أصل البحر: كل مكان واسع جامع للماء الكثير، هذا هو الأصل، ثم اعتبر تارة سعته المعاينة، فيقال: بحرت كذا: أوسعته سعة البحر، تشبيها به، ومنه: بحرت البعير: شققت أذنه شقا واسعا، ومنه سميت البحيرة. قال تعالى: ما جعل الله من بحيرة [المائدة/ 103]، وذلك ما كانوا يجعلونه بالناقة إذا ولدت عشرة أبطن شقوا أذنها فيسيبونها، فلا تركب ولا يحمل عليها، وسموا كل متوسع في شيء بحرا، حتى قالوا: فرس بحر، باعتبار سعة جريه، و# قال عليه الصلاة والسلام في فرس ركبه: «وجدته بحرا» وللمتوسع في علمه بحر، وقد تبحر أي: توسع في كذا، والتبحر في العلم: التوسع واعتبر من البحر تارة ملوحته فقيل: ماء بحراني، أي: ملح، وقد أبحر الماء. قال الشاعر: 39- قد عاد ماء الأرض بحرا فزادني %~% إلى مرضي أن أبحر المشرب العذب وقال بعضهم: البحر يقال في الأصل للماء الملح دون العذب ، وقوله تعالى: مرج البحرين هذا عذب فرات وهذا ملح أجاج [الفرقان/ 53] إنما سمي العذب بحرا لكونه مع الملح، كما يقال للشمس والقمر: قمران، وقيل السحاب الذي كثر ماؤه: بنات بحر . وقوله تعالى: ظهر الفساد في البر والبحر [الروم/ 41] قيل: أراد في البوادي والأرياف لا فيما بين الماء، وقولهم: لقيته صحرة بحرة، أي: ظاهرا حيث لا بناء يستره.
Exdore çevirisi — kaynağın parçası değildir
El-bahr (deniz) kelimesinin aslı: çok suyu bir araya toplayan her geniş yerdir; asıl mana budur. Sonra bazen onun gözle görülen genişliği esas alındı ve 'bahartü kezâ' denildi; yani: onu, denize benzeterek deniz genişliğinde genişlettim. Bundan 'bahartü'l-be'îr' de gelir: devenin kulağını geniş bir yarıkla yardım. El-bahîra da bundan adlandırılmıştır. Yüce Allah, 'Allah ne bahîra... kılmıştır' [5:103] buyurmuştur. Bu, dişi deve on batın (yavru) doğurduğunda ona yaptıkları şeydi: kulağını yarar ve onu serbest bırakırlardı; artık ona binilmez, üzerine yük vurulmazdı. Bir şeyde genişleyen her şeye 'bahr' adını verdiler; hatta koşusunun enginliğini göz önünde tutarak 'bahr at (fers bahr)' bile dediler. Salât ve selam onun üzerine olsun, bindiği bir at hakkında: 'Onu bir deniz (bahr) buldum' buyurmuştur. İlminde derinleşen kimseye de 'bahr' denir. 'Tebahhara' da denilir; yani: bir konuda genişledi, derinleşti. İlimde 'tebahhur' genişlemek, derinleşmektir. Bazen de denizin tuzluluğu esas alınarak 'mâün bahrâniyy' yani tuzlu su denildi; 'ebhara'l-mâ' (su tuzlandı) da denir. Şair şöyle demiştir: Yerin suyu tuzlu bir denize döndü; tatlı içme suyunun tuzlanması, hastalığımı büsbütün artırdı. Kimileri de şöyle demiştir: 'Bahr' aslında tatlıya değil, tuzlu suya denir; Yüce Allah'ın 'İki denizi salıverdi; şu tatlı ve içimi hoş, şu ise tuzlu ve acıdır' [25:53] sözünde tatlı su, ancak tuzlu su ile birlikte anıldığı için 'bahr' diye adlandırılmıştır; nitekim güneş ile ay için 'iki ay (kameran)' denir. Suyu bol olan buluta da 'benâtu bahr (denizin kızları)' denildi. Yüce Allah'ın 'Karada ve denizde bozulma ortaya çıktı' [30:41] sözünde ise, denildiğine göre bununla çöllerdeki ve kırlardaki bozulma kastedilmiştir, suyun içindeki değil. 'Onunla sahraten bahraten karşılaştım' sözleri de, onu örtecek bir bina bulunmayan açık bir yerde, apaçık karşılaştım demektir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)