45.The Crouching
الجاثيةMeccan · 37 ayahs
- 1
حمٓ
45:1
Ha-Mim.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ha, Mim.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hâ, mîm
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ha Mim
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hâ. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ha. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
Ḥā, Meem.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(حم) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَـٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
45:2
The revelation of the Book is from Allah the Exalted in Power, Full of Wisdom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu kitap, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This Scripture is sent down from God, the Mighty, the Wise.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bu) Kitabın indirilişi, güçlü, doğru hüküm veren Allah’tandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The revelation of the Scripture is from Allah, the Mighty, the Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
The revelation of the Book is from Allāh, the Exalted in Might, the Wise.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن منزل من الله العزيز في انتقامه من أعدائه، الحكيم في تدبير أمور خلقه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
إِنَّ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْمُؤْمِنِينَ
45:3
Verily in the heavens and the earth, are Signs for those who believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz göklerde ve yerde müminler için birçok âyetler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
There are signs in the heavens and the earth for those who believe:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki göklerde ve yerde inananlar için deliller vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! in the heavens and the earth are portents for believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, within the heavens and earth are signs for the believers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن في السموات السبع، والأرض التي منها خروج الخلق، وما فيهما من المخلوقات المختلفة الأجناس والأنواع، لأدلة وحججًا للمؤمنين بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
وَفِى خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَآبَّةٍ ءَايَـٰتٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
45:4
And in the creation of yourselves and the fact that animals are scattered (through the earth), are Signs for those of assured Faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sizin yaratılışınızda ve çeşitli canlıları yeryüzüne yaymasında kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in the creation of you, in the creatures God scattered on earth, there are signs for people of sure faith;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) yaydığı her tür canlıda, kesin bir şekilde inanan bir toplum için deliller vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in your creation, and all the beasts that He scattereth in the earth, are portents for a folk whose faith is sure.
M. Pickthall · EN · public-domain
And in the creation of yourselves and what He disperses of moving creatures are signs for people who are certain [in faith].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وفي خَلْقكم -أيها الناس- وخلق ما تفرق في الأرض من دابة تَدِبُّ عليها، حجج وأدلة لقوم يوقنون بالله وشرعه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
وَٱخْتِلَـٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن رِّزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَـٰحِ ءَايَـٰتٌ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
45:5
And in the alternation of Night and Day, and the fact that Allah sends down Sustenance from the sky, and revives therewith the earth after its death, and in the change of the winds,- are Signs for those that are wise.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in the alternation of night and day, in the rain God provides, sending it down from the sky and reviving the dead earth with it, and in His shifting of the winds there are signs for those who use their reason.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah’ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda), ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde ve rüzgârları çevirmesinde (onları türlü türlü estirmesinde) akıl eden toplum için deliller vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the difference of night and day and the provision that Allah sendeth down from the sky and thereby quickeneth the earth after her death, and the ordering of the winds, are portents for a people who have sense.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [in] the alternation of night and day and [in] what Allāh sends down from the sky of provision [i.e., rain] and gives life thereby to the earth after its lifelessness and [in His] directing of the winds are signs for a people who reason.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وفي اختلاف الليل والنار وتعاقبهما عليكم وما أنزل الله من السماء من مطر، فأحيا به الأرض بعد يُبْسها، فاهتزت بالنبات والزرع، وفي تصريف الرياح لكم من جميع الجهات وتصريفها لمنافعكم، أدلةٌ وحججٌ لقوم يعقلون عن الله حججه وأدلته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ ۖ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَ ٱللَّهِ وَءَايَـٰتِهِۦ يُؤْمِنُونَ
45:6
Such are the Signs of Allah, which We rehearse to thee in Truth; then in what exposition will they believe after (rejecting) Allah and His Signs?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık Allah'a ve âyetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
These are God’s signs that We recount to you [Prophet, to show] the Truth. If they deny God and His revelations, what message will they believe in?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte şu(nlar), Allah’ın sana bir amaç ile tilavet etmekte (okuyup aktarmakta) olduğumuz ayetleridir. Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
These are the portents of Allah which We recite unto thee (Muhammad) with truth. Then in what fact, after Allah and His portents, will they believe?
