32.السجدة
السجدةمكية · 30 آية
- 1
الٓمٓ
32:1
A. L. M.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elif, Lam, Mim.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elif, Lâm, mim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Alif Lam Mim
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elif. Lâm. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alif. Lam. Mim
M. Pickthall · EN · public-domain
Alif, Lām, Meem.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(الم) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَـٰبِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
32:2
(This is) the Revelation of the Book in which there is no doubt,- from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphe götürmeyen Kitap, Alemlerin Rabbi'nin indirdiğidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This scripture, free from all doubt, has been sent down from the Lord of the Worlds.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitabın indirilişi âlemlerin Rabbindendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The revelation of the Scripture whereof there is no doubt is from the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
[This is] the revelation of the Book about which there is no doubt from the Lord of the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن الذي جاء به محمد صلى الله عليه وسلم لا شك أنه منزل من عند الله، رب الخلائق أجمعين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۚ بَلْ هُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
32:3
Or do they say, "He has forged it"? Nay, it is the Truth from thy Lord, that thou mayest admonish a people to whom no warner has come before thee: in order that they may receive guidance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yet they say, ‘Muhammad has made it up.’ No indeed! It is the Truth from your Lord for you [Prophet], to warn a people who have had no one to warn them before, so that they may be guided.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa “Onu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar? Aksine doğru yolu bulsunlar diye o, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için Rabbinden gönderilen gerçektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or say they: He hath invented it? Nay, but it is the Truth from thy Lord, that thou mayst warn a folk to whom no warner came before thee, that haply they may walk aright.
M. Pickthall · EN · public-domain
Or do they say, "He invented it"? Rather, it is the truth from your Lord, [O Muḥammad], that you may warn a people to whom no warner has come before you [so] perhaps they will be guided.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل أيقول المشركون: اختلق محمد صلى الله عليه وسلم القرآن؟ كذَبوا، بل هو الحق الثابت المنزل عليك -أيها الرسول- من ربك؛ لتنذر به أناسًا لم يأتهم نذير من قبلك، لعلهم يهتدون، فيعرفوا الحق ويؤمنوا به ويؤثروه، ويؤمنوا بك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۖ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّ وَلَا شَفِيعٍ ۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
32:4
It is Allah Who has created the heavens and the earth, and all between them, in six Days, and is firmly established on the Throne (of Authority): ye have none, besides Him, to protect or intercede (for you): will ye not then receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is God who created the heavens and the earth and everything between them in six Days. Then He established Himself on the Throne. You [people] have no one but Him to protect you and no one to intercede for you, so why do you not take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde (dönemde) yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Sizin için O’ndan başka hiçbir dost ve şefaatçi yoktur. (Hâlâ gerçeği) hatırlamıyor musunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah it is Who created the heavens and the earth, and that which is between them, in six Days. Then He mounted the Throne. Ye have not, beside Him, a protecting friend or mediator. Will ye not then remember?
M. Pickthall · EN · public-domain
It is Allāh who created the heavens and the earth and whatever is between them in six days; then He established Himself above the Throne. You have not besides Him any protector or any intercessor; so will you not be reminded?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله الذي خلق السموات والأرض وما بينهما في ستة أيام لحكمة يعلمها، وهو قادر أن يخلقها بكلمة "كن" فتكون، ثم استوى سبحانه وتعالى -أي علا وارتفع- على عرشه استواء يليق بجلاله، لا يكيَّف، ولا يشبَّه باستواء المخلوقين. ليس لكم -أيها الناس- من وليٍّ يلي أموركم، أو شفيع يشفع لكم عند الله؛ لتنجوا من عذابه، أفلا تتعظون وتتفكرون -أيها الناس-، فتُفردوا الله بالألوهية وتُخلصوا له العبادة؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥٓ أَلْفَ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
32:5
He rules (all) affairs from the heavens to the earth: in the end will (all affairs) go up to Him, on a Day, the space whereof will be (as) a thousand years of your reckoning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He runs everything, from the heavens to the earth, and everything will ascend to Him in the end, on a Day that will measure a thousand years in your reckoning.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) gökten yere (kadar her) işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin saymakta olduğunuz türden (takviminize göre) bin sene tutan bir günde O’na yükselir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He directeth the ordinance from the heaven unto the earth; then it ascendeth unto Him in a Day, whereof the measure is a thousand years of that ye reckon.
