70.Meâric
المعارجMekke · 44 ayet
- 1
سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
70:1
A questioner asked about a Penalty to befall-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir isteyen, olacak azabı istedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
A man [mockingly] demanded the punishment.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Soran biri gerçekleşecek azabı sordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A questioner questioned concerning the doom about to fall
M. Pickthall · EN · public-domain
A supplicant asked for a punishment bound to happen
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
دعا داع من المشركين على نفسه وقومه بنزول العذاب عليهم، وهو واقع بهم يوم القيامة لا محالة، ليس له مانع يمنعه من الله ذي العلو والجلال، تصعد الملائكة وجبريل إليه تعالى في يوم كان مقداره خمسين ألف سنة من سني الدنيا، وهو على المؤمن مثل صلاة مكتوبة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ
70:2
The Unbelievers, the which there is none to ward off,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kâfirler için onu savacak yok.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It will fall on the disbelievers––none can deflect it––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kâfirler için, o azabı savacak (kimse) yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Upon the disbelievers, which none can repel,
M. Pickthall · EN · public-domain
To the disbelievers; of it there is no preventer.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
دعا داع من المشركين على نفسه وقومه بنزول العذاب عليهم، وهو واقع بهم يوم القيامة لا محالة، ليس له مانع يمنعه من الله ذي العلو والجلال، تصعد الملائكة وجبريل إليه تعالى في يوم كان مقداره خمسين ألف سنة من سني الدنيا، وهو على المؤمن مثل صلاة مكتوبة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
70:3
(A Penalty) from Allah, Lord of the Ways of Ascent.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
from God, the Lord of the Ways of Ascent,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (azap), yüksek makamların sahibi Allah’tandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
From Allah, Lord of the Ascending Stairways
M. Pickthall · EN · public-domain
[It is] from Allāh, owner of the ways of ascent.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
دعا داع من المشركين على نفسه وقومه بنزول العذاب عليهم، وهو واقع بهم يوم القيامة لا محالة، ليس له مانع يمنعه من الله ذي العلو والجلال، تصعد الملائكة وجبريل إليه تعالى في يوم كان مقداره خمسين ألف سنة من سني الدنيا، وهو على المؤمن مثل صلاة مكتوبة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
70:4
The angels and the spirit ascend unto him in a Day the measure whereof is (as) fifty thousand years:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
by which the angels and the Spirit ascend to Him, on a Day whose length is fifty thousand years.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Melekler ve ruh(lar), miktarı elli bin sene olan bir günde O’na yükselir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Whereby) the angels and the Spirit ascend unto Him in a Day whereof the span is fifty thousand years.
M. Pickthall · EN · public-domain
The angels and the Spirit [i.e., Gabriel] will ascend to Him during a Day the extent of which is fifty thousand years.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
دعا داع من المشركين على نفسه وقومه بنزول العذاب عليهم، وهو واقع بهم يوم القيامة لا محالة، ليس له مانع يمنعه من الله ذي العلو والجلال، تصعد الملائكة وجبريل إليه تعالى في يوم كان مقداره خمسين ألف سنة من سني الدنيا، وهو على المؤمن مثل صلاة مكتوبة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
70:5
Therefore do thou hold Patience,- a Patience of beautiful (contentment).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Güzel güzel sabret;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde güzel bir sabır ile sabret.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So be patient, [Prophet], as befits you.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen güzelce sabret!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But be patient (O Muhammad) with a patience fair to see.