M. Pickthall · EN · public-domain
These are the verses of Allāh which We recite to you in truth. Then in what statement after Allāh and His verses will they believe?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذه الآيات والحجج نتلوها عليك -أيها الرسول- بالحق، فبأي حديث بعد الله وآياته وأدلته على أنه الإله الحق وحده لا شريك له يؤمنون ويصدقون ويعملون؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَيْلٌ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
45:7
Woe to each sinful dealer in Falsehoods:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her günahkâr kişinin vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe to every lying sinful person
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yalancı (ve) günahkâr herkesin vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto each sinful liar,
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe to every sinful liar
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك شديد ودمار لكل كذاب كثير الآثام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
يَسْمَعُ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا ۖ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
45:8
He hears the Signs of Allah rehearsed to him, yet is obstinate and lofty, as if he had not heard them: then announce to him a Penalty Grievous!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O kimse Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de, sonra sanki kibrinden hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte sen onu, can yakıcı bir azabla müjdele!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who hears God’s revelations being recited to him, yet persists in his arrogance as if he had never heard them––[Prophet] bring him news of a painful torment!––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O, kendisine tilavet edilen (okunup aktarılan) Allah’ın ayetlerini duyar da sonra kibirlenerek sanki onları hiç duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu elem verici bir azapla müjdele!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who heareth the revelations of Allah recited unto him, and then continueth in pride as though he heard them not. Give him tidings of a painful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
Who hears the verses of Allāh recited to him, then persists arrogantly as if he had not heard them. So give him tidings of a painful punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يسمع آيات كتاب الله تُقْرأ عليه، ثم يتمادى في كفره متعاليًا في نفسه عن الانقياد لله ورسوله، كأنه لم يسمع ما تُلي عليه من آيات الله، فبشر -أيها الرسول- هذا الأفاك الأثيم بعذاب مؤلم موجع في نار جهنم يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَإِذَا عَلِمَ مِنْ ءَايَـٰتِنَا شَيْـًٔا ٱتَّخَذَهَا هُزُوًا ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
45:9
And when he learns something of Our Signs, he takes them in jest: for such there will be a humiliating Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Âyetlerimizden birşey öğrendiği zaman, onu alaya alıyor. İşte onlar için rezil ve rüsvay edici bir azap vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who, if he knows anything about Our revelations, ridicules it! Such people will have a humiliating torment:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when he knoweth aught of Our revelations he maketh it a jest. For such there is a shameful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when he knows anything of Our verses, he takes them in ridicule. Those will have a humiliating punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا علم هذا الأفاك الأثيم من آياتا شيئًا اتخذها هزوًا وسُخْرية، أولئك لهم عذاب يهينهم، ويخزيهم يوم القيامة؛ جزاء استهزائهم بالقرآن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
مِّن وَرَآئِهِمْ جَهَنَّمُ ۖ وَلَا يُغْنِى عَنْهُم مَّا كَسَبُوا۟ شَيْـًٔا وَلَا مَا ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
45:10
In front of them is Hell: and of no profit to them is anything they may have earned, nor any protectors they may have taken to themselves besides Allah: for them is a tremendous Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ötelerinde cehennem var. Ne kazandıkları şeyler, ne de Allah'tan başka edindikleri dostlar, kendilerinden hiçbir şeyi (azabı) kaldıramaz. Onlar için büyük bir azab vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hell lurks behind them and their gains will not benefit them, nor will those beings they took as protectors beside God––a tremendous torment awaits them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Arkalarından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de Allah’ın peşi sıra edindikleri dostlar da onlara hiçbir yarar sağlamaz. Onlar için büyük azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Beyond them there is hell, and that which they have earned will naught avail them, nor those whom they have chosen for protecting friends beside Allah. Theirs will be an awful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
Before them is Hell, and what they had earned will not avail them at all nor what they had taken besides Allāh as allies. And they will have a great punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
مِن أمام هؤلاء المستهزئين بآيات الله جهنم، ولا يغني عنهم ما كسبوا شيئًا من المال والولد، ولا آلهتُهم التي عبدوها مِن دون الله، ولهم عذاب عظيم مؤلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
هَـٰذَا هُدًى ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
45:11
This is (true) Guidance and for those who reject the Signs of their Lord, is a grievous Penalty of abomination.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu Kuran doğruluk rehberidir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azap vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu Kur'an bir hidâyettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise, en şiddetlisinden acıklı bir azab vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is true guidance; those who reject their Lord’s revelations will have a woeful torment.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte bu (Kur’an) bir rehberdir. Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere gelince, onlara en kötüsünden elem verici bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is guidance. And those who disbelieve the revelations of their Lord, for them there is a painful doom of wrath.
M. Pickthall · EN · public-domain
This [Qur’ān] is guidance. And those who have disbelieved in the verses of their Lord will have a painful punishment of foul nature.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن الذي أنزلناه عليك -أيها الرسول- هدى من الضلالة، ودليل على الحق، يهدي إلى طريق مستقيم مَن اتبعه وعمل به، والذين جحدوا بما في القرآن من الآيات الدالة على الحق ولم يُصَدِّقوا بها، لهم عذابٌ مِن أسوأ أنواع العذاب يوم القيامة، مؤلم موجع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَكُمُ ٱلْبَحْرَ لِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
45:12
It is Allah Who has subjected the sea to you, that ships may sail through it by His command, that ye may seek of his Bounty, and that ye may be grateful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah O (yüce) zâttır ki, emriyle içinde gemilerin seyretmesi, sizin de O'nun lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için denizi emrinize vermiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is God who subjected the sea for you––ships sail on it by His command so that you can seek His bounty and give Him thanks––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O) Allah ki emri gereğince içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için, (ayrıca) şükredesiniz diye denizi sizin hizmetinize vermiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah it is Who hath made the sea of service unto you that the ships may run thereon by His command, and that ye may seek of His bounty, and that haply ye may be thankful;
M. Pickthall · EN · public-domain
It is Allāh who subjected to you the sea so that ships may sail upon it by His command and that you may seek of His bounty; and perhaps you will be grateful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله سبحانه وتعالى هو الذي سخَّر لكم البحر؛ لتجري السفن فيه بأمره، ولتبتغوا من فضله بأنواع التجارات والمكاسب، ولعلكم تشكرون ربكم على تسخيره ذلك لكم، فتعبدوه وحده، وتطيعوه فيما يأمركم به، وينهاكم عنه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
45:13
And He has subjected to you, as from Him, all that is in the heavens and on earth: Behold, in that are Signs indeed for those who reflect.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, göklerde ve yerde bulunan herşeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He has subjected all that is in the heavens and the earth for your benefit, as a gift from Him. There truly are signs in this for those who reflect.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütuf olarak) size boyun eğdirmiştir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hath made of service unto you whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth; it is all from Him. Lo! herein verily are portents for a people who reflect.