M. Pickthall · EN · public-domain
He arranges [each] matter from the heaven to the earth; then it will ascend to Him in a Day, the extent of which is a thousand years of those which you count.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدبر الله تعالى أَمْر المخلوقات من السماء إلى الأرض، ثم يصعد ذلك الأمر والتدبير إلى الله في يوم مقداره ألف سنة من أيام الدنيا التي تعدُّونها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
ذَٰلِكَ عَـٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
32:6
Such is He, the Knower of all things, hidden and open, the Exalted (in power), the Merciful;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Such is He who knows all that is unseen as well as what is seen, the Almighty, the Merciful,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte, görünmeyeni de görüneni de bilen, güçlü, çok merhametli olan O’dur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Such is the Knower of the Invisible and the Visible, the Mighty, the Merciful,
M. Pickthall · EN · public-domain
That is the Knower of the unseen and the witnessed, the Exalted in Might, the Merciful,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ذلك الخالق المدبِّر لشؤون العالمين، عالم بكل ما يغيب عن الأبصار، مما تُكِنُّه الصدور وتخفيه النفوس، وعالم بما شاهدته الأبصار، وهو القويُّ الظاهر الذي لا يغالَب، الرحيم بعباده المؤمنين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ۖ وَبَدَأَ خَلْقَ ٱلْإِنسَـٰنِ مِن طِينٍ
32:7
He Who has made everything which He has created most good: He began the creation of man with (nothing more than) clay,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who gave everything its perfect form. He first created man from clay,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O ki yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanı yaratmaya çamurdan başlamıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who made all things good which He created, and He began the creation of man from clay;
M. Pickthall · EN · public-domain
Who perfected everything which He created and began the creation of man from clay.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله الذي أحكم خلق كل شيء، وبدأ خَلْقَ الإنسان، وهو آدم عليه السلام من طين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُۥ مِن سُلَـٰلَةٍ مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ
32:8
And made his progeny from a quintessence of the nature of a fluid despised:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
then made his descendants from an extract of underrated fluid.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra onun neslini dayanıksız bir suyun özünden yaratmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then He made his seed from a draught of despised fluid;
M. Pickthall · EN · public-domain
Then He made his posterity out of the extract of a liquid disdained.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم جعل ذرية آدم متناسلة من نطفة ضعيفة رقيقة مهينة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦ ۖ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
32:9
But He fashioned him in due proportion, and breathed into him something of His spirit. And He gave you (the faculties of) hearing and sight and feeling (and understanding): little thanks do ye give!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Then He moulded him; He breathed from His Spirit into him; He gave you hearing, sight, and minds. How seldom you are grateful!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra onu şekillendirmiş, ona rûhundan üflemiştir. Sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler yaratmıştır. Ne kadar da azınız şükrediyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then He fashioned him and breathed into him of His Spirit; and appointed for you hearing and sight and hearts. Small thanks give ye!
