All surahs

47.Muhammad

محمد

Medinan · 38 ayahs

Reading mode
  1. 1

    ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَـٰلَهُمْ

    47:1

    Those who reject Allah and hinder (men) from the Path of Allah,- their deeds will Allah render astray (from their mark).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah, inkar edenlerin ve kendi yolundan alıkoyanların işlerini boşa çıkarır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların amellerini Allah boşa çıkarır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God will bring to nothing the deeds of those who disbelieve and bar others from the way of God,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kâfir olanların ve (insanları) Allah yolundan alıkoyanların işlerini (Allah) boşa çıkarmış (olacak)tır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those who disbelieve and turn (men) from the way of Allah, He rendereth their actions vain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those who disbelieve and avert [people] from the way of Allāh - He will waste their deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    الذين جحدوا أن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، وصدوا الناس عن دينه، أَذْهَبَ الله أعمالهم، وأبطلها، وأشقاهم بسببها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَءَامَنُوا۟ بِمَا نُزِّلَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ

    47:2

    But those who believe and work deeds of righteousness, and believe in the (Revelation) sent down to Muhammad - for it is the Truth from their Lord,- He will remove from them their ills and improve their condition.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnanıp yararlı iş işleyenlerin ve Muhammed'e, Rablerinden bir gerçek olarak indirilene inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından bir gerçek olarak Muhammed'e indirilen kitaba inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but He will overlook the bad deeds of those who have faith, do good deeds, and believe in what has been sent down to Muhammad––the truth from their Lord––and He will put them into a good state.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İman edip iyi işler yapanların ve Muhammed’e indirilenin Rableri tarafından gerçek olduğuna inananların günahlarını (Allah) örtmüş ve onların durumunu düzeltmiş (olacak)tır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who believe and do good works and believe in that which is revealed unto Muhammad - and it is the truth from their Lord - He riddeth them of their ill-deeds and improveth their state.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And those who believe and do righteous deeds and believe in what has been sent down upon Muḥammad - and it is the truth from their Lord - He will remove from them their misdeeds and amend their condition.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين صدَّقوا الله واتَّبَعوا شرعه وصدَّقوا بالكتاب الذي أنزل على محمد صلى الله عليه وسلم، وهو الحق الذي لا شك فيه من ربهم، عفا عنهم وستر عليهم ما عملوا من السيئات، فلم يعاقبهم عليها، وأصلح شأنهم في الدينا والآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱتَّبَعُوا۟ ٱلْبَـٰطِلَ وَأَنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّبَعُوا۟ ٱلْحَقَّ مِن رَّبِّهِمْ ۚ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَـٰلَهُمْ

    47:3

    This because those who reject Allah follow vanities, while those who believe follow the Truth from their Lord: Thus does Allah set forth for men their lessons by similitudes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu, inkar edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından ötürü böyledir. Allah böylece insanlara kendilerinin misallerini anlatır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve iman edenlerin de Rablerinden gelen gerçeğe tâbi olmalarından dolayı böyledir. İşte böylece Allah insanlara kendi misallerini anlatır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is because the disbelievers follow falsehood, while the believers follow the truth from their Lord. In this way God shows people their true type.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunun sebebi, inkâr edenlerin batıla uymaları, inananların da Rablerinden gelen gerçeğe uymuş olmalarıdır. İşte böylece Allah insanlara kendilerinden örnekler vermektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That is because those who disbelieve follow falsehood and because those who believe follow the truth from their Lord. Thus Allah coineth their similitudes for mankind.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That is because those who disbelieve follow falsehood, and those who believe follow the truth from their Lord. Thus does Allāh present to the people their comparisons.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ذلك الإضلال والهدى سببه أن الذين كفروا اتَّبَعوا الشيطان فأطاعوه، وأن الذين آمنوا اتَّبَعوا الرسول صلى الله عليه وسلم وما جاء به من النور والهدى، كما بيَّن الله تعالى فِعْلَه بالفريقين أهل الكفر وأهل الإيمان بما يستحقان يضرب سبحانه للناس أمثالهم، فيلحق بكل قوم من الأمثال والأشكال ما يناسبه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    فَإِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَضَرْبَ ٱلرِّقَابِ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَثْخَنتُمُوهُمْ فَشُدُّوا۟ ٱلْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّۢا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَآءً حَتَّىٰ تَضَعَ ٱلْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ۚ ذَٰلِكَ وَلَوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَٱنتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَـٰكِن لِّيَبْلُوَا۟ بَعْضَكُم بِبَعْضٍ ۗ وَٱلَّذِينَ قُتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَن يُضِلَّ أَعْمَـٰلَهُمْ

    47:4

    Therefore, when ye meet the Unbelievers (in fight), smite at their necks; At length, when ye have thoroughly subdued them, bind a bond firmly (on them): thereafter (is the time for) either generosity or ransom: Until the war lays down its burdens. Thus (are ye commanded): but if it had been Allah's Will, He could certainly have exacted retribution from them (Himself); but (He lets you fight) in order to test you, some with others. But those who are slain in the Way of Allah,- He will never let their deeds be lost.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When you meet the disbelievers in battle, strike them in the neck, and once they are defeated, bind any captives firmly––later you can release them by grace or by ransom––until the toils of war have ended. That [is the way]. God could have defeated them Himself if He had willed, but His purpose is to test some of you by means of others. He will not let the deeds of those who are killed for His cause come to nothing;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Savaşta) o inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyun(duruk) vurun! Sonunda onları etkisiz hale getirince bağ(ların)ı sıkıca bağlayın! (Savaş sona erince de) artık ya karşılıksız serbest bırakma (vardır) veya fidye (uygulamak)! İşte böyle; (yapılması gereken bu). Allah dileseydi onları elbette cezalandırırdı. Fakat (bu) sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, (Allah) onların yaptıklarını asla boşa çıkarmayacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now when ye meet in battle those who disbelieve, then it is smiting of the necks until, when ye have routed them, then making fast of bonds; and afterward either grace or ransom till the war lay down its burdens. That (is the ordinance). And if Allah willed He could have punished them (without you) but (thus it is ordained) that He may try some of you by means of others. And those who are slain in the way of Allah, He rendereth not their actions vain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So when you meet those who disbelieve [in battle], strike [their] necks until, when you have inflicted slaughter upon them, then secure [their] bonds, and either [confer] favor afterwards or ransom [them] until the war lays down its burdens. That [is the command]. And if Allāh had willed, He could have taken vengeance upon them [Himself], but [He ordered armed struggle] to test some of you by means of others. And those who are killed in the cause of Allāh - never will He waste their deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا لقيتم- أيها المؤمنون- الذين كفروا في ساحات الحرب فاصدقوهم القتال، واضربوا منهم الأعناق، حتى إذا أضعفتموهم بكثرة القتل، وكسرتم شوكتهم، فأحكموا قيد الأسرى: فإما أن تَمُنُّوا عليهم بفك أسرهم بغير عوض، وإما أن يفادوا أنفسهم بالمال أو غيره، وإما أن يُسْتَرَقُّوا أو يُقْتَلوا، واستمِرُّوا على ذلك حتى تنتهي الحرب. ذلك الحكم المذكور في ابتلاء المؤمنين بالكافرين ومداولة الأيام بينهم، ولو يشاء الله لانتصر للمؤمنين من الكافرين بغير قتال، ولكن جعل عقوبتهم على أيديكم، فشرع الجهاد؛ ليختبركم بهم، ولينصر بكم دينه. والذين قُتلوا في سبيل الله من المؤمنين فلن يُبْطِل الله ثواب أعمالهم، سيوفقهم أيام حياتهم في الدنيا إلى طاعته ومرضاته، ويُصْلح حالهم وأمورهم وثوابهم في الدنيا والآخرة، ويدخلهم الجنة، عرَّفهم بها ونعتها لهم، ووفقهم للقيام بما أمرهم به -ومن جملته الشهادة في سبيله-، ثم عرَّفهم إذا دخلوا الجنة منازلهم بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ

    47:5

    Soon will He guide them and improve their condition,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları doğru yola eriştirir, durumlarını düzeltir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will guide them and put them into a good state;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) onları (isteklerine) ulaştıracak ve durumlarını düzeltecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will guide them and improve their state,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He will guide them and amend their condition

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا لقيتم- أيها المؤمنون- الذين كفروا في ساحات الحرب فاصدقوهم القتال، واضربوا منهم الأعناق، حتى إذا أضعفتموهم بكثرة القتل، وكسرتم شوكتهم، فأحكموا قيد الأسرى: فإما أن تَمُنُّوا عليهم بفك أسرهم بغير عوض، وإما أن يفادوا أنفسهم بالمال أو غيره، وإما أن يُسْتَرَقُّوا أو يُقْتَلوا، واستمِرُّوا على ذلك حتى تنتهي الحرب. ذلك الحكم المذكور في ابتلاء المؤمنين بالكافرين ومداولة الأيام بينهم، ولو يشاء الله لانتصر للمؤمنين من الكافرين بغير قتال، ولكن جعل عقوبتهم على أيديكم، فشرع الجهاد؛ ليختبركم بهم، ولينصر بكم دينه. والذين قُتلوا في سبيل الله من المؤمنين فلن يُبْطِل الله ثواب أعمالهم، سيوفقهم أيام حياتهم في الدنيا إلى طاعته ومرضاته، ويُصْلح حالهم وأمورهم وثوابهم في الدنيا والآخرة، ويدخلهم الجنة، عرَّفهم بها ونعتها لهم، ووفقهم للقيام بما أمرهم به -ومن جملته الشهادة في سبيله-، ثم عرَّفهم إذا دخلوا الجنة منازلهم بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    وَيُدْخِلُهُمُ ٱلْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ

    47:6

    And admit them to the Garden which He has announced for them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları, kendilerine anlattığı cennete koyar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will admit them into the Garden He has already made known to them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları, kendilerine tanıttığı cennete yerleştirecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And bring them in unto the Garden which He hath made known to them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And admit them to Paradise, which He has made known to them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإذا لقيتم- أيها المؤمنون- الذين كفروا في ساحات الحرب فاصدقوهم القتال، واضربوا منهم الأعناق، حتى إذا أضعفتموهم بكثرة القتل، وكسرتم شوكتهم، فأحكموا قيد الأسرى: فإما أن تَمُنُّوا عليهم بفك أسرهم بغير عوض، وإما أن يفادوا أنفسهم بالمال أو غيره، وإما أن يُسْتَرَقُّوا أو يُقْتَلوا، واستمِرُّوا على ذلك حتى تنتهي الحرب. ذلك الحكم المذكور في ابتلاء المؤمنين بالكافرين ومداولة الأيام بينهم، ولو يشاء الله لانتصر للمؤمنين من الكافرين بغير قتال، ولكن جعل عقوبتهم على أيديكم، فشرع الجهاد؛ ليختبركم بهم، ولينصر بكم دينه. والذين قُتلوا في سبيل الله من المؤمنين فلن يُبْطِل الله ثواب أعمالهم، سيوفقهم أيام حياتهم في الدنيا إلى طاعته ومرضاته، ويُصْلح حالهم وأمورهم وثوابهم في الدنيا والآخرة، ويدخلهم الجنة، عرَّفهم بها ونعتها لهم، ووفقهم للقيام بما أمرهم به -ومن جملته الشهادة في سبيله-، ثم عرَّفهم إذا دخلوا الجنة منازلهم بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تَنصُرُوا۟ ٱللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

    47:7

    O ye who believe! If ye will aid (the cause of) Allah, He will aid you, and plant your feet firmly.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey inananlar! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You who believe! If you help God, He will help you and make you stand firm.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey iman edenler! Siz Allah’a (O'nun dinine) yardım ederseniz (O da) size yardım eder; ayaklarınızı sağlamlaştırır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O ye who believe! If ye help Allah, He will help you and will make your foothold firm.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    O you who have believed, if you support Allāh, He will support you and plant firmly your feet.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إن تنصروا دين الله بالجهاد في سبيله، والحكم بكتابه، وامتثال أوامره، واجتناب نواهيه، ينصركم الله على أعدائكم، ويثبت أقدامكم عند القتال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَتَعْسًا لَّهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَـٰلَهُمْ

    47:8

    But those who reject (Allah),- for them is destruction, and (Allah) will render their deeds astray (from their mark).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnkar edenlere ise, yıkım ve yokluk olsun! Allah onların işlerini boşa çıkarır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İnkâr edenlere gelince, artık yıkım onlara. Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    As for the disbelievers, how wretched will be their state! God has brought their deeds to nothing.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. (Allah) onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who disbelieve, perdition is for them, and He will make their actions vain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But those who disbelieve - for them is misery, and He will waste their deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين كفروا فهلاكًا لهم، وأذهب الله ثواب أعمالهم؛ ذلك بسبب أنهم كرهوا كتاب الله المنزل على نبيه محمد صلى الله عليه وسلم، فكذبوا به، فأبطل أعمالهم؛ لأنها كانت في طاعة الشيطان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَـٰلَهُمْ

    47:9

    That is because they hate the Revelation of Allah; so He has made their deeds fruitless.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmediklerinden ötürüdür. İşlerini Allah bunun için boşa çıkarmıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu onların, Allah'ın indirdiklerini beğenmediklerinden dolayıdır. Allah da bunun için onların amellerini boşa çıkarmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It is because they hate what God has sent down that He has caused their deeds to go to waste.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunun sebebi, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleridir. (Allah da) onların işlerini boşa çıkarmıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That is because they are averse to that which Allah hath revealed, therefor maketh He their actions fruitless.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That is because they disliked what Allāh revealed, so He rendered worthless their deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين كفروا فهلاكًا لهم، وأذهب الله ثواب أعمالهم؛ ذلك بسبب أنهم كرهوا كتاب الله المنزل على نبيه محمد صلى الله عليه وسلم، فكذبوا به، فأبطل أعمالهم؛ لأنها كانت في طاعة الشيطان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    ۞ أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ دَمَّرَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ۖ وَلِلْكَـٰفِرِينَ أَمْثَـٰلُهَا

    47:10

    Do they not travel through the earth, and see what was the End of those before them (who did evil)? Allah brought utter destruction on them, and similar (fates await) those who reject Allah.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah onları yere geçirmiştir; inkarcılara da onların başına gelenin benzerleri vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar yeryüzünde bir gezmediler mi? Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş? Allah onların üzerlerine helak yağdırmıştır. Bu kâfirlere de onların başına gelenlerin benzerleri yaraşır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Have they not travelled the earth and seen how those before them met their end? God destroyed them utterly: a similar fate awaits the disbelievers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek üzere yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? Allah onları yerle bir etmiştir. Kâfirlere de onların benzerleri vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not travelled in the land to see the nature of the consequence for those who were before them? Allah wiped them out. And for the disbelievers there will be the like thereof.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Have they not traveled through the land and seen how was the end of those before them? Allāh destroyed [everything] over them, and for the disbelievers is something comparable.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفلم يَسِرْ هؤلاء الكفار في أرض الله معتبرين بما حلَّ بالأمم المكذبة قبلهم من العقاب؟ دمَّر الله عليهم ديارهم، وللكافرين أمثال تلك العاقبة التي حلت بتلك الأمم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ مَوْلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَأَنَّ ٱلْكَـٰفِرِينَ لَا مَوْلَىٰ لَهُمْ

    47:11

    That is because Allah is the Protector of those who believe, but those who reject Allah have no protector.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü Allah inananların sahibidir. Kafirlerin ise sahibi yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin yardımcısıdır. İnkâr edenlerin ise yardımcısı yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    That is because God protects the believers while the disbelievers have no one to protect them:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu, Allah’ın inananların yardımcısı olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcısı yoktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That is because Allah is patron of those who believe, and because the disbelievers have no patron.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That is because Allāh is the protector of those who have believed and because the disbelievers have no protector.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ذلك الذي فعلناه بالفريقين فريق الإيمان وفريق الكفر؛ بسبب أن الله وليُّ المؤمنين ونصيرهم، وأن الكافرين لا وليَّ لهم ولا نصير.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    إِنَّ ٱللَّهَ يُدْخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ ٱلْأَنْعَـٰمُ وَٱلنَّارُ مَثْوًى لَّهُمْ

    47:12

    Verily Allah will admit those who believe and do righteous deeds, to Gardens beneath which rivers flow; while those who reject Allah will enjoy (this world) and eat as cattle eat; and the Fire will be their abode.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Allah, inanıp yararlı işler işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Durakları ateş olduğu halde kafirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki, Allah iman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İnkâr edenler ise dünyada zevk edip geçinirler. Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God will admit those who believe and do good deeds to Gardens graced with flowing streams; the disbelievers may take their fill of pleasure in this world, and eat as cattle do, but the Fire will be their home.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Allah iman edip iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Kâfir olanlar ise (dünyadan) yararlanır, hayvanların yediği gibi yerler. Onların (mahşerdeki) yeri ateştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! Allah will cause those who believe and do good works to enter Gardens underneath which rivers flow; while those who disbelieve take their comfort in this life and eat even as the cattle eat, and the Fire is their habitation.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, Allāh will admit those who have believed and done righteous deeds to gardens beneath which rivers flow, but those who disbelieve enjoy themselves and eat as grazing livestock eat, and the Fire will be a residence for them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الله يدخل الذين آمنوا بالله ورسوله وعملوا الصالحات جنات تجري من تحت أشجارها الأنهار تَكْرِمَةً لهم، ومثل الذين كفروا في أكلهم وتمتعهم بالدنيا، كمثل الأنعام من البهائم التي لا همَّ لها إلا في الاعتلاف دون غيره، ونار جهنم مسكن لهم ومأوى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ هِىَ أَشَدُّ قُوَّةً مِّن قَرْيَتِكَ ٱلَّتِىٓ أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَـٰهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ

    47:13

    And how many cities, with more power than thy city which has driven thee out, have We destroyed (for their sins)? and there was none to aid them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Seni sürüp çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler yok ettik. Yardım edenleri bulunmadı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler vardı ki biz onları helâk ettik de onlara yardım eden çıkmadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have destroyed many a town stronger than your own [Prophet]- the town which [chose to] expel you- and they had no one to help them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Senin şehrinden –ki (halkı) seni (oradan) çıkarmıştı– daha kuvvetli nice şehirleri yok etmiştik; onlara bir yardım eden de çıkmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And how many a township stronger than thy township (O Muhammad) which hath cast thee out, have We destroyed, and they had no helper!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And how many a city was stronger than your city [i.e., Makkah] which drove you out? We destroyed them; and there was no helper for them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكثير من أهل قرى كانوا أشد بأسًا من أهل قريتك -أيها الرسول، وهي "مكة"- التي أخرجتك، دمَّرناهم بأنواع من العذاب، فلم يكن لهم نصير ينصرهم من عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّهِۦ كَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُم

    47:14

    Is then one who is on a clear (Path) from his Lord, no better than one to whom the evil of his conduct seems pleasing, and such as follow their own lusts?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin katından bir belgesi olan kimse, kötü işi kendisine güzel gösterilen kimseye benzer mi? Bunlar heveslerine uymuşlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rabbi tarafından apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilmiş de heveslerinin peşine düşmüş kimseler gibi olur mu?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Can those who follow clear proof from their Lord be compared to those whose foul deeds are made to seem alluring to them, those who follow their own desires?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbi tarafından apaçık bir delil üzere olan kişi, kötü işi kendisine güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi olur mu hiç!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is he who relieth on a clear proof from his Lord like those for whom the evil that they do is beautified while they follow their own lusts?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So is he who is on clear evidence from his Lord like him to whom the evil of his work has been made attractive and they follow their [own] desires?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفمن كان على برهان واضح من ربه والعلم بوحدانيته، كمن حسَّن له الشيطان قبيح عمله، واتبع ما دعته إليه نفسه من معصية الله وعبادة غيره مِن غير حجة ولا برهان؟ لا يستوون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    مَّثَلُ ٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ ۖ فِيهَآ أَنْهَـٰرٌ مِّن مَّآءٍ غَيْرِ ءَاسِنٍ وَأَنْهَـٰرٌ مِّن لَّبَنٍ لَّمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُۥ وَأَنْهَـٰرٌ مِّنْ خَمْرٍ لَّذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ وَأَنْهَـٰرٌ مِّنْ عَسَلٍ مُّصَفًّى ۖ وَلَهُمْ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَمَغْفِرَةٌ مِّن رَّبِّهِمْ ۖ كَمَنْ هُوَ خَـٰلِدٌ فِى ٱلنَّارِ وَسُقُوا۟ مَآءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَآءَهُمْ

