كل السور

76.الانسان

الانسان

مدنية · 31 آية

وضع القراءة
  1. 1

    هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا

    76:1

    Has there not been over Man a long period of Time, when he was nothing - (not even) mentioned?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Was there not a period of time when man was nothing to speak of ?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Henüz anılan bir şey değilken, şüphesiz ki insanın üzerinden çok uzun zamandan belli bir süre geçti (değil) mi !

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hath there come upon man (ever) any period of time in which he was a thing unremembered?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Has there [not] come upon man a period of time when he was not a thing [even] mentioned?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قد مضى على الإنسان وقت طويل من الزمان قبل أن تُنفَخ فيه الروح، لم يكن شيئا يُذكر، ولا يُعرف له أثر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَـٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

    76:2

    Verily We created Man from a drop of mingled sperm, in order to try him: So We gave him (the gifts), of Hearing and Sight.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We created man from a drop of mingled fluid to put him to the test; We gave him hearing and sight;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz insanı katışık (döllenmiş) bir nutfeden (zigottan) yarattık. Onu imtihan edeceğiz; (bu yüzden) onu duyan ve gören kıldık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We create man from a drop of thickened fluid to test him; so We make him hearing, knowing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We created man from a sperm-drop mixture that We may try him; and We made him hearing and seeing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا خلقنا الإنسان من نطفة مختلطة من ماء الرجل وماء المرأة، نختبره بالتكاليف الشرعية فيما بعد، فجعلناه من أجل ذلك ذا سمع وذا بصر؛ ليسمع الآيات، ويرى الدلائل، إنا بينَّا له وعرَّفناه طريق الهدى والضلال والخير والشر؛ ليكون إما مؤمنًا شاكرًا، وإما كفورًا جاحدًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    إِنَّا هَدَيْنَـٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

    76:3

    We showed him the Way: whether he be grateful or ungrateful (rests on his will).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We guided him to the right path, whether he was grateful or not.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz ona (insanoğluna) yol gösterdik. Ya şükredici (olur) ya da nankör.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have shown him the way, whether he be grateful or disbelieving.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We guided him to the way, be he grateful or be he ungrateful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا خلقنا الإنسان من نطفة مختلطة من ماء الرجل وماء المرأة، نختبره بالتكاليف الشرعية فيما بعد، فجعلناه من أجل ذلك ذا سمع وذا بصر؛ ليسمع الآيات، ويرى الدلائل، إنا بينَّا له وعرَّفناه طريق الهدى والضلال والخير والشر؛ ليكون إما مؤمنًا شاكرًا، وإما كفورًا جاحدًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ سَلَـٰسِلَا۟ وَأَغْلَـٰلًا وَسَعِيرًا

    76:4

    For the Rejecters we have prepared chains, yokes, and a blazing Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have prepared chains, iron collars, and blazing Fire for the disbelievers, but

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz, kâfirler için (ahirette) zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırlamış (olacağız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have prepared for disbelievers manacles and carcans and a raging fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We have prepared for the disbelievers chains and shackles and a blaze.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا أعتدنا للكافرين قيودًا من حديد تُشَدُّ بها أرجلهم، وأغلالا تُغلُّ بها أيديهم إلى أعناقهم، ونارًا يُحرقون بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

    76:5

    As to the Righteous, they shall drink of a Cup (of Wine) mixed with Kafur,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the righteous will have a drink mixed with kafur,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki iyiler ise (cennette) kâfûrkatılmış bir kadehten içeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the righteous shall drink of a cup whereof the mixture is of Kafur,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the righteous will drink from a cup [of wine] whose mixture is of Kāfūr,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن أهل الطاعة والإخلاص الذين يؤدون حق الله، يشربون يوم القيامة مِن كأس فيها خمر ممزوجة بأحسن أنواع الطيب، وهو ماء الكافور.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