M. Pickthall · EN · public-domain
Then He proportioned him and breathed into him from His [created] soul and made for you hearing and vision and hearts [i.e., intellect]; little are you grateful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم أتم خلق الإنسان وأبدعه، وأحسن خلقته، ونفخ فيه مِن روحه بإرسال الملك له؛ لينفخ فيه الروح، وجعل لكم -أيها الناس- نعمة السمع والأبصار يُميَّز بها بين الأصوات والألوان والذوات والأشخاص، ونعمة العقل يُميَّز بها بين الخير والشر والنافع والضار. قليلا ما تشكرون ربكم على ما أنعم به عليكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا ضَلَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍۭ ۚ بَلْ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ كَـٰفِرُونَ
32:10
And they say: "What! when we lie, hidden and lost, in the earth, shall we indeed be in a Creation renewed? Nay, they deny the Meeting with their Lord.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar: "Biz yerde kaybolup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta bulunacağız?" dediler. Fakat onlar Rablerine kavuşmayı (O'nun huzuruna varacaklarını) inkâr eden kâfirlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They say, ‘What? When we have disappeared into the earth, shall we really be created anew?’ In fact, they deny the meeting with their Lord.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnkârcılar) “Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman biz mi yeni bir yaratılışta olacakmışız?” derler. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: When we are lost in the earth, how can we then be re-created? Nay but they are disbelievers in the meeting with their Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they say, "When we are lost [i.e., disintegrated] within the earth, will we indeed be [recreated] in a new creation?" Rather, they are, in the meeting with their Lord, disbelievers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال المشركون بالله المكذبون بالبعث: أإذا صارت لحومنا وعظامنا ترابًا في الأرض أنُبعَث خلقًا جديدًا؟ يستبعدون ذلك غير طالبين الوصول إلى الحق، وإنما هو منهم ظلم وعناد؛ لأنهم بلقاء ربهم -يوم القيامة- كافرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
۞ قُلْ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلْمَوْتِ ٱلَّذِى وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
32:11
Say: "The Angel of Death, put in charge of you, will (duly) take your souls: then shall ye be brought back to your Lord."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘The Angel of Death put in charge of you will reclaim you, and then you will be brought back to your Lord.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Size vekil kılınan (görevlendirilen) ölüm meleği sizi vefat ettirecek, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: The angel of death, who hath charge concerning you, will gather you, and afterward unto your Lord ye will be returned.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "The angel of death who has been entrusted with you will take you. Then to your Lord you will be returned."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: يتوفاكم ملك الموت الذي وُكِّل بكم، فيقبض أرواحكم إذا انتهت آجالكم، ولن تتأخروا لحظة واحدة، ثم تُردُّون إلى ربكم، فيجازيكم على جميع أعمالكم: إن خيرًا فخير وإن شرًا فشر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا۟ رُءُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَآ أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَٱرْجِعْنَا نَعْمَلْ صَـٰلِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ
32:12
If only thou couldst see when the guilty ones will bend low their heads before their Lord, (saying:) "Our Lord! We have seen and we have heard: Now then send us back (to the world): we will work righteousness: for we do indeed (now) believe."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], if only you could see the wrongdoers hang their heads before their Lord: ‘Our Lord, now that we have seen and heard, send us back and we shall do good. [Now] we are convinced.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O suçluların Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri ve “Rabbimiz! Gördük, duyduk; bizi (dünyaya) geri gönder de iyi işler yapalım; artık kesin olarak inananlarız!” diyecekleri zamanı bir görsen!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Couldst thou but see when the guilty hang their heads before their Lord, (and say): Our Lord! We have now seen and heard, so send us back; we will do right, now we are sure.
M. Pickthall · EN · public-domain
If you could but see when the criminals are hanging their heads before their Lord, [saying], "Our Lord, we have seen and heard, so return us [to the world]; we will work righteousness. Indeed, we are [now] certain."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو ترى -أيها المخاطب- إذ المجرمون الذين أنكروا البعث قد خفضوا رؤوسهم عند ربهم من الخزي والعار قائلين: ربنا أبصرنا قبائحنا، وسمعنا منك تصديق ما كانت رسلك تأمرنا به في الدنيا، وقد تُبْنا إليك، فارجعنا إلى الدنيا لنعمل فيها بطاعتك، إنا قد أيقنَّا الآن ما كنا به في الدنيا مكذبين من وحدانيتك، وأنك تبعث من في القبور. ولو رأيت -أيها الخاطب- ذلك كله، لرأيت أمرًا عظيمًا، وخطبًا جسيمًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَلَوْ شِئْنَا لَـَٔاتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَىٰهَا وَلَـٰكِنْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ مِنِّى لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
32:13
If We had so willed, We could certainly have brought every soul its true guidance: but the Word from Me will come true, "I will fill Hell with Jinns and men all together."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘If it had been Our will, We could certainly have given every soul its true guidance, but My words have come true. “I shall be sure to fill Hell with jinn and men together.”
