78.النبإ
النبإمكية · 40 آية
- 1
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
78:1
Concerning what are they disputing?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Neyi soruşturuyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What are they asking about?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birbirlerine neyi soruyorlar? Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whereof do they question one another?
M. Pickthall · EN · public-domain
About what are they asking one another?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
عن أيِّ شيء يسأل بعض كفار قريش بعضا؟ يتساءلون عن الخبر العظيم الشأن، وهو القرآن العظيم الذي ينبئ عن البعث الذي شك فيه كفار قريش وكذَّبوا به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ
78:2
Concerning the Great News,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O büyük haberden (kıyametten) mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The momentous announcement
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(It is) of the awful tidings,
M. Pickthall · EN · public-domain
About the great news -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
عن أيِّ شيء يسأل بعض كفار قريش بعضا؟ يتساءلون عن الخبر العظيم الشأن، وهو القرآن العظيم الذي ينبئ عن البعث الذي شك فيه كفار قريش وكذَّبوا به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
78:3
About which they cannot agree.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
about which they differ.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Concerning which they are in disagreement.
M. Pickthall · EN · public-domain
That over which they are in disagreement.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
عن أيِّ شيء يسأل بعض كفار قريش بعضا؟ يتساءلون عن الخبر العظيم الشأن، وهو القرآن العظيم الذي ينبئ عن البعث الذي شك فيه كفار قريش وكذَّبوا به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
78:4
Verily, they shall soon (come to) know!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, ilerde bilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will find out.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! İleride (gerçeği) bilecekler! Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they will come to know!
M. Pickthall · EN · public-domain
No! They are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما الأمر كما يزعم هؤلاء المشركون، سيعلم هؤلاء المشركون عاقبة تكذيبهم، ويظهر لهم ما الله فاعل بهم يوم القيامة، ثم سيتأكد لهم ذلك، ويتأكد لهم صدق ما جاء به محمد صلى الله عليه وسلم، من القرآن والبعث. وهذا تهديد ووعيد لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
78:5
Verily, verily they shall soon (come to) know!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır hayır, ilerde bilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
In the end they will find out.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra, şüphesiz ki ileride (gerçeği) bilecekler! Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, again, but they will come to know!
M. Pickthall · EN · public-domain
Then, no! They are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما الأمر كما يزعم هؤلاء المشركون، سيعلم هؤلاء المشركون عاقبة تكذيبهم، ويظهر لهم ما الله فاعل بهم يوم القيامة، ثم سيتأكد لهم ذلك، ويتأكد لهم صدق ما جاء به محمد صلى الله عليه وسلم، من القرآن والبعث. وهذا تهديد ووعيد لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَـٰدًا
78:6
Have We not made the earth as a wide expanse,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not make the earth smooth,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı? Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have We not made the earth an expanse,
M. Pickthall · EN · public-domain
Have We not made the earth a resting place?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نجعل الأرض ممهدة لكم كالفراش؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا
78:7
And the mountains as pegs?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dağları da birer kazık kılmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and make the mountains to keep it stable?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the high hills bulwarks?
M. Pickthall · EN · public-domain
And the mountains as stakes?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والجبال رواسي؛ كي لا تتحرك بكم الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
وَخَلَقْنَـٰكُمْ أَزْوَٰجًا
78:8
And (have We not) created you in pairs,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi çift çift yarattık;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sizleri çift çift yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not create you in pairs,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizi eşler (çiftler) hâlinde yarattık. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have created you in pairs,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We created you in pairs.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وخلقناكم أصنافا ذكرا وأنثى؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
78:9
And made your sleep for rest,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Uykunuzu dinlenme vakti kıldık;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
give you sleep for rest,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Uykunuzu bir dinlenme (aracı) kıldık. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And have appointed your sleep for repose,
M. Pickthall · EN · public-domain
And made your sleep [a means for] rest
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا نومكم راحة لأبدانكم، فيه تهدؤون وتسكنون؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا
78:10
And made the night as a covering,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Geceyi bir örtü yaptık;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Geceyi bir örtü yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the night as a cover,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Geceyi bir örtü, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And have appointed the night as a cloak,
M. Pickthall · EN · public-domain
And made the night as clothing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا الليل لباسًا تَلْبَسكم ظلمته وتغشاكم، كما يستر الثوب لابسه؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا
78:11
And made the day as a means of subsistence?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the day for your livelihood?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Geceyi bir örtü, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And have appointed the day for livelihood.