    76:6

    A Fountain where the Devotees of Allah do drink, making it flow in unstinted abundance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a spring for God’s servants, which flows abundantly at their wish.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kâfûr), Allah’ın (iyi) kullarının içecekleri ve akıttıkça akıtacakları bir kaynaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A spring wherefrom the slaves of Allah drink, making it gush forth abundantly,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    A spring of which the [righteous] servants of Allāh will drink; they will make it gush forth in force [and abundance].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا الشراب الذي مزج من الكافور هو عين يشرب منها عباد الله، يتصرفون فيها، ويُجْرونها حيث شاؤوا إجراءً سهلا. هؤلاء كانوا في الدنيا يوفون بما أوجبوا على أنفسهم من طاعة الله، ويخافون عقاب الله في يوم القيامة الذي يكون ضرره خطيرًا، وشره فاشيًا منتشرًا على الناس، إلا مَن رحم الله، ويُطْعِمون الطعام مع حبهم له وحاجتهم إليه، فقيرًا عاجزًا عن الكسب لا يملك من حطام الدنيا شيئًا، وطفلا مات أبوه ولا مال له، وأسيرًا أُسر في الحرب من المشركين وغيرهم، ويقولون في أنفسهم: إنما نحسن إليكم ابتغاء مرضاة الله، وطلب ثوابه، لا نبتغي عوضًا ولا نقصد حمدًا ولا ثناءً منكم. إنا نخاف من ربنا يومًا شديدًا تَعْبِس فيه الوجوه، وتتقطَّبُ الجباه مِن فظاعة أمره وشدة هوله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا

    76:7

    They perform (their) vows, and they fear a Day whose evil flies far and wide.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They fulfil their vows; they fear a day of widespread woes;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah’ın iyi kulları), verdikleri sözü yerine getirir ve kötülüğü her yere yayılmış olan bir günden korkarlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Because) they perform the vow and fear a day whereof the evil is wide-spreading,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They [are those who] fulfill [their] vows and fear a Day whose evil will be widespread.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا الشراب الذي مزج من الكافور هو عين يشرب منها عباد الله، يتصرفون فيها، ويُجْرونها حيث شاؤوا إجراءً سهلا. هؤلاء كانوا في الدنيا يوفون بما أوجبوا على أنفسهم من طاعة الله، ويخافون عقاب الله في يوم القيامة الذي يكون ضرره خطيرًا، وشره فاشيًا منتشرًا على الناس، إلا مَن رحم الله، ويُطْعِمون الطعام مع حبهم له وحاجتهم إليه، فقيرًا عاجزًا عن الكسب لا يملك من حطام الدنيا شيئًا، وطفلا مات أبوه ولا مال له، وأسيرًا أُسر في الحرب من المشركين وغيرهم، ويقولون في أنفسهم: إنما نحسن إليكم ابتغاء مرضاة الله، وطلب ثوابه، لا نبتغي عوضًا ولا نقصد حمدًا ولا ثناءً منكم. إنا نخاف من ربنا يومًا شديدًا تَعْبِس فيه الوجوه، وتتقطَّبُ الجباه مِن فظاعة أمره وشدة هوله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

    76:8

    And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they give food to the poor, the orphan, and the captive, though they love it themselves,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar, kendileri muhtaç olmalarına rağmen yoksulu, yetimi ve esiri yedirir (doyurur)lar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they give food in spite of love for it to the needy, the orphan, and the captive,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا الشراب الذي مزج من الكافور هو عين يشرب منها عباد الله، يتصرفون فيها، ويُجْرونها حيث شاؤوا إجراءً سهلا. هؤلاء كانوا في الدنيا يوفون بما أوجبوا على أنفسهم من طاعة الله، ويخافون عقاب الله في يوم القيامة الذي يكون ضرره خطيرًا، وشره فاشيًا منتشرًا على الناس، إلا مَن رحم الله، ويُطْعِمون الطعام مع حبهم له وحاجتهم إليه، فقيرًا عاجزًا عن الكسب لا يملك من حطام الدنيا شيئًا، وطفلا مات أبوه ولا مال له، وأسيرًا أُسر في الحرب من المشركين وغيرهم، ويقولون في أنفسهم: إنما نحسن إليكم ابتغاء مرضاة الله، وطلب ثوابه، لا نبتغي عوضًا ولا نقصد حمدًا ولا ثناءً منكم. إنا نخاف من ربنا يومًا شديدًا تَعْبِس فيه الوجوه، وتتقطَّبُ الجباه مِن فظاعة أمره وشدة هوله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا

    76:9

    (Saying),"We feed you for the sake of Allah alone: no reward do we desire from you, nor thanks.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    saying, ‘We feed you for the sake of God alone: We seek neither recompense nor thanks from you.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Şöyle derler:) “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabından) korkuyoruz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Saying): We feed you, for the sake of Allah only. We wish for no reward nor thanks from you;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Saying], "We feed you only for the face [i.e., approval] of Allāh. We wish not from you reward or gratitude.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا الشراب الذي مزج من الكافور هو عين يشرب منها عباد الله، يتصرفون فيها، ويُجْرونها حيث شاؤوا إجراءً سهلا. هؤلاء كانوا في الدنيا يوفون بما أوجبوا على أنفسهم من طاعة الله، ويخافون عقاب الله في يوم القيامة الذي يكون ضرره خطيرًا، وشره فاشيًا منتشرًا على الناس، إلا مَن رحم الله، ويُطْعِمون الطعام مع حبهم له وحاجتهم إليه، فقيرًا عاجزًا عن الكسب لا يملك من حطام الدنيا شيئًا، وطفلا مات أبوه ولا مال له، وأسيرًا أُسر في الحرب من المشركين وغيرهم، ويقولون في أنفسهم: إنما نحسن إليكم ابتغاء مرضاة الله، وطلب ثوابه، لا نبتغي عوضًا ولا نقصد حمدًا ولا ثناءً منكم. إنا نخاف من ربنا يومًا شديدًا تَعْبِس فيه الوجوه، وتتقطَّبُ الجباه مِن فظاعة أمره وشدة هوله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا

    76:10

    "We only fear a Day of distressful Wrath from the side of our Lord."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Biz sert ve belalı bir günde Rabbimizden korkarız." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We fear the Day of our Lord––a woefully grim Day.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Şöyle derler:) “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz. (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O’nun azabından) korkuyoruz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we fear from our Lord a day of frowning and of fate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We fear from our Lord a Day austere and distressful."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا الشراب الذي مزج من الكافور هو عين يشرب منها عباد الله، يتصرفون فيها، ويُجْرونها حيث شاؤوا إجراءً سهلا. هؤلاء كانوا في الدنيا يوفون بما أوجبوا على أنفسهم من طاعة الله، ويخافون عقاب الله في يوم القيامة الذي يكون ضرره خطيرًا، وشره فاشيًا منتشرًا على الناس، إلا مَن رحم الله، ويُطْعِمون الطعام مع حبهم له وحاجتهم إليه، فقيرًا عاجزًا عن الكسب لا يملك من حطام الدنيا شيئًا، وطفلا مات أبوه ولا مال له، وأسيرًا أُسر في الحرب من المشركين وغيرهم، ويقولون في أنفسهم: إنما نحسن إليكم ابتغاء مرضاة الله، وطلب ثوابه، لا نبتغي عوضًا ولا نقصد حمدًا ولا ثناءً منكم. إنا نخاف من ربنا يومًا شديدًا تَعْبِس فيه الوجوه، وتتقطَّبُ الجباه مِن فظاعة أمره وشدة هوله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

    76:11

    But Allah will deliver them from the evil of that Day, and will shed over them a Light of Beauty and (blissful) Joy.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So God will save them from the woes of that Day, give them radiance and gladness,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah onları o günün şiddetinden korumuş (olacak)tır; (yüzlerine) parlaklık, (kalplerine de) sevinç verecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor Allah hath warded off from them the evil of that day, and hath made them find brightness and joy;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So Allāh will protect them from the evil of that Day and give them radiance and happiness

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فوقاهم الله من شدائد ذلك اليوم، وأعطاهم حسنًا ونورًا في وجوههم، وبهجة وفرحًا في قلوبهم، وأثابهم بصبرهم في الدنيا على الطاعة جنة عظيمة يأكلون منها ما شاؤوا، ويَلْبَسون فيها الحرير الناعم، متكئين فيها على الأسرَّة المزينة بفاخر الثياب والستور، لا يرون فيها حر شمس ولا شدة برد، وقريبة منهم أشجار الجنة مظللة عليهم، وسُهِّل لهم أَخْذُ ثمارها تسهيلا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا

    76:12

    And because they were patient and constant, He will reward them with a Garden and (garments of) silk.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and reward them, for their steadfastness, with a Garden and silken robes.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sabretmelerine karşılık onlara cennet ve özgürlük lütfedecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And hath awarded them for all that they endured, a Garden and silk attire;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And will reward them for what they patiently endured [with] a garden [in Paradise] and silk [garments].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فوقاهم الله من شدائد ذلك اليوم، وأعطاهم حسنًا ونورًا في وجوههم، وبهجة وفرحًا في قلوبهم، وأثابهم بصبرهم في الدنيا على الطاعة جنة عظيمة يأكلون منها ما شاؤوا، ويَلْبَسون فيها الحرير الناعم، متكئين فيها على الأسرَّة المزينة بفاخر الثياب والستور، لا يرون فيها حر شمس ولا شدة برد، وقريبة منهم أشجار الجنة مظللة عليهم، وسُهِّل لهم أَخْذُ ثمارها تسهيلا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا

    76:13

    Reclining in the (Garden) on raised thrones, they will see there neither the sun's (excessive heat) nor (the moon's) excessive cold.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will sit on couches, feeling neither scorching heat nor biting cold,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orada koltuklara kurulmuş olacaklar. Orada yakıcı sıcak da dondurucu soğuk da görmeyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reclining therein upon couches, they will find there neither (heat of) a sun nor bitter cold.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [They will be] reclining therein on adorned couches. They will not see therein any [burning] sun or [freezing] cold.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فوقاهم الله من شدائد ذلك اليوم، وأعطاهم حسنًا ونورًا في وجوههم، وبهجة وفرحًا في قلوبهم، وأثابهم بصبرهم في الدنيا على الطاعة جنة عظيمة يأكلون منها ما شاؤوا، ويَلْبَسون فيها الحرير الناعم، متكئين فيها على الأسرَّة المزينة بفاخر الثياب والستور، لا يرون فيها حر شمس ولا شدة برد، وقريبة منهم أشجار الجنة مظللة عليهم، وسُهِّل لهم أَخْذُ ثمارها تسهيلا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَـٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا

    76:14

    And the shades of the (Garden) will come low over them, and the bunches (of fruit), there, will hang low in humility.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    with shady [branches] spread above them and clusters of fruit hanging close at hand.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Cennet ağaçlarının) gölgeleri onların (cennetliklerin) üzerlerine sarkacak, meyveleri (kolayca toplanması için) eğdirilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The shade thereof is close upon them and the clustered fruits thereof bow down.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And near above them are its shades, and its [fruit] to be picked will be lowered in compliance.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فوقاهم الله من شدائد ذلك اليوم، وأعطاهم حسنًا ونورًا في وجوههم، وبهجة وفرحًا في قلوبهم، وأثابهم بصبرهم في الدنيا على الطاعة جنة عظيمة يأكلون منها ما شاؤوا، ويَلْبَسون فيها الحرير الناعم، متكئين فيها على الأسرَّة المزينة بفاخر الثياب والستور، لا يرون فيها حر شمس ولا شدة برد، وقريبة منهم أشجار الجنة مظللة عليهم، وسُهِّل لهم أَخْذُ ثمارها تسهيلا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠

    76:15

    And amongst them will be passed round vessels of silver and goblets of crystal,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will be served with silver plates

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kupalar dolaştırılacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Goblets of silver are brought round for them, and beakers (as) of glass

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And there will be circulated among them vessels of silver and cups having been [created] clear [as glass],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويدور عليهم الخدم بأواني الطعام الفضيَّة، وأكواب الشراب من الزجاج، زجاج من فضة، قدَّرها السقاة على مقدار ما يشتهي الشاربون لا تزيد ولا تنقص، ويُسْقَى هؤلاء الأبرار في الجنة كأسًا مملوءة خمرًا مزجت بالزنجبيل، يشربون مِن عينٍ في الجنة تسمى سلسبيلا؛ لسلامة شرابها وسهولة مساغه وطيبه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا

    76:16

    Crystal-clear, made of silver: they will determine the measure thereof (according to their wishes).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and gleaming silver goblets according to their fancy,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Miktarını kendilerinin belirleyeceği o billur kupalar da gümüştendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Bright as) glass but (made) of silver, which they (themselves) have measured to the measure (of their deeds).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Clear glasses [made] from silver of which they have determined the measure.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويدور عليهم الخدم بأواني الطعام الفضيَّة، وأكواب الشراب من الزجاج، زجاج من فضة، قدَّرها السقاة على مقدار ما يشتهي الشاربون لا تزيد ولا تنقص، ويُسْقَى هؤلاء الأبرار في الجنة كأسًا مملوءة خمرًا مزجت بالزنجبيل، يشربون مِن عينٍ في الجنة تسمى سلسبيلا؛ لسلامة شرابها وسهولة مساغه وطيبه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا

    76:17

    And they will be given to drink there of a Cup (of Wine) mixed with Zanjabil,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they will be given a drink infused with ginger

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There are they watered with a cup whereof the mixture is of Zanjabil,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they will be given to drink a cup [of wine] whose mixture is of ginger

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويدور عليهم الخدم بأواني الطعام الفضيَّة، وأكواب الشراب من الزجاج، زجاج من فضة، قدَّرها السقاة على مقدار ما يشتهي الشاربون لا تزيد ولا تنقص، ويُسْقَى هؤلاء الأبرار في الجنة كأسًا مملوءة خمرًا مزجت بالزنجبيل، يشربون مِن عينٍ في الجنة تسمى سلسبيلا؛ لسلامة شرابها وسهولة مساغه وطيبه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا

    76:18

    A fountain there, called Salsabil.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O pınara "Selsebil" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    from a spring called Salsabil.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (The water of) a spring therein, named Salsabil.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [From] a fountain within it [i.e., Paradise] named Salsabeel.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويدور عليهم الخدم بأواني الطعام الفضيَّة، وأكواب الشراب من الزجاج، زجاج من فضة، قدَّرها السقاة على مقدار ما يشتهي الشاربون لا تزيد ولا تنقص، ويُسْقَى هؤلاء الأبرار في الجنة كأسًا مملوءة خمرًا مزجت بالزنجبيل، يشربون مِن عينٍ في الجنة تسمى سلسبيلا؛ لسلامة شرابها وسهولة مساغه وطيبه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    ۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا

    76:19

    And round about them will (serve) youths of perpetual (freshness): If thou seest them, thou wouldst think them scattered Pearls.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Everlasting youths will attend them––if you could see them, you would think they were scattered pearls––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (cennetliklerin) etrafında, uzun ömürlü gençler dolaşır. Onları gördüğünde kendilerini saçılıp dağılmış inciler sanırsın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There wait on them immortal youths, whom, when thou seest, thou wouldst take for scattered pearls.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    There will circulate among them young boys made eternal. When you see them, you would think them [as beautiful as] scattered pearls.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويدور على هؤلاء الأبرار لخدمتهم غلمان دائمون على حالهم، إذا أبصرتهم ظننتهم- لحسنهم وصفاء ألوانهم وإشراق وجوههم- اللؤلؤ المفرَّق المضيء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا

    76:20

    And when thou lookest, it is there thou wilt see a Bliss and a Realm Magnificent.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and if you were to look around, you would see bliss and great wealth:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Cennette) her nereye bakarsan, (pek çok) nimet ve büyük bir otorite görürsün.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When thou seest, thou wilt see there bliss and high estate.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when you look there [in Paradise], you will see pleasure and great dominion.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإذا أبصرت أيَّ مكان في الجنة رأيت فيه نعيمًا لا يُدْركه الوصف، ومُلْكا عظيمًا واسعًا لا غاية له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    عَـٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

