71.Noah
نوحMeccan · 28 ayahs
- 1
إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
71:1
We sent Noah to his People (with the Command): "Do thou warn thy People before there comes to them a grievous Penalty."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We sent Noah to his people: ‘Warn your people, before a painful punishment comes to them.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendilerine elem verici bir azap gelmeden önce kavmini uyar(sın) diye Nuh’u kendi kavmine göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We sent Noah unto his people (saying): Warn thy people ere the painful doom come unto them.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We sent Noah to his people, [saying], "Warn your people before there comes to them a painful punishment."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا بعثنا نوحا إلى قومه، وقلنا له: حذِّر قومك من قبل أن يأتيهم عذاب موجع. قال نوح: يا قومي إني نذير لكم بيِّن الإنذار من عذاب الله إن عصيتموه، وإني رسول الله إليكم فاعبدوه وحده، وخافوا عقابه، وأطيعوني فيما آمركم به، وأنهاكم عنه، فإن أطعتموني واستجبتم لي يصفح الله عن ذنوبكم ويغفر لكم، ويُمدد في أعماركم إلى وقت مقدر في علم الله تعالى، إن الموت إذا جاء لا يؤخر أبدًا، لو كنتم تعلمون ذلك لسارعتم إلى الإيمان والطاعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
قَالَ يَـٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
71:2
He said: "O my People! I am to you a Warner, clear and open:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dedi ki, "ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım".
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And so he said, ‘My people, I am here to warn you plainly.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: O my people! Lo! I am a plain warner unto you
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "O my people, indeed I am to you a clear warner -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا بعثنا نوحا إلى قومه، وقلنا له: حذِّر قومك من قبل أن يأتيهم عذاب موجع. قال نوح: يا قومي إني نذير لكم بيِّن الإنذار من عذاب الله إن عصيتموه، وإني رسول الله إليكم فاعبدوه وحده، وخافوا عقابه، وأطيعوني فيما آمركم به، وأنهاكم عنه، فإن أطعتموني واستجبتم لي يصفح الله عن ذنوبكم ويغفر لكم، ويُمدد في أعماركم إلى وقت مقدر في علم الله تعالى، إن الموت إذا جاء لا يؤخر أبدًا، لو كنتم تعلمون ذلك لسارعتم إلى الإيمان والطاعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ
71:3
"That ye should worship Allah, fear Him and obey me:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şöyle ki, "Allah'a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Serve God, be mindful of Him and obey me.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’a kulluk edin; O’na karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Bidding you): Serve Allah and keep your duty unto Him and obey me,
M. Pickthall · EN · public-domain
To worship Allāh, fear Him and obey me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا بعثنا نوحا إلى قومه، وقلنا له: حذِّر قومك من قبل أن يأتيهم عذاب موجع. قال نوح: يا قومي إني نذير لكم بيِّن الإنذار من عذاب الله إن عصيتموه، وإني رسول الله إليكم فاعبدوه وحده، وخافوا عقابه، وأطيعوني فيما آمركم به، وأنهاكم عنه، فإن أطعتموني واستجبتم لي يصفح الله عن ذنوبكم ويغفر لكم، ويُمدد في أعماركم إلى وقت مقدر في علم الله تعالى، إن الموت إذا جاء لا يؤخر أبدًا، لو كنتم تعلمون ذلك لسارعتم إلى الإيمان والطاعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
71:4
"So He may forgive you your sins and give you respite for a stated Term: for when the Term given by Allah is accomplished, it cannot be put forward: if ye only knew."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.." (inanırdınız).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He will forgive you your sins and spare you until your appointed time––when God’s appointed time arrives it cannot be postponed. If only you understood!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Böylece Allah) da günahlarınızı bağışlasın ve sizi, belirli bir süreye kadar ertelesin (yaşatsın)!” Allah’ın (belirlediği) süresi gelince (o artık) ertelenmez. Keşke bilseydiniz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That He may forgive you somewhat of your sins and respite you to an appointed term. Lo! the term of Allah, when it cometh, cannot be delayed, if ye but knew.
