72.The Jinn
الجنMeccan · 28 ayahs
- 1
قُلْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّهُ ٱسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَقَالُوٓا۟ إِنَّا سَمِعْنَا قُرْءَانًا عَجَبًا
72:1
Say: It has been revealed to me that a company of Jinns listened (to the Qur'an). They said, 'We have really heard a wonderful Recital!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say [Prophet], ‘It has been revealed to me that a group of jinn once listened in and said, “We have heard a wondrous Quran,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Cinlerden bir grubun (beni) dinlediği ve şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Şüphesiz ki doğruya götüren harikulade bir Kur’an dinledik ve ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad): It is revealed unto me that a company of the Jinn gave ear, and they said: Lo! we have heard a marvellous Qur'an,
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "It has been revealed to me that a group of the jinn listened and said, 'Indeed, we have heard an amazing Qur’ān [i.e., recitation].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول-: أوحى الله إليَّ أنَّ جماعة من الجن قد استمعوا لتلاوتي للقرآن، فلما سمعوه قالوا لقومهم: إنا سمعنا قرآنًا بديعًا في بلاغته وفصاحته وحكمه وأحكامه وأخباره، يدعو إلى الحق والهدى، فصدَّقنا بهذا القرآن وعملنا به، ولن نشرك بربنا الذي خلقنا أحدًا في عبادته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
يَهْدِىٓ إِلَى ٱلرُّشْدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦ ۖ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدًا
72:2
'It gives guidance to the Right, and we have believed therein: we shall not join (in worship) any (gods) with our Lord.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O Kur'ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that gives guidance to the right path, and we have come to believe it––We shall never set up partners with our Lord––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Cinlerden bir grubun (beni) dinlediği ve şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Şüphesiz ki doğruya götüren harikulade bir Kur’an dinledik ve ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which guideth unto righteousness, so we believe in it and we ascribe no partner unto our Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
It guides to the right course, and we have believed in it. And we will never associate with our Lord anyone.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول-: أوحى الله إليَّ أنَّ جماعة من الجن قد استمعوا لتلاوتي للقرآن، فلما سمعوه قالوا لقومهم: إنا سمعنا قرآنًا بديعًا في بلاغته وفصاحته وحكمه وأحكامه وأخباره، يدعو إلى الحق والهدى، فصدَّقنا بهذا القرآن وعملنا به، ولن نشرك بربنا الذي خلقنا أحدًا في عبادته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
وَأَنَّهُۥ تَعَـٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَـٰحِبَةً وَلَا وَلَدًا
72:3
'And Exalted is the Majesty of our Lord: He has taken neither a wife nor a son.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and that He––exalted be the glory of our Lord!––has neither spouse nor child.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Eşi de çocuğu da olmayan Rabbimizin şanı çok yücedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (we believe) that He - exalted be the glory of our Lord! - hath taken neither wife nor son,
M. Pickthall · EN · public-domain
And [it teaches] that exalted is the nobleness of our Lord; He has not taken a wife or a son
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنه تعالَتْ عظمة ربنا وجلاله، ما اتخذ زوجة ولا ولدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطًا
72:4
'There were some foolish ones among us, who used to utter extravagant lies against Allah;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Outrageous things have been said about God by the foolish among us,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki içimizden bir beyinsiz, Allah hakkında asılsız (saçma) sözler söylerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that the foolish one among us used to speak concerning Allah an atrocious lie.
