كل السور

78.النبإ

النبإ

مكية · 40 آية

وضع القراءة
  1. 1

    عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ

    78:1

    Concerning what are they disputing?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Neyi soruşturuyorlar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Birbirlerine neyi soruyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    What are they asking about?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Birbirlerine neyi soruyorlar? Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Whereof do they question one another?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    About what are they asking one another?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    عن أيِّ شيء يسأل بعض كفار قريش بعضا؟ يتساءلون عن الخبر العظيم الشأن، وهو القرآن العظيم الذي ينبئ عن البعث الذي شك فيه كفار قريش وكذَّبوا به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ

    78:2

    Concerning the Great News,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O büyük haberden (kıyametten) mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The momentous announcement

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (It is) of the awful tidings,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    About the great news -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    عن أيِّ شيء يسأل بعض كفار قريش بعضا؟ يتساءلون عن الخبر العظيم الشأن، وهو القرآن العظيم الذي ينبئ عن البعث الذي شك فيه كفار قريش وكذَّبوا به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ

    78:3

    About which they cannot agree.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    about which they differ.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Concerning which they are in disagreement.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That over which they are in disagreement.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    عن أيِّ شيء يسأل بعض كفار قريش بعضا؟ يتساءلون عن الخبر العظيم الشأن، وهو القرآن العظيم الذي ينبئ عن البعث الذي شك فيه كفار قريش وكذَّبوا به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

    78:4

    Verily, they shall soon (come to) know!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır, ilerde bilecekler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will find out.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hayır! İleride (gerçeği) bilecekler! Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but they will come to know!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No! They are going to know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما الأمر كما يزعم هؤلاء المشركون، سيعلم هؤلاء المشركون عاقبة تكذيبهم، ويظهر لهم ما الله فاعل بهم يوم القيامة، ثم سيتأكد لهم ذلك، ويتأكد لهم صدق ما جاء به محمد صلى الله عليه وسلم، من القرآن والبعث. وهذا تهديد ووعيد لهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ

    78:5

    Verily, verily they shall soon (come to) know!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır hayır, ilerde bilecekler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    In the end they will find out.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra, şüphesiz ki ileride (gerçeği) bilecekler! Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, again, but they will come to know!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then, no! They are going to know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما الأمر كما يزعم هؤلاء المشركون، سيعلم هؤلاء المشركون عاقبة تكذيبهم، ويظهر لهم ما الله فاعل بهم يوم القيامة، ثم سيتأكد لهم ذلك، ويتأكد لهم صدق ما جاء به محمد صلى الله عليه وسلم، من القرآن والبعث. وهذا تهديد ووعيد لهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَـٰدًا

    78:6

    Have We not made the earth as a wide expanse,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did We not make the earth smooth,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı? Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have We not made the earth an expanse,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Have We not made the earth a resting place?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ألم نجعل الأرض ممهدة لكم كالفراش؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا

    78:7

    And the mountains as pegs?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dağları da birer kazık kılmadık mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and make the mountains to keep it stable?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the high hills bulwarks?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the mountains as stakes?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والجبال رواسي؛ كي لا تتحرك بكم الأرض؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    وَخَلَقْنَـٰكُمْ أَزْوَٰجًا

    78:8

    And (have We not) created you in pairs,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizi çift çift yarattık;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sizleri çift çift yarattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did We not create you in pairs,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizi eşler (çiftler) hâlinde yarattık. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have created you in pairs,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We created you in pairs.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وخلقناكم أصنافا ذكرا وأنثى؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا

    78:9

    And made your sleep for rest,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Uykunuzu dinlenme vakti kıldık;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    give you sleep for rest,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Uykunuzu bir dinlenme (aracı) kıldık. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And have appointed your sleep for repose,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And made your sleep [a means for] rest

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا نومكم راحة لأبدانكم، فيه تهدؤون وتسكنون؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا

    78:10

    And made the night as a covering,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geceyi bir örtü yaptık;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Geceyi bir örtü yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the night as a cover,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Geceyi bir örtü, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And have appointed the night as a cloak,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And made the night as clothing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا الليل لباسًا تَلْبَسكم ظلمته وتغشاكم، كما يستر الثوب لابسه؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا

    78:11

    And made the day as a means of subsistence?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and the day for your livelihood?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Geceyi bir örtü, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And have appointed the day for livelihood.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And made the day for livelihood.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا النهار معاشا تنتشرون فيه لمعاشكم، وتسعَون فيه لمصالحكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا

    78:12

    And (have We not) built over you the seven firmaments,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did We not build seven strong [heavens] above you,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üstünüzde sağlam yedi (kat göğü) bina ettik. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have built above you seven strong (heavens),

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And constructed above you seven strong [heavens].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وبنينا فوقكم سبع سموات متينة البناء محكمة الخلق، لا صدوع لها ولا فطور؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا

    78:13

    And placed (therein) a Light of Splendour?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Parlak ışık veren güneşi varettik;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İçlerine ışık saçan bir kandil astık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and make a blazing lamp?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Orada) aydınlatan bir kandil (güneş) yarattık. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And have appointed a dazzling lamp,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And made [therein] a burning lamp