M. Pickthall · EN · public-domain
So be patient with gracious patience.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاصبر -أيها الرسول- على استهزائهم واستعجالهم العذاب، صبرًا لا جزع فيه، ولا شكوى منه لغير الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا
70:6
They see the (Day) indeed as a far-off (event):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onlar onu uzak görürler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The disbelievers think it is distant,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onlar, o (hesabı) uzak (ihtimal) görüyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! they behold it afar off
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, they see it [as] distant,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الكافرين يستبعدون العذاب ويرونه غير واقع، ونحن نراه واقعًا قريبًا لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا
70:7
But We see it (quite) near.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama biz onu yakın görmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz ise onu yakın görüyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but We know it to be close.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ise onu yakın görmekteyiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
While we behold it nigh:
M. Pickthall · EN · public-domain
But We see it [as] near.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الكافرين يستبعدون العذاب ويرونه غير واقع، ونحن نراه واقعًا قريبًا لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
70:8
The Day that the sky will be like molten brass,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On a Day when the heavens will be like molten brass
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün gök, erimiş maden gibi olur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The day when the sky will become as molten copper,
M. Pickthall · EN · public-domain
On the Day the sky will be like murky oil,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يوم تكون السماء سائلة مثل حُثالة الزيت، وتكون الجبال كالصوف المصبوغ المنفوش الذي ذَرَتْه الريح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
70:9
And the mountains will be like wool,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dağlar da atılmış pamuğa döner.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the mountains like tufts of wool,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dağlar, (yayılmış) yün gibi bir hâl alır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the hills become as flakes of wool,
M. Pickthall · EN · public-domain
And the mountains will be like wool,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يوم تكون السماء سائلة مثل حُثالة الزيت، وتكون الجبال كالصوف المصبوغ المنفوش الذي ذَرَتْه الريح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا
70:10
And no friend will ask after a friend,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dost dostun halini soramaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when no friend will ask about his friend,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hiçbir dost da dostu(nu) soramaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And no familiar friend will ask a question of his friend
M. Pickthall · EN · public-domain
And no friend will ask [anything of] a friend,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولا يسأل قريب قريبه عن شأنه؛ لأن كل واحدٍ منهما مشغول بنفسه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
70:11
Though they will be put in sight of each other,- the sinner's desire will be: Would that he could redeem himself from the Penalty of that Day by (sacrificing) his children,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
even when they are within sight of one another. The guilty person will wish he could save himself from the suffering of that Day by sacrificing his sons,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Though they will be given sight of them. The guilty man will long to be able to ransom himself from the punishment of that day at the price of his children
M. Pickthall · EN · public-domain
They will be shown each other. The criminal will wish that he could be ransomed from the punishment of that Day by his children.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يرونهم ويعرفونهم، ولا يستطيع أحد أن ينفع أحدًا. يتمنى الكافر لو يفدي نفسه من عذاب يوم القيامة بأبنائه، وزوجه وأخيه، وعشيرته التي تضمه وينتمي إليها في القرابة، وبجميع مَن في الأرض مِنَ البشر وغيرهم، ثم ينجو من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
70:12
His wife and his brother,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eşini ve kardeşini,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
his spouse, his brother,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And his spouse and his brother
M. Pickthall · EN · public-domain
And his wife and his brother
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يرونهم ويعرفونهم، ولا يستطيع أحد أن ينفع أحدًا. يتمنى الكافر لو يفدي نفسه من عذاب يوم القيامة بأبنائه، وزوجه وأخيه، وعشيرته التي تضمه وينتمي إليها في القرابة، وبجميع مَن في الأرض مِنَ البشر وغيرهم، ثم ينجو من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
70:13
His kindred who sheltered him,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the kinsfolk who gave him shelter,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And his kin that harboured him
M. Pickthall · EN · public-domain
And his nearest kindred who shelter him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يرونهم ويعرفونهم، ولا يستطيع أحد أن ينفع أحدًا. يتمنى الكافر لو يفدي نفسه من عذاب يوم القيامة بأبنائه، وزوجه وأخيه، وعشيرته التي تضمه وينتمي إليها في القرابة، وبجميع مَن في الأرض مِنَ البشر وغيرهم، ثم ينجو من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ
70:14
And all, all that is on earth,- so it could deliver him:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and everyone on earth, if it could save him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And all that are in the earth, if then it might deliver him.