M. Pickthall · EN · public-domain
And that our foolish one [i.e., Iblees] has been saying about Allāh an excessive transgression.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأن سفيهنا- وهو إبليس- كان يقول على الله تعالى قولا بعيدًا عن الحق والصواب، مِن دعوى الصاحبة والولد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا
72:5
'But we do think that no man or spirit should say aught that untrue against Allah.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmışız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
although we had thought that no man or jinn would [dare to] tell a lie about Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz hiçbir insanın ve cinin Allah hakkında kesinlikle yalan söylemeyeceğini sanmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! we had supposed that humankind and jinn would not speak a lie concerning Allah -
M. Pickthall · EN · public-domain
And we had thought that mankind and the jinn would never speak about Allāh a lie.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنَّا حَسِبْنا أن أحدًا لن يكذب على الله تعالى، لا من الإنس ولا من الجن في نسبة الصاحبة والولد إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ ٱلْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا
72:6
'True, there were persons among mankind who took shelter with persons among the Jinns, but they increased them in folly.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Men have sought refuge with the jinn in the past, but they only misguided them further.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınıyordu da (bu durum, onların) sadece azgınlığını artırıyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And indeed (O Muhammad) individuals of humankind used to invoke the protection of individuals of the jinn, so that they increased them in revolt against Allah);
M. Pickthall · EN · public-domain
And there were men from mankind who sought refuge in men from the jinn, so they [only] increased them in burden [i.e., sin].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنه كان رجال من الإنس يستجيرون برجال من الجن، فزاد رجالُ الجنِّ الإنسَ باستعاذتهم بهم خوفًا وإرهابًا ورعبًا. وهذه الاستعاذة بغير الله، التي نعاها الله على أهل الجاهلية، من الشرك الأكبر، الذي لا يغفره الله إلا بالتوبة النصوح منه. وفي الآية تحذير شديد من اللجوء إلى السحرة والمشعوذين وأشباههم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا۟ كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ ٱللَّهُ أَحَدًا
72:7
'And they (came to) think as ye thought, that Allah would not raise up any one (to Judgment).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They thought, as you did, that God would never raise anyone from the dead.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın kimseyi kesinlikle (elçi) olarak göndermeyeceğini sanmışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And indeed they supposed, even as ye suppose, that Allah would not raise anyone (from the dead) -
M. Pickthall · EN · public-domain
And they had thought, as you thought, that Allāh would never send anyone [as a messenger].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأن كفار الإنس حسبوا كما حسبتم- يا معشر الجن- أن الله تعالى لن يبعث أحدًا بعد الموت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَـٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا
72:8
'And we pried into the secrets of heaven; but we found it filled with stern guards and flaming fires.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Cinler, dediler ki): "Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We tried to reach heaven, but discovered it to be full of stern guards and shooting stars––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz göğü de yokladık fakat onu güçlü koruyucularla, ışık huzmeleriyle doldurulmuş bulduk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the Jinn who had listened to the Qur'an said): We had sought the heaven but had found it filled with strong warders and meteors.
M. Pickthall · EN · public-domain
And we have sought [to reach] the heaven but found it filled with powerful guards and burning flames.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنَّا- معشر الجن- طلبنا بلوغ السماء؛ لاستماع كلام أهلها، فوجدناها مُلئت بالملائكة الكثيرين الذين يحرسونها، وبالشهب المحرقة التي يُرمى بها مَن يقترب منها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَـٰعِدَ لِلسَّمْعِ ۖ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْـَٔانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًا رَّصَدًا
72:9
'We used, indeed, to sit there in (hidden) stations, to (steal) a hearing; but any who listen now will find a flaming fire watching him in ambush.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
we used to sit in places there, listening, but anyone trying to listen now will find a shooting star lying in wait for him––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Oysa) biz (haber) dinlemek için göğün (çeşitli) yerlerinde oturuyorduk; (fakat) şimdi kim (haber) dinlemek isterse, kendisini takip eden bir alev huzmesi bulu(yo)r.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we used to sit on places (high) therein to listen. But he who listeneth now findeth a flame in wait for him;
M. Pickthall · EN · public-domain
And we used to sit therein in positions for hearing, but whoever listens now will find a burning flame lying in wait for him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنا كنا قبل ذلك نتخذ من السماء مواضع؛ لنستمع إلى أخبارها، فمن يحاول الآن استراق السمع يجد له شهابًا بالمرصاد، يُحرقه ويهلكه. وفي هاتين الآيتين إبطال مزاعم السحرة والمشعوذين، الذين يدَّعون علم الغيب، ويغررون بضعفة العقول؛ بكذبهم وافترائهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَأَنَّا لَا نَدْرِىٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا
72:10
'And we understand not whether ill is intended to those on earth, or whether their Lord (really) intends to guide them to right conduct.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[so now] we do not know whether those who live on earth are due for misfortune, or whether their Lord intends to guide them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Artık) yeryüzündekilere kötülük mü edildiğini, yoksa Rablerinin onlara bir hayır mı dilediğini bilemiyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we know not whether harm is boded unto all who are in the earth, or whether their Lord intendeth guidance for them.