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا الشمس سراجًا وقَّادًا مضيئًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا

    78:14

    And do We not send down from the clouds water in abundance,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did We not send water pouring down from the clouds

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And have sent down from the rainy clouds abundant water,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And sent down, from the rain clouds, pouring water.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنزلنا من السحب الممطرة ماء منصَبّا بكثرة، لنخرج به حبًا مما يقتات به الناس وحشائش مما تأكله الدَّواب، وبساتين ملتفة بعضها ببعض لتشعب أغصانها؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا

    78:15

    That We may produce therewith corn and vegetables,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    to bring forth with it grain, plants,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thereby to produce grain and plant,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That We may bring forth thereby grain and vegetation.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنزلنا من السحب الممطرة ماء منصَبّا بكثرة، لنخرج به حبًا مما يقتات به الناس وحشائش مما تأكله الدَّواب، وبساتين ملتفة بعضها ببعض لتشعب أغصانها؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    وَجَنَّـٰتٍ أَلْفَافًا

    78:16

    And gardens of luxurious growth?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and luxuriant gardens?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And gardens of thick foliage.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And gardens of entwined growth.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنزلنا من السحب الممطرة ماء منصَبّا بكثرة، لنخرج به حبًا مما يقتات به الناس وحشائش مما تأكله الدَّواب، وبساتين ملتفة بعضها ببعض لتشعب أغصانها؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَـٰتًا

    78:17

    Verily the Day of Sorting out is a thing appointed,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    A time has been appointed for the Day of Decision:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ayrılma günü belirlenmiş bir vakittir. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the Day of Decision is a fixed time,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the Day of Judgement is an appointed time -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن يوم الفصل بين الخلق، وهو يوم القيامة، كان وقتًا وميعادًا محددًا للأولين والآخرين، يوم ينفخ المَلَك في "القرن" إيذانًا بالبعث فتأتون أممًا، كل أمة مع إمامهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا

    78:18

    The Day that the Trumpet shall be sounded, and ye shall come forth in crowds;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a Day when the Trumpet will sound and you will come forward in crowds,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sûr’a üfleneceği gün, bölük bölük (Allah’ın huzuruna) geleceksiniz. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A day when the trumpet is blown and ye come in multitudes,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Day the Horn is blown and you will come forth in multitudes

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن يوم الفصل بين الخلق، وهو يوم القيامة، كان وقتًا وميعادًا محددًا للأولين والآخرين، يوم ينفخ المَلَك في "القرن" إيذانًا بالبعث فتأتون أممًا، كل أمة مع إمامهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا

    78:19

    And the heavens shall be opened as if there were doors,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökler kapı kapı açılacaktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    when the sky will open up like wide portals,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (O gün) gök açılacak ve kapı kapı olacaktır. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the heaven is opened and becometh as gates,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the heaven is opened and will become gateways.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وفُتحت السماء، فكانت ذات أبواب كثيرة لنزول الملائكة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا

    78:20

    And the mountains shall vanish, as if they were a mirage.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dağlar yürütülüp serap olacaktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    when the mountains will vanish like a mirage.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dağlar da yürütülüp serap hâline getirilecektir. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the hills are set in motion and become as a mirage.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the mountains are removed and will be [but] a mirage.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ونسفت الجبال بعد ثبوتها، فكانت كالسراب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا

    78:21

    Truly Hell is as a place of ambush,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hell lies in wait,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki cehennem, azgınların durağı olarak (cehennemlikleri) gözetlemektedir. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! hell lurketh in ambush,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, Hell has been lying in wait

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابًا

    78:22

    For the transgressors a place of destination:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a home for oppressors

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki cehennem, azgınların durağı olarak (cehennemlikleri) gözetlemektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A home for the rebellious.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    For the transgressors, a place of return,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    لَّـٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا

    78:23

    They will dwell therein for ages.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada çağlarca kalacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    to stay in for a long, long time,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklardır. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will abide therein for ages.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    In which they will remain for ages [unending].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا

    78:24

    Nothing cool shall they taste therein, nor any drink,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    where they will taste no coolness nor drink

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therein taste they neither coolness nor (any) drink

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will not taste therein [any] coolness or drink.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا

    78:25

    Save a boiling fluid and a fluid, dark, murky, intensely cold,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    except one that is scalding and dark––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save boiling water and a paralysing cold:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except scalding water and [foul] purulence -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    جَزَآءً وِفَاقًا

    78:26

    A fitting recompense (for them).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a fitting requital,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reward proportioned (to their evil deeds).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    An appropriate recompense.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا

    78:27

    For that they used not to fear any account (for their deeds),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    for they did not fear a reckoning,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki onlar hesabı ummazlardı. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For lo! they looked not for a reckoning;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, they were not expecting an account

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابًا

    78:28

    But they (impudently) treated Our Signs as false.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they rejected Our messages as lies.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ayetlerimizi de yalanladıkça yalanlamışlardı. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They called Our revelations false with strong denial.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And denied Our verses with [emphatic] denial.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ كِتَـٰبًا