M. Pickthall · EN · public-domain
And He has subjected to you whatever is in the heavens and whatever is on the earth - all from Him. Indeed in that are signs for a people who give thought.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وسخَّر لكم كل ما في السموات من شمس وقمر ونجوم، وكل ما في الأرض من دابة وشجر وسفن وغير ذلك لمنافعكم، جميع هذه النعم منة من الله وحده أنعم بها عليكم، وفضل منه تَفضَّل به، فإياه فاعبدوا، ولا تجعلوا له شريكًا. إنَّ فيما سخره الله لكم لعلامات ودلالات على وحدانية الله لقوم يتفكرون في آيات الله وحججه وأدلته، فيعتبرون بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
قُل لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَغْفِرُوا۟ لِلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ أَيَّامَ ٱللَّهِ لِيَجْزِىَ قَوْمًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
45:14
Tell those who believe, to forgive those who do not look forward to the Days of Allah: It is for Him to recompense (for good or ill) each People according to what they have earned.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanmışlara de ki: Allah'ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! İman edenlere söyle: Allah'ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tell the believers to forgive those who do not fear God’s days [of punishment]––He will requite people for what they have done.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İman edenlere söyle: Allah’ın (ceza) günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar! Sonunda (Allah) her topluma kazandıklarının karşılığını verecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Tell those who believe to forgive those who hope not for the days of Allah; in order that He may requite folk what they used to earn.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], to those who have believed that they [should] forgive those who expect not the days of Allāh [i.e., of His retribution] so that He may recompense a people for what they used to earn.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- للذين صدَّقوا بالله واتَّبَعوا رسله يعفوا، ويتجاوزوا عن الذين لا يرجون ثواب الله، ولا يخافون بأسه إذا هم نالوا الذين آمنوا بالأذى والمكروه؛ ليجزي الله هؤلاء المشركين بما كانوا يكسبون في الدنيا من الآثام وإيذاء المؤمنين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
مَنْ عَمِلَ صَـٰلِحًا فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا ۖ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
45:15
If any one does a righteous deed, it ensures to the benefit of his own soul; if he does evil, it works against (his own soul). In the end will ye (all) be brought back to your Lord.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kim yararlı iş işlerse kendinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her kim iyi bir iş yaparsa onun faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra hep Rabbinize döndürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Whoever does good benefits himself, and whoever does evil harms himself: you will all be returned to your Lord.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kim iyi bir iş yaparsa (bu) kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra sadece Rabbinize döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whoso doeth right, it is for his soul, and whoso doeth wrong, it is against it. And afterward unto your Lord ye will be brought back.
M. Pickthall · EN · public-domain
Whoever does a good deed - it is for himself; and whoever does evil - it is against it [i.e., the self or soul]. Then to your Lord you will be returned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
من عمل مِن عباد الله بطاعته فلنفسه عمل، ومن أساء عمله في الدنيا بمعصية الله فعلى نفسه جنى، ثم إنكم - أيها الناس - إلى ربكم تصيرون بعد موتكم، فيجازي المحسن بإحسانه، والمسيء بإساءته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَـٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَـٰتِ وَفَضَّلْنَـٰهُمْ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ
45:16
We did aforetime grant to the Children of Israel the Book the Power of Command, and Prophethood; We gave them, for Sustenance, things good and pure; and We favoured them above the nations.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle rızıklandırdık; onları dünyalara üstün kıldık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz, vaktiyle İsrailoğulları'na kitap, hüküm ve peygamberlik vermiştik. Onları temiz rızıklarla rızıklandırmıştık. Ve onları âlemlerden üstün kılmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave scripture, wisdom, and prophethood to the Children of Israel; We provided them with good things and favoured them above others;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap, (doğru) hüküm (verme yeteneği) ve peygamberlik vermiştik. Onlara temiz şeylerden rızık vermiş ve onları âlemlere (inançsızlara) üstün kılmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily we gave the Children of Israel the Scripture and the Command and the Prophethood, and provided them with good things and favoured them above (all) peoples;
M. Pickthall · EN · public-domain
And We did certainly give the Children of Israel the Scripture and judgement and prophethood, and We provided them with good things and preferred them over the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد آتينا بني إسرائيل التوراة والإنجيل والحكم بما فيهما، وجعلنا أكثر الأنبياء من ذرية إبراهيم عليه السلام فيهم، ورزقناهم من الطيبات من الأقوات والثمار والأطعمة، وفضَّلناهم على عالمي زمانهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
وَءَاتَيْنَـٰهُم بَيِّنَـٰتٍ مِّنَ ٱلْأَمْرِ ۖ فَمَا ٱخْتَلَفُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
45:17