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz dileseydik elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat “Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım!” diye benden kesin söz çıkmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if We had so willed, We could have given every soul its guidance, but the word from Me concerning evildoers took effect: that I will fill hell with the jinn and mankind together.
M. Pickthall · EN · public-domain
And if We had willed, We could have given every soul its guidance, but the word from Me will come into effect [that] "I will surely fill Hell with jinn and people all together.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو شئنا لآتينا هؤلاء المشركين بالله رشدهم وتوفيقهم للإيمان، ولكن حق القول مني ووجب لأملأنَّ جهنم من أهل الكفر والمعاصي، من الجِنَّة والناس أجمعين؛ وذلك لاختيارهم الضلالة على الهدى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
فَذُوقُوا۟ بِمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَـٰذَآ إِنَّا نَسِينَـٰكُمْ ۖ وَذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
32:14
"Taste ye then - for ye forgot the Meeting of this Day of yours, and We too will forget you - taste ye the Penalty of Eternity for your (evil) deeds!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın" deriz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"O halde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azabı!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So since you ignored the meeting on this Day of yours, now We shall ignore you: taste the lasting suffering for all you have done.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O gün onlara şöyle diyeceğiz:) “Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını tadın! Doğrusu biz de sizi unuttuk (azapta terk ettik); yaptıklarınız nedeniyle ebedî azabı tadın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So taste (the evil of your deeds). Forasmuch as ye forgot the meeting of this your day, lo! We forget you. Taste the doom of immortality because of what ye used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
So taste [punishment] because you forgot the meeting of this, your Day; indeed, We have [accordingly] forgotten you. And taste the punishment of eternity for what you used to do."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لهؤلاء المشركين -عند دخولهم النار-: فذوقوا العذاب؛ بسبب غفلتكم عن الآخرة وانغماسكم في لذائذ الدنيا، إنا تركناكم اليوم في العذاب، وذوقوا عذاب جهنم الذي لا ينقطع؛ بما كنتم تعملون في الدنيا من الكفر بالله ومعاصيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِـَٔايَـٰتِنَا ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِهَا خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَسَبَّحُوا۟ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩
32:15
Only those believe in Our Signs, who, when they are recited to them, fall down in prostration, and celebrate the praises of their Lord, nor are they (ever) puffed up with pride.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The only people who truly believe in Our messages are those who, when they are reminded of them, bow down in worship, cele-brate their Lord’s praises, and do not think themselves above this.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bizim ayetlerimize inananlara onlarla (ayetlerimizle gerçekler) hatırlatıldığı zaman, kibirlenmeden secde eder ve Rablerini hamd (övgü) ile tesbih ederler (yüceltirler).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Only those believe in Our revelations who, when they are reminded of them, fall down prostrate and hymn the praise of their Lord, and they are not scornful,
M. Pickthall · EN · public-domain
Only those believe in Our verses who, when they are reminded by them, fall down in prostration and exalt [Allāh] with praise of their Lord, and they are not arrogant.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنما يصدق بآيات القرآن ويعمل بها الذين إذا وُعِظوا بها أو تُليت عليهم سجدوا لربهم خاشعين مطيعين، وسبَّحوا الله في سجودهم بحمده، وهم لا يستكبرون عن السجود والتسبيح له، وعبادته وحده لا شريك له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمْ عَنِ ٱلْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَـٰهُمْ يُنفِقُونَ
32:16
Their limbs do forsake their beds of sleep, the while they call on their Lord, in Fear and Hope: and they spend (in charity) out of the sustenance which We have bestowed on them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Their sides shun their beds in order to pray to their Lord in fear and hope; they give to others some of what We have given them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rablerine korkuyla ve ümitle yalvararak vücutları yataklar(ın)dan uzak kalır; kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) infak ederler (verirler).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who forsake their beds to cry unto their Lord in fear and hope, and spend of that We have bestowed on them.