M. Pickthall · EN · public-domain
And made the day for livelihood.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا النهار معاشا تنتشرون فيه لمعاشكم، وتسعَون فيه لمصالحكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا
78:12
And (have We not) built over you the seven firmaments,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not build seven strong [heavens] above you,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üstünüzde sağlam yedi (kat göğü) bina ettik. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We have built above you seven strong (heavens),
M. Pickthall · EN · public-domain
And constructed above you seven strong [heavens].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وبنينا فوقكم سبع سموات متينة البناء محكمة الخلق، لا صدوع لها ولا فطور؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
78:13
And placed (therein) a Light of Splendour?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Parlak ışık veren güneşi varettik;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçlerine ışık saçan bir kandil astık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and make a blazing lamp?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Orada) aydınlatan bir kandil (güneş) yarattık. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And have appointed a dazzling lamp,
M. Pickthall · EN · public-domain
And made [therein] a burning lamp
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجعلنا الشمس سراجًا وقَّادًا مضيئًا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا
78:14
And do We not send down from the clouds water in abundance,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not send water pouring down from the clouds
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And have sent down from the rainy clouds abundant water,
M. Pickthall · EN · public-domain
And sent down, from the rain clouds, pouring water.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنزلنا من السحب الممطرة ماء منصَبّا بكثرة، لنخرج به حبًا مما يقتات به الناس وحشائش مما تأكله الدَّواب، وبساتين ملتفة بعضها ببعض لتشعب أغصانها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا
78:15
That We may produce therewith corn and vegetables,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
to bring forth with it grain, plants,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thereby to produce grain and plant,
M. Pickthall · EN · public-domain
That We may bring forth thereby grain and vegetation.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنزلنا من السحب الممطرة ماء منصَبّا بكثرة، لنخرج به حبًا مما يقتات به الناس وحشائش مما تأكله الدَّواب، وبساتين ملتفة بعضها ببعض لتشعب أغصانها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَجَنَّـٰتٍ أَلْفَافًا
78:16
And gardens of luxurious growth?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and luxuriant gardens?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And gardens of thick foliage.
M. Pickthall · EN · public-domain
And gardens of entwined growth.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنزلنا من السحب الممطرة ماء منصَبّا بكثرة، لنخرج به حبًا مما يقتات به الناس وحشائش مما تأكله الدَّواب، وبساتين ملتفة بعضها ببعض لتشعب أغصانها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَـٰتًا
78:17
Verily the Day of Sorting out is a thing appointed,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
A time has been appointed for the Day of Decision:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki ayrılma günü belirlenmiş bir vakittir. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the Day of Decision is a fixed time,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, the Day of Judgement is an appointed time -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن يوم الفصل بين الخلق، وهو يوم القيامة، كان وقتًا وميعادًا محددًا للأولين والآخرين، يوم ينفخ المَلَك في "القرن" إيذانًا بالبعث فتأتون أممًا، كل أمة مع إمامهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
78:18
The Day that the Trumpet shall be sounded, and ye shall come forth in crowds;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
a Day when the Trumpet will sound and you will come forward in crowds,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sûr’a üfleneceği gün, bölük bölük (Allah’ın huzuruna) geleceksiniz. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A day when the trumpet is blown and ye come in multitudes,
M. Pickthall · EN · public-domain
The Day the Horn is blown and you will come forth in multitudes
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن يوم الفصل بين الخلق، وهو يوم القيامة، كان وقتًا وميعادًا محددًا للأولين والآخرين، يوم ينفخ المَلَك في "القرن" إيذانًا بالبعث فتأتون أممًا، كل أمة مع إمامهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا
78:19
And the heavens shall be opened as if there were doors,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökler kapı kapı açılacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when the sky will open up like wide portals,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O gün) gök açılacak ve kapı kapı olacaktır. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the heaven is opened and becometh as gates,
M. Pickthall · EN · public-domain
And the heaven is opened and will become gateways.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وفُتحت السماء، فكانت ذات أبواب كثيرة لنزول الملائكة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
78:20
And the mountains shall vanish, as if they were a mirage.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dağlar yürütülüp serap olacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when the mountains will vanish like a mirage.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dağlar da yürütülüp serap hâline getirilecektir. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the hills are set in motion and become as a mirage.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the mountains are removed and will be [but] a mirage.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونسفت الجبال بعد ثبوتها، فكانت كالسراب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا
78:21
Truly Hell is as a place of ambush,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hell lies in wait,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki cehennem, azgınların durağı olarak (cehennemlikleri) gözetlemektedir. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! hell lurketh in ambush,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, Hell has been lying in wait
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابًا
78:22
For the transgressors a place of destination:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
a home for oppressors
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki cehennem, azgınların durağı olarak (cehennemlikleri) gözetlemektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A home for the rebellious.