M. Pickthall · EN · public-domain
He [i.e., Allāh] will forgive you of your sins and delay you for a specified term. Indeed, the time [set by] Allāh, when it comes, will not be delayed, if you only knew."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا بعثنا نوحا إلى قومه، وقلنا له: حذِّر قومك من قبل أن يأتيهم عذاب موجع. قال نوح: يا قومي إني نذير لكم بيِّن الإنذار من عذاب الله إن عصيتموه، وإني رسول الله إليكم فاعبدوه وحده، وخافوا عقابه، وأطيعوني فيما آمركم به، وأنهاكم عنه، فإن أطعتموني واستجبتم لي يصفح الله عن ذنوبكم ويغفر لكم، ويُمدد في أعماركم إلى وقت مقدر في علم الله تعالى، إن الموت إذا جاء لا يؤخر أبدًا، لو كنتم تعلمون ذلك لسارعتم إلى الإيمان والطاعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًا وَنَهَارًا
71:5
He said: "O my Lord! I have called to my People night and day:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He said, ‘My Lord, I have called my people night and day,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Nuh) demişti ki: “Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Lo! I have called unto my people night and day
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "My Lord, indeed I invited my people [to truth] night and day.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: رب إني دعوت قومي إلى الإيمان بك وطاعتك في الليل والنهار، فلم يزدهم دعائي لهم إلى الإيمان إلا هربًا وإعراضًا عنه، وإني كلما دعوتهم إلى الإيمان بك؛ ليكون سببًا في غفرانك ذنوبهم، وضعوا أصابعهم في آذانهم؛ كي لا يسمعوا دعوة الحق، وتغطَّوا بثيابهم؛ كي لا يروني، وأقاموا على كفرهم، واستكبروا عن قَبول الإيمان استكبارًا شديدًا، ثم إني دعوتهم إلى الإيمان ظاهرًا علنًا في غير خفاء، ثم إني أعلنت لهم الدعوة بصوت مرتفع في حال، وأسررت بها بصوت خفيٍّ في حال أخرى، فقلت لقومي: سلوا ربكم غفران ذنوبكم، وتوبوا إليه من كفركم، إنه تعالى كان غفارًا لمن تاب من عباده ورجع إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًا
71:6
"But my call only increases (their) flight (from the Right).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but the more I call them, the further they run away:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ancak) benim davetim ancak kaçmalarını artırdı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But all my calling doth but add to their repugnance;
M. Pickthall · EN · public-domain
But my invitation increased them not except in flight [i.e., aversion].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: رب إني دعوت قومي إلى الإيمان بك وطاعتك في الليل والنهار، فلم يزدهم دعائي لهم إلى الإيمان إلا هربًا وإعراضًا عنه، وإني كلما دعوتهم إلى الإيمان بك؛ ليكون سببًا في غفرانك ذنوبهم، وضعوا أصابعهم في آذانهم؛ كي لا يسمعوا دعوة الحق، وتغطَّوا بثيابهم؛ كي لا يروني، وأقاموا على كفرهم، واستكبروا عن قَبول الإيمان استكبارًا شديدًا، ثم إني دعوتهم إلى الإيمان ظاهرًا علنًا في غير خفاء، ثم إني أعلنت لهم الدعوة بصوت مرتفع في حال، وأسررت بها بصوت خفيٍّ في حال أخرى، فقلت لقومي: سلوا ربكم غفران ذنوبكم، وتوبوا إليه من كفركم، إنه تعالى كان غفارًا لمن تاب من عباده ورجع إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَـٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا
71:7
"And every time I have called to them, that Thou mightest forgive them, they have (only) thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, grown obstinate, and given themselves up to arrogance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
every time I call them, so that You may forgive them, they thrust their fingers into their ears, cover their heads with their garments, persist in their rejection, and grow more insolent and arrogant.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen onları bağışlayasın diye onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! whenever I call unto them that Thou mayst pardon them they thrust their fingers in their ears and cover themselves with their garments and persist (in their refusal) and magnify themselves in pride.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, every time I invited them that You may forgive them, they put their fingers in their ears, covered themselves with their garments, persisted, and were arrogant with [great] arrogance.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: رب إني دعوت قومي إلى الإيمان بك وطاعتك في الليل والنهار، فلم يزدهم دعائي لهم إلى الإيمان إلا هربًا وإعراضًا عنه، وإني كلما دعوتهم إلى الإيمان بك؛ ليكون سببًا في غفرانك ذنوبهم، وضعوا أصابعهم في آذانهم؛ كي لا يسمعوا دعوة الحق، وتغطَّوا بثيابهم؛ كي لا يروني، وأقاموا على كفرهم، واستكبروا عن قَبول الإيمان استكبارًا شديدًا، ثم إني دعوتهم إلى الإيمان ظاهرًا علنًا في غير خفاء، ثم إني أعلنت لهم الدعوة بصوت مرتفع في حال، وأسررت بها بصوت خفيٍّ في حال أخرى، فقلت لقومي: سلوا ربكم غفران ذنوبكم، وتوبوا إليه من كفركم، إنه تعالى كان غفارًا لمن تاب من عباده ورجع إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا
71:8
"So I have called to them aloud;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Sonra ben onları açık açık çağırdım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I have tried calling them openly.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra, ben kendilerini açıktan davet ettim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! I have called unto them aloud,
M. Pickthall · EN · public-domain
Then I invited them publicly.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: رب إني دعوت قومي إلى الإيمان بك وطاعتك في الليل والنهار، فلم يزدهم دعائي لهم إلى الإيمان إلا هربًا وإعراضًا عنه، وإني كلما دعوتهم إلى الإيمان بك؛ ليكون سببًا في غفرانك ذنوبهم، وضعوا أصابعهم في آذانهم؛ كي لا يسمعوا دعوة الحق، وتغطَّوا بثيابهم؛ كي لا يروني، وأقاموا على كفرهم، واستكبروا عن قَبول الإيمان استكبارًا شديدًا، ثم إني دعوتهم إلى الإيمان ظاهرًا علنًا في غير خفاء، ثم إني أعلنت لهم الدعوة بصوت مرتفع في حال، وأسررت بها بصوت خفيٍّ في حال أخرى، فقلت لقومي: سلوا ربكم غفران ذنوبكم، وتوبوا إليه من كفركم، إنه تعالى كان غفارًا لمن تاب من عباده ورجع إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا
71:9
"Further I have spoken to them in public and secretly in private,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I have tried preaching to them in public and speaking to them in private.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ardından, onlara hem (açıktan) ilan ettim hem de gizli gizli söyledim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! I have made public proclamation unto them, and I have appealed to them in private.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then I announced to them and [also] confided to them secretly
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: رب إني دعوت قومي إلى الإيمان بك وطاعتك في الليل والنهار، فلم يزدهم دعائي لهم إلى الإيمان إلا هربًا وإعراضًا عنه، وإني كلما دعوتهم إلى الإيمان بك؛ ليكون سببًا في غفرانك ذنوبهم، وضعوا أصابعهم في آذانهم؛ كي لا يسمعوا دعوة الحق، وتغطَّوا بثيابهم؛ كي لا يروني، وأقاموا على كفرهم، واستكبروا عن قَبول الإيمان استكبارًا شديدًا، ثم إني دعوتهم إلى الإيمان ظاهرًا علنًا في غير خفاء، ثم إني أعلنت لهم الدعوة بصوت مرتفع في حال، وأسررت بها بصوت خفيٍّ في حال أخرى، فقلت لقومي: سلوا ربكم غفران ذنوبكم، وتوبوا إليه من كفركم، إنه تعالى كان غفارًا لمن تاب من عباده ورجع إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًا
71:10
"Saying, 'Ask forgiveness from your Lord; for He is Oft-Forgiving;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I said, “Ask forgiveness of your Lord: He is ever forgiving.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlara) dedim ki: Rabbinizden bağışlanma dileyin; şüphesiz ki O çok bağışlayandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And I have said: Seek pardon of your Lord. Lo! He was ever Forgiving.
M. Pickthall · EN · public-domain
And said, 'Ask forgiveness of your Lord. Indeed, He is ever a Perpetual Forgiver.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: رب إني دعوت قومي إلى الإيمان بك وطاعتك في الليل والنهار، فلم يزدهم دعائي لهم إلى الإيمان إلا هربًا وإعراضًا عنه، وإني كلما دعوتهم إلى الإيمان بك؛ ليكون سببًا في غفرانك ذنوبهم، وضعوا أصابعهم في آذانهم؛ كي لا يسمعوا دعوة الحق، وتغطَّوا بثيابهم؛ كي لا يروني، وأقاموا على كفرهم، واستكبروا عن قَبول الإيمان استكبارًا شديدًا، ثم إني دعوتهم إلى الإيمان ظاهرًا علنًا في غير خفاء، ثم إني أعلنت لهم الدعوة بصوت مرتفع في حال، وأسررت بها بصوت خفيٍّ في حال أخرى، فقلت لقومي: سلوا ربكم غفران ذنوبكم، وتوبوا إليه من كفركم، إنه تعالى كان غفارًا لمن تاب من عباده ورجع إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا
71:11
"'He will send rain to you in abundance;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He will send down abundant rain from the sky for you;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Af dileyin ki) üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He will let loose the sky for you in plenteous rain,
M. Pickthall · EN · public-domain
He will send [rain from] the sky upon you in [continuing] showers
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن تتوبوا وتستغفروا يُنْزِلِ الله عليكم المطر غزيرًا متتابعًا، ويكثرْ أموالكم وأولادكم، ويجعلْ لكم حدائق تَنْعَمون بثمارها وجمالها، ويجعل لكم الأنهار التي تسقون منها زرعكم ومواشيكم. مالكم -أيها القوم- لا تخافون عظمة الله وسلطانه، وقد خلقكم في أطوار متدرجة: نطفة ثم علقة ثم مضغة ثم عظامًا ولحمًا؟ ألم تنظروا كيف خلق الله سبع سموات متطابقة بعضها فوق بعض، وجعل القمر في هذه السموات نورًا، وجعل الشمس مصباحًا مضيئًا يستضيء به أهل الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّـٰتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَـٰرًا
71:12
