Tüm sureler

80.Abese

عبس

Mekke · 42 ayet

Okuma modu
  1. 1

    عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ

    80:1

    (The Prophet) frowned and turned away,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He frowned and turned away

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Görme engelli biri ona geldi diye yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He frowned and turned away

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He [i.e., the Prophet (ﷺ) ] frowned and turned away

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ظهر التغير والعبوس في وجه الرسول صلى الله عليه وسلم، وأعرض لأجل أن الأعمى عبد الله بن أم مكتوم جاءه مسترشدا، وكان الرسول صلى الله عليه وسلم منشغلا بدعوة كبار قريش إلى الإسلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ

    80:2

    Because there came to him the blind man (interrupting).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kendisine âmâ geldi, diye.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    when the blind man came to him––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Görme engelli biri ona geldi diye yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Because the blind man came unto him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Because there came to him the blind man, [interrupting].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ظهر التغير والعبوس في وجه الرسول صلى الله عليه وسلم، وأعرض لأجل أن الأعمى عبد الله بن أم مكتوم جاءه مسترشدا، وكان الرسول صلى الله عليه وسلم منشغلا بدعوة كبار قريش إلى الإسلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ

    80:3

    But what could tell thee but that perchance he might grow (in spiritual understanding)?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ne bilirsin, belki de o arınacak;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ne bilirsin, belki o temizlenecek?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    for all you know, he might have grown in spirit,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (azgın Mekkeli)nin arınacağını veya (gerçeği) hatırlayıp bunun ona yarar sağlayacağını sana bildirecek olan ne olabilir ki!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What could inform thee but that he might grow (in grace)

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But what would make you perceive, [O Muḥammad], that perhaps he might be purified

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأيُّ شيء يجعلك عالمًا بحقيقة أمره؟ لعله بسؤاله تزكو نفسه وتطهر، أو يحصل له المزيد من الاعتبار والازدجار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ

    80:4

    Or that he might receive admonition, and the teaching might profit him?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    or taken note of something useful to him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (azgın Mekkeli)nin arınacağını veya (gerçeği) hatırlayıp bunun ona yarar sağlayacağını sana bildirecek olan ne olabilir ki!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or take heed and so the reminder might avail him?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or be reminded and the remembrance would benefit him?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأيُّ شيء يجعلك عالمًا بحقيقة أمره؟ لعله بسؤاله تزكو نفسه وتطهر، أو يحصل له المزيد من الاعتبار والازدجار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ

    80:5

    As to one who regards Himself as self-sufficient,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    For the self-satisfied one

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendini zengin (ihtiyaçsız) gören bu kişiye gelince, sen ona yöneliyorsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    As for him who thinketh himself independent,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    As for he who thinks himself without need,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أما مَن استغنى عن هديك، فأنت تتعرض له وتصغي لكلامه، وأي شيء عليك ألا يتطهر من كفره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ

    80:6

    To him dost thou attend;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen ona yöneliyorsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you go out of your way––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendini zengin (ihtiyaçsız) gören bu kişiye gelince, sen ona yöneliyorsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto him thou payest regard.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    To him you give attention.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أما مَن استغنى عن هديك، فأنت تتعرض له وتصغي لكلامه، وأي شيء عليك ألا يتطهر من كفره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ

    80:7

    Though it is no blame to thee if he grow not (in spiritual understanding).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Arınmak istememesinden sana ne?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onun temizlenmemesinden sana ne?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    though you are not to be blamed for his lack of spiritual growth––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Oysa) onun temizlenip arınmamasından sen sorumlu değilsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet it is not thy concern if he grow not (in grace).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And not upon you [is any blame] if he will not be purified.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أما مَن استغنى عن هديك، فأنت تتعرض له وتصغي لكلامه، وأي شيء عليك ألا يتطهر من كفره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ

    80:8

    But as to him who came to thee striving earnestly,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ama sana can atarak gelen,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but from the one who has come to you full of eagerness

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Fakat Allah’a) saygı ile koşarak sana gelenle (görme engelli ile) ilgilenmiyorsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But as for him who cometh unto thee with earnest purpose

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But as for he who came to you striving [for knowledge]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    وَهُوَ يَخْشَىٰ

    80:9

    And with fear (in his heart),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah'tan korkarak gelmişken,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and awe

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Fakat Allah’a) saygı ile koşarak sana gelenle (görme engelli ile) ilgilenmiyorsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And hath fear,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    While he fears [Allāh],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ

    80:10

    Of him wast thou unmindful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen onunla ilgilenmiyorsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you allow yourself to be distracted.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Fakat Allah’a) saygı ile koşarak sana gelenle (görme engelli ile) ilgilenmiyorsun.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    From him thou art distracted.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    From him you are distracted.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

    80:11

    By no means (should it be so)! For it is indeed a Message of instruction:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    No indeed! This [Quran] is a lesson

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hayır! Şüphesiz ki bunlar, (gerçeği) hatırlatmadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but verily it is an Admonishment,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No! Indeed, they [i.e., these verses] are a reminder;

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

    80:12

    Therefore let whoso will, keep it in remembrance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dileyen onu öğüt kabul eder.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Artık dileyen onu düşünür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    from which those who wish to be taught should learn,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dileyen onu (Kur’an’ı) hatırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So let whosoever will pay heed to it,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So whoever wills may remember it.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    فِى صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ

    80:13

    (It is) in Books held (greatly) in honour,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O, değerli sahifelerdedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [written] on honoured,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On honoured leaves

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [It is recorded] in honored sheets,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍۭ

    80:14

    Exalted (in dignity), kept pure and holy,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    exalted, pure pages,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Exalted, purified,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Exalted and purified,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    بِأَيْدِى سَفَرَةٍ

    80:15

    (Written) by the hands of scribes-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yazıcıların ellerindedir,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by the hands of

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Set down) by scribes

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Carried] by the hands of messenger-angels,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    كِرَامٍۭ بَرَرَةٍ

    80:16

    Honourable and Pious and Just.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Değerli, iyi yazıcıların.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    noble and virtuous scribes.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kur’an) kıymetli ve güvenilir elçilerin ellerinde, yüceltilmiş, arındırılmış, kutsal, değerli sahifelerdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Noble and righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Noble and dutiful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت أيها الرسول، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    قُتِلَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ

    80:17

    Woe to man! What hath made him reject Allah;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O kahrolası insan, ne nankör şey.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Woe to man! How ungrateful he is!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kahrolası o insan ne kadar da nankördür!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Man is (self-)destroyed: how ungrateful!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Destroyed [i.e., cursed] is man; how disbelieving is he.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ

    80:18

    From what stuff hath He created him?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah onu hangi şeyden yaratmış?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O yaratan onu hangi şeyden yarattı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    From what thing does God create him?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) onu hangi şeyden yarattı (bir düşünse ya)?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    From what thing doth He create him?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    From what thing [i.e., substance] did He create him?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ

    80:19

    From a sperm-drop: He hath created him, and then mouldeth him in due proportions;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He creates him from a droplet, He proportions him,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bir nutfeden (zigottan) yaratıp ona şekil verir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    From a drop of seed. He createth him and proportioneth him,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    From a sperm-drop He created him and destined for him;

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ

    80:20

    Then doth He make His path smooth for him;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He makes the way easy for him,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra ona yolu kolaylaştırır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then maketh the way easy for him,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then He eased the way for him;

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ

    80:21

    Then He causeth him to die, and putteth him in his grave;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra onu öldürür ve kabre koyar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then He causes him to die and be buried.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Daha sonra onu öldürüp kabre koydurur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then causeth him to die, and burieth him;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then He causes his death and provides a grave for him.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ

    80:22

    Then, when it is His Will, He will raise him up (again).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When He wills, He will raise him up again.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra (en sonunda) dilediği zaman onu yeniden diriltir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then, when He will, He bringeth him again to life.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then when He wills, He will resurrect him.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ

    80:23

    By no means hath he fulfilled what Allah hath commanded him.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yet man does not fulfil God’s commands.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gerçek şu ki (insan, Allah’ın) ona emrettiğini yerine getirmedi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but (man) hath not done what He commanded him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No! He [i.e., man] has not yet accomplished what He commanded him.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل- وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَـٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ

    80:24

    Then let man look at his food, (and how We provide it):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsan, yiyeceğine bir baksın;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir de o insan yiyeceğine baksın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Let man consider the food he eats!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu insan, yiyeceğine bir baksın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Let man consider his food:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then let mankind look at his food -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّا

    80:25

    For that We pour forth water in abundance,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz o suyu bol bol döktük.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We pour down abundant water