M. Pickthall · EN · public-domain
And whoever is on earth entirely [so] then it could save him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يرونهم ويعرفونهم، ولا يستطيع أحد أن ينفع أحدًا. يتمنى الكافر لو يفدي نفسه من عذاب يوم القيامة بأبنائه، وزوجه وأخيه، وعشيرته التي تضمه وينتمي إليها في القرابة، وبجميع مَن في الأرض مِنَ البشر وغيرهم، ثم ينجو من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
70:15
By no means! for it would be the Fire of Hell!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, o alevlenen bir ateştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But no! There is a raging flame
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Şüphesiz ki o (cehennem), derileri kavurup soyan alevli bir ateştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But nay! for lo! it is the fire of hell
M. Pickthall · EN · public-domain
No! Indeed, it is the Flame [of Hell],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما تتمناه- أيها الكافر- من الافتداء، إنها جهنم تتلظى نارها وتلتهب، تنزع بشدة حرها جلدة الرأس وسائر أطراف البدن، تنادي مَن أعرض عن الحق في الدنيا، وترك طاعة الله ورسوله، وجمع المال، فوضعه في خزائنه، ولم يؤدِّ حق الله فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ
70:16
Plucking out (his being) right to the skull!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derileri kavurur, soyar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that strips away the skin,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Şüphesiz ki o (cehennem), derileri kavurup soyan alevli bir ateştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Eager to roast;
M. Pickthall · EN · public-domain
A remover of exteriors.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما تتمناه- أيها الكافر- من الافتداء، إنها جهنم تتلظى نارها وتلتهب، تنزع بشدة حرها جلدة الرأس وسائر أطراف البدن، تنادي مَن أعرض عن الحق في الدنيا، وترك طاعة الله ورسوله، وجمع المال، فوضعه في خزائنه، ولم يؤدِّ حق الله فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
70:17
Inviting (all) such as turn their backs and turn away their faces (from the Right).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çağırır, sırtını dönüp gideni,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and it will claim everyone who rejects the truth, turns away,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Arkasını dönüp yüz çevireni ve (mal) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağıracaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It calleth him who turned and fled (from truth),
M. Pickthall · EN · public-domain
It invites he who turned his back [on truth] and went away [from obedience]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما تتمناه- أيها الكافر- من الافتداء، إنها جهنم تتلظى نارها وتلتهب، تنزع بشدة حرها جلدة الرأس وسائر أطراف البدن، تنادي مَن أعرض عن الحق في الدنيا، وترك طاعة الله ورسوله، وجمع المال، فوضعه في خزائنه، ولم يؤدِّ حق الله فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
70:18
And collect (wealth) and hide it (from use)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Mal toplayıp kasada yığanı,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
amasses wealth and hoards it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Arkasını dönüp yüz çevireni ve (mal) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağıracaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hoarded (wealth) and withheld it.
M. Pickthall · EN · public-domain
And collected [wealth] and hoarded.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما تتمناه- أيها الكافر- من الافتداء، إنها جهنم تتلظى نارها وتلتهب، تنزع بشدة حرها جلدة الرأس وسائر أطراف البدن، تنادي مَن أعرض عن الحق في الدنيا، وترك طاعة الله ورسوله، وجمع المال، فوضعه في خزائنه، ولم يؤدِّ حق الله فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
70:19
Truly man was created very impatient;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır:
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Man was truly created anxious:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki insan çok hırslı yaratılmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! man was created anxious,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, mankind was created anxious:
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا
70:20
Fretful when evil touches him;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Başına bir fenalık gelince feryat eder,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he is fretful when misfortune touches him,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Başına bir kötülük geldiğinde çok sızlanır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Fretful when evil befalleth him
M. Pickthall · EN · public-domain
When evil touches him, impatient,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
70:21
And niggardly when good reaches him;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but tight-fisted when good fortune comes his way.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bir hayra (zenginliğe) ulaşınca da çok cimri kesilir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And, when good befalleth him, grudging;
M. Pickthall · EN · public-domain
And when good touches him, withholding [of it],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
70:22
Not so those devoted to Prayer;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Not so those who pray
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ancak salât edenler (Allah'a destek olanlar) hariç!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save worshippers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except the observers of prayer -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