M. Pickthall · EN · public-domain
And we do not know [therefore] whether evil is intended for those on earth or whether their Lord intends for them a right course.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأننا معشر الجن- لا نعلم: أشرًّا أراد الله أن ينزله بأهل الأرض، أم أراد بهم خيرًا وهدى؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّـٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَ ۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدًا
72:11
'There are among us some that are righteous, and some the contrary: we follow divergent paths.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Some of us are righteous and others less so: we follow different paths.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçimizden iyiler de başkaları (kötüler) de var. Hepimiz türlü türlü yollar tutmuştuk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And among us there are righteous folk and among us there are far from that. We are sects having different rules.
M. Pickthall · EN · public-domain
And among us are the righteous, and among us are [others] not so; we were [of] divided ways.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنا منا الأبرار المتقون، ومنا قوم دون ذلك كفار وفساق، كنا فرقًا ومذاهب مختلفة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعْجِزَ ٱللَّهَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُۥ هَرَبًا
72:12
'But we think that we can by no means frustrate Allah throughout the earth, nor can we frustrate Him by flight.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Doğrusu biz anladık ki, Allah'ı yerde acze düşürmemize imkân yok. Kaçmakla da O'nu asla âciz bırakamayacağız."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We know we can never frustrate God on earth; we can never escape Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı ve başka yere kaçmakla da O’nu aciz bırakamayacağımızı (kurtulamayacağımızı) iyice anladık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And we know that we cannot escape from Allah in the earth, nor can we escape by flight.
M. Pickthall · EN · public-domain
And we have become certain that we will never cause failure to Allāh upon earth, nor can we escape Him by flight.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنا أيقنا أن الله قادر علينا، وأننا في قبضته وسلطانه، فلن نفوته إذا أراد بنا أمرًا أينما كنا، ولن نستطيع أن نُفْلِت مِن عقابه هربًا إلى السماء، إن أراد بنا سوءًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا ٱلْهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦ ۖ فَمَن يُؤْمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا
72:13
'And as for us, since we have listened to the Guidance, we have accepted it: and any who believes in his Lord has no fear, either of a short (account) or of any injustice.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine inanırsa, ne hakkının eksik verilmesinden korkar, ne de kendisine kötülük edilmesinden."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When we heard the guidance we came to believe: whoever believes in his Lord need fear no loss nor injustice.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki artık biz o rehberi (Kur’an’ı) duyunca ona iman ettik. Rabbine güvenen kişi, kendisine herhangi bir zarar verilmesinden de haksızlığa uğratılmaktan da korkmaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when we heard the guidance, we believed therein, and whoso believeth in his Lord, he feareth neither loss nor oppression.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when we heard the guidance [i.e., the Qur’ān], we believed in it. And whoever believes in his Lord will not fear deprivation or burden.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنا لما سمعنا القرآن آمنَّا به، وأقررنا أنه حق مِن عند الله، فمن يؤمن بربه، فإنه لا يخشى نقصانًا من حسناته، ولا ظلمًا يلحقه بزيادة في سيئاته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَأَنَّا مِنَّا ٱلْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا ٱلْقَـٰسِطُونَ ۖ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ تَحَرَّوْا۟ رَشَدًا
72:14
'Amongst us are some that submit their wills (to Allah), and some that swerve from justice. Now those who submit their wills - they have sought out (the path) of right conduct:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ve biz, bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Some of us submit to Him and others go the wrong way: those who submit to God have found wise guidance,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçimizden (Allah’a) teslim olanlar da yoldan sapanlar da var. (Allah’a) teslim olanlar, doğru yolu arayıp (bulmuş olan)lardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And there are among us some who have surrendered (to Allah) and there are among us some who are unjust. And whoso hath surrendered to Allah, such have taken the right path purposefully.
M. Pickthall · EN · public-domain
And among us are Muslims [in submission to Allāh], and among us are the unjust. And whoever has become Muslim - those have sought out the right course.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنا منا الخاضعون لله بالطاعة، ومنا الجائرون الظالمون الذين حادوا عن طريق الحق، فمن أسلم وخضع لله بالطاعة، فأولئك الذين قصدوا طريق الحق والصواب، واجتهدوا في اختياره فهداهم الله إليه، وأما الجائرون عن طريق الإسلام فكانوا وَقودًا لجهنم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
وَأَمَّا ٱلْقَـٰسِطُونَ فَكَانُوا۟ لِجَهَنَّمَ حَطَبًا
72:15
'But those who swerve,- they are (but) fuel for Hell-fire'-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar, cehennemin odunları oldular."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but those who go wrong will be fuel for Hellfire.” ’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoldan sapanlar ise cehennem için yakıt olmuş (olacaklardır).”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And as for those who are unjust, they are firewood for hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
But as for the unjust, they will be, for Hell, firewood.'