"'Give you increase in wealth and sons; and bestow on you gardens and bestow on you rivers (of flowing water).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He will give you wealth and sons; He will provide you with gardens and rivers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Mallarınızı ve çocuklarınızı çoğaltsın; size bahçeler versin; sizin için ırmaklar yapsın (akıtsın)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And will help you with wealth and sons, and will assign unto you Gardens and will assign unto you rivers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And give you increase in wealth and children and provide for you gardens and provide for you rivers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن تتوبوا وتستغفروا يُنْزِلِ الله عليكم المطر غزيرًا متتابعًا، ويكثرْ أموالكم وأولادكم، ويجعلْ لكم حدائق تَنْعَمون بثمارها وجمالها، ويجعل لكم الأنهار التي تسقون منها زرعكم ومواشيكم. مالكم -أيها القوم- لا تخافون عظمة الله وسلطانه، وقد خلقكم في أطوار متدرجة: نطفة ثم علقة ثم مضغة ثم عظامًا ولحمًا؟ ألم تنظروا كيف خلق الله سبع سموات متطابقة بعضها فوق بعض، وجعل القمر في هذه السموات نورًا، وجعل الشمس مصباحًا مضيئًا يستضيء به أهل الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا
71:13
"'What is the matter with you, that ye place not your hope for kindness and long-suffering in Allah,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Niçin siz Allah'a bir vakar yakıştıramıyorsunuz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What is the matter with you? Why will you not fear God’s majesty,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Size ne oluyor ki Allah’a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth you that ye hope not toward Allah for dignity
M. Pickthall · EN · public-domain
What is [the matter] with you that you do not attribute to Allāh [due] grandeur
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن تتوبوا وتستغفروا يُنْزِلِ الله عليكم المطر غزيرًا متتابعًا، ويكثرْ أموالكم وأولادكم، ويجعلْ لكم حدائق تَنْعَمون بثمارها وجمالها، ويجعل لكم الأنهار التي تسقون منها زرعكم ومواشيكم. مالكم -أيها القوم- لا تخافون عظمة الله وسلطانه، وقد خلقكم في أطوار متدرجة: نطفة ثم علقة ثم مضغة ثم عظامًا ولحمًا؟ ألم تنظروا كيف خلق الله سبع سموات متطابقة بعضها فوق بعض، وجعل القمر في هذه السموات نورًا، وجعل الشمس مصباحًا مضيئًا يستضيء به أهل الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا
71:14
"'Seeing that it is He that has created you in diverse stages?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when He has created you stage by stage?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizi aşama aşama elbette O yaratmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When He created you by (divers) stages?
M. Pickthall · EN · public-domain
While He has created you in stages?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن تتوبوا وتستغفروا يُنْزِلِ الله عليكم المطر غزيرًا متتابعًا، ويكثرْ أموالكم وأولادكم، ويجعلْ لكم حدائق تَنْعَمون بثمارها وجمالها، ويجعل لكم الأنهار التي تسقون منها زرعكم ومواشيكم. مالكم -أيها القوم- لا تخافون عظمة الله وسلطانه، وقد خلقكم في أطوار متدرجة: نطفة ثم علقة ثم مضغة ثم عظامًا ولحمًا؟ ألم تنظروا كيف خلق الله سبع سموات متطابقة بعضها فوق بعض، وجعل القمر في هذه السموات نورًا، وجعل الشمس مصباحًا مضيئًا يستضيء به أهل الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَـٰوَٰتٍ طِبَاقًا
71:15
"'See ye not how Allah has created the seven heavens one above another,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Have you ever wondered how God created seven heavens, one above the other,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Görmediniz mi Allah yedi göğü tabaka tabaka (birbiriyle uyumlu) nasıl yaratmıştır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
See ye not how Allah hath created seven heavens in harmony,
M. Pickthall · EN · public-domain
Do you not consider how Allāh has created seven heavens in layers
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن تتوبوا وتستغفروا يُنْزِلِ الله عليكم المطر غزيرًا متتابعًا، ويكثرْ أموالكم وأولادكم، ويجعلْ لكم حدائق تَنْعَمون بثمارها وجمالها، ويجعل لكم الأنهار التي تسقون منها زرعكم ومواشيكم. مالكم -أيها القوم- لا تخافون عظمة الله وسلطانه، وقد خلقكم في أطوار متدرجة: نطفة ثم علقة ثم مضغة ثم عظامًا ولحمًا؟ ألم تنظروا كيف خلق الله سبع سموات متطابقة بعضها فوق بعض، وجعل القمر في هذه السموات نورًا، وجعل الشمس مصباحًا مضيئًا يستضيء به أهل الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًا
71:16
"'And made the moon a light in their midst, and made the sun as a (Glorious) Lamp?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
placed the moon as a light in them and the sun as a lamp,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hath made the moon a light therein, and made the sun a lamp?