M. Pickthall · EN · public-domain
Their sides part [i.e., they arise] from [their] beds; they supplicate their Lord in fear and aspiration, and from what We have provided them, they spend.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ترتفع جنوب هؤلاء الذين يؤمنون بآيات الله عن فراش النوم، يتهجدون لربهم في صلاة الليل، يدعون ربهم خوفًا من العذاب وطمعًا في الثواب، ومما رزقناهم ينفقون في طاعة الله وفي سبيله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّآ أُخْفِىَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
32:17
Now no person knows what delights of the eye are kept hidden (in reserve) for them - as a reward for their (good) deeds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
No soul knows what joy is kept hidden in store for them as a reward for what they have done.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yaptıklarına karşılık olarak,onlar için ne göz aydınlıklarının gizlendiğini kimse bilemez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
No soul knoweth what is kept hid for them of joy, as a reward for what they used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
And no soul knows what has been hidden for them of comfort for eyes [i.e., satisfaction] as reward for what they used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا تعلم نفس ما ادَّخر الله لهؤلاء المؤمنين مما تَقَرُّ به العين، وينشرح له الصدر؛ جزاء لهم على أعمالهم الصالحة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
أَفَمَن كَانَ مُؤْمِنًا كَمَن كَانَ فَاسِقًا ۚ لَّا يَسْتَوُۥنَ
32:18
Is then the man who believes no better than the man who is rebellious and wicked? Not equal are they.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Öyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So, is someone who believes equal to someone who defies God? No, they are not equal.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Mümin olan kişi, yoldan çıkan kişi gibi midir? (Elbette) bir olamazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is he who is a believer like unto him who is an evil-liver? They are not alike.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then is one who was a believer like one who was defiantly disobedient? They are not equal.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفمن كان مطيعًا لله ورسوله مصدقًا بوعده ووعيده، مثل من كفر بالله ورسله وكذب باليوم الآخر؟ لا يستوون عند الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
أَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمْ جَنَّـٰتُ ٱلْمَأْوَىٰ نُزُلًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
32:19
For those who believe and do righteous deeds are Gardens as hospitable homes, for their (good) deeds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, onların yaptıklarına karşılık, varacakları cennet konakları vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Evet, iman edip de salih amelleri işleyen kimselerin, yaptıklarına karşılık bir konukluk (ağırlanma) olarak me'vâ (barınak) cennetleri vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those who believe and do good deeds will have Gardens awaiting them as their home and as a reward for what they have done.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanlara gelince, yaptıklarının karşılığında bir ikram olarak onlar için barınılacak cennetler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But as for those who believe and do good works, for them are the Gardens of Retreat - a welcome (in reward) for what they used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
As for those who believed and did righteous deeds, for them will be the Gardens of Refuge as accommodation for what they used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أما الذين آمنوا بالله وعملوا بما أُمِروا به فجزاؤهم جنات يأوون إليها، ويقيمون في نعيمها ضيافة لهم؛ جزاءً لهم بما كانوا يعملون في الدنيا بطاعته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فَسَقُوا۟ فَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۖ كُلَّمَآ أَرَادُوٓا۟ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَآ أُعِيدُوا۟ فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
32:20
As to those who are rebellious and wicked, their abode will be the Fire: every time they wish to get away therefrom, they will be forced thereinto, and it will be said to them: "Taste ye the Penalty of the Fire, the which ye were wont to reject as false."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: "Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!" denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
As for those who defy God, their home will be the Fire. Whenever they try to escape it, they will be driven back into it, and they will be told, ‘Taste the torment of the Fire, which you persistently denied.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoldan çıkanlara gelince, onların barınağı ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri döndürülmüş (olacak)lar ve kendilerine, “Yalanlamış olduğunuz cehennem azabını tadın!” denecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And as for those who do evil, their retreat is the Fire. Whenever they desire to issue forth from thence, they are brought back thither. Unto them it is said: Taste the torment of the Fire which ye used to deny.