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنا منا الخاضعون لله بالطاعة، ومنا الجائرون الظالمون الذين حادوا عن طريق الحق، فمن أسلم وخضع لله بالطاعة، فأولئك الذين قصدوا طريق الحق والصواب، واجتهدوا في اختياره فهداهم الله إليه، وأما الجائرون عن طريق الإسلام فكانوا وَقودًا لجهنم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَأَلَّوِ ٱسْتَقَـٰمُوا۟ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَـٰهُم مَّآءً غَدَقًا
72:16
(And Allah's Message is): "If they (the Pagans) had (only) remained on the (right) Way, We should certainly have bestowed on them Rain in abundance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If they had taken to the right way, We would have given them abundant water to drink-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğru yolda olsalardı, kendilerini nimetler içerisinde imtihan edelim diye onlara elbette bol su verirdik. Zaten kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, (Allah) onu şiddeti artan bir azaba sürükler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If they (the idolaters) tread the right path, We shall give them to drink of water in abundance
M. Pickthall · EN · public-domain
And [Allāh revealed] that if they had remained straight on the way, We would have given them abundant rain [i.e., provision].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنه لو سار الكفار من الإنس والجن على طريقة الإسلام، ولم يحيدوا عنها لأنزلنا عليهم ماءً كثيرًا، ولوسَّعنا عليهم الرزق في الدنيا؛ لنختبرهم: كيف يشكرون نعم الله عليهم؟ ومن يُعرض عن طاعة ربه واستماع القرآن وتدبره، والعمل به يدخله عذابًا شديدًا شاقًّا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
لِّنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِۦ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا
72:17
"That We might try them by that (means). But if any turns away from the remembrance of his Lord, He will cause him to undergo a severe Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki onları onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
a test for them––but anyone who turns away from his Lord’s Revelation will be sent by Him to spiralling torment.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğru yolda olsalardı, kendilerini nimetler içerisinde imtihan edelim diye onlara elbette bol su verirdik. Zaten kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, (Allah) onu şiddeti artan bir azaba sürükler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That We may test them thereby, and whoso turneth away from the remembrance of his Lord; He will thrust him into ever-growing torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
So We might test them therein. And whoever turns away from the remembrance of his Lord He will put into arduous punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنه لو سار الكفار من الإنس والجن على طريقة الإسلام، ولم يحيدوا عنها لأنزلنا عليهم ماءً كثيرًا، ولوسَّعنا عليهم الرزق في الدنيا؛ لنختبرهم: كيف يشكرون نعم الله عليهم؟ ومن يُعرض عن طاعة ربه واستماع القرآن وتدبره، والعمل به يدخله عذابًا شديدًا شاقًّا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
وَأَنَّ ٱلْمَسَـٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدًا
72:18
"And the places of worship are for Allah (alone): So invoke not any one along with Allah;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Mescidler şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Mescitler kuşkusuz Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Places of worship are for God alone- so do not pray to anyone other than God-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki mescitler Allah’a aittir. Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the places of worship are only for Allah, so pray not unto anyone along with Allah.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [He revealed] that the masjids are for Allāh, so do not invoke with Allāh anyone.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأن المساجد لعبادة الله وحده، فلا تعبدوا فيها غيره، وأخلصوا له الدعاء والعبادة فيها؛ فإن المساجد لم تُبْنَ إلا ليُعبَدَ اللهُ وحده فيها، دون من سواه، وفي هذا وجوب تنزيه المساجد من كل ما يشوب الإخلاص لله، ومتابعة رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبْدُ ٱللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا۟ يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا
72:19
"Yet when the Devotee of Allah stands forth to invoke Him, they just make round him a dense crowd."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın kulu Muhammed, O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse, çevresinde keçeleşirler, birbirlerine girerlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'ın kulu (Hz. Peygamber) kalkmış O'na dua ederken, neredeyse (cinler) onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
yet when God’s Servant stood up to pray to Him, they pressed in on him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın kulu, O’na davet için kalktığında (yoldan sapanlar) neredeyse onun üzerine çullanırlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the slave of Allah stood up in prayer to Him, they crowded on him, almost stifling.