M. Pickthall · EN · public-domain
And made the moon therein a [reflected] light and made the sun a burning lamp?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن تتوبوا وتستغفروا يُنْزِلِ الله عليكم المطر غزيرًا متتابعًا، ويكثرْ أموالكم وأولادكم، ويجعلْ لكم حدائق تَنْعَمون بثمارها وجمالها، ويجعل لكم الأنهار التي تسقون منها زرعكم ومواشيكم. مالكم -أيها القوم- لا تخافون عظمة الله وسلطانه، وقد خلقكم في أطوار متدرجة: نطفة ثم علقة ثم مضغة ثم عظامًا ولحمًا؟ ألم تنظروا كيف خلق الله سبع سموات متطابقة بعضها فوق بعض، وجعل القمر في هذه السموات نورًا، وجعل الشمس مصباحًا مضيئًا يستضيء به أهل الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًا
71:17
"'And Allah has produced you from the earth growing (gradually),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
how God made you spring forth from the earth like a plant,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah, sizi de yerden bitki (bitirir) gibi bitirmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Allah hath caused you to grow as a growth from the earth,
M. Pickthall · EN · public-domain
And Allāh has caused you to grow from the earth a [progressive] growth.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والله أنشأ أصلكم من الأرض إنشاء، ثم يعيدكم في الأرض بعد الموت، ويخرجكم يوم البعث إخراجًا محققًا. والله جعل لكم الأرض ممهدة كالبساط؛ لتسلكوا فيها طرقًا واسعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا
71:18
"'And in the End He will return you into the (earth), and raise you forth (again at the Resurrection)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
how He will return you into it and then bring you out again,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra sizi oraya döndürecek ve sizi yeniden (oradan) çıkartacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And afterward He maketh you return thereto, and He will bring you forth again, a (new) forthbringing.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then He will return you into it and extract you [another] extraction.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والله أنشأ أصلكم من الأرض إنشاء، ثم يعيدكم في الأرض بعد الموت، ويخرجكم يوم البعث إخراجًا محققًا. والله جعل لكم الأرض ممهدة كالبساط؛ لتسلكوا فيها طرقًا واسعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًا
71:19
"'And Allah has made the earth for you as a carpet (spread out),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and how He has spread the Earth out for you
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ondan geniş yollar edinesiniz diye Allah yeri sizin için yaymıştır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Allah hath made the earth a wide expanse for you
M. Pickthall · EN · public-domain
And Allāh has made for you the earth an expanse
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والله أنشأ أصلكم من الأرض إنشاء، ثم يعيدكم في الأرض بعد الموت، ويخرجكم يوم البعث إخراجًا محققًا. والله جعل لكم الأرض ممهدة كالبساط؛ لتسلكوا فيها طرقًا واسعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا
71:20
"'That ye may go about therein, in spacious roads.'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
to walk along its spacious paths?” ’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ondan geniş yollar edinesiniz diye Allah yeri sizin için yaymıştır.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That ye may thread the valley-ways thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
That you may follow therein roads of passage.'"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والله أنشأ أصلكم من الأرض إنشاء، ثم يعيدكم في الأرض بعد الموت، ويخرجكم يوم البعث إخراجًا محققًا. والله جعل لكم الأرض ممهدة كالبساط؛ لتسلكوا فيها طرقًا واسعة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًا
71:21
Noah said: "O my Lord! They have disobeyed me, but they follow (men) whose wealth and children give them no increase but only Loss.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Noah said, ‘My Lord, they have disobeyed me and followed those whose riches and children only increase their ruin;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Söylediklerini dinlememeleri üzerine) Nuh şöyle demişti: “Rabbim! Doğrusu onlar bana karşı geldiler; malı ve çocuğu kendi kaybını artırmaktan başka bir işe yaramayan kimseye uydular.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Noah said: My Lord! Lo! they have disobeyed me and followed one whose wealth and children increase him in naught save ruin;