M. Pickthall · EN · public-domain
But as for those who defiantly disobeyed, their refuge is the Fire. Every time they wish to emerge from it, they will be returned to it while it is said to them, "Taste the punishment of the Fire which you used to deny."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما الذين خرجوا عن طاعة الله وعملوا بمعاصيه فمستقرهم جهنم، كلما أرادوا أن يخرجوا منها أعيدوا فيها، وقيل لهم -توبيخا وتقريعا-: ذوقوا عذاب النار الذي كنتم به تكذبون في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَدْنَىٰ دُونَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
32:21
And indeed We will make them taste of the Penalty of this (life) prior to the supreme Penalty, in order that they may (repent and) return.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azabdan önce dünya azabından tattırırız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şu bir gerçek ki, onlara o en büyük azabdan önce yakın azabdan (dünyada) da tattıracağız. Umulur ki, (kötülükten) dönerler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We shall certainly make them taste a nearer torment [in this life] prior to the greater torment, so that perhaps they may return [to the right path].
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Gerçeğe) dönsünler diye en büyük azaptan önce onlara mutlaka en yakın azaptan (dünya azabından) tattıracağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We make them taste the lower punishment before the greater, that haply they may return.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We will surely let them taste the nearer punishment short of the greater punishment that perhaps they will return [i.e., repent].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولنذيقن هؤلاء الفاسقين المكذبين من العذاب الأدنى من البلاء والمحن والمصائب في الدنيا قبل العذاب الأكبر يوم القيامة، حيث يُعذَّبون في نار جهنم؛ لعلهم يرجعون ويتوبون من ذنوبهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَآ ۚ إِنَّا مِنَ ٱلْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ
32:22
And who does more wrong than one to whom are recited the Signs of his Lord, and who then turns away therefrom? Verily from those who transgress We shall exact (due) Retribution.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Who does more wrong than someone who, when messages from his Lord are recited to him, turns away from them? We shall inflict retribution on the guilty.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir ki! Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcılarız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And who doth greater wrong than he who is reminded of the revelations of his Lord, then turneth from them. Lo! We shall requite the guilty.