M. Pickthall · EN · public-domain
For the transgressors, a place of return,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
لَّـٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا
78:23
They will dwell therein for ages.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada çağlarca kalacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
to stay in for a long, long time,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklardır. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They will abide therein for ages.
M. Pickthall · EN · public-domain
In which they will remain for ages [unending].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا
78:24
Nothing cool shall they taste therein, nor any drink,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
where they will taste no coolness nor drink
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therein taste they neither coolness nor (any) drink
M. Pickthall · EN · public-domain
They will not taste therein [any] coolness or drink.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا
78:25
Save a boiling fluid and a fluid, dark, murky, intensely cold,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
except one that is scalding and dark––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save boiling water and a paralysing cold:
M. Pickthall · EN · public-domain
Except scalding water and [foul] purulence -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
جَزَآءً وِفَاقًا
78:26
A fitting recompense (for them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
a fitting requital,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Reward proportioned (to their evil deeds).
M. Pickthall · EN · public-domain
An appropriate recompense.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن جهنم كانت يومئذ ترصد أهل الكفر الذين أُعِدَّت لهم، للكافرين مرجعًا، ماكثين فيها دهورًا متعاقبة لا تنقطع، لا يَطْعَمون فيها ما يُبْرد حرَّ السعير عنهم، ولا شرابًا يرويهم، إلا ماءً حارًا، وصديد أهل النار، يجازَون بذلك جزاء عادلا موافقًا لأعمالهم التي كانوا يعملونها في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا
78:27
For that they used not to fear any account (for their deeds),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for they did not fear a reckoning,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onlar hesabı ummazlardı. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For lo! they looked not for a reckoning;
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, they were not expecting an account
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابًا
78:28
But they (impudently) treated Our Signs as false.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and they rejected Our messages as lies.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ayetlerimizi de yalanladıkça yalanlamışlardı. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They called Our revelations false with strong denial.
M. Pickthall · EN · public-domain
And denied Our verses with [emphatic] denial.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ كِتَـٰبًا
78:29
And all things have We preserved on record.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de herşeyi yazıp saymışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have recorded everything in a Record.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp kaydetmişizdir. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Everything have We recorded in a Book.
M. Pickthall · EN · public-domain
But all things We have enumerated in writing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
78:30
"So taste ye (the fruits of your deeds); for no increase shall We grant you, except in Punishment."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Taste this: all you will get from Us is more torment.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Tadın (azabı)! Bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So taste (of that which ye have earned). No increase do We give you save of torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
"So taste [the penalty], and never will We increase you except in torment."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنهم كانوا لا يخافون يوم الحساب فلم يعملوا له، وكذَّبوا بما جاءتهم به الرسل تكذيبا، وكلَّ شيء علمناه وكتبناه في اللوح المحفوظ، فذوقوا -أيها الكافرون- جزاء أعمالكم، فلن نزيدكم إلا عذابًا فوق عذابكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
78:31
Verily for the Righteous there will be a fulfilment of (the heart's) desires;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
For those who were aware of God there is supreme fulfilment:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) için ödül(ler) vardır: Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! for the duteous is achievement -
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, for the righteous is attainment -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
حَدَآئِقَ وَأَعْنَـٰبًا
78:32
Gardens enclosed, and grapevines;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bahçeler var, bağlar var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
private gardens, vineyards,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bahçeler ve üzüm bağları, Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Gardens enclosed and vineyards,
M. Pickthall · EN · public-domain
Gardens and grapevines.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
78:33
And voluptuous women of equal age;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
nubile, well-matched companions,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birbiriyle uyumlu, tomurcuk görünümlüler (üzüm salkımları, toprak ürünleri), Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And voluptuous women of equal age;
M. Pickthall · EN · public-domain
And full-breasted [companions] of equal age.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَكَأْسًا دِهَاقًا
78:34
And a cup full (to the brim).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dopdolu kadehler var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and an overflowing cup.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dolu kadeh(ler). Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And a full cup.