M. Pickthall · EN · public-domain
Noah said, "My Lord, indeed they have disobeyed me and followed him whose wealth and children will not increase him except in loss.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: ربِّ إن قومي بالغوا في عصياني وتكذيبي، واتبع الضعفاء منهم الرؤساء الضالين الذين لم تزدهم أموالهم وأولادهم إلا ضلالا في الدنيا وعقابًا في الآخرة، ومكر رؤساء الضلال بتابعيهم من الضعفاء مكرًا عظيمًا، وقالوا لهم: لا تتركوا عبادة آلهتكم إلى عبادة الله وحده، التي يدعو إليها نوح، ولا تتركوا وَدًّا ولا سُواعًا ولا يغوث ويعوق ونَسْرا - وهذه أسماء أصنامهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، وكانت أسماء رجال صالحين، لما ماتوا أوحى الشيطان إلى قومهم أن يقيموا لهم التماثيل والصور؛ لينشطوا- بزعمهم- على الطاعة إذا رأوها، فلما ذهب هؤلاء القوم وطال الأمد، وخَلَفهم غيرهم، وسوس لهم الشيطان بأن أسلافهم كانوا يعبدون التماثيل والصور، ويتوسلون بها، وهذه هي الحكمة من تحريم التماثيل، وتحريم بناء القباب على القبور؛ لأنها تصير مع تطاول الزمن معبودة للجهال. وقد أضلَّ هؤلاء المتبوعون كثيرًا من الناس بما زيَّنوا لهم من طرق الغَواية والضلال. ثم قال نوح -عليه السلام-: ولا تزد- يا ربنا- هؤلاء الظالمين لأنفسهم بالكفر والعناد إلا بُعْدا عن الحق. فبسبب ذنوبهم وإصرارهم على الكفر والطغيان أُغرقوا بالطوفان، وأُدخلوا عقب الإغراق نارًا عظيمة اللهب والإحراق، فلم يجدوا من دون الله مَن ينصرهم، أو يدفع عنهم عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا كُبَّارًا
71:22
"And they have devised a tremendous Plot.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Büyük büyük tuzaklar kurdular."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who have made a grand plan,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Çok büyük tuzaklar da kurdular.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they have plotted a mighty plot,
M. Pickthall · EN · public-domain
And they conspired an immense conspiracy
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: ربِّ إن قومي بالغوا في عصياني وتكذيبي، واتبع الضعفاء منهم الرؤساء الضالين الذين لم تزدهم أموالهم وأولادهم إلا ضلالا في الدنيا وعقابًا في الآخرة، ومكر رؤساء الضلال بتابعيهم من الضعفاء مكرًا عظيمًا، وقالوا لهم: لا تتركوا عبادة آلهتكم إلى عبادة الله وحده، التي يدعو إليها نوح، ولا تتركوا وَدًّا ولا سُواعًا ولا يغوث ويعوق ونَسْرا - وهذه أسماء أصنامهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، وكانت أسماء رجال صالحين، لما ماتوا أوحى الشيطان إلى قومهم أن يقيموا لهم التماثيل والصور؛ لينشطوا- بزعمهم- على الطاعة إذا رأوها، فلما ذهب هؤلاء القوم وطال الأمد، وخَلَفهم غيرهم، وسوس لهم الشيطان بأن أسلافهم كانوا يعبدون التماثيل والصور، ويتوسلون بها، وهذه هي الحكمة من تحريم التماثيل، وتحريم بناء القباب على القبور؛ لأنها تصير مع تطاول الزمن معبودة للجهال. وقد أضلَّ هؤلاء المتبوعون كثيرًا من الناس بما زيَّنوا لهم من طرق الغَواية والضلال. ثم قال نوح -عليه السلام-: ولا تزد- يا ربنا- هؤلاء الظالمين لأنفسهم بالكفر والعناد إلا بُعْدا عن الحق. فبسبب ذنوبهم وإصرارهم على الكفر والطغيان أُغرقوا بالطوفان، وأُدخلوا عقب الإغراق نارًا عظيمة اللهب والإحراق، فلم يجدوا من دون الله مَن ينصرهم، أو يدفع عنهم عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا
71:23
"And they have said (to each other), 'Abandon not your gods: Abandon neither Wadd nor Suwa', neither Yaguth nor Ya'uq, nor Nasr';-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanlara: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
saying, “Do not renounce your gods! Do not renounce Wadd, Suwa, Yaghuth, Yauq, or Nasr!”
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şöyle demişlerdi: “Sakın ilahlarınızı bırakmayın; Vedd’i, Suvâ‘ı, Yeğûs’u, Ye‘ûk’u ve Nesr’i terk etmeyin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they have said: Forsake not your gods. Forsake not Wadd, nor Suwa', nor Yaghuth and Ya'uq and Nasr.
M. Pickthall · EN · public-domain
And said, 'Never leave your gods and never leave Wadd or Suwāʿ or Yaghūth and Yaʿūq and Nasr.'