M. Pickthall · EN · public-domain
And who is more unjust than one who is reminded of the verses of his Lord; then he turns away from them? Indeed We, from the criminals, will take retribution.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولا أحد أشد ظلمًا لنفسه ممن وعظ بدلائل الله، ثم أعرض عن ذلك كله، فلم يتعظ بمواعظه، ولكنه استكبر عنها، إنا من المجرمين الذين أعرضوا عن آيات الله وحججه، ولم ينتفعوا بها، منتقمون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ فَلَا تَكُن فِى مِرْيَةٍ مِّن لِّقَآئِهِۦ ۖ وَجَعَلْنَـٰهُ هُدًى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
32:23
We did indeed aforetime give the Book to Moses: be not then in doubt of its reaching (thee): and We made it a guide to the Children of Israel.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz vaktiyle Musa'ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona (öyle bir kitaba) kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına doğru yolu göstren bir rehber kılmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave Moses the Scripture- so [Muhammad] do not doubt that you are receiving it- and We made it a guide for the Children of Israel.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz Musa’ya da Kitabı vermiştik. Sen (de) ona kavuşacağından şüphe etme! Onu İsrailoğullarına bir rehber kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily gave Moses the Scripture; so be not ye in doubt of his receiving it; and We appointed it a guidance for the Children of Israel.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We certainly gave Moses the Scripture, so do not be in doubt over his meeting. And We made it [i.e., the Torah] guidance for the Children of Israel.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد آتينا موسى التوراة كما آتيناك -أيها الرسول- القرآن، فلا تكن في شك من لقاء موسى ليلة الإسراء والمعراج، وجعلنا التوراة هداية لبني إسرائيل، تدعوهم إلى الحق وإلى طريق مستقيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا۟ ۖ وَكَانُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا يُوقِنُونَ
32:24
And We appointed, from among them, leaders, giving guidance under Our command, so long as they persevered with patience and continued to have faith in Our Signs.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, aralarından, onları buyruğumuzla doğru yola götüren önderler yaptık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When they became steadfast and believed firmly in Our messages, We raised leaders among them, guiding them according to Our command.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sabrettikleri ve ayetlerimize kesin bir şekilde inandıkları zaman onların içinden, emrimizle doğru yola ulaştıran önderler çıkarmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when they became steadfast and believed firmly in Our revelations, We appointed from among them leaders who guided by Our command.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We made from among them leaders guiding by Our command when they were patient and [when] they were certain of Our signs.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا من بني إسرائيل هداة ودعاة إلى الخير، يأتمُّ بهم الناس، ويدعونهم إلى التوحيد وعبادة الله وحده وطاعته، وإنما نالوا هذه الدرجة العالية حين صبروا على أوامر الله، وترك زواجره، والدعوة إليه، وتحمُّل الأذى في سبيله، وكانوا بآيات الله وحججه يوقنون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
32:25
Verily thy Lord will judge between them on the Day of Judgment, in the matters wherein they differ (among themselves)
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi ihtilafa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyamet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], it is your Lord who will judge between them on the Day of Resurrection concerning their differences.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki Rabbin anlaşmazlığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! thy Lord will judge between them on the Day of Resurrection concerning that wherein they used to differ.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, your Lord will judge between them on the Day of Resurrection concerning that over which they used to differ.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن ربك -أيها الرسول- يقضي بين المؤمنين والكافرين من بني إسرائيل وغيرهم يوم القيامة بالعدل فيما اختلفوا فيه من أمور الدين، ويجازي كل إنسان بعمله بإدخال أهلِ الجنةِ الجنةَ وأهلِ النارِ النارَ.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَـٰكِنِهِمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ ۖ أَفَلَا يَسْمَعُونَ
32:26
Does it not teach them a lesson, how many generations We destroyed before them, in whose dwellings they (now) go to and fro? Verily in that are Signs: Do they not then listen?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerinden önce, yurtlarında gezip dolaşmakta oldukları nice kuşakları helâk etmiş olmamız, daha onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Hâlâ kulak vermeyecekler mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Is it not a lesson for them [to see] how many generations We destroyed before them, in whose homes they now walk? There truly are signs in this- do they not hear?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yurtlarında dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesli helak etmiş olmamız onlara (sonrakilere) yol göstermedi mi? Bunlarda elbette dersler vardır. (Gerçeği) dinlemezler mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it not a guidance for them (to observe) how many generations We destroyed before them, amid whose dwelling places they do walk? Lo! therein verily are portents! Will they not then heed?