    47:15

    (Here is) a Parable of the Garden which the righteous are promised: in it are rivers of water incorruptible; rivers of milk of which the taste never changes; rivers of wine, a joy to those who drink; and rivers of honey pure and clear. In it there are for them all kinds of fruits; and Grace from their Lord. (Can those in such Bliss) be compared to such as shall dwell for ever in the Fire, and be given, to drink, boiling water, so that it cuts up their bowels (to pieces)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Here is a picture of the Garden promised to the pious: rivers of water forever pure, rivers of milk forever fresh, rivers of wine, a delight for those who drink, rivers of honey clarified and pure, [all] flow in it; there they will find fruit of every kind; and they will find forgiveness from their Lord. How can this be compared to the fate of those stuck in the Fire, given boiling water to drink that tears their bowels?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Muttakîlere (duyarlı olanlara) vadedilen cennetin örneği şöyledir: Orada (zamanla) bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren içkiden ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlanma vardır. Bu (şekilde ödüllendirileceklerin durumu), ateşte ebedî kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu hiç!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A similitude of the Garden which those who keep their duty (to Allah) are promised: Therein are rivers of water unpolluted, and rivers of milk whereof the flavour changeth not, and rivers of wine delicious to the drinkers, and rivers of clear-run honey; therein for them is every kind of fruit, with pardon from their Lord. (Are those who enjoy all this) like those who are immortal in the Fire and are given boiling water to drink so that it teareth their bowels?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is the description of Paradise, which the righteous are promised, wherein are rivers of water unaltered, rivers of milk the taste of which never changes, rivers of wine delicious to those who drink, and rivers of purified honey, in which they will have from all [kinds of] fruits and forgiveness from their Lord... [Are its inhabitants] like those who abide eternally in the Fire and are given to drink scalding water that will sever their intestines?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    صفة الجنة التي وعدها الله المتقين: فيها أنهارٌ عظيمة من ماء غير متغيِّر، وأنهار من لبن لم يتغيَّر طعمه، وأنهار من خمر يتلذذ به الشاربون، وأنهار من عسل قد صُفِّي من القذى، ولهؤلاء المتقين في هذه الجنة جميع الثمرات من مختلف الفواكه وغيرها، وأعظم من ذلك السَّتر والتجاوزُ عن ذنوبهم، هل مَن هو في هذه الجنة كمَن هو ماكث في النار لا يخرج منها، وسُقوا ماء تناهى في شدة حره فقطَّع أمعاءهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّىٰٓ إِذَا خَرَجُوا۟ مِنْ عِندِكَ قَالُوا۟ لِلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ مَاذَا قَالَ ءَانِفًا ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ

    47:16

    And among them are men who listen to thee, but in the end, when they go out from thee, they say to those who have received Knowledge, "What is it he said just then?" Such are men whose hearts Allah has sealed, and who follow their own lusts.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların içinde seni dinleyenler vardır; sonra senin yanından çıkınca, bilgili kimselere "Az önce ne demişti?" diye sorarlar. İşte bunlar, Allah'ın kalblerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: "O demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Some of these people listen to you [Prophet], but, once they leave your presence, they sneer at those who have been given knowledge, saying, ‘What was that he just said?’ These are the ones whose hearts God has sealed, those who follow their own desires.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlardan seni dinleyenler de vardır. Fakat senin yanından çıkınca kendilerine bilgi verilmiş olanlara “Az önce ne demişti?” diye (alaycılıkla) sorarlar. İşte onlar, kalplerini Allah’ın mühürledikleridir ve arzularına uyanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Among them are some who give ear unto thee (Muhammad) till, when they go forth from thy presence they say unto those who have been given knowledge: What was that he said just now? Those are they whose hearts Allah hath sealed, and they follow their own lusts.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And among them, [O Muḥammad], are those who listen to you, until when they depart from you, they say to those who were given knowledge, "What has he said just now?" Those are the ones of whom Allāh has sealed over their hearts and who have followed their [own] desires.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن هؤلاء المنافقين مَن يستمع إليك -أيها النبي- بغير فهم؛ تهاونًا منهم واستخفافًا، حتى إذا انصرفوا من مجلسك قالوا لمن حضروا مجلسك من أهل العلم بكتاب الله على سبيل الاستهزاء: ماذا قال محمد الآن؟ أولئك الذين ختم الله على قلوبهم، فلا تفقه الحق ولا تهتدي إليه، واتبعوا أهواءهم في الكفر والضلال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    وَٱلَّذِينَ ٱهْتَدَوْا۟ زَادَهُمْ هُدًى وَءَاتَىٰهُمْ تَقْوَىٰهُمْ

    47:17

    But to those who receive Guidance, He increases the (light of) Guidance, and bestows on them their Piety and Restraint (from evil).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğru yolu bulanların ise Allah doğruluklarını artırır, onların karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God has increased the guidance of those who follow the right path, and given them their awareness [of Him].

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Doğru yolu bulanlara gelince, (Allah) onların hidayetlerini artırır ve onlara takvâlarını (duyarlılıklarını) verir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    While as for those who walk aright, He addeth to their guidance, and giveth them their protection (against evil).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And those who are guided - He increases them in guidance and gives them their righteousness.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين اهتدوا لاتِّباع الحق زادهم الله هدى، فقوي بذلك هداهم، ووفقهم للتقوى، ويسَّرها لهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةً ۖ فَقَدْ جَآءَ أَشْرَاطُهَا ۚ فَأَنَّىٰ لَهُمْ إِذَا جَآءَتْهُمْ ذِكْرَىٰهُمْ

    47:18

    Do they then only wait for the Hour,- that it should come on them of a sudden? But already have come some tokens thereof, and when it (actually) is on them, how can they benefit then by their admonition?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Artık onlar, kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelivermesine mi bakıyorlar? Şüphesiz onun alametleri gelmiştir. Artık kıyamet kendilerine gelip çatınca anlamaları neye yarar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    What are the disbelievers waiting for, other than the Hour which will come upon them unawares? Its signs are already here, but once the Hour has actually arrived, what use will it be then to take heed?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar, o (Son) Saat’in ansızın kendilerine gelmesinden başka ne bekliyorlar ki!Elbette onun alâmetleri gelmiştir. Kendilerine gelip çatınca (gerçeği) hatırlamaları neye yarar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Await they aught save the Hour, that it should come upon them unawares? And the beginnings thereof have already come. But how, when it hath come upon them, can they take their warning?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then do they await except that the Hour should come upon them unexpectedly? But already there have come [some of] its indications. Then how [i.e., what good] to them, when it has come, will be their remembrance?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما ينتظر هؤلاء المكذبون إلا الساعة التي وُعدوا بها أن تجيئهم فجأةً، فقد ظهرت علاماتها ولم ينتفعوا بذلك، فمن أين لهم التذكر إذا جاءتهم الساعة؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    فَٱعْلَمْ أَنَّهُۥ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱسْتَغْفِرْ لِذَنۢبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَىٰكُمْ

    47:19

    Know, therefore, that there is no god but Allah, and ask forgiveness for thy fault, and for the men and women who believe: for Allah knows how ye move about and how ye dwell in your homes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Allah, gezip dolaştığınız ve duracağınız yerleri bilir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Bil ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendi günahın için, hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So [Prophet], bear in mind that there is no god but God, and ask forgiveness for your sins and for the sins of believing men and women. God knows whenever any of you move, and whenever any of you stay still.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Hem kendi hatanın hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların (hatalarının) bağışlanmasını dile! Allah dönüp dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So know (O Muhammad) that there is no Allah save Allah, and ask forgiveness for thy sin and for believing men and believing women. Allah knoweth (both) your place of turmoil and your place of rest.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So know, [O Muḥammad], that there is no deity except Allāh and ask forgiveness for your sin and for the believing men and believing women. And Allāh knows of your movement and your resting place.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاعلم -أيها النبي- أنه لا معبود بحق إلا الله، واستغفر لذنبك، واستغفر للمؤمنين والمؤمنات. والله يعلم تصرفكم في يقظتكم نهارًا، ومستقركم في نومكم ليلا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌ ۖ فَإِذَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ مُّحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فِيهَا ٱلْقِتَالُ ۙ رَأَيْتَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ ٱلْمَغْشِىِّ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْمَوْتِ ۖ فَأَوْلَىٰ لَهُمْ

    47:20

    Those who believe say, "Why is not a sura sent down (for us)?" But when a sura of basic or categorical meaning is revealed, and fighting is mentioned therein, thou wilt see those in whose hearts is a disease looking at thee with a look of one in swoon at the approach of death. But more fitting for them-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnananlar: "Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak" derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İman edenler: "Keşke cihad hakkında bir sûre indirilse." derlerdi. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de, içerisinde savaş zikredilince kalplerinde hastalık olanların ölüm korkusuyla baygınlık geçiren bir kimsenin bakışı gibi sana baktığını görürsün. Oysa onlar için ölüm yaşamaktan daha uygundur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those who believe ask why no sura [about fighting] has been sent down. Yet when a decisive sura [that mentions fighting] is sent down, you can see the sick at heart looking at you [Prophet] and visibly fainting at the prospect of death- better for them

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İman etmiş olanlar “Keşke (savaş hakkında) bir sure indirilmiş olsaydı!” derler. Ama hükmü apaçık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık bulunanların ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who believe say: If only a surah were revealed! But when a decisive surah is revealed and war is mentioned therein, thou seest those in whose hearts is a disease looking at thee with the look of men fainting unto death. Therefor woe unto them!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those who believe say, "Why has a sūrah not been sent down?" But when a precise sūrah is revealed and battle is mentioned therein, you see those in whose hearts is disease [i.e., hypocrisy] looking at you with a look of one overcome by death. And more appropriate for them [would have been]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقول الذين آمنوا بالله ورسوله: هلا نُزِّلت سورة من الله تأمرنا بجهاد الكفار، فإذا أُنزِلت سورة محكمة بالبيان والفرائض وذُكر فيها الجهاد، رأيت الذين في قلوبهم شك في دين الله ونفاق ينظرون إليك -أيها النبي- نظر الذي قد غُشِيَ عليه خوفَ الموت، فأولى لهؤلاء الذين في قلوبهم مرض أن يطيعوا الله، وأن يقولوا قولا موافقًا للشرع. فإذا وجب القتال وجاء أمر الله بِفَرْضه كره هؤلاء المنافقون ذلك، فلو صدقوا الله في الإيمان والعمل لكان خيرًا لهم من المعصية والمخالفة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَّعْرُوفٌ ۚ فَإِذَا عَزَمَ ٱلْأَمْرُ فَلَوْ صَدَقُوا۟ ٱللَّهَ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ

    47:21

    Were it to obey and say what is just, and when a matter is resolved on, it were best for them if they were true to Allah.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnananlar: "Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak" derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onların vazifesi itaat ve güzel söz söylemekti. Sonra iş kesinleşince Allah'ın emrine sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    would be obedience and fitting words; it would also be better for them to be true to God when the decision to fight has been made.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onların görevi) itaat ve güzel söz(dür). İş ciddiye bindiği zaman Allah’a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için hayırlı olurdu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Obedience and a civil word. Then, when the matter is determined, if they are loyal to Allah it will be well for them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Obedience and good words. And when the matter [of fighting] was determined, if they had been true to Allāh, it would have been better for them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقول الذين آمنوا بالله ورسوله: هلا نُزِّلت سورة من الله تأمرنا بجهاد الكفار، فإذا أُنزِلت سورة محكمة بالبيان والفرائض وذُكر فيها الجهاد، رأيت الذين في قلوبهم شك في دين الله ونفاق ينظرون إليك -أيها النبي- نظر الذي قد غُشِيَ عليه خوفَ الموت، فأولى لهؤلاء الذين في قلوبهم مرض أن يطيعوا الله، وأن يقولوا قولا موافقًا للشرع. فإذا وجب القتال وجاء أمر الله بِفَرْضه كره هؤلاء المنافقون ذلك، فلو صدقوا الله في الإيمان والعمل لكان خيرًا لهم من المعصية والمخالفة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوٓا۟ أَرْحَامَكُمْ

    47:22

    Then, is it to be expected of you, if ye were put in authority, that ye will do mischief in the land, and break your ties of kith and kin?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Demek siz iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaksınız ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘If you turn away now, could it be that you will go on to spread corruption all over the land and break your ties of kinship?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mıydınız?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Would ye then, if ye were given the command, work corruption in the land and sever your ties of kinship?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So would you perhaps, if you turned away, cause corruption on earth and sever your [ties of] relationship?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلعلكم إن أعرضتم عن كتاب الله وسنة نبيه محمد صلى الله عليه وسلم أن تعصوا الله في الأرض، فتكفروا به وتسفكوا الدماء وتُقَطِّعوا أرحامكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَىٰٓ أَبْصَـٰرَهُمْ