M. Pickthall · EN · public-domain
And that when the Servant [i.e., Prophet] of Allāh stood up supplicating Him, they almost became about him a compacted mass."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنه لما قام محمد صلى الله عليه وسلم، يعبد ربه، كاد الجن يكونون عليه جماعات متراكمة، بعضها فوق بعض؛ مِن شدة ازدحامهم لسماع القرآن منه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
قُلْ إِنَّمَآ أَدْعُوا۟ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِهِۦٓ أَحَدًا
72:20
Say: "I do no more than invoke my Lord, and I join not with Him any (false god)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Ben ancak Rabbime dua eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘I pray to my Lord alone; I set up no partner with Him.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Ben sadece Rabbime dua ederim (O’na çağırırım) ve O’na kimseyi ortak koşmam.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): I pray unto Allah only, and ascribe unto Him no partner.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "I only invoke my Lord and do not associate with Him anyone."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء الكفار: إنما أعبد ربي وحده، ولا أشرك معه في العبادة أحدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
قُلْ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا
72:21
Say: "It is not in my power to cause you harm, or to bring you to right conduct."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki, "Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir yol gösterebilirim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘I have no control over any harm or good that may befall you.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Ben size zarar verme ve doğru yola getirme gücüne de sahip değilim.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: Lo! I control not hurt nor benefit for you.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "Indeed, I do not possess for you [the power of] harm or right direction."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل- أيها الرسول- لهم: إني لا أقدر أن أدفع عنكم ضرًا، ولا أجلب لكم نفعًا، قل: إني لن ينقذني من عذاب الله أحد إن عصيته، ولن أجد من دونه ملجأ أفرُّ إليه مِن عذابه، لكن أملك أن أبلغكم عن الله ما أمرني بتبليغه لكم، ورسالتَه التي أرسلني بها إليكم. ومَن يعص الله ورسوله، ويُعرض عن دين الله، فإن جزاءه نار جهنم لا يخرج منها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
قُلْ إِنِّى لَن يُجِيرَنِى مِنَ ٱللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًا
72:22
Say: "No one can deliver me from Allah (If I were to disobey Him), nor should I find refuge except in Him,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki, "Allah'tan beni kimse kurtaramaz ve ben O'ndan başka bir sığınacak bulamam."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘No one can protect me from God: I have no refuge except in Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Allah’tan (gelecek bir azaba karşı) beni asla kimse koruyamaz. O’ndan başka bir sığınak da asla bulamam."
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: Lo! none can protect me from Allah, nor can I find any refuge beside Him
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "Indeed, there will never protect me from Allāh anyone [if I should disobey], nor will I find in other than Him a refuge.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل- أيها الرسول- لهم: إني لا أقدر أن أدفع عنكم ضرًا، ولا أجلب لكم نفعًا، قل: إني لن ينقذني من عذاب الله أحد إن عصيته، ولن أجد من دونه ملجأ أفرُّ إليه مِن عذابه، لكن أملك أن أبلغكم عن الله ما أمرني بتبليغه لكم، ورسالتَه التي أرسلني بها إليكم. ومَن يعص الله ورسوله، ويُعرض عن دين الله، فإن جزاءه نار جهنم لا يخرج منها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
إِلَّا بَلَـٰغًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَـٰلَـٰتِهِۦ ۚ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا
72:23
"Unless I proclaim what I receive from Allah and His Messages: for any that disobey Allah and His Messenger,- for them is Hell: they shall dwell therein for ever."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve Peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Benim yapabileceğim, sadece Allah'tan size duyuru yapmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir." Artık kim Allah'a ve onun elçisine baş kaldırırsa, ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I only deliver [what I receive] from God- only His messages.’ Whoever disobeys God and His Messenger will have Hell’s Fire as his permanent home:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"(Benim görevim), Allah’tan gelen ve O’nun mesajlarından oluşan (emirleri) sadece tebliğdir. Allah’a ve Elçisine isyan eden kişi için ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır."
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Mine is) but conveyance (of the Truth) from Allah, and His messages; and whoso disobeyeth Allah and His messenger, lo! his is fire of hell, wherein such dwell for ever.
