Tüm sureler

89.Fecr

الفجر

Mekke · 30 ayet

Okuma modu
  1. 1

    وَٱلْفَجْرِ

    89:1

    By the break of Day

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tanyerinin ağarmasına and olsun;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun fecre.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    By the Daybreak,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun: Tan vaktine,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the Dawn

    M. Pickthall · EN · public-domain

    By the dawn

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله سبحانه بوقت الفجر، والليالي العشر الأوَل من ذي الحجة وما شرفت به، وبكل شفع وفرد، وبالليل إذا يَسْري بظلامه، أليس في الأقسام المذكورة مَقْنَع لذي عقل؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    وَلَيَالٍ عَشْرٍ

    89:2

    By the Nights twice five;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    On geceye (Zilhicce ayının ilk on gecesine).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by the Ten Nights,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    On geceye,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ten nights,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [by] ten nights

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله سبحانه بوقت الفجر، والليالي العشر الأوَل من ذي الحجة وما شرفت به، وبكل شفع وفرد، وبالليل إذا يَسْري بظلامه، أليس في الأقسام المذكورة مَقْنَع لذي عقل؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ

    89:3

    By the even and odd (contrasted);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çifte ve teke.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by the even and the odd,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    ‘Çift (olan şeyler)’e ve ‘tek’e,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the Even and the Odd,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [by] the even [number] and the odd

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله سبحانه بوقت الفجر، والليالي العشر الأوَل من ذي الحجة وما شرفت به، وبكل شفع وفرد، وبالليل إذا يَسْري بظلامه، أليس في الأقسام المذكورة مَقْنَع لذي عقل؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

    89:4

    And by the Night when it passeth away;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gitmekte olan geceye.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by the passing night––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Geçmekte olan geceye ki

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the night when it departeth,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [by] the night when it passes,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله سبحانه بوقت الفجر، والليالي العشر الأوَل من ذي الحجة وما شرفت به، وبكل شفع وفرد، وبالليل إذا يَسْري بظلامه، أليس في الأقسام المذكورة مَقْنَع لذي عقل؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ

    89:5

    Is there (not) in these an adjuration (or evidence) for those who understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    is this oath strong enough for a rational person?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Akıl sahibi için bun(lar)da bir yemin var değil mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There surely is an oath for thinking man.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is there [not] in [all] that an oath [sufficient] for one of perception?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله سبحانه بوقت الفجر، والليالي العشر الأوَل من ذي الحجة وما شرفت به، وبكل شفع وفرد، وبالليل إذا يَسْري بظلامه، أليس في الأقسام المذكورة مَقْنَع لذي عقل؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

    89:6

    Seest thou not how thy Lord dealt with the 'Ad (people),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Have you [Prophet] considered how your Lord dealt with [the people] of 'Ad,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbin (şunlara)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Dost thou not consider how thy Lord dealt with (the tribe of) A'ad,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Have you not considered how your Lord dealt with ʿAad -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ألم تر -أيها الرسول- كيف فعل ربُّك بقوم عاد، قبيلة إرم، ذات القوة والأبنية المرفوعة على الأعمدة، التي لم يُخلق مثلها في البلاد في عِظَم الأجساد وقوة البأس؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ

    89:7

    Of the (city of) Iram, with lofty pillars,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sütunlar sahibi İrem'e?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    of Iram, [the city] of lofty pillars,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Yüksek) sütunları olan İrem'e (İrem şehrine) -ki şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı-.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With many-columned Iram,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [With] Iram - who had lofty pillars,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ألم تر -أيها الرسول- كيف فعل ربُّك بقوم عاد، قبيلة إرم، ذات القوة والأبنية المرفوعة على الأعمدة، التي لم يُخلق مثلها في البلاد في عِظَم الأجساد وقوة البأس؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ

    89:8

    The like of which were not produced in (all) the land?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    whose like has never been made in any land,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Yüksek) sütunları olan İrem'e (İrem şehrine) -ki şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı-.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The like of which was not created in the lands;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The likes of whom had never been created in the land?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ألم تر -أيها الرسول- كيف فعل ربُّك بقوم عاد، قبيلة إرم، ذات القوة والأبنية المرفوعة على الأعمدة، التي لم يُخلق مثلها في البلاد في عِظَم الأجساد وقوة البأس؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ

    89:9

    And with the Thamud (people), who cut out (huge) rocks in the valley?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Vâdide kayaları yontan Semud kavmine?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and the Thamud, who hewed into the rocks in the valley,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Vadideki kayaları oyan Semûd'a (Semûd kavmine),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And with (the tribe of) Thamud, who clove the rocks in the valley;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [with] Thamūd, who carved out the rocks in the valley?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكيف فعل بثمود قوم صالح الذين قطعوا الصخر بالوادي واتخذوا منه بيوتًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ

    89:10

    And with Pharaoh, lord of stakes?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun'a?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and the mighty and powerful Pharaoh?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kazıklar sahibi Firavun’a.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And with Pharaoh, firm of might,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [with] Pharaoh, owner of the stakes?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكيف فعل بفرعون مَلِك "مصر"، صاحب الجنود الذين ثبَّتوا مُلْكه، وقوَّوا له أمره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ

    89:11

    (All) these transgressed beyond bounds in the lands,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunlar ülkelerde azmışlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    All of them committed excesses in their lands,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ki onlar şehirlerde azgınlık etmişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who (all) were rebellious (to Allah) in these lands,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [All of] whom oppressed within the lands

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هؤلاء الذين استبدُّوا، وظلموا في بلاد الله، فأكثروا فيها بظلمهم الفساد، فصب عليهم ربُّك عذابا شديدا. إنَّ ربك -أيها الرسول- لبالمرصاد لمن يعصيه، يمهله قليلا ثم يأخذه أخْذَ عزيز مقتدر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ

    89:12

    And heaped therein mischief (on mischief).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and spread corruption there:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orada bozgunculuğu çoğaltmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And multiplied iniquity therein?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And increased therein the corruption.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هؤلاء الذين استبدُّوا، وظلموا في بلاد الله، فأكثروا فيها بظلمهم الفساد، فصب عليهم ربُّك عذابا شديدا. إنَّ ربك -أيها الرسول- لبالمرصاد لمن يعصيه، يمهله قليلا ثم يأخذه أخْذَ عزيز مقتدر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

    89:13

    Therefore did thy Lord pour on them a scourge of diverse chastisements:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbin onları azap kırbacından geçirmiştir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    your Lord let a scourge of punishment loose on them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kırbacını yağdırmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefore thy Lord poured on them the disaster of His punishment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So your Lord poured upon them a scourge of punishment.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هؤلاء الذين استبدُّوا، وظلموا في بلاد الله، فأكثروا فيها بظلمهم الفساد، فصب عليهم ربُّك عذابا شديدا. إنَّ ربك -أيها الرسول- لبالمرصاد لمن يعصيه، يمهله قليلا ثم يأخذه أخْذَ عزيز مقتدر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ

    89:14

    For thy Lord is (as a Guardian) on a watch-tower.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Your Lord is always watchful.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Rabbin, (sürekli) gözetlemektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord is ever watchful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, your Lord is in observation.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هؤلاء الذين استبدُّوا، وظلموا في بلاد الله، فأكثروا فيها بظلمهم الفساد، فصب عليهم ربُّك عذابا شديدا. إنَّ ربك -أيها الرسول- لبالمرصاد لمن يعصيه، يمهله قليلا ثم يأخذه أخْذَ عزيز مقتدر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ

    89:15

    Now, as for man, when his Lord trieth him, giving him honour and gifts, then saith he, (puffed up), "My Lord hath honoured me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim beni şerefli kıldı" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [The nature of] man is that, when his Lord tries him through honour and blessings, he says, ‘My Lord has honoured me,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İnsana gelince, Rabbi kendisini imtihan edip ona ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde “Rabbim bana ikram etti.” der.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    As for man, whenever his Lord trieth him by honouring him, and is gracious unto him, he saith: My Lord honoureth me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And as for man, when his Lord tries him and [thus] is generous to him and favors him, he says, "My Lord has honored me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأما الإنسان إذا ما اختبره ربه بالنعمة، وبسط له رزقه، وجعله في أطيب عيش، فيظن أن ذلك لكرامته عند ربه، فيقول: ربي أكرمن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ

    89:16

    But when He trieth him, restricting his subsistence for him, then saith he (in despair), "My Lord hath humiliated me!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, "Rabbim beni zillete düşürdü." der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but when He tries him through the restriction of his provision, he says, ‘My Lord has humiliated me.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Fakat) ne zaman onu imtihan edip rızkını daralttığında ise “Rabbim beni küçük düşürdü (önemsemedi)” der.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But whenever He trieth him by straitening his means of life, he saith: My Lord despiseth me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But when He tries him and restricts his provision, he says, "My Lord has humiliated me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأما إذا ما اختبره، فضيَّق عليه رزقه، فيظن أن ذلك لهوانه على الله، فيقول: ربي أهانن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ

    89:17

    Nay, nay! but ye honour not the orphans!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    No indeed! You [people] do not honour orphans,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hayır! Doğrusu, siz yetime ikram etmiyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but ye (for your part) honour not the orphan

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No! But you do not honor the orphan