    78:29

    And all things have We preserved on record.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de herşeyi yazıp saymışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have recorded everything in a Record.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp kaydetmişizdir. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Everything have We recorded in a Book.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But all things We have enumerated in writing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا

    78:30

    "So taste ye (the fruits of your deeds); for no increase shall We grant you, except in Punishment."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Taste this: all you will get from Us is more torment.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tadın (azabı)! Bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So taste (of that which ye have earned). No increase do We give you save of torment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "So taste [the penalty], and never will We increase you except in torment."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا

    78:31

    Verily for the Righteous there will be a fulfilment of (the heart's) desires;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    For those who were aware of God there is supreme fulfilment:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) için ödül(ler) vardır: Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! for the duteous is achievement -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, for the righteous is attainment -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    حَدَآئِقَ وَأَعْنَـٰبًا

    78:32

    Gardens enclosed, and grapevines;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bahçeler var, bağlar var.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    private gardens, vineyards,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bahçeler ve üzüm bağları, Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Gardens enclosed and vineyards,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Gardens and grapevines.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا

    78:33

    And voluptuous women of equal age;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    nubile, well-matched companions,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Birbiriyle uyumlu, tomurcuk görünümlüler (üzüm salkımları, toprak ürünleri), Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And voluptuous women of equal age;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And full-breasted [companions] of equal age.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    وَكَأْسًا دِهَاقًا

    78:34

    And a cup full (to the brim).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dopdolu kadehler var.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and an overflowing cup.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dolu kadeh(ler). Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a full cup.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And a full cup.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا

    78:35

    No vanity shall they hear therein, nor Untruth:-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada boş ve yalan söz işitmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    There they will hear no vain or lying talk:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar orada boş bir söz de yalan da duymayacaklar. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There hear they never vain discourse, nor lying -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No ill speech will they hear therein or any falsehood -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا

    78:36

    Recompense from thy Lord, a gift, (amply) sufficient,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a reward from your Lord, a fitting gift

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunlar senin Rabbinden, yani göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahmân olan Rabbinden hesapsız bir bağış ve ödül olarak (verilecektir). O’nun huzurunda konuşmaya güç yetiremezler. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Requital from thy Lord - a gift in payment -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [As] reward from your Lord, [a generous] gift [made due by] account,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا

    78:37

    (From) the Lord of the heavens and the earth, and all between, (Allah) Most Gracious: None shall have power to argue with Him.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    from the Lord of the heavens and earth and everything between, the Lord of Mercy. They will have no authority from Him to speak.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunlar senin Rabbinden, yani göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahmân olan Rabbinden hesapsız bir bağış ve ödül olarak (verilecektir). O’nun huzurunda konuşmaya güç yetiremezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lord of the heavens and the earth, and (all) that is between them, the Beneficent; with Whom none can converse.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [From] the Lord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Most Merciful. They possess not from Him [authority for] speech.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ صَفًّا ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

    78:38

    The Day that the Spirit and the angels will stand forth in ranks, none shall speak except any who is permitted by (Allah) Most Gracious, and He will say what is right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On the Day when the Spirit and the angels stand in rows, they will not speak except for those to whom the Lord of Mercy gives permission, who will say only what is right.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ruh(lar)ın ve meleklerin sıra sıra duracakları o gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden başkası konuşamayacaktır; (konuşan da) doğruyu söyleyecektir. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On the day when the angels and the Spirit stand arrayed, they speak not, saving him whom the Beneficent alloweth and who speaketh right.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Day that the Spirit [i.e., Gabriel] and the angels will stand in rows, they will not speak except for one whom the Most Merciful permits, and he will say what is correct.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا

    78:39

    That Day will be the sure Reality: Therefore, whoso will, let him take a (straight) return to his Lord!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    That is the Day of Truth. So whoever wishes to do so should take the path that leads to his Lord.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte o gün gerçektir. Dileyen, Rabbine bir dönüş (yolu) tutar. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That is the True Day. So whoso will should seek recourse unto his Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That is the True [i.e., certain] Day; so he who wills may take to his Lord a [way of] return.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    إِنَّآ أَنذَرْنَـٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا

    78:40

    Verily, We have warned you of a Penalty near, the Day when man will see (the deeds) which his hands have sent forth, and the Unbeliever will say, "Woe unto me! Would that I were (mere) dust!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have warned you of imminent torment, on the Day when every person will see what their own hands have sent ahead for them, when the disbeliever will say, ‘If only I were dust!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin önceden yaptıklarına bakacak ve kâfir (olanlar) “Ah, keşke toprak olsaydım!” diyecektir. Nebe'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We warn you of a doom at hand, a day whereon a man will look on that which his own hands have sent before, and the disbeliever will cry: "Would that I were dust!"

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We have warned you of an impending punishment on the Day when a man will observe what his hands have put forth and the disbeliever will say, "Oh, I wish that I were dust!"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنَّا حذَّرناكم عذاب يوم الآخرة القريب الذي يرى فيه كل امرئ ما عمل من خير أو اكتسب من إثم، ويقول الكافر من هول الحساب: يا ليتني كنت ترابًا فلم أُبعث.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)