    76:21

    Upon them will be green Garments of fine silk and heavy brocade, and they will be adorned with Bracelets of silver; and their Lord will give to them to drink of a Wine Pure and Holy.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they will wear garments of green silk and brocade; they will be adorned with silver bracelets; their Lord will give them a pure drink.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üzerlerinde ince ipekten yeşil elbiseler ve kalın ipek kumaşlar olacaktır; gümüş bilezikler takacaklardır. Rableri onlara tertemiz bir içecek ikram edecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Their raiment will be fine green silk and gold embroidery. Bracelets of silver will they wear. Their Lord will slake their thirst with a pure drink.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Upon them [i.e., the inhabitants] will be green garments of fine silk and brocade. And they will be adorned with bracelets of silver, and their Lord will give them a purifying drink.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يعلوهم ويجمل أبدانهم ثياب بطائنها من الحرير الرقيق الأخضر، وظاهرها من الحرير الغليظ، ويُحَلَّون من الحليِّ بأساور من الفضة، وسقاهم ربهم فوق ذلك النعيم شرابًا لا رجس فيه ولا دنس.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    إِنَّ هَـٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا

    76:22

    "Verily this is a Reward for you, and your Endeavour is accepted and recognised."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [It will be said], ‘This is your reward. Your endeavours are appreciated.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlara şöyle denecektir:) “Şüphesiz ki bu(nlar), sizin için ödüldür. Çalışma(ları)nız karşılığını bulmuştur.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it will be said unto them): Lo! this is a reward for you. Your endeavour (upon earth) hath found acceptance.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [And it will be said], "Indeed, this is for you a reward, and your effort has been appreciated."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقال لهم: إن هذا أُعِدَّ لكم مقابل أعمالكم الصالحة، وكان عملكم في الدنيا عند الله مرضيًا مقبولا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا

    76:23

    It is We Who have sent down the Qur'an to thee by stages.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kur'ân'ı sana kısım kısım biz indirdik biz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We Ourself have sent down this Quran to you [Prophet] in gradual revelation.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kur’an’ı sana peyderpey indiren elbette biziz, biz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We, even We, have revealed unto thee the Qur'an, a revelation;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, it is We who have sent down to you, [O Muḥammad], the Qur’ān progressively.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا نحن نَزَّلْنا عليك -أيها الرسول- القرآن تنزيلا من عندنا؛ لتذكر الناس بما فيه من الوعد والوعيد والثواب والعقاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا

    76:24

    Therefore be patient with constancy to the Command of thy Lord, and hearken not to the sinner or the ingrate among them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Await your Lord’s Judgement with patience; do not yield to any of these sinners or disbelievers;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbinin hükmü için sabret! Onlardan hiçbir günahkâra veya hiçbir nanköre itaat etme!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So submit patiently to thy Lord's command, and obey not of them any guilty one or disbeliever.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So be patient for the decision of your Lord and do not obey from among them a sinner or ungrateful [disbeliever].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاصبر لحكم ربك القدري واقبله، ولحكمه الديني فامض عليه، ولا تطع من المشركين من كان منغمسًا في الشهوات أو مبالغًا في الكفر والضلال، وداوم على ذكر اسم ربك ودعائه في أول النهار وآخره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا

    76:25

    And celebrate the name of thy Lord morning and evening,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin adını sabah akşam an.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sabahakşam Rabbinin ismini an.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    remember the name of your Lord at dawn and in the evening;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sabah akşam Rabbinin ismini an!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Remember the name of thy Lord at morn and evening.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And mention the name of your Lord [in prayer] morning and evening

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاصبر لحكم ربك القدري واقبله، ولحكمه الديني فامض عليه، ولا تطع من المشركين من كان منغمسًا في الشهوات أو مبالغًا في الكفر والضلال، وداوم على ذكر اسم ربك ودعائه في أول النهار وآخره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا

    76:26

    And part of the night, prostrate thyself to Him; and glorify Him a long night through.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    bow down before Him, and glorify Him at length by night.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gecenin bir kısmında O’nun için secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And worship Him (a portion) of the night. And glorify Him through the livelong night.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And during the night prostrate to Him and exalt [i.e., praise] Him a long [part of the] night.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن الليل فاخضع لربك، وصَلِّ له، وتهجَّد له زمنًا طويلا فيه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا

    76:27

    As to these, they love the fleeting life, and put away behind them a Day (that will be) hard.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    These people love the fleeting life. They put aside [all thoughts of] a Heavy Day.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bu (insa)nlar, çabucak geçen (dünyay)ı seviyorlar da ağır günü (ahireti) arkalarına atıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! these love fleeting life, and put behind them (the remembrance of) a grievous day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, these [disbelievers] love the immediate and leave behind them a grave Day.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هؤلاء المشركين يحبون الدنيا، وينشغلون بها، ويتركون خلف ظهورهم العمل للآخرة، ولما فيه نجاتهم في يوم عظيم الشدائد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    نَّحْنُ خَلَقْنَـٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَـٰلَهُمْ تَبْدِيلًا