And We granted them Clear Signs in affairs (of Religion): it was only after knowledge had been granted to them that they fell into schisms, through insolent envy among themselves. Verily thy Lord will judge between them on the Day of Judgment as to those matters in which they set up differences.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra birbirini çekememezlikten ayrılığa düştüler. Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz aralarında hükmedecektir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Din hususunda onlara apaçık deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik ve düşmanlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdi. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyâmet günü aralarında hükmedecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave them clear proof in matters [of religion]. They differed among themselves out of mutual rivalry, only after knowledge came to them: on the Day of Resurrection your Lord will judge between them regarding their differences.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İş(ler)le ilgili onlara apaçık deliller vermiştik. (Ancak) onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdi. Şüphesiz ki senin Rabbin, anlaşmazlığa düştüğü şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And gave them plain commandments. And they differed not until after the knowledge came unto them, through rivalry among themselves. Lo! thy Lord will judge between them on the Day of Resurrection concerning that wherein they used to differ.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We gave them clear proofs of the matter [of religion]. And they did not differ except after knowledge had come to them - out of jealous animosity between themselves. Indeed, your Lord will judge between them on the Day of Resurrection concerning that over which they used to differ.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وآتينا بني إسرائيل شرائع واضحات في الحلال والحرام، ودلالات تبين الحق من الباطل، فما اختلفوا إلا من بعد ما جاءهم العلم، وقامت الحجة عليهم، وإنما حَمَلهم على ذلك بَغْيُ بعضهم على بعض؛ طلبًا للرفعة والرئاسة، إن ربك -أيها الرسول- يحكم بين المختلفين من بني إسرائيل يوم القيامة فيما كانوا فيه يختلفون في الدنيا. وفي هذا تحذير لهذه الأمة أن تسلك مسلكهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
ثُمَّ جَعَلْنَـٰكَ عَلَىٰ شَرِيعَةٍ مِّنَ ٱلْأَمْرِ فَٱتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
45:18
Then We put thee on the (right) Way of Religion: so follow thou that (Way), and follow not the desires of those who know not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Now We have set you [Muhammad] on a clear religious path, so follow it. Do not follow the desires of those who lack [true] knowledge-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra da seni iş (din) konusunda bir şeriat (kanun) sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin arzularına uyma!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And now have We set thee (O Muhammad) on a clear road of (Our) commandment; so follow it, and follow not the whims of those who know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then We put you, [O Muḥammad], on an ordained way concerning the matter [of religion]; so follow it and do not follow the inclinations of those who do not know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم جعلناك -أيها الرسول- على منهاج واضح من أمر الدين، فاتبع الشريعة التي جعلناك عليها، ولا تتبع أهواء الجاهلين بشرع الله الذين لا يعلمون الحق. وفي الآية دلالة عظيمة على كمال هذا الدين وشرفه، ووجوب الانقياد لحكمه، وعدم الميل إلى أهواء الكفرة والملحدين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا۟ عَنكَ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا ۚ وَإِنَّ ٱلظَّـٰلِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ ۖ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُتَّقِينَ
45:19
They will be of no use to thee in the sight of Allah: it is only Wrong-doers (that stand as) protectors, one to another: but Allah is the Protector of the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz onlar, seni Allah'tan müstağni kılamazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Sakınanların dostu ise Allah'tır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onlar Allah'tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Şüphesiz zâlimler, birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise müttakilerin dostudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they cannot help you against God in any way. Wrongdoers only have each other to protect them; the righteous have God Himself as their protector.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onlar Allah’tan (gelecek olanda) senden hiçbir şey gideremezler. Şüphesiz ki zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da muttakîlerin (duyarlı olanların) dostudur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! they can avail thee naught against Allah. And lo! as for the wrong-doers, some of them are friends of others; and Allah is the Friend of those who ward off (evil).
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, they will never avail you against Allāh at all. And indeed, the wrongdoers are allies of one another; but Allāh is the protector of the righteous.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن هؤلاء المشركين بربهم الذين يدعونك إلى اتباع أهوائهم لن يغنوا عنك -أيها الرسول- من عقاب الله شيئًا إن اتبعت أهواءهم، وإن الظالمين المتجاوزين حدود الله من المنافقين واليهود وغيرهم بعضهم أنصار بعض على المؤمنين بالله وأهل طاعته، والله ناصر المتقين ربَّهم بأداء فرائضه واجتناب نواهيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
هَـٰذَا بَصَـٰٓئِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
45:20
These are clear evidences to men and a Guidance and Mercy to those of assured Faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu Kuran, insanlar için açık belgeler; kesin olarak inanan millet için doğruluk rehberi ve rahmettir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu (Kur'an) insanların kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This [revelation] is a means of insight for people, a source of guidance and mercy for those of sure faith.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu (Kur’an), bütün insanlar için öngörüler, (ayrıca) kesin bir şekilde inanan toplum için bir rehber ve rahmettir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is clear indication for mankind, and a guidance and a mercy for a folk whose faith is sure.