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Suyu bolca indirdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    How We pour water in showers

    M. Pickthall · EN · public-domain

    How We poured down water in torrents,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّا

    80:26

    And We split the earth in fragments,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra toprağı nasıl da yardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and cause the soil to split open.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra toprağı yardıkça yardık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then split the earth in clefts

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We broke open the earth, splitting [it with sprouts],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّا

    80:27

    And produce therein corn,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu suretle orada ekinler bitirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We make grain grow,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orada (toprakta) taneler yetiştirdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And cause the grain to grow therein

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And caused to grow within it grain

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    وَعِنَبًا وَقَضْبًا

    80:28

    And Grapes and nutritious plants,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Üzümler, yoncalar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and vines, fresh vegetation,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üzüm ve sebze,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And grapes and green fodder

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And grapes and herbage

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا

    80:29

    And Olives and Dates,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Zeytinlikler, hurmalıklar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    olive trees, date palms,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Zeytin ve hurma,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And olive-trees and palm-trees

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And olive and palm trees

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    وَحَدَآئِقَ غُلْبًا

    80:30

    And enclosed Gardens, dense with lofty trees,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İri ve sık ağaçlı bahçeler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    luscious gardens,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gür (ağaçlı)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And garden-closes of thick foliage

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And gardens of dense shrubbery

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    وَفَـٰكِهَةً وَأَبًّا

    80:31

    And fruits and fodder,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Meyveler, çayırlar bitirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    fruits, and fodder:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Meyve ve çayır (nice bitkiler),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And fruits and grasses:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And fruit and grass -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    مَّتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ

    80:32

    For use and convenience to you and your cattle.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    all for you and your livestock to enjoy.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için (böyle yaptık).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Provision for you and your cattle.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [As] enjoyment [i.e., provision] for you and your grazing livestock.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ أنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ

    80:33

    At length, when there comes the Deafening Noise,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When the Deafening Blast comes––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kulakları sağır eden o ses geldiği zaman,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when the Shout cometh

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But when there comes the Deafening Blast

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

    80:34

    That Day shall a man flee from his own brother,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün kişi kaçar, kardeşinden...

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the Day man will flee from his own brother,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından (eşinden) ve çocuğundan kaçar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On the day when a man fleeth from his brother

    M. Pickthall · EN · public-domain

    On the Day a man will flee from his brother

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ

    80:35

    And from his mother and his father,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Anasından, babasından..

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    his mother, his father,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından (eşinden) ve çocuğundan kaçar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And his mother and his father

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And his mother and his father

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ

    80:36

    And from his wife and his children.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eşinden ve oğullarından.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    his wife, his children:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından (eşinden) ve çocuğundan kaçar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And his wife and his children,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And his wife and his children,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    لِكُلِّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ

    80:37

    Each one of them, that Day, will have enough concern (of his own) to make him indifferent to the others.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    each of them will be absorbed in concerns of their own on that Day-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Çünkü) o gün, her kişinin kendisine yetecek bir işi olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Every man that day will have concern enough to make him heedless (of others).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    For every man, that Day, will be a matter adequate for him.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا جاءت صيحة يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ

    80:38

    Some faces that Day will be beaming,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yüzler var ki, o gün parıl parıl,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    on that Day some faces will be beaming,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün bazı yüzler aydınlıktır (adeta ışık saçar).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On that day faces will be bright as dawn,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Some] faces, that Day, will be bright -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ

    80:39

    Laughing, rejoicing.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Güler, sevinir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    laughing, and rejoicing,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar) güler, müjdeyle sevinir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Laughing, rejoicing at good news;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Laughing, rejoicing at good news.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ

    80:40

    And other faces that Day will be dust-stained,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but some faces will be dust-stained

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün bazı yüzlerde de toz (hüzün) vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And other faces, on that day, with dust upon them,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [other] faces, that Day, will have upon them dust.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

    80:41

    Blackness will cover them:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onları karanlık bürümüş,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and covered in darkness:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onları âdeta) karanlık kaplamıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Veiled in darkness,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Blackness will cover them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ

    80:42

    Such will be the Rejecters of Allah, the doers of iniquity.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    those are the disbelievers, the licentious.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte onlar -evet onlar- kâfirlerdir, (doğru yoldan) sapanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those are the disbelievers, the wicked.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those are the disbelievers, the wicked ones.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة، تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)