    47:23

    Such are the men whom Allah has cursed for He has made them deaf and blinded their sight.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte, Allah'ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte onlar, Allah'ın lanetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    These are the ones God has rejected, making their ears deaf and their eyes blind.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte bunlar, Allah’ın kendilerini lanetlediği, sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kişilerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Such are they whom Allah curseth so that He deafeneth them and maketh blind their eyes.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those [who do so] are the ones that Allāh has cursed, so He deafened them and blinded their vision.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أولئك الذين أبعدهم الله من رحمته، فجعلهم لا يسمعون ما ينفعهم ولا يبصرونه، فلم يتبينوا حجج الله مع كثرتها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ أَمْ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقْفَالُهَآ

    47:24

    Do they not then earnestly seek to understand the Qur'an, or are their hearts locked up by them?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar Kuran'ı düşünmezler mi? Yoksa kalbleri kilitli midir?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Will they not contemplate the Quran? Do they have locks on their hearts?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar, Kur’an’ı inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler(in)de kilitleri mi var?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will they then not meditate on the Qur'an, or are there locks on the hearts?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then do they not reflect upon the Qur’ān, or are there locks upon [their] hearts?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفلا يتدبر هؤلاء المنافقون مواعظ القرآن ويتفكرون في حججه؟ بل هذه القلوب مغلَقة لا يصل إليها شيء من هذا القرآن، فلا تتدبر مواعظ الله وعبره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱرْتَدُّوا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَـٰرِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْهُدَى ۙ ٱلشَّيْطَـٰنُ سَوَّلَ لَهُمْ وَأَمْلَىٰ لَهُمْ

    47:25

    Those who turn back as apostates after Guidance was clearly shown to them,- the Evil One has instigated them and busied them up with false hopes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendileri için doğru yol belli olduktan sonra ardlarına dönenleri, bu işi yapmaya şeytan sürüklemiş, onlara ümit vermiştir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten doğru yol kendilerine açıkça belli olduktan sonra gerisin geri küfre dönenlere şeytan, kötülüklerini güzel göstermiş ve onları uzun emellere düşürmüştür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those who turn on their heels after being shown guidance are duped and tempted by Satan;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki kendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarına dönenleri şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who turn back after the guidance hath been manifested unto them, Satan hath seduced them, and He giveth them the rein.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, those who reverted back [to disbelief] after guidance had become clear to them - Satan enticed them and prolonged hope for them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الذين ارتدُّوا عن الهدى والإيمان، ورجعوا على أعقابهم كفارًا بالله من بعد ما وَضَح لهم الحق، الشيطان زيَّن لهم خطاياهم، ومدَّ لهم في الأمل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لِلَّذِينَ كَرِهُوا۟ مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ سَنُطِيعُكُمْ فِى بَعْضِ ٱلْأَمْرِ ۖ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ

    47:26

    This, because they said to those who hate what Allah has revealed, "We will obey you in part of (this) matter"; but Allah knows their (inner) secrets.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselerin: "Biz bazı işlerde size itaat edeceğiz" demelerindendir. Allah onların gizlediklerini bilir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü onlar Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselere: "Bazı işlerde biz size itaat edeceğiz." demişlerdi. Oysa Allah onların gizlediklerini biliyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they say to those who hate what God has sent down, ‘We will obey you in some matters’––God knows their secret schemes.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunun sebebi, Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayanlara “Bazı konularda ileride size itaat edeceğiz!” demeleridir. Allah onların gizlediklerini bilmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That is because they say unto those who hate what Allah hath revealed: We will obey you in some matters; and Allah knoweth their secret talk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That is because they said to those who disliked what Allāh sent down, "We will obey you in part of the matter." And Allāh knows what they conceal.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ذلك الإمداد لهم حتى يتمادوا في الكفر؛ بسبب أنهم قالوا لليهود الذين كرهوا ما نزل الله: سنطيعكم في بعض الأمر الذي هو خلاف لأمر الله وأمر رسوله، والله تعالى يعلم ما يخفيه هؤلاء ويسرونه، فليحذر المسلم من طاعة غير الله فيما يخالف أمر الله سبحانه، وأمر رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَـٰرَهُمْ

    47:27

    But how (will it be) when the angels take their souls at death, and smite their faces and their backs?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nice olur?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How will they feel when the angels take them in death and beat their faces and their backs

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken hâlleri nasıl olacak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then how (will it be with them) when the angels gather them, smiting their faces and their backs!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then how [will it be] when the angels take them in death, striking their faces and their backs?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فكيف حالهم إذا قبضت الملائكة أرواحهم وهم يضربون وجوههم وأدبارهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱتَّبَعُوا۟ مَآ أَسْخَطَ ٱللَّهَ وَكَرِهُوا۟ رِضْوَٰنَهُۥ فَأَحْبَطَ أَعْمَـٰلَهُمْ

    47:28

    This because they followed that which called forth the Wrath of Allah, and they hated Allah's good pleasure; so He made their deeds of no effect.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu, Allah'ı gazablandıran şeye uymaları ve O'nun rızasından hoşnut olmamalarından ötürüdür. Allah da onların işlerini boşa çıkarmıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu onların Allah'ı gazablandıran şeylere uymaları ve O'nun rızasına sebep olacak şeyleri beğenmemelerinden dolayıdır. Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    because they practised things that incurred God’s wrath, and disdained to please Him? He makes their deeds go to waste.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunun sebebi, onların Allah’ı öfkelendiren şeylere uymaları ve O’nu memnun edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden (Allah) onların işlerini boşa çıkarmıştır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That will be because they followed that which angereth Allah, and hated that which pleaseth Him. Therefor He hath made their actions vain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That is because they followed what angered Allāh and disliked [what earns] His pleasure, so He rendered worthless their deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ذلك العذاب الذي استحقوه ونالوه؛ بسبب أنهم اتبعوا ما أسخط الله عليهم من طاعة الشيطان، وكرهوا ما يرضيه عنهم من العمل الصالح، ومنه قتال الكفار بعدما افترضه عليهم، فأبطل الله ثواب أعمالهم من صدقة وصلة رحم وغير ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَن لَّن يُخْرِجَ ٱللَّهُ أَضْغَـٰنَهُمْ

    47:29

    Or do those in whose hearts is a disease, think that Allah will not bring to light all their rancour?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa, kalblerinde hastalık olanlar, Allah'ın onların kinlerini dışarı vurmayacağını mı sandılar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allah kendilerinin kinlerini hiç ortaya çıkarmaz mı sandılar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do the corrupt at heart assume that God will not expose their malice?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah’ın onların kinlerini kesinlikle ortaya çıkarmayacağını mı sandılar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or do those in whose hearts is a disease deem that Allah will not bring to light their (secret) hates?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do those in whose hearts is disease think that Allāh would never expose their [feelings of] hatred?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل أظنَّ المنافقون أن الله لن يُخْرِج ما في قلوبهم من الحسد والحقد للإسلام وأهله؟ بلى فإن الله يميز الصادق من الكاذب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    وَلَوْ نَشَآءُ لَأَرَيْنَـٰكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُم بِسِيمَـٰهُمْ ۚ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِى لَحْنِ ٱلْقَوْلِ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَـٰلَكُمْ

    47:30

    Had We so wiled, We could have shown them up to thee, and thou shouldst have known them by their marks: but surely thou wilt know them by the tone of their speech! And Allah knows all that ye do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer dileseydik, Biz onları sana gösterirdik; sen de onları yüzlerinden tanırdın. And olsun ki sen, onları konuşmalarından da tanırsın; Allah işlediklerinizi bilir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Eğer biz dileseydik onları sana gösterirdik. Sen de onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki, sen onları sözlerinin üslubundan da tanırsın. Allah ise bütün yaptıklarınızı bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We could even point them out to you [Prophet] if We wished, and then you could identify them by their marks, but you will know them anyway by the tone of their speech. God knows everything you [people] do.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz dileseydik onları sana elbette gösterirdik, sen de onları yüzlerinden tanırdın; konuşma tarzlarından da onları tanıyor olurdun (onları sözlerinden tanıyorsun). Allah işlerinizi bilmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if We would, We could show them unto thee (Muhammad) so that thou shouldst know them surely by their marks. And thou shalt know them by the burden of their talk. And Allah knoweth your deeds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if We willed, We could show them to you, and you would know them by their mark; but you will surely know them by the tone of [their] speech. And Allāh knows your deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولو نشاء -أيها النبي- لأريناك أشخاصهم، فلعرفتهم بعلامات ظاهرة فيهم، ولتعرفنَّهم فيما يبدو من كلامهم الدال على مقاصدهم. والله تعالى لا تخفى عليه أعمال مَن أطاعه ولا أعمال من عصاه، وسيجازي كلا بما يستحق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّىٰ نَعْلَمَ ٱلْمُجَـٰهِدِينَ مِنكُمْ وَٱلصَّـٰبِرِينَ وَنَبْلُوَا۟ أَخْبَارَكُمْ

    47:31

    And We shall try you until We test those among you who strive their utmost and persevere in patience; and We shall try your reported (mettle).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki sizi, içinizden cihada çıkanları ve sabredenleri meydana çıkarana ve haberlerinizi açıklayana kadar deneyeceğiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We shall test you to see which of you strive your hardest and are steadfast; We shall test the sincerity of your assertions.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizi mutlaka imtihan edeceğiz; ta ki içinizden cihad edenlerle (fedakârlık yapanlarla) sabredenleri bil(dir)ip (ortaya çıkaralım) ve haberlerinizi(n doğruluğunu) deneyelim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We shall try you till We know those of you who strive hard (for the cause of Allah) and the steadfast, and till We test your record.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We will surely test you until We make evident those who strive among you [for the cause of Allāh] and the patient, and We will test your affairs.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولنختبرنكم- أيها المؤمنون- بالقتال والجهاد لأعداء الله حتى يظهر ما علمه سبحانه في الأزل؛ لنميز أهل الجهاد منكم والصبر على قتال أعداء الله، ونختبر أقوالكم وأفعالكم، فيظهر الصادق منكم من الكاذب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَشَآقُّوا۟ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْهُدَىٰ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًٔا وَسَيُحْبِطُ أَعْمَـٰلَهُمْ

    47:32

    Those who reject Allah, hinder (men) from the Path of Allah, and resist the Messenger, after Guidance has been clearly shown to them, will not injure Allah in the least, but He will make their deeds of no effect.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz, inkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı gelenler Allah'a hiçbir zarar veremezler. O, onların işlerini boşa çıkaracaktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki, inkâr edenler, Allah yolundan menedenler ve kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler Allah'a hiçbir zarar veremeyeceklerdir. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those who disbelieve, bar others from God’s path, and oppose the Messenger when they have been shown guidance, do not harm God in any way. He will make their deeds go to waste-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki inkar edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Elçi'ye karşı gelenler, Allah’a asla hiçbir zarar veremeyeceklerdir. İleride onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who disbelieve and turn from the way of Allah and oppose the messenger after the guidance hath been manifested unto them, they hurt Allah not a jot, and He will make their actions fruitless.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, those who disbelieved and averted [people] from the path of Allāh and opposed the Messenger after guidance had become clear to them - never will they harm Allāh at all, and He will render worthless their deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الذين جحدوا أن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، وصدوا الناس عن دينه، وخالفوا رسول الله صلى الله عليه وسلم، فحاربوه من بعد ما جاءتهم الحجج والآيات أنه نبي من عند الله، لن يضروا دين الله شيئًا، وسيُبْطِل ثواب أعمالهم التي عملوها في الدنيا؛ لأنهم لم يريدوا بها وجه الله تعالى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    ۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوٓا۟ أَعْمَـٰلَكُمْ

    47:33

    O ye who believe! Obey Allah, and obey the messenger, and make not vain your deeds!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin; işlerinizi boşa çıkarmayın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    believers, obey God and the Messenger: do not let your deeds go to waste-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Elçi'ye de itaat edin! İşlerinizi (amellerinizi) boşa çıkarmayın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O ye who believe! Obey Allah and obey the messenger, and render not your actions vain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    O you who have believed, obey Allāh and obey the Messenger and do not invalidate your deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه أطيعوا الله وأطيعوا الرسول في أمرهما ونهيهما، ولا تبطلوا ثواب أعمالكم بالكفر والمعاصي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ مَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَن يَغْفِرَ ٱللَّهُ لَهُمْ

    47:34

    Those who reject Allah, and hinder (men) from the Path of Allah, then die rejecting Allah,- Allah will not forgive them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnkar edip Allah yolundan alıkoyanları, sonra da inkarcı olarak ölenleri Allah şüphesiz ki bağışlamayacaktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki, inkâr edip, Allah yolundan saptıran, sonra da kâfir olarak ölenlere gelince Allah onları asla bağışlamayacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God will not forgive those who disbelieve, bar others from God’s path, and die as disbelievers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki inkar edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamayacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who disbelieve and turn from the way of Allah and then die disbelievers, Allah surely will not pardon them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, those who disbelieved and averted [people] from the path of Allāh and then died while they were disbelievers - never will Allāh forgive them.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الذين جحدوا أن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له وصدُّوا الناس عن دينه، ثم ماتوا على ذلك، فلن يغفر الله لهم، وسيعذبهم عقابًا لهم على كفرهم، ويفضحهم على رؤوس الأشهاد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    فَلَا تَهِنُوا۟ وَتَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّلْمِ وَأَنتُمُ ٱلْأَعْلَوْنَ وَٱللَّهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَـٰلَكُمْ

    47:35

    Be not weary and faint-hearted, crying for peace, when ye should be uppermost: for Allah is with you, and will never put you in loss for your (good) deeds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey inananlar! Sizler daha üstün olduğunuz halde düşman karşısında gevşemeyin ki barış istemek zorunda kalmayasınız; Allah sizinle beraberdir; sizin işlerinizi eksiltmeyecektir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O sizin amellerinizi eksiltmeyecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So [believers] do not lose heart and cry out for peace. It is you who have the upper hand: God is with you. He will not begrudge you the reward for your [good] deeds:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Savaşta) üstün durumdayken gevşeyip barışa çağırmayın (barışa çağırmak zorunda kalmayın)! Allah sizinle beraberdir. O, yaptıklarınızı asla eksiltmeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So do not falter and cry out for peace when ye (will be) the uppermost, and Allah is with you, and He will not grudge (the reward of) your actions.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So do not weaken and call for peace while you are superior; and Allāh is with you and will never deprive you of [the reward of] your deeds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلا تضعفوا -أيها المؤمنون بالله ورسوله- عن جهاد المشركين، وتجْبُنوا عن قتالهم، وتدعوهم إلى الصلح والمسالمة، وأنتم القاهرون لهم والعالون عليهم، والله تعالى معكم بنصره وتأييده. وفي ذلك بشارة عظيمة بالنصر والظَّفَر على الأعداء. ولن يُنْقصكم الله ثواب أعمالكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    إِنَّمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ۚ وَإِن تُؤْمِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ يُؤْتِكُمْ أُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ أَمْوَٰلَكُمْ

    47:36

    The life of this world is but play and amusement: and if ye believe and guard against Evil, He will grant you your recompense, and will not ask you (to give up) your possessions.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir; O, sizin mallarınızı tamamen sarfetmenizi istemez.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the life of this world is only a game, a pastime, but if you believe and are mindful of God, He will recompense you. He does not ask you to give up [all] your posses-sions-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. İman eder ve takvâlı (duyarlı) davranırsanız (Allah) size ödüllerinizi verecek ve sizden mallarınızın (tamamını) istemeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The life of the world is but a sport and a pastime. And if ye believe and ward off (evil). He will give you your wages, and will not ask of you your wordly wealth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [This] worldly life is only amusement and diversion. And if you believe and fear Allāh, He will give you your rewards and not ask you for your properties.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنما الحياة الدنيا لعب وغرور. وإن تؤمنوا بالله ورسوله، وتتقوا الله بأداء فرائضه واجتناب معاصيه، يؤتكم ثواب أعمالكم، ولا يسألْكم إخراج أموالكم جميعها في الزكاة، بل يسألكم إخراج بعضها. إن يسألكم أموالكم، فيُلِحَّ عليكم ويجهدكم، تبخلوا بها وتمنعوه إياها، ويظهر ما في قلوبكم من الحقد إذا طلب منكم ما تكرهون بذله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    إِن يَسْـَٔلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا۟ وَيُخْرِجْ أَضْغَـٰنَكُمْ

    47:37

    If He were to ask you for all of them, and press you, ye would covetously withhold, and He would bring out all your ill-feeling.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer sizden onları isteyip de sizi zorlarsa, cimrilik edecektiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkaracaktı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer sizden onların tamamını isteyip de sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz. Bu da sizin bütün kinlerinizi ortaya çıkarırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you would be grudging if He were to ask you and press you for them, and He would bring your ill-will to light-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları sizden isteseydi ve (buna) sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz ve (Allah) da sizin kinlerinizi ortaya çıkarmış olurdu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If He should ask it of you and importune you, ye would hoard it, and He would bring to light your (secret) hates.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    If He should ask you for them and press you, you would withhold, and He would expose your hatred [i.e., unwillingness].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنما الحياة الدنيا لعب وغرور. وإن تؤمنوا بالله ورسوله، وتتقوا الله بأداء فرائضه واجتناب معاصيه، يؤتكم ثواب أعمالكم، ولا يسألْكم إخراج أموالكم جميعها في الزكاة، بل يسألكم إخراج بعضها. إن يسألكم أموالكم، فيُلِحَّ عليكم ويجهدكم، تبخلوا بها وتمنعوه إياها، ويظهر ما في قلوبكم من الحقد إذا طلب منكم ما تكرهون بذله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    هَـٰٓأَنتُمْ هَـٰٓؤُلَآءِ تُدْعَوْنَ لِتُنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَمِنكُم مَّن يَبْخَلُ ۖ وَمَن يَبْخَلْ فَإِنَّمَا يَبْخَلُ عَن نَّفْسِهِۦ ۚ وَٱللَّهُ ٱلْغَنِىُّ وَأَنتُمُ ٱلْفُقَرَآءُ ۚ وَإِن تَتَوَلَّوْا۟ يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوٓا۟ أَمْثَـٰلَكُم

    47:38

    Behold, ye are those invited to spend (of your substance) in the Way of Allah: But among you are some that are niggardly. But any who are niggardly are so at the expense of their own souls. But Allah is free of all wants, and it is ye that are needy. If ye turn back (from the Path), He will substitute in your stead another people; then they would not be like you!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte sizler, Allah yolunda sarfetmeye çağırılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama, cimrilik yapan bilsin ki, ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz sizi ortadan kaldırır, sizin gibi olmayacak bir milleti yerinize getirir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte sizler Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararına cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer siz Hakk'tan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    though now you are called upon to give [a little] for the sake of God, some of you are grudging. Whoever is grudging is so only towards himself: God is the source of wealth and you are the needy ones. He will substitute other people for you if you turn away, and they will not be like you.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte siz şöyle kişilersiniz ki Allah yolunda infaka (vermeye) çağrılıyorsunuz. Sizden cimrilik eden(ler) var. Kim cimrilik ederse sadece kendisine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz (O’na) muhtaçsınız. (Allah’a itaatten) yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir; artık onlar sizin gibi olmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! ye are those who are called to spend in the way of Allah, yet among you there are some who hoard. And as for him who hoardeth, he hoardeth only from his soul. And Allah is the Rich, and ye are the poor. And if ye turn away He will exchange you for some other folk, and they will not be the likes of you.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Here you are - those invited to spend in the cause of Allāh - but among you are those who withhold [out of greed]. And whoever withholds only withholds [benefit] from himself; and Allāh is the Free of need, while you are the needy. And if you turn away [i.e., refuse], He will replace you with another people; then they will not be the likes of you.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ها أنتم -أيها المؤمنون- تُدْعَون إلى النفقة في جهاد أعداء الله ونصرة دينه، فمنكم مَن يَبْخَلُ بالنفقة في سبيل الله، ومَن يَبْخَلْ فإنما يبخل عن نفسه، والله تعالى هو الغنيُّ عنكم وأنتم الفقراء إليه، وإن تتولوا عن الإيمان بالله وامتثال أمره يهلكُّم، ويأت بقوم آخرين، ثم لا يكونوا أمثالكم في التولي عن أمر الله، بل يطيعونه ويطيعون رسوله، ويجاهدون في سبيله بأموالهم وأنفسهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)