M. Pickthall · EN · public-domain
But [I have for you] only notification from Allāh, and His messages." And whoever disobeys Allāh and His Messenger - then indeed, for him is the fire of Hell; they will abide therein forever.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل- أيها الرسول- لهم: إني لا أقدر أن أدفع عنكم ضرًا، ولا أجلب لكم نفعًا، قل: إني لن ينقذني من عذاب الله أحد إن عصيته، ولن أجد من دونه ملجأ أفرُّ إليه مِن عذابه، لكن أملك أن أبلغكم عن الله ما أمرني بتبليغه لكم، ورسالتَه التي أرسلني بها إليكم. ومَن يعص الله ورسوله، ويُعرض عن دين الله، فإن جزاءه نار جهنم لا يخرج منها أبدًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِرًا وَأَقَلُّ عَدَدًا
72:24
At length, when they see (with their own eyes) that which they are promised,- then will they know who it is that is weakest in (his) helper and least important in point of numbers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerine vaad edilen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının en zayıf ve en az olduğunu bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when they are confronted by what they have been warned about, they will realize who has the weaker protector and the smaller number.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonunda, kendilerine vadedilen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu ileride bileceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Till (the day) when they shall behold that which they are promised (they may doubt); but then they will know (for certain) who is weaker in allies and less in multitude.
M. Pickthall · EN · public-domain
[The disbelievers continue] until, when they see that which they are promised, then they will know who is weaker in helpers and less in number.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حتى إذا أبصر المشركون ما يوعدون به من العذاب، فسيعلمون عند حلوله بهم: مَن أضعف ناصرًا ومعينًا وأقل جندًا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
قُلْ إِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُۥ رَبِّىٓ أَمَدًا
72:25
Say: "I know not whether the (Punishment) which ye are promised is near, or whether my Lord will appoint for it a distant term.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rabbim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Ben bilmem, o size vaad edilen şey yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar.."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘I do not know whether what you have been warned about is near, or whether a distant time has been appointed for it by my Lord.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Size vadedilen (gün) yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, onu ben bilemem.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad, unto the disbelievers): I know not whether that which ye are promised is nigh, or if my Lord hath set a distant term for it.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "I do not know if what you are promised is near or if my Lord will grant for it a [long] period."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: ما أدري أهذا العذاب الذي وُعدتم به قريب زمنه، أم يجعل له ربي مدة طويلة؟ وهو سبحانه عالم بما غاب عن الأبصار، فلا يظهر على غيبه أحدًا من خلقه، إلا من اختاره الله لرسالته وارتضاه، فإنه يُطلعهم على بعض الغيب، ويرسل من أمام الرسول ومن خلفه ملائكة يحفظونه من الجن؛ لئلا يسترقوه ويهمسوا به إلى الكهنة؛ ليعلم الرسول صلى الله عليه وسلم، أن الرسل قبله كانوا على مثل حاله من التبليغ بالحق والصدق، وأنه حُفظ كما حُفظوا من الجن، وأن الله سبحانه أحاط علمه بما عندهم ظاهرًا وباطنًا من الشرائع والأحكام وغيرها، لا يفوته منها شيء، وأنه تعالى أحصى كل شيء عددًا، فلم يَخْفَ عليه منه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
عَـٰلِمُ ٱلْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِۦٓ أَحَدًا
72:26
"He (alone) knows the Unseen, nor does He make any one acquainted with His Mysteries,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He is the One who knows what is hidden.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gaybı (bilinemeyeni) bilen (Allah) gaybını (bilinemeyeni) kimseye açmaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(He is) the Knower of the Unseen, and He revealeth unto none His secret,
M. Pickthall · EN · public-domain
[He is] Knower of the unseen, and He does not disclose His [knowledge of the] unseen to anyone