70:23
Those who remain steadfast to their prayer;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and are constant in their prayers;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar salâtında (Allah'a desteklerinde) devamlı olanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who are constant at their worship
M. Pickthall · EN · public-domain
Those who are constant in their prayer
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
70:24
And those in whose wealth is a recognised right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onların mallarında belli bir hak vardır,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who give a due share of their wealth
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen(ler) için bilinen bir hak bulunanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in whose wealth there is a right acknowledged
M. Pickthall · EN · public-domain
And those within whose wealth is a known right
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
70:25
For the (needy) who asks and him who is prevented (for some reason from asking);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
to beggars and the deprived;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen(ler) için bilinen bir hak bulunanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For the beggar and the destitute;
M. Pickthall · EN · public-domain
For the petitioner and the deprived -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
70:26
And those who hold to the truth of the Day of Judgment;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who believe in the Day of Judgement
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar hesap gününe inananlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who believe in the Day of Judgment,
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who believe in the Day of Recompense
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
70:27
And those who fear the displeasure of their Lord,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rablerinin azabından korkarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and fear the punishment of their Lord––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar Rablerinin azabından korkanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who are fearful of their Lord's doom -
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who are fearful of the punishment of their Lord -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
70:28
For their Lord's displeasure is the opposite of Peace and Tranquillity;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
none may feel wholly secure from it––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki Rablerinin azabı(na karşı) güvende olunamaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the doom of their Lord is that before which none can feel secure -
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, the punishment of their Lord is not that from which one is safe -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ
70:29
And those who guard their chastity,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar ki ırzlarını korurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who guard their chastity
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar namuslarını koruyanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who preserve their chastity
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who guard their private parts
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
70:30
Except with their wives and the (captives) whom their right hands possess,- for (then) they are not to be blamed,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
from all but their spouses or their slave-girls––there is no blame attached to [relations with] these,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ancak eşleri yani (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları kişiler hariç.Şüphesiz ki onlar, (eşleriyle ilişkilerinde) kınanmazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save with their wives and those whom their right hands possess, for thus they are not blameworthy;
M. Pickthall · EN · public-domain
Except from their wives or those their right hands possess, for indeed, they are not to be blamed -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الإنسان جُبِلَ على الجزع وشدة الحرص، إذا أصابه المكروه والعسر فهو كثير الجزع والأسى، وإذا أصابه الخير واليسر فهو كثير المنع والإمساك، إلا المقيمين للصلاة الذين يحافظون على أدائها في جميع الأوقات، ولا يَشْغَلهم عنها شاغل، والذين في أموالهم نصيب معيَّن فرضه الله عليهم، وهو الزكاة لمن يسألهم المعونة، ولمن يتعفف عن سؤالها، والذين يؤمنون بيوم الحساب والجزاء فيستعدون له بالأعمال الصالحة، والذين هم خائفون من عذاب الله. إن عذاب ربهم لا ينبغي أن يأمنه أحد. والذين هم حافظون لفروجهم عن كل ما حرَّم الله عليهم، إلا على أزواجهم وإمائهم، فإنهم غير مؤاخذين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
70:31
But those who trespass beyond this are transgressors;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but those whose desires exceed this limit are truly transgressors––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise haddini aşanların ta kendileridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But whoso seeketh more than that, those are they who are transgressors;
M. Pickthall · EN · public-domain
But whoever seeks beyond that, then they are the transgressors -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فمن طلب لقضاء شهوته غير الزوجات والمملوكات، فأولئك هم المتجاوزون الحلال إلى الحرام. والذين هم حافظون لأمانات الله، وأمانات العباد، وحافظون لعهودهم مع الله تعالى ومع العباد، والذين يؤدُّون شهاداتهم بالحق دون تغيير أو كتمان، والذين يحافظون على أداء الصلاة ولا يخلُّون بشيء من واجباتها. أولئك المتصفون بتلك الأوصاف الجليلة مستقرُّون في جنات النعيم، مكرمون فيها بكل أنواع التكريم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