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: ربِّ إن قومي بالغوا في عصياني وتكذيبي، واتبع الضعفاء منهم الرؤساء الضالين الذين لم تزدهم أموالهم وأولادهم إلا ضلالا في الدنيا وعقابًا في الآخرة، ومكر رؤساء الضلال بتابعيهم من الضعفاء مكرًا عظيمًا، وقالوا لهم: لا تتركوا عبادة آلهتكم إلى عبادة الله وحده، التي يدعو إليها نوح، ولا تتركوا وَدًّا ولا سُواعًا ولا يغوث ويعوق ونَسْرا - وهذه أسماء أصنامهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، وكانت أسماء رجال صالحين، لما ماتوا أوحى الشيطان إلى قومهم أن يقيموا لهم التماثيل والصور؛ لينشطوا- بزعمهم- على الطاعة إذا رأوها، فلما ذهب هؤلاء القوم وطال الأمد، وخَلَفهم غيرهم، وسوس لهم الشيطان بأن أسلافهم كانوا يعبدون التماثيل والصور، ويتوسلون بها، وهذه هي الحكمة من تحريم التماثيل، وتحريم بناء القباب على القبور؛ لأنها تصير مع تطاول الزمن معبودة للجهال. وقد أضلَّ هؤلاء المتبوعون كثيرًا من الناس بما زيَّنوا لهم من طرق الغَواية والضلال. ثم قال نوح -عليه السلام-: ولا تزد- يا ربنا- هؤلاء الظالمين لأنفسهم بالكفر والعناد إلا بُعْدا عن الحق. فبسبب ذنوبهم وإصرارهم على الكفر والطغيان أُغرقوا بالطوفان، وأُدخلوا عقب الإغراق نارًا عظيمة اللهب والإحراق، فلم يجدوا من دون الله مَن ينصرهم، أو يدفع عنهم عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًا ۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّـٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَـٰلًا
71:24
"They have already misled many; and grant Thou no increase to the wrong-doers but in straying (from their mark)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They have led many astray. Lord, bring nothing but destruction down on the evildoers!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Böylece) onlar elbette çoklarını saptırdılar. (Bunun üzerine Nuh: “Rabbim)! Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır!” (demişti).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they have led many astray, and Thou increasest the wrong-doers in naught save error.
M. Pickthall · EN · public-domain
And already they have misled many. And, [my Lord], do not increase the wrongdoers except in error."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: ربِّ إن قومي بالغوا في عصياني وتكذيبي، واتبع الضعفاء منهم الرؤساء الضالين الذين لم تزدهم أموالهم وأولادهم إلا ضلالا في الدنيا وعقابًا في الآخرة، ومكر رؤساء الضلال بتابعيهم من الضعفاء مكرًا عظيمًا، وقالوا لهم: لا تتركوا عبادة آلهتكم إلى عبادة الله وحده، التي يدعو إليها نوح، ولا تتركوا وَدًّا ولا سُواعًا ولا يغوث ويعوق ونَسْرا - وهذه أسماء أصنامهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، وكانت أسماء رجال صالحين، لما ماتوا أوحى الشيطان إلى قومهم أن يقيموا لهم التماثيل والصور؛ لينشطوا- بزعمهم- على الطاعة إذا رأوها، فلما ذهب هؤلاء القوم وطال الأمد، وخَلَفهم غيرهم، وسوس لهم الشيطان بأن أسلافهم كانوا يعبدون التماثيل والصور، ويتوسلون بها، وهذه هي الحكمة من تحريم التماثيل، وتحريم بناء القباب على القبور؛ لأنها تصير مع تطاول الزمن معبودة للجهال. وقد أضلَّ هؤلاء المتبوعون كثيرًا من الناس بما زيَّنوا لهم من طرق الغَواية والضلال. ثم قال نوح -عليه السلام-: ولا تزد- يا ربنا- هؤلاء الظالمين لأنفسهم بالكفر والعناد إلا بُعْدا عن الحق. فبسبب ذنوبهم وإصرارهم على الكفر والطغيان أُغرقوا بالطوفان، وأُدخلوا عقب الإغراق نارًا عظيمة اللهب والإحراق، فلم يجدوا من دون الله مَن ينصرهم، أو يدفع عنهم عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
مِّمَّا خَطِيٓـَٔـٰتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًا
71:25
Because of their sins they were drowned (in the flood), and were made to enter the Fire (of Punishment): and they found- in lieu of Allah- none to help them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They were drowned and sent to Hell for their evildoings: they found no one to help them against God.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar, günahları yüzünden (suda) boğuldular ve ateşe sokuldular; (o zaman) Allah’ın peşi sıra hiçbir yardımcı da bulamadılar (bulamayacaklar).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Because of their sins they were drowned, then made to enter a Fire. And they found they had no helpers in place of Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