M. Pickthall · EN · public-domain
This [Qur’ān] is enlightenment for mankind and guidance and mercy for a people who are certain [in faith].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن الذي أنزلناه إليك أيها الرسول بصائر يبصر به الناس الحق من الباطل، ويعرفون به سبيل الرشاد، وهدى ورحمةٌ لقوم يوقنون بحقيقة صحته، وأنه تنزيل من الله العزيز الحكيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ ٱجْتَرَحُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن نَّجْعَلَهُمْ كَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَوَآءً مَّحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ ۚ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
45:21
What! Do those who seek after evil ways think that We shall hold them equal with those who believe and do righteous deeds,- that equal will be their life and their death? Ill is the judgment that they make.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip iyi ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı zannettiler? Ne kötü hüküm veriyorlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do those who commit evil deeds really think that We will deal with them in the same way as those who believe and do righteous deeds, that they will be alike in their living and their dying? How badly they judge!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve hayatlarında kendilerini, iman edip iyi işler yapanlarla bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or do those who commit ill-deeds suppose that We shall make them as those who believe and do good works, the same in life and death? Bad is their judgment!
M. Pickthall · EN · public-domain
Or do those who commit evils think We will make them like those who have believed and done righteous deeds - [make them] equal in their life and their death? Evil is that which they judge [i.e., assume].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل أظنَّ الذين اكتسبوا السيئات، وكذَّبوا رسل الله، وخالفوا أمر ربهم، وعبدوا غيره، أن نجعلهم كالذين آمنوا بالله، وصدقوا رسله وعملوا الصالحات، وأخلصوا له العبادة دون سواه، ونساويَهم بهم في الدنيا والآخرة؟ ساء حكمهم بالمساواة بين الفجار والأبرار في الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَلِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
45:22
Allah created the heavens and the earth for just ends, and in order that each soul may find the recompense of what it has earned, and none of them be wronged.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah gökleri ve yeri gerçekle yaratmıştır; her cana, kazandığının karşılığı verilir, onlara zulmedilmez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Halbuki Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Hem de herkese yaptığının karşılığı verilmek üzere, onlara asla haksızlık edilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God created the heavens and earth for a true purpose: to reward each soul according to its deeds. They will not be wronged.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah gökleri ve yeri bir amaç ile yaratmıştır. Böylece herkese kazandığının karşılığı verilecektir. Onlara haksızlık edilmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Allah hath created the heavens and the earth with truth, and that every soul may be repaid what it hath earned. And they will not be wronged.
M. Pickthall · EN · public-domain
And Allāh created the heavens and earth in truth and so that every soul may be recompensed for what it has earned, and they will not be wronged.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وخَلَق الله السموات والأرض بالحق والعدل والحكمة؛ ولكي تجزى كل نفس في الآخرة بما كسبت مِن خير أو شر، وهم لا يُظْلمون جزاء أعمالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
أَفَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَـٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِۦ وَقَلْبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَـٰوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِنۢ بَعْدِ ٱللَّهِ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
45:23
Then seest thou such a one as takes as his god his own vain desire? Allah has, knowing (him as such), left him astray, and sealed his hearing and his heart (and understanding), and put a cover on his sight. Who, then, will guide him after Allah (has withdrawn Guidance)? Will ye not then receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], consider the one who has taken his own desire as a god, whom God allows to stray in the face of knowledge, sealing his ears and heart and covering his eyes- who can guide such a person after God [has done this]? Will you [people] not take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Arzusunu ilahı edineni ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, işitme (duyu)sunu ve kalbini mühürlediği ve gözünün üstüne de perde çektiği kişiyi gördün mü? Şimdi onu, Allah’a rağmen kim doğru yola ulaştırabilir ki! (Gerçeği) hatırlamayacak mısınız?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hast thou seen him who maketh his desire his god, and Allah sendeth him astray purposely, and sealeth up his hearing and his heart, and setteth on his sight a covering? Then who will lead him after Allah (hath condemned him)? Will ye not then heed?
M. Pickthall · EN · public-domain
Have you seen he who has taken as his god his [own] desire, and Allāh has sent him astray due to knowledge and has set a seal upon his hearing and his heart and put over his vision a veil? So who will guide him after Allāh? Then will you not be reminded?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيت -أيها الرسول- من اتخذ هواه إلهًا له، فلا يهوى شيئًا إلا فَعَله، وأضلَّه الله بعد بلوغ العلم إليه وقيام الحجة عليه، فلا يسمع مواعظ الله، ولا يعتبر بها، وطبع على قلبه، فلا يعقل به شيئًا، وجعل على بصره غطاء، فلا يبصر به حجج الله؟ فمن يوفقه لإصابة الحق والرشد بعد إضلال الله إياه؟ أفلا تذكرون -أيها الناس- فتعلموا أنَّ مَن فَعَل الله به ذلك فلن يهتدي أبدًا، ولن يجد لنفسه وليًا مرشدًا؟ والآية أصل في التحذير من أن يكون الهوى هو الباعث للمؤمنين على أعمالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَقَالُوا۟ مَا هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَآ إِلَّا ٱلدَّهْرُ ۚ وَمَا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
45:24
And they say: "What is there but our life in this world? We shall die and we live, and nothing but time can destroy us." But of that they have no knowledge: they merely conjecture:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler" derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem müşrikler dediler ki: "Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak geçen zaman yokluğa sürükler. Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, sadece böyle zannederler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They say, ‘There is only our life in this world: we die, we live, nothing but time destroys us.’ They have no knowledge of this; they only follow guesswork. Their only argument,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnkârcılar) dediler ki: “Hayat, sadece şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız. Bizi, sadece zaman yok eder.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar, sadece zanda bulunuyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: There is naught but our life of the world; we die and we live, and naught destroyeth us save time; when they have no knowledge whatsoever of (all) that; they do but guess.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they say, "There is not but our worldly life; we die and live, and nothing destroys us except time." And they have of that no knowledge; they are only assuming.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال هؤلاء المشركون: ما الحياة إلا حياتنا الدنيا التي نحن فيها، لا حياة سواها؛ تكذيبا منهم بالبعث بعد الممات، وما يهلكنا إلا مرُّ الليالي والأيام وطول العمر؛ إنكارًا منهم أن يكون لهم رب يفنيهم ويهلكهم، وما لهؤلاء المشركين من علم بذلك، ما هم إلا يتكلمون بالظن والوهم والخيال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتُنَا بَيِّنَـٰتٍ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