M. Pickthall · EN · public-domain
Has it not become clear to them how many generations We destroyed before them, [as] they walk among their dwellings? Indeed in that are signs; then do they not hear?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم يتبين لهؤلاء المكذبين للرسول: كم أهلكنا من قبلهم من الأمم السابقة يمشون في مساكنهم، فيشاهدونها عِيانًا كقوم هود وصالح ولوط؟ إن في ذلك لآيات وعظات يُستدَلُّ بها على صدق الرسل التي جاءتهم، وبطلان ما هم عليه من الشرك، أفلا يسمع هؤلاء المكذبون بالرسل مواعظ الله وحججه، فينتفعون بها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا نَسُوقُ ٱلْمَآءَ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِۦ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعَـٰمُهُمْ وَأَنفُسُهُمْ ۖ أَفَلَا يُبْصِرُونَ
32:27
And do they not see that We do drive rain to parched soil (bare of herbage), and produce therewith crops, providing food for their cattle and themselves? Have they not the vision?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuru yerlere suyu gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they not consider how We drive rain to the barren land, and with it produce vegetation from which their cattle and they themselves eat? Do they not see?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yemekte oldukları ekini çıkarmakta olduğumuzu da mı düşünmediler? (Gerçeği) görmezler mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not seen how We lead the water to the barren land and therewith bring forth crops whereof their cattle eat, and they themselves? Will they not then see?
M. Pickthall · EN · public-domain
Have they not seen that We drive water [in clouds] to barren land and bring forth thereby crops from which their livestock eat and [they] themselves? Then do they not see?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم ير المكذبون بالبعث بعد الموت أننا نسوق الماء إلى الأرض اليابسة الغليظة التي لا نبات فيها، فنخرج به زرعًا مختلفًا ألوانه تأكل منه أنعامهم، وتتغذى به أبدانهم فيعيشون به؟ أفلا يرون هذه النعم بأعينهم، فيعلموا أن الله الذي فعل ذلك قادر على إحياء الأموات ونَشْرهم من قبورهم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْفَتْحُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
32:28
They say: "When will this decision be, if ye are telling the truth?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğru söylüyorsanız bildirin bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de "Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And they say, ‘When will this Decision be, if you are telling the truth?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Doğruysanız bu fetih (hüküm) günü ne zamanmış!” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: When cometh this victory (of yours) if ye are truthful?
M. Pickthall · EN · public-domain
And they say, "When will be this conquest, if you should be truthful?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يستعجل هؤلاء المشركون بالله العذاب، فيقولون: متى هذا الحكم الذي يقضي بيننا وبينكم بتعذيبنا على زعمكم إن كنتم صادقين في دعواكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
قُلْ يَوْمَ ٱلْفَتْحِ لَا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِيمَـٰنُهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
32:29
Say: "On the Day of Decision, no profit will it be to Unbelievers if they (then) believe! nor will they be granted a respite."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘On the Day of Decision it will be no use for the disbelievers to believe; they will be granted no respite.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Fetih (hüküm) gününde kâfir olanlara (o günkü) imanları yarar sağlamayacak ve kendilerine bakılmayacak da!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them): On the day of the victory the faith of those who disbelieve (and who then will believe) will not avail them, neither will they be reprieved.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "On the Day of Conquest the belief of those who had disbelieved will not benefit them, nor will they be reprieved."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل لهم -أيها الرسول-: يوم القضاء الذي يقع فيه عقابكم، وتعاينون فيه الموت لا ينفع الكفار إيمانهم، ولا هم يؤخرون للتوبة والمراجعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَٱنتَظِرْ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ
32:30
So turn away from them, and wait: they too are waiting.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So [Prophet], turn away from them and wait: they too are waiting.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan yüz çevir ve bekle! Şüphesiz ki onlar da bekleyenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So withdraw from them (O Muhammad), and await (the event). Lo! they (also) are awaiting (it).
M. Pickthall · EN · public-domain
So turn away from them and wait. Indeed, they are waiting.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأعرض -أيها الرسول- عن هؤلاء المشركين، ولا تبال بتكذيبهم، وانتظر ما الله صانع بهم، إنهم منتظرون ومتربصون بكم دوائر السوء، فسيخزيهم الله ويذلهم، وينصرك عليهم. وقد فعل فله الحمد والمنة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)