70:32
And those who respect their trusts and covenants;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who are faithful to their trusts and their pledges;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar emanetlerine ve sözlerine uyanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who keep their pledges and their covenant,
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who are to their trusts and promises attentive.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فمن طلب لقضاء شهوته غير الزوجات والمملوكات، فأولئك هم المتجاوزون الحلال إلى الحرام. والذين هم حافظون لأمانات الله، وأمانات العباد، وحافظون لعهودهم مع الله تعالى ومع العباد، والذين يؤدُّون شهاداتهم بالحق دون تغيير أو كتمان، والذين يحافظون على أداء الصلاة ولا يخلُّون بشيء من واجباتها. أولئك المتصفون بتلك الأوصاف الجليلة مستقرُّون في جنات النعيم، مكرمون فيها بكل أنواع التكريم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
70:33
And those who stand firm in their testimonies;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şahidliklerini gereği gibi yapanlar,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şahitliklerinde dürüsttürler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who give honest testimony
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar şahitliklerini yerine getirenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who stand by their testimony
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who are in their testimonies upright
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فمن طلب لقضاء شهوته غير الزوجات والمملوكات، فأولئك هم المتجاوزون الحلال إلى الحرام. والذين هم حافظون لأمانات الله، وأمانات العباد، وحافظون لعهودهم مع الله تعالى ومع العباد، والذين يؤدُّون شهاداتهم بالحق دون تغيير أو كتمان، والذين يحافظون على أداء الصلاة ولا يخلُّون بشيء من واجباتها. أولئك المتصفون بتلك الأوصاف الجليلة مستقرُّون في جنات النعيم، مكرمون فيها بكل أنواع التكريم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
70:34
And those who guard (the sacredness) of their worship;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Namazlarına riayet edenler,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Namazlarına devam ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and are steadfast in their prayers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar salâtını (Allah'a desteklerini) koruyanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those who are attentive at their worship.
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who [carefully] maintain their prayer:
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فمن طلب لقضاء شهوته غير الزوجات والمملوكات، فأولئك هم المتجاوزون الحلال إلى الحرام. والذين هم حافظون لأمانات الله، وأمانات العباد، وحافظون لعهودهم مع الله تعالى ومع العباد، والذين يؤدُّون شهاداتهم بالحق دون تغيير أو كتمان، والذين يحافظون على أداء الصلاة ولا يخلُّون بشيء من واجباتها. أولئك المتصفون بتلك الأوصاف الجليلة مستقرُّون في جنات النعيم، مكرمون فيها بكل أنواع التكريم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍ مُّكْرَمُونَ
70:35
Such will be the honoured ones in the Gardens (of Bliss).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will be honoured in Gardens of bliss.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte onlar cennetlerde ağırlanacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
These will dwell in Gardens, honoured.
M. Pickthall · EN · public-domain
They will be in gardens, honored.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فمن طلب لقضاء شهوته غير الزوجات والمملوكات، فأولئك هم المتجاوزون الحلال إلى الحرام. والذين هم حافظون لأمانات الله، وأمانات العباد، وحافظون لعهودهم مع الله تعالى ومع العباد، والذين يؤدُّون شهاداتهم بالحق دون تغيير أو كتمان، والذين يحافظون على أداء الصلاة ولا يخلُّون بشيء من واجباتها. أولئك المتصفون بتلك الأوصاف الجليلة مستقرُّون في جنات النعيم، مكرمون فيها بكل أنواع التكريم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
70:36
Now what is the matter with the Unbelievers that they rush madly before thee-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What is wrong with the disbelievers? Why do they rush to peer at you [Prophet],
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kâfir olanlara ne oluyor ki sağdan ve soldan bölük bölük sana doğru boyunlarını uzatıyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What aileth those who disbelieve, that they keep staring toward thee (O Muhammad), open-eyed,
M. Pickthall · EN · public-domain
So what is [the matter] with those who disbelieve, hastening [from] before you, [O Muḥammad],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأيُّ دافع دفع هؤلاء الكفرة إلى أن يسيروا نحوك -أيها الرسول- مسرعين، وقد مدُّوا أعناقهم إليك مقبلين بأبصارهم عليك، يتجمعون عن يمينك وعن شمالك حلقًا متعددة وجماعات متفرقة يتحدثون ويتعجبون؟ أيطمع كل واحد من هؤلاء الكفار أن يدخله الله جنة النعيم الدائم؟ ليس الأمر كما يطمعون، فإنهم لا يدخلونها أبدًا. إنَّا خلقناهم مما يعلمون مِن ماء مهين كغيرهم، فلم يؤمنوا، فمن أين يتشرفون بدخول جنة النعيم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
70:37
From the right and from the left, in crowds?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sağdan ve soldan bölük bölük.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
from right and left, in crowds?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kâfir olanlara ne oluyor ki sağdan ve soldan bölük bölük sana doğru boyunlarını uzatıyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the right and on the left, in groups?