    76:28

    It is We Who created them, and We have made their joints strong; but, when We will, We can substitute the like of them by a complete change.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yet We created them; We strengthened their constitution; if We please, We can replace such people completely.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz onları yarattık ve yaratılışlarını sapasağlam yaptık. Dilediğimiz (zaman) onları benzerleriyle değiştiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We, even We, created them, and strengthened their frame. And when We will, We can replace them, bringing others like them in their stead.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We have created them and strengthened their forms, and when We will, We can change their likenesses with [complete] alteration.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    نحن خلقناهم، وأحكمنا خلقهم، وإذا شئنا أهلكناهم، وجئنا بقوم مطيعين ممتثلين لأوامر ربهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا

    76:29

    This is an admonition: Whosoever will, let him take a (straight) Path to his Lord.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is a reminder. Let whoever wishes, take the way to his Lord.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bu (Kur'an gerçeği) hatırlatmadır. Dileyen, Rabbine (giden) bir yol tutar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this is an Admonishment, that whosoever will may choose a way unto his Lord.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, this is a reminder, so he who wills may take to his Lord a way.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذه السورة عظة للعالمين، فمن أراد الخير لنفسه في الدنيا والآخرة اتخذ بالإيمان والتقوى طريقًا يوصله إلى مغفرة الله ورضوانه. وما تريدون أمرًا من الأمور إلا بتقدير الله ومشيئته. إن الله كان عليمًا بأحوال خلقه، حكيمًا في تدبيره وصنعه. يُدْخل مَن يشاء مِن عباده في رحمته ورضوانه، وهم المؤمنون، وأعدَّ للظالمين المتجاوزين حدود الله عذابًا موجعًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

    76:30

    But ye will not, except as Allah wills; for Allah is full of Knowledge and Wisdom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But you will only wish to do so if God wills- God is all knowing, all wise-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Böyle yaparsanız) Allah’ın dilediğinden başkasını dilememiş olursunuz. Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet ye will not, unless Allah willeth. Lo! Allah is Knower, Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you do not will except that Allāh wills. Indeed, Allāh is ever Knowing and Wise.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذه السورة عظة للعالمين، فمن أراد الخير لنفسه في الدنيا والآخرة اتخذ بالإيمان والتقوى طريقًا يوصله إلى مغفرة الله ورضوانه. وما تريدون أمرًا من الأمور إلا بتقدير الله ومشيئته. إن الله كان عليمًا بأحوال خلقه، حكيمًا في تدبيره وصنعه. يُدْخل مَن يشاء مِن عباده في رحمته ورضوانه، وهم المؤمنون، وأعدَّ للظالمين المتجاوزين حدود الله عذابًا موجعًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّـٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا

    76:31

    He will admit to His Mercy whom He will; But the wrong-doers,- for them has He prepared a grievous Penalty.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere ise, acıklı bir azap hazırlamıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He admits whoever He will into His Mercy and has prepared a painful torment for the disbelievers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) dileyeni (layık gördüğünü) merhametine koyar. Zalimler için de elem verici bir azap hazırlamış (olacak)tır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He maketh whom He will to enter His mercy, and for evil-doers hath prepared a painful doom.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He admits whom He wills into His mercy; but the wrongdoers - He has prepared for them a painful punishment.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذه السورة عظة للعالمين، فمن أراد الخير لنفسه في الدنيا والآخرة اتخذ بالإيمان والتقوى طريقًا يوصله إلى مغفرة الله ورضوانه. وما تريدون أمرًا من الأمور إلا بتقدير الله ومشيئته. إن الله كان عليمًا بأحوال خلقه، حكيمًا في تدبيره وصنعه. يُدْخل مَن يشاء مِن عباده في رحمته ورضوانه، وهم المؤمنون، وأعدَّ للظالمين المتجاوزين حدود الله عذابًا موجعًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)