45:25
And when Our Clear Signs are rehearsed to them their argument is nothing but this: They say, "Bring (back) our forefathers, if what ye say is true!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, delilleri yalnızca: "Doğru sözlü iseniz babalarımızı getirin bakalım" demek olur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman; "Eğer sözünüzde doğru iseniz atalarımızı diriltip getirin." demekten başka söylenecek hiçbir delil yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when Our clear revelations are recited to them, is to say, ‘Bring back our forefathers if what you say is true.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara ayetlerimiz açıkça tilavet edildiğinde (okunup aktarıldığında) “Doğruysanız atalarımızı getirin (de görelim)!” demelerinden başka delilleri yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when Our clear revelations are recited unto them their only argument is that they say: Bring (back) our fathers. then, if ye are truthful.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when Our verses are recited to them as clear evidences, their argument is only that they say, "Bring [back] our forefathers, if you should be truthful."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إذا تتلى على هؤلاء المشركين المكذبين بالبعث آياتنا واضحات، لم يكن لهم حجة إلا قولهم للرسول محمد: أحْي أنت والمؤمنون معك آباءنا الذين قد هلكوا، إن كنتم صادقين فيما تقولون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
قُلِ ٱللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
45:26
Say: "It is Allah Who gives you life, then gives you death; then He will gather you together for the Day of Judgment about which there is no doubt": But most men do not understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Sizi Allah diriltir, sonra öldürür, sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Ama insanların çoğu bilmezler."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Ey Muhammed!) De ki: "Allah sizi diriltir. Sonra sizi o öldürür, sonra da geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde (diriltip) bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], say, ‘It is God who gives you life, then causes you to die, and then He gathers you all to the Day of Resurrection of which there is no doubt, though most people do not comprehend.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Allah sizi diriltecektir (yaşatacaktır), sonra sizi öldürecektir. Sonra sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet günü bir araya toplayacaktır.” Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): Allah giveth life to you, then causeth you to die, then gathereth you unto the Day of Resurrection whereof there is no doubt. But most of mankind know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "Allāh causes you to live, then causes you to die; then He will assemble you for the Day of Resurrection, about which there is no doubt, but most of the people do not know."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين المكذبين بالبعث: الله سبحانه وتعالى يحييكم في الدنيا ما شاء لكم الحياة، ثم يميتكم فيها، ثم يجمعكم جميعا أحياء إلى يوم القيامة لا شك فيه، ولكن أكثر الناس لا يعلمون قدرة الله على إماتتهم ثم بعثهم يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ ٱلْمُبْطِلُونَ
45:27
To Allah belongs the dominion of the heavens and the earth, and the Day that the Hour of Judgment is established,- that Day will the dealers in Falsehood perish!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Göklerin ve yerin mülkü sadece Allah'ındır. Kıyâmetin kapacağı gün varya, işte o gün batıla sapanlar hep hüsrana düşecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Control of everything in the heavens and the earth belongs to God. When the Hour comes, those who follow falsehood will be the losers on that Day.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca Allah’a aittir. O (Son) Saat’in gerçekleşeceği gün var ya, batıla sapanlar işte o gün kaybedeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And unto Allah belongeth the Sovereignty of the heavens and the earth; and on the day when the Hour riseth, on that day those who follow falsehood will be lost.
M. Pickthall · EN · public-domain
And to Allāh belongs the dominion of the heavens and the earth. And the Day the Hour appears - that Day the falsifiers will lose.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولله سبحانه سلطان السموات السبع والأرض خَلْقًا ومُلْكًا وعبودية. ويوم تجيء الساعة التي يبعث فيها الموتى من قبورهم ويحاسبون، يخسر الكافرون بالله الجاحدون بما أنزله على رسوله من الآيات البينات والدلائل الواضحات.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً ۚ كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَىٰٓ إِلَىٰ كِتَـٰبِهَا ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
45:28
And thou wilt see every sect bowing the knee: Every sect will be called to its Record: "This Day shall ye be recompensed for all that ye did!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün, size işlediğinizin karşılığı verilecektir."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağırılır, onlara: "Bugün yaptığınız amellerin cezası verilecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
You will see every community kneeling. Every community will be summoned to its record: ‘Today you will be repaid for what you did.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün her ümmeti, diz çökmüş olarak görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılacaktır. (Onlara şöyle denecektir:) “Bugün size (dünyada) yaptıklarınızın karşılığı verilmektedir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And thou wilt see each nation crouching, each nation summoned to its record. (And it will be said unto them): This day ye are requited what ye used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
And you will see every nation kneeling [from fear]. Every nation will be called to its record [and told], "Today you will be recompensed for what you used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وترى -أيها الرسول- يوم تقوم الساعة أهل كل ملة ودين جاثمين على رُكَبهم، كل أمة تُدْعى إلى كتاب أعمالها، ويقال لهم: اليوم تُجزون ما كنتم تعملون من خير أو شر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
هَـٰذَا كِتَـٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِٱلْحَقِّ ۚ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
45:29
"This Our Record speaks about you with truth: For We were wont to put on Record all that ye did."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşur. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte kitabınız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü biz sizin yaptıklarnızı hep kaydediyorduk." (denir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Here is Our record that tells the truth about you: We have been recording everything you do.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu, size gerçeği söyleyen kitabımızdır.” Şüphesiz ki biz yaptıklarınızı kaydediyorduk.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This Our Book pronounceth against you with truth. Lo! We have caused (all) that ye did to be recorded.