M. Pickthall · EN · public-domain
[To sit] on [your] right and [your] left in separate groups?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأيُّ دافع دفع هؤلاء الكفرة إلى أن يسيروا نحوك -أيها الرسول- مسرعين، وقد مدُّوا أعناقهم إليك مقبلين بأبصارهم عليك، يتجمعون عن يمينك وعن شمالك حلقًا متعددة وجماعات متفرقة يتحدثون ويتعجبون؟ أيطمع كل واحد من هؤلاء الكفار أن يدخله الله جنة النعيم الدائم؟ ليس الأمر كما يطمعون، فإنهم لا يدخلونها أبدًا. إنَّا خلقناهم مما يعلمون مِن ماء مهين كغيرهم، فلم يؤمنوا، فمن أين يتشرفون بدخول جنة النعيم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
70:38
Does every man of them long to enter the Garden of Bliss?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Does every one of them expect to enter a Garden of bliss?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan her bir kişi nimet cennetine konulacağını mı umuyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Doth every man among them hope to enter the Garden of Delight?
M. Pickthall · EN · public-domain
Does every person among them aspire to enter a garden of pleasure?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأيُّ دافع دفع هؤلاء الكفرة إلى أن يسيروا نحوك -أيها الرسول- مسرعين، وقد مدُّوا أعناقهم إليك مقبلين بأبصارهم عليك، يتجمعون عن يمينك وعن شمالك حلقًا متعددة وجماعات متفرقة يتحدثون ويتعجبون؟ أيطمع كل واحد من هؤلاء الكفار أن يدخله الله جنة النعيم الدائم؟ ليس الأمر كما يطمعون، فإنهم لا يدخلونها أبدًا. إنَّا خلقناهم مما يعلمون مِن ماء مهين كغيرهم، فلم يؤمنوا، فمن أين يتشرفون بدخول جنة النعيم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
70:39
By no means! For We have created them out of the (base matter) they know!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
No! We created them from the substance they know,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Şüphesiz ki biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, verily. Lo! We created them from what they know.
M. Pickthall · EN · public-domain
No! Indeed, We have created them from that which they know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأيُّ دافع دفع هؤلاء الكفرة إلى أن يسيروا نحوك -أيها الرسول- مسرعين، وقد مدُّوا أعناقهم إليك مقبلين بأبصارهم عليك، يتجمعون عن يمينك وعن شمالك حلقًا متعددة وجماعات متفرقة يتحدثون ويتعجبون؟ أيطمع كل واحد من هؤلاء الكفار أن يدخله الله جنة النعيم الدائم؟ ليس الأمر كما يطمعون، فإنهم لا يدخلونها أبدًا. إنَّا خلقناهم مما يعلمون مِن ماء مهين كغيرهم، فلم يؤمنوا، فمن أين يتشرفون بدخول جنة النعيم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ
70:40
Now I do call to witness the Lord of all points in the East and the West that We can certainly-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and, by the Lord of every sunrise and sunset, We have the power
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve biz asla geçilebilenler değiliz (bize kimse engel olamaz).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But nay! I swear by the Lord of the rising-places and the setting-places of the planets that We verily are Able
M. Pickthall · EN · public-domain
So I swear by the Lord of [all] risings and settings that indeed We are able
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم برب مشارق الشمس والكواكب ومغاربها، إنا لقادرون على أن نستبدل بهم قومًا أفضل منهم وأطوع لله، وما أحد يسبقنا ويفوتنا ويعجزنا إذا أردنا أن نعيده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
70:41
Substitute for them better (men) than they; And We are not to be defeated (in Our Plan).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
to substitute for them others better than they are- nothing can prevent Us from doing this.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve biz asla geçilebilenler değiliz (bize kimse engel olamaz).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
To replace them by (others) better than them. And we are not to be outrun.