Because of their sins they were drowned and put into the Fire, and they found not for themselves besides Allāh [any] helpers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال نوح: ربِّ إن قومي بالغوا في عصياني وتكذيبي، واتبع الضعفاء منهم الرؤساء الضالين الذين لم تزدهم أموالهم وأولادهم إلا ضلالا في الدنيا وعقابًا في الآخرة، ومكر رؤساء الضلال بتابعيهم من الضعفاء مكرًا عظيمًا، وقالوا لهم: لا تتركوا عبادة آلهتكم إلى عبادة الله وحده، التي يدعو إليها نوح، ولا تتركوا وَدًّا ولا سُواعًا ولا يغوث ويعوق ونَسْرا - وهذه أسماء أصنامهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، وكانت أسماء رجال صالحين، لما ماتوا أوحى الشيطان إلى قومهم أن يقيموا لهم التماثيل والصور؛ لينشطوا- بزعمهم- على الطاعة إذا رأوها، فلما ذهب هؤلاء القوم وطال الأمد، وخَلَفهم غيرهم، وسوس لهم الشيطان بأن أسلافهم كانوا يعبدون التماثيل والصور، ويتوسلون بها، وهذه هي الحكمة من تحريم التماثيل، وتحريم بناء القباب على القبور؛ لأنها تصير مع تطاول الزمن معبودة للجهال. وقد أضلَّ هؤلاء المتبوعون كثيرًا من الناس بما زيَّنوا لهم من طرق الغَواية والضلال. ثم قال نوح -عليه السلام-: ولا تزد- يا ربنا- هؤلاء الظالمين لأنفسهم بالكفر والعناد إلا بُعْدا عن الحق. فبسبب ذنوبهم وإصرارهم على الكفر والطغيان أُغرقوا بالطوفان، وأُدخلوا عقب الإغراق نارًا عظيمة اللهب والإحراق، فلم يجدوا من دون الله مَن ينصرهم، أو يدفع عنهم عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ دَيَّارًا
71:26
And Noah, said: "O my Lord! Leave not of the Unbelievers, a single one on earth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nuh dedi ki: "Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nûh dedi ki: "Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And Noah said, ‘Lord, do not leave any of the disbelievers on the earth-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nuh demişti ki: “Rabbim! O kâfirlerden kimseyi yeryüzünde bırakma!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Noah said: My Lord! Leave not one of the disbelievers in the land.
M. Pickthall · EN · public-domain
And Noah said, "My Lord, do not leave upon the earth from among the disbelievers an inhabitant.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال نوح -عليه السلام- بعد يأسه من قومه: ربِّ لا تترك من الكافرين بك أحدًا حيًّا على الأرض يدور ويتحرك. إنك إن تتركهم دون إهلاك يُضلوا عبادك الذين قد آمنوا بك عن طريق الحق، ولا يأت من أصلابهم وأرحامهم إلا مائل عن الحق شديد الكفر بك والعصيان لك. ربِّ اغفر لي ولوالديَّ ولمن دخل بيتي مؤمنًا، وللمؤمنين والمؤمنات بك، ولا تزد الكافرين إلا هلاكًا وخسرانًا في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا
71:27
"For, if Thou dost leave (any of) them, they will but mislead Thy devotees, and they will breed none but wicked ungrateful ones.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
if you leave them they will lead Your servants astray and beget only sinners and disbelievers-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki sen onları bırakırsan kullarını saptırır; sadece ahlaksız, nankör (işler) doğururlar (yaparlar).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If Thou shouldst leave them, they will mislead Thy slaves and will beget none save lewd ingrates.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, if You leave them, they will mislead Your servants and not beget except [every] wicked one and [confirmed] disbeliever.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال نوح -عليه السلام- بعد يأسه من قومه: ربِّ لا تترك من الكافرين بك أحدًا حيًّا على الأرض يدور ويتحرك. إنك إن تتركهم دون إهلاك يُضلوا عبادك الذين قد آمنوا بك عن طريق الحق، ولا يأت من أصلابهم وأرحامهم إلا مائل عن الحق شديد الكفر بك والعصيان لك. ربِّ اغفر لي ولوالديَّ ولمن دخل بيتي مؤمنًا، وللمؤمنين والمؤمنات بك، ولا تزد الكافرين إلا هلاكًا وخسرانًا في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّـٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا
71:28
"O my Lord! Forgive me, my parents, all who enter my house in Faith, and (all) believing men and believing women: and to the wrong-doers grant Thou no increase but in perdition!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lord, forgive me, my parents, and whoever enters my house as a believer. Forgive believing men and women but bring nothing but ruin down on the evildoers!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla! Zalimlerin de ancak helakini artır!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My Lord! Forgive me and my parents and him who entereth my house believing, and believing men and believing women, and increase not the wrong-doers in aught save ruin.
M. Pickthall · EN · public-domain
My Lord, forgive me and my parents and whoever enters my house a believer and the believing men and believing women. And do not increase the wrongdoers except in destruction."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال نوح -عليه السلام- بعد يأسه من قومه: ربِّ لا تترك من الكافرين بك أحدًا حيًّا على الأرض يدور ويتحرك. إنك إن تتركهم دون إهلاك يُضلوا عبادك الذين قد آمنوا بك عن طريق الحق، ولا يأت من أصلابهم وأرحامهم إلا مائل عن الحق شديد الكفر بك والعصيان لك. ربِّ اغفر لي ولوالديَّ ولمن دخل بيتي مؤمنًا، وللمؤمنين والمؤمنات بك، ولا تزد الكافرين إلا هلاكًا وخسرانًا في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)