler, müjdeyle sevinir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Laughing, rejoicing at good news;
M. Pickthall · EN · public-domain
Laughing, rejoicing at good news.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
80:40
And other faces that Day will be dust-stained,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but some faces will be dust-stained
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün bazı yüzlerde de toz (hüzün) vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And other faces, on that day, with dust upon them,
M. Pickthall · EN · public-domain
And [other] faces, that Day, will have upon them dust.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
80:41
Blackness will cover them:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onları karanlık bürümüş,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and covered in darkness:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onları âdeta) karanlık kaplamıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Veiled in darkness,
M. Pickthall · EN · public-domain
Blackness will cover them.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
80:42
Such will be the Rejecters of Allah, the doers of iniquity.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
those are the disbelievers, the licentious.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte onlar -evet onlar- kâfirlerdir, (doğru yoldan) sapanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those are the disbelievers, the wicked.
M. Pickthall · EN · public-domain
Those are the disbelievers, the wicked ones.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)