M. Pickthall · EN · public-domain
To replace them with better than them; and We are not to be outdone.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم برب مشارق الشمس والكواكب ومغاربها، إنا لقادرون على أن نستبدل بهم قومًا أفضل منهم وأطوع لله، وما أحد يسبقنا ويفوتنا ويعجزنا إذا أردنا أن نعيده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
70:42
So leave them to plunge in vain talk and play about, until they encounter that Day of theirs which they have been promised!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So leave them to wallow in idle talk, until they come face to face with their promised Day,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen onları (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So let them chat and play until they meet their Day which they are promised,
M. Pickthall · EN · public-domain
So leave them to converse vainly and amuse themselves until they meet their Day which they are promised -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاتركهم يخوضوا في باطلهم، ويلعبوا في دنياهم حتى يلاقوا يوم القيامة الذي يوعدون فيه بالعذاب، يوم يخرجون من القبور مسرعين، كما كانوا في الدنيا يذهبون إلى آلهتهم التي اختلقوها للعبادة مِن دون الله، يهرولون ويسرعون، ذليلة أبصارهم منكسرة إلى الأرض، تغشاهم الحقارة والمهانة، ذلك هو اليوم الذي وعدوا به في الدنيا، وكانوا به يهزؤون ويُكَذِّبون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ
70:43
The Day whereon they will issue from their sepulchres in sudden haste as if they were rushing to a goal-post (fixed for them),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the Day they will rush out of their graves as if rallying to a flag,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün onlar sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (perişanlıktan) yıkılmış bir hâlde mezarlar(ın)dan hızla çıkacaklar. İşte bu kendilerine vadedilmiş gündür!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The day when they come forth from the graves in haste, as racing to a goal,
M. Pickthall · EN · public-domain
The Day they will emerge from the graves rapidly as if they were, toward an erected idol, hastening.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاتركهم يخوضوا في باطلهم، ويلعبوا في دنياهم حتى يلاقوا يوم القيامة الذي يوعدون فيه بالعذاب، يوم يخرجون من القبور مسرعين، كما كانوا في الدنيا يذهبون إلى آلهتهم التي اختلقوها للعبادة مِن دون الله، يهرولون ويسرعون، ذليلة أبصارهم منكسرة إلى الأرض، تغشاهم الحقارة والمهانة، ذلك هو اليوم الذي وعدوا به في الدنيا، وكانوا به يهزؤون ويُكَذِّبون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
70:44
Their eyes lowered in dejection,- ignominy covering them (all over)! such is the Day the which they are promised!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
eyes downcast and covered in shame: that is the Day of which they were warned.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün onlar sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (perişanlıktan) yıkılmış bir hâlde mezarlar(ın)dan hızla çıkacaklar. İşte bu kendilerine vadedilmiş gündür!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With eyes aghast, abasement stupefying them: Such is the Day which they are promised.
M. Pickthall · EN · public-domain
Their eyes humbled, humiliation will cover them. That is the Day which they had been promised.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاتركهم يخوضوا في باطلهم، ويلعبوا في دنياهم حتى يلاقوا يوم القيامة الذي يوعدون فيه بالعذاب، يوم يخرجون من القبور مسرعين، كما كانوا في الدنيا يذهبون إلى آلهتهم التي اختلقوها للعبادة مِن دون الله، يهرولون ويسرعون، ذليلة أبصارهم منكسرة إلى الأرض، تغشاهم الحقارة والمهانة، ذلك هو اليوم الذي وعدوا به في الدنيا، وكانوا به يهزؤون ويُكَذِّبون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)