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: ما أدري أهذا العذاب الذي وُعدتم به قريب زمنه، أم يجعل له ربي مدة طويلة؟ وهو سبحانه عالم بما غاب عن الأبصار، فلا يظهر على غيبه أحدًا من خلقه، إلا من اختاره الله لرسالته وارتضاه، فإنه يُطلعهم على بعض الغيب، ويرسل من أمام الرسول ومن خلفه ملائكة يحفظونه من الجن؛ لئلا يسترقوه ويهمسوا به إلى الكهنة؛ ليعلم الرسول صلى الله عليه وسلم، أن الرسل قبله كانوا على مثل حاله من التبليغ بالحق والصدق، وأنه حُفظ كما حُفظوا من الجن، وأن الله سبحانه أحاط علمه بما عندهم ظاهرًا وباطنًا من الشرائع والأحكام وغيرها، لا يفوته منها شيء، وأنه تعالى أحصى كل شيء عددًا، فلم يَخْفَ عليه منه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
إِلَّا مَنِ ٱرْتَضَىٰ مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُۥ يَسْلُكُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ رَصَدًا
72:27
"Except a messenger whom He has chosen: and then He makes a band of watchers march before him and behind him,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He does not disclose it except to a messenger of His choosing. He sends watchers to go in front and behind
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ancak dilediği elçi(ler) bunun dışındadır. Rablerinin mesajlarını onların (meleklerin) tebliğ ettiğini bilsin diye, şüphesiz o (elçinin) önünden ve arkasından gözetleyici(ler) gönderir. (Allah) onların beraberinde bulunanı kuşatmış ve her şeyi bir bir sayıp kaydetmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save unto every messenger whom He hath chosen, and then He maketh a guard to go before him and a guard behind him
M. Pickthall · EN · public-domain
Except whom He has approved of messengers, and indeed, He sends before him [i.e., each messenger] and behind him observers
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: ما أدري أهذا العذاب الذي وُعدتم به قريب زمنه، أم يجعل له ربي مدة طويلة؟ وهو سبحانه عالم بما غاب عن الأبصار، فلا يظهر على غيبه أحدًا من خلقه، إلا من اختاره الله لرسالته وارتضاه، فإنه يُطلعهم على بعض الغيب، ويرسل من أمام الرسول ومن خلفه ملائكة يحفظونه من الجن؛ لئلا يسترقوه ويهمسوا به إلى الكهنة؛ ليعلم الرسول صلى الله عليه وسلم، أن الرسل قبله كانوا على مثل حاله من التبليغ بالحق والصدق، وأنه حُفظ كما حُفظوا من الجن، وأن الله سبحانه أحاط علمه بما عندهم ظاهرًا وباطنًا من الشرائع والأحكام وغيرها، لا يفوته منها شيء، وأنه تعالى أحصى كل شيء عددًا، فلم يَخْفَ عليه منه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
لِّيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا۟ رِسَـٰلَـٰتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًۢا
72:28
"That He may know that they have (truly) brought and delivered the Messages of their Lord: and He surrounds (all the mysteries) that are with them, and takes account of every single thing."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
to ensure that each of His messengers delivers his Lord’s message: He knows all about them, and He takes account of everything.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ancak dilediği elçi(ler) bunun dışındadır. Rablerinin mesajlarını onların (meleklerin) tebliğ ettiğini bilsin diye, şüphesiz o (elçinin) önünden ve arkasından gözetleyici(ler) gönderir. (Allah) onların beraberinde bulunanı kuşatmış ve her şeyi bir bir sayıp kaydetmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That He may know that they have indeed conveyed the messages of their Lord. He surroundeth all their doings, and He keepeth count of all things.
M. Pickthall · EN · public-domain
That he [i.e., Muḥammad (ﷺ)] may know that they have conveyed the messages of their Lord; and He has encompassed whatever is with them and has enumerated all things in number.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: ما أدري أهذا العذاب الذي وُعدتم به قريب زمنه، أم يجعل له ربي مدة طويلة؟ وهو سبحانه عالم بما غاب عن الأبصار، فلا يظهر على غيبه أحدًا من خلقه، إلا من اختاره الله لرسالته وارتضاه، فإنه يُطلعهم على بعض الغيب، ويرسل من أمام الرسول ومن خلفه ملائكة يحفظونه من الجن؛ لئلا يسترقوه ويهمسوا به إلى الكهنة؛ ليعلم الرسول صلى الله عليه وسلم، أن الرسل قبله كانوا على مثل حاله من التبليغ بالحق والصدق، وأنه حُفظ كما حُفظوا من الجن، وأن الله سبحانه أحاط علمه بما عندهم ظاهرًا وباطنًا من الشرائع والأحكام وغيرها، لا يفوته منها شيء، وأنه تعالى أحصى كل شيء عددًا، فلم يَخْفَ عليه منه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)