M. Pickthall · EN · public-domain
And a full cup.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا
78:35
No vanity shall they hear therein, nor Untruth:-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada boş ve yalan söz işitmezler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
There they will hear no vain or lying talk:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar orada boş bir söz de yalan da duymayacaklar. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There hear they never vain discourse, nor lying -
M. Pickthall · EN · public-domain
No ill speech will they hear therein or any falsehood -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن للذين يخافون ربهم ويعملون صالحًا، فوزًا بدخولهم الجنة. إن لهم بساتين عظيمة وأعنابًا، ولهم زوجات حديثات السن، نواهد مستويات في سن واحدة، ولهم كأس مملوءة خمرًا. لا يسمعون في هذه الجنة باطلا من القول، ولا يكذب بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا
78:36
Recompense from thy Lord, a gift, (amply) sufficient,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
a reward from your Lord, a fitting gift
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bunlar senin Rabbinden, yani göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahmân olan Rabbinden hesapsız bir bağış ve ödül olarak (verilecektir). O’nun huzurunda konuşmaya güç yetiremezler. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Requital from thy Lord - a gift in payment -
M. Pickthall · EN · public-domain
[As] reward from your Lord, [a generous] gift [made due by] account,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
78:37
(From) the Lord of the heavens and the earth, and all between, (Allah) Most Gracious: None shall have power to argue with Him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
from the Lord of the heavens and earth and everything between, the Lord of Mercy. They will have no authority from Him to speak.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bunlar senin Rabbinden, yani göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rahmân olan Rabbinden hesapsız bir bağış ve ödül olarak (verilecektir). O’nun huzurunda konuşmaya güç yetiremezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lord of the heavens and the earth, and (all) that is between them, the Beneficent; with Whom none can converse.
M. Pickthall · EN · public-domain
[From] the Lord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Most Merciful. They possess not from Him [authority for] speech.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ صَفًّا ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
78:38
The Day that the Spirit and the angels will stand forth in ranks, none shall speak except any who is permitted by (Allah) Most Gracious, and He will say what is right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On the Day when the Spirit and the angels stand in rows, they will not speak except for those to whom the Lord of Mercy gives permission, who will say only what is right.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ruh(lar)ın ve meleklerin sıra sıra duracakları o gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden başkası konuşamayacaktır; (konuşan da) doğruyu söyleyecektir. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when the angels and the Spirit stand arrayed, they speak not, saving him whom the Beneficent alloweth and who speaketh right.
M. Pickthall · EN · public-domain
The Day that the Spirit [i.e., Gabriel] and the angels will stand in rows, they will not speak except for one whom the Most Merciful permits, and he will say what is correct.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
78:39
That Day will be the sure Reality: Therefore, whoso will, let him take a (straight) return to his Lord!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
That is the Day of Truth. So whoever wishes to do so should take the path that leads to his Lord.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte o gün gerçektir. Dileyen, Rabbine bir dönüş (yolu) tutar. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That is the True Day. So whoso will should seek recourse unto his Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
That is the True [i.e., certain] Day; so he who wills may take to his Lord a [way of] return.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لهم كل ذلك جزاء ومنَّة من الله وعطاءً كثيرًا كافيًا لهم، ربِّ السموات والأرض وما بينهما، رحمنِ الدنيا والآخرة، لا يملكون أن يسألوه إلا فيما أذن لهم فيه، يوم يقوم جبريل عليه السلام والملائكة مصطفِّين، لا يشفعون إلا لمن أذن له الرحمن في الشفاعة، وقال حقًا وسدادًا. ذلك اليوم الحق الذي لا ريب في وقوعه، فمن شاء النجاة مِن أهواله فليتخذ إلى ربه مرجعًا بالعمل الصالح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
إِنَّآ أَنذَرْنَـٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا
78:40
Verily, We have warned you of a Penalty near, the Day when man will see (the deeds) which his hands have sent forth, and the Unbeliever will say, "Woe unto me! Would that I were (mere) dust!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have warned you of imminent torment, on the Day when every person will see what their own hands have sent ahead for them, when the disbeliever will say, ‘If only I were dust!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin önceden yaptıklarına bakacak ve kâfir (olanlar) “Ah, keşke toprak olsaydım!” diyecektir. Nebe'
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We warn you of a doom at hand, a day whereon a man will look on that which his own hands have sent before, and the disbeliever will cry: "Would that I were dust!"
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We have warned you of an impending punishment on the Day when a man will observe what his hands have put forth and the disbeliever will say, "Oh, I wish that I were dust!"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا حذَّرناكم عذاب يوم الآخرة القريب الذي يرى فيه كل امرئ ما عمل من خير أو اكتسب من إثم، ويقول الكافر من هول الحساب: يا ليتني كنت ترابًا فلم أُبعث.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)