الطائر: كل ذي جناح يسبح في الهواء، يقال: طار يطير طيرانا، وجمع الطائر: طير ، كراكب وركب. قال تعالى: ولا طائر يطير بجناحيه [الأنعام/ 38]، والطير محشورة [ص/ 19]، والطير صافات [النور/ 41] وحشر لسليمان جنوده من الجن والإنس والطير [النمل/ 17]، وتفقد الطير [النمل/ 20]، وتطير فلان، واطير أصله التفاؤل بالطير ثم يستعمل في كل ما يتفاءل به ويتشاءم، قالوا: إنا تطيرنا بكم [يس/ 18]، ولذلك قيل: «لا طير إلا طيرك » ، وقال تعالى: إن تصبهم سيئة يطيروا [الأعراف/ 131]، أي: يتشاءموا به، ألا إنما طائرهم عند الله [الأعراف/ 131]، أي: شؤمهم: ما قد أعد الله لهم بسوء أعمالهم. وعلى ذلك قوله: قالوا اطيرنا بك وبمن معك قال طائركم عند الله [النمل/ 47]، قالوا طائركم معكم [يس/ 19]، وكل إنسان ألزمناه طائره في عنقه [الإسراء/ 13]، أي: عمله الذي طار عنه من خير وشر، ويقال: تطايروا: إذا أسرعوا، ويقال: إذا تفرقوا ، قال الشاعر: 303- طاروا إليه زرافات ووحدانا وفجر مستطير، أي: فاش. قال تعالى: ويخافون يوما كان شره مستطيرا [الإنسان/ 7]، وغبار مستطار، خولف بين بنائهما فتصور الفجر بصورة الفاعل، فقيل: مستطير، والغبار بصورة المفعول، فقيل: مستطار . وفرس مطار للسريع، ولحديد الفؤاد، وخذ ما طار من شعر رأسك، أي: ما انتشر حتى كأنه طار.
Exdore translation — not part of the source
et-Tâir (الطائر): Havada süzülen kanatlı her varlıktır. "Târa - yatîru - tayerânen" denir. "Tâir"in çoğulu "tayr"dır; "râkib"in çoğulunun "rekb" olması gibi. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki..." [6:38], "Kuşlar da toplanmış hâlde" [38:19], "Saf saf (kanat çırpan) kuşlar" [24:41]. "Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplandı" [27:17], "Kuşları gözden geçirdi" [27:20]. "Tetayyera fülânün" ve "ittayera" — aslı kuşla fal tutmaktır (uğur çıkarmaktır); sonra kendisiyle uğur ya da uğursuzluk çıkarılan her şey için kullanılır olmuştur. "Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık dediler" [36:18]. Bundan dolayı şöyle denmiştir: "Senin uğurundan başka uğur yoktur." Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Onlara bir kötülük isabet ederse onu uğursuzluğa yorarlar" [7:131], yani onu uğursuz sayarlar. "İyi bilin ki onların uğursuzluğu (tâirleri) Allah katındadır" [7:131], yani uğursuzlukları, kötü amelleri sebebiyle Allah'ın onlar için hazırladığı şeydir. Şu söz de bunun üzeredir: "Dediler ki: Senin ve seninle beraber olanların yüzünden uğursuzluğa uğradık. Dedi ki: Sizin uğursuzluğunuz (tâiriniz) Allah katındadır" [27:47], "Dediler ki: Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir" [36:19], "Her insanın amelini (tâirini) boynuna doladık" [17:13], yani hayır ve şerden kendisinden uçup çıkmış olan ameli. "Tetâyerû" denir: Hızla gittiklerinde. Ayrıca dağıldıklarında da denir. Şair şöyle demiştir: 303- Grup grup ve teker teker ona doğru uçtular "Fecrun müstatîr": Yani yayılmış (fecir). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Şerri her yana yayılan bir günden korkarlar" [76:7]. "Ğubârun müstatâr" (yayılmış toz) da denir; bu ikisinin yapısı (vezni) arasında farklılık gözetilmiştir: Fecir, fâil (etken) suretinde tasavvur edilmiş, bu yüzden "müstatîr" denmiş; toz ise mef'ûl (edilgen) suretinde tasavvur edilmiş, bu yüzden "müstatâr" denmiştir. "Feresun matâr": Hızlı ve zeki/atik yürekli at için kullanılır. "Huz mâ târa min şa'ri re'sike": Yani başının saçından dağılmış olanı al; öyle ki sanki uçmuş gibidir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)