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ليس الأمر كما يظن هذا الإنسان، بل الإكرام بطاعة الله، والإهانة بمعصيته، وأنتم لا تكرمون اليتيم، ولا تحسنون معاملته، ولا يَحُثُّ بعضكم بعضًا على إطعام المسكين، وتأكلون حقوق الآخرين في الميراث أكلا شديدًا، وتحبون المال حبًا مفرطًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

    89:18

    Nor do ye encourage one another to feed the poor!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you do not urge one another to feed the poor,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksulu yedirmeye de birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And urge not on the feeding of the poor.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you do not encourage one another to feed the poor.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ليس الأمر كما يظن هذا الإنسان، بل الإكرام بطاعة الله، والإهانة بمعصيته، وأنتم لا تكرمون اليتيم، ولا تحسنون معاملته، ولا يَحُثُّ بعضكم بعضًا على إطعام المسكين، وتأكلون حقوق الآخرين في الميراث أكلا شديدًا، وتحبون المال حبًا مفرطًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا

    89:19

    And ye devour inheritance - all with greed,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Oysa mirası öyle bir yiyorsunuz ki, haramhelal gözetmeden.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you consume inheritance greedily,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Mirası hırslı bir yiyişle (helal-haram demeden, hak hukuk gözetmeden) yiyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ye devour heritages with devouring greed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you consume inheritance, devouring [it] altogether,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ليس الأمر كما يظن هذا الإنسان، بل الإكرام بطاعة الله، والإهانة بمعصيته، وأنتم لا تكرمون اليتيم، ولا تحسنون معاملته، ولا يَحُثُّ بعضكم بعضًا على إطعام المسكين، وتأكلون حقوق الآخرين في الميراث أكلا شديدًا، وتحبون المال حبًا مفرطًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا

    89:20

    And ye love wealth with inordinate love!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Malı pek çok seviyorsunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and you love wealth with a passion.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Malı çok (aşırı) bir sevgiyle seviyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And love wealth with abounding love.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you love wealth with immense love.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ليس الأمر كما يظن هذا الإنسان، بل الإكرام بطاعة الله، والإهانة بمعصيته، وأنتم لا تكرمون اليتيم، ولا تحسنون معاملته، ولا يَحُثُّ بعضكم بعضًا على إطعام المسكين، وتأكلون حقوق الآخرين في الميراث أكلا شديدًا، وتحبون المال حبًا مفرطًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا

    89:21

    Nay! When the earth is pounded to powder,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    No indeed! When the earth is pounded to dust, pounded and pounded,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hayır! Yer param parça edici şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı, melekler sıra sıra (dururken) Rabbin(in emri) geldiği zaman (haliniz nasıl olacak?)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but when the earth is ground to atoms, grinding, grinding,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No! When the earth has been leveled - pounded and crushed

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما هكذا ينبغي أن يكون حالكم. فإذا زلزلت الأرض وكَسَّر بعضُها بعضًا، وجاء ربُّك لفصل القضاء بين خلقه، والملائكة صفوفًا صفوفًا، وجيء في ذلك اليوم العظيم بجهنم، يومئذ يتعظ الكافر ويتوب، وكيف ينفعه الاتعاظ والتوبة، وقد فرَّط فيهما في الدنيا، وفات أوانهما؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

    89:22

    And thy Lord cometh, and His angels, rank upon rank,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    when your Lord comes with the angels, rank upon rank,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hayır! Yer param parça edici şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı, melekler sıra sıra (dururken) Rabbin(in emri) geldiği zaman (haliniz nasıl olacak?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thy Lord shall come with angels, rank on rank,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And your Lord has come and the angels, rank upon rank,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما هكذا ينبغي أن يكون حالكم. فإذا زلزلت الأرض وكَسَّر بعضُها بعضًا، وجاء ربُّك لفصل القضاء بين خلقه، والملائكة صفوفًا صفوفًا، وجيء في ذلك اليوم العظيم بجهنم، يومئذ يتعظ الكافر ويتوب، وكيف ينفعه الاتعاظ والتوبة، وقد فرَّط فيهما في الدنيا، وفات أوانهما؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ

    89:23

    And Hell, that Day, is brought (face to face),- on that Day will man remember, but how will that remembrance profit him?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    when Hell is that Day brought near- on that Day man will take heed, but what good will that be to him then?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün, cehennem getirilmiş (olacak) ve insan (yaptıklarını) o gün hatırlayacaktır. Ama (artık) bu hatırlamanın kendisine ne (yarar)ı olabilir ki!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And hell is brought near that day; on that day man will remember, but how will the remembrance (then avail him)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And brought [within view], that Day, is Hell - that Day, man will remember, but how [i.e., what good] to him will be the remembrance?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما هكذا ينبغي أن يكون حالكم. فإذا زلزلت الأرض وكَسَّر بعضُها بعضًا، وجاء ربُّك لفصل القضاء بين خلقه، والملائكة صفوفًا صفوفًا، وجيء في ذلك اليوم العظيم بجهنم، يومئذ يتعظ الكافر ويتوب، وكيف ينفعه الاتعاظ والتوبة، وقد فرَّط فيهما في الدنيا، وفات أوانهما؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى

    89:24

    He will say: "Ah! Would that I had sent forth (good deeds) for (this) my (Future) Life!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim." der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will say, ‘Would that I had provided for this life to come!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (O insan:) “Ah, keşke, bu hayatım için (dünyadayken iyi) bir şeyler (hazırlayıp) gönderseydim!” diyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will say: Ah, would that I had sent before me (some provision) for my life!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He will say, "Oh, I wish I had sent ahead [some good] for my life."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقول: يا ليتني قدَّمتُ في الدنيا من الأعمال ما ينفعني لحياتي في الآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ

    89:25

    For, that Day, His Chastisement will be such as none (else) can inflict,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Artık o gün Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On that Day, no one will punish as He punishes,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün, O’nun (Allah’ın) edeceği azap (gibi) kimse azap edemez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    None punisheth as He will punish on that day!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So on that Day, none will punish [as severely] as His punishment,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ففي ذلك اليوم العصيب لا يستطيع أحدٌ ولا يقدر أن يُعذِّبَ مثل تعذيب الله من عصاه، ولا يستطيع أحد أن يوثِقَ مثل وثاق الله، ولا يبلغ أحدٌ مبلغه في ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ

    89:26

    And His bonds will be such as none (other) can bind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and no one will bind as He binds.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O’nun (vuracağı) bağ (gibi) kimse bağ vuramaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    None bindeth as He then will bind.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And none will bind [as severely] as His binding [of the evildoers].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ففي ذلك اليوم العصيب لا يستطيع أحدٌ ولا يقدر أن يُعذِّبَ مثل تعذيب الله من عصاه، ولا يستطيع أحد أن يوثِقَ مثل وثاق الله، ولا يبلغ أحدٌ مبلغه في ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ

    89:27

    (To the righteous soul will be said:) "O (thou) soul, in (complete) rest and satisfaction!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey huzur içinde olan can!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘[But] you, soul at peace:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey huzura kavuşan nefis (insan)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But ah! thou soul at peace!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [To the righteous it will be said], "O reassured soul,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا أيتها النفس المطمئنة إلى ذِكر الله والإيمان به، وبما أعدَّه من النعيم للمؤمنين، ارجعي إلى ربك راضية بإكرام الله لك، والله سبحانه قد رضي عنك، فادخلي في عداد عباد الله الصالحين، وادخلي معهم جنتي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

    89:28

    "Come back thou to thy Lord,- well pleased (thyself), and well-pleasing unto Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    return to your Lord well pleased and well pleasing;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen (Allah’tan) memnun, (Allah da) senden razı olarak Rabbine dön!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Return unto thy Lord, content in His good pleasure!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Return to your Lord, well-pleased and pleasing [to Him],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا أيتها النفس المطمئنة إلى ذِكر الله والإيمان به، وبما أعدَّه من النعيم للمؤمنين، ارجعي إلى ربك راضية بإكرام الله لك، والله سبحانه قد رضي عنك، فادخلي في عداد عباد الله الصالحين، وادخلي معهم جنتي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    فَٱدْخُلِى فِى عِبَـٰدِى

    89:29

    "Enter thou, then, among My devotees!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey can! İyi kullarımın arasına gir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kullarımın arasına gir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    go in among My servants;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İyi) kullarım(ın)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Enter thou among My bondmen!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And enter among My [righteous] servants

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا أيتها النفس المطمئنة إلى ذِكر الله والإيمان به، وبما أعدَّه من النعيم للمؤمنين، ارجعي إلى ربك راضية بإكرام الله لك، والله سبحانه قد رضي عنك، فادخلي في عداد عباد الله الصالحين، وادخلي معهم جنتي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    وَٱدْخُلِى جَنَّتِى

    89:30

    "Yea, enter thou My Heaven!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cennetime gir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Cennetime gir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and into My Garden.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Cennetime gir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Enter thou My Garden!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And enter My Paradise."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا أيتها النفس المطمئنة إلى ذِكر الله والإيمان به، وبما أعدَّه من النعيم للمؤمنين، ارجعي إلى ربك راضية بإكرام الله لك، والله سبحانه قد رضي عنك، فادخلي في عداد عباد الله الصالحين، وادخلي معهم جنتي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)