M. Pickthall · EN · public-domain
This, Our record, speaks about you in truth. Indeed, We were having transcribed whatever you used to do."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا كتابنا ينطق عليكم بجميع أعمالكم من غير زيادة ولا نقص، إنَّا كنا نأمر الحفظة أن تكتب أعمالكم عليكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ
45:30
Then, as to those who believed and did righteous deeds, their Lord will admit them to His Mercy that will be the achievement for all to see.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanıp, yararlı iş işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine garkeder. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanlara gelince; Rableri onları rahmeti içine koyacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those who believed and did good deeds will be admitted by their Lord into His mercy- that is the clearest triumph-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnanıp iyi işler yapanlara gelince, Rableri onları merhametine koyacaktır. Asıl apaçık kurtuluş işte budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, as for those who believed and did good works, their Lord will bring them in unto His mercy. That is the evident triumph.
M. Pickthall · EN · public-domain
So as for those who believed and did righteous deeds, their Lord will admit them into His mercy. That is what is the clear attainment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأما الذين آمنوا بالله ورسوله في الدنيا، وامتثلوا أوامره واجتنبوا نواهيه، فيدخلهم ربهم في جنته برحمته، ذلك الدخول هو الفوز المبين الذي لا فوز بعده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَفَلَمْ تَكُنْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ
45:31
But as to those who rejected Allah, (to them will be said): "Were not Our Signs rehearsed to you? But ye were arrogant, and were a people given to sin!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama, inkar eden kimselere denir ki: "Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir millet olmuştunuz değil mi?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama kâfirlere gelince; onlara da denilir ki; "Size âyetlerim okunmadı mı? Siz büyüklük tasladınız ve günah işleyen bir kavim oldunuz değil mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but those who disbelieved [will be asked]: ‘When My revelations were recited to you, were you not arrogant and persistent in wicked deeds?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kâfir olanlara gelince, onlara “Ayetlerim size tilavet edilmemiş (okunup aktarılmamış) mıydı? Siz de kibirlenip suçlu bir toplum olmuştunuz (değil mi?)” (denecektir.)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And as for those who disbelieved (it will be said unto them): Were not Our revelations recited unto you? But ye were scornful and became a guilty folk.
M. Pickthall · EN · public-domain
But as for those who disbelieved, [it will be said], "Were not Our verses recited to you, but you were arrogant and became a criminal people?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما الذين جحدوا أن الله هو الإله الحق وكذَّبوا رسله ولم يعملوا بشرعه، فيقال لهم تقريعًا وتوبيخًا: أفلم تكن آياتي في الدنيا تتلى عليكم، فاستكبرتم عن استماعها والإيمان بها، وكنتم قومًا مشركين تكسِبون المعاصي ولا تؤمنون بثواب ولا عقاب؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِى مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
45:32
"And when it was said that the promise of Allah was true, and that the Hour- there was no doubt about its (coming), ye used to say, 'We know not what is the hour: we only think it is an idea, and we have no firm assurance.'"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Doğrusu Allah'ın verdiği söz gerçektir, kıyamet saati şüphe götürmez" dendiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız yoktur sanıyoruz, buna dair kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'ın vaadi gerçektir. "O kıyâmetin geleceğinde şüphe yoktur." denildiğinde "Kıyamet nedir bilmiyoruz." Yalnız bir zandan ibârettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok." derdiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When it was said to you, “God’s promise is true: there is no doubt about the Hour,” did you not reply, “We know nothing of the Hour. This is only conjecture in our opinion. We are not convinced”?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlara) “Allah’ın vaadi gerçektir; o (Son) Saat’te de hiçbir şüphe yoktur.” dendiği zaman, “O (Son) Saat’in ne olduğunu bilmiyoruz; (o konuda) sadece zanda bulunuyoruz; asla ikna edilmiş değiliz!” demiştiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when it was said: Lo! Allah's promise is the truth, and there is no doubt of the Hour's coming, ye said: We know not what the Hour is. We deem it naught but a conjecture, and we are by no means convinced.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when it was said, 'Indeed, the promise of Allāh is truth and the Hour [is coming] - no doubt about it,' you said, 'We know not what is the Hour. We assume only assumption, and we are not convinced.'"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا قيل لكم: إن وعد الله ببعث الناس من قبورهم حق، والساعة لا شك فيها، قلتم: ما ندري ما الساعة؟ وما نتوقع وقوعها إلا توهمًا، وما نحن بمتحققين أن الساعة آتية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
45:33
Then will appear to them the evil (fruits) of what they did, and they will be completely encircled by that which they used to mock at!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşledikleri kötülükler kendilerine belli oldu ve onları, alaya aldıkları şeyler kuşatıp mahvetti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Derken yaptıkları amellerin kötülüğü gözlerinin önüne serildi, alay edip durdukları şey onları kuşatıverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The evil of their actions will [then] become clear to them. The punishment they mocked will engulf them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onların yaptığı kötülükler (o gün) açığa çıkmış, alay etmiş oldukları şey kendilerini kuşatmış (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the evils of what they did will appear unto them, and that which they used to deride will befall them.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the evil consequences of what they did will appear to them, and they will be enveloped by what they used to ridicule.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وظهر لهؤلاء الذين كانوا يكذِّبون بآيات الله ما عملوا في الدنيا من الأعمال القبيحة، ونزل بهم من عذاب الله جزاء ما كانوا به يستهزئون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَقِيلَ ٱلْيَوْمَ نَنسَىٰكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَـٰذَا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّـٰصِرِينَ
45:34
It will also be said: "This Day We will forget you as ye forgot the meeting of this Day of yours! and your abode is the Fire, and no helpers have ye!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara denir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi Biz de sizi unuttuk; varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün kâfirlere şöyle denilir; "Siz, dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, biz de bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan bir kimse de yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It will be said, ‘Today We shall ignore you just as you ignored your appointment with this Day. The Fire will be your home and no one will help you,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlara) şöyle denecektir: “Siz bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir; sizin için asla yardımcılar da yoktur!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And it will be said: This day We forget you, even as ye forgot the meeting of this your day; and your habitation is the Fire, and there is none to help you.
M. Pickthall · EN · public-domain
And it will be said, "Today We will forget you as you forgot the meeting of this Day of yours, and your refuge is the Fire, and for you there are no helpers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقيل لهؤلاء الكفرة: اليوم نترككم في عذاب جهنم، كما تركتم الإيمان بربكم والعمل للقاء يومكم هذا، ومسكنكم نار جهنم، وما لكم من ناصرين ينصرونكم من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
ذَٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذْتُمْ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ فَٱلْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
45:35
"This, because ye used to take the Signs of Allah in jest, and the life of the world deceived you:" (From) that Day, therefore, they shall not be taken out thence, nor shall they be received into Grace.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun sebebi şudur; Siz Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
because you received God’s revelations with ridicule and were deceived by worldly life.’ They will not be brought out of the Fire on that Day, nor will they be given the chance to make amends.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bunun sebebi şudur: “Siz Allah’ın ayetleriyle alay ettiniz; dünya hayatı sizi aldattı.” Bugün ondan (ateşten) çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah’ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This, forasmuch as ye made the revelations of Allah a jest, and the life of the world beguiled you. Therefor this day they come not forth from thence, nor can they make amends.
M. Pickthall · EN · public-domain
That is because you took the verses of Allāh in ridicule, and worldly life deluded you." So that Day they will not be removed from it, nor will they be asked to appease [Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا الذي حلَّ بكم مِن عذاب الله؛ بسبب أنكم اتخذتم آيات الله وحججه هزوًا ولعبًا، وخدعتكم زينة الحياة الدنيا، فاليوم لا يُخرجون من النار، ولا هم يُرَدُّون إلى الدنيا؛ ليتوبوا ويعملوا صالحًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
فَلِلَّهِ ٱلْحَمْدُ رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَرَبِّ ٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
45:36
Then Praise be to Allah, Lord of the heavens and Lord of the earth,- Lord and Cherisher of all the Worlds!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So praise be to God, Lord of the heavens and earth, Lord of the worlds.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hamd (övgü), yalnızca göklerin Rabbi, yerin Rabbi yani bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then praise be to Allah, Lord of the heavens and Lord of the earth, the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then, to Allāh belongs [all] praise - Lord of the heavens and Lord of the earth, Lord of the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلله سبحانه وتعالى وحده الحمد على نعمه التي لا تحصى على خلقه، رب السموات والأرض وخالقهما ومدبرهما، رب الخلائق أجمعين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
وَلَهُ ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
45:37
To Him be glory throughout the heavens and the earth: and He is Exalted in Power, Full of Wisdom!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde ve yerde azamet O'nundur, O, güçlüdür, Hakim'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Göklerde ve yerde büyüklük ve hâkimiyet O'nundur. O, Aziz'dir (herşeye galiptir); Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
True greatness in the heavens and the earth is rightfully His: He is the Mighty, the Wise.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göklerde ve yerde büyüklük yalnızca O’na aittir. O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And unto Him (alone) belongeth Majesty in the heavens and the earth, and He is the Mighty, the Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
And to Him belongs [all] grandeur within the heavens and the earth, and He is the Exalted in Might, the Wise.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وله وحده سبحانه العظمة والجلال والكبرياء والسُّلْطان والقدرة والكمال في السموات والأرض، وهو العزيز الذي لا يغالَب، الحكيم في أقواله وأفعاله وقدره وشرعه، تعالى وتقدَّس، لا إله إلا هو.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)