77.Mürselât
المرسلاتMekke · 50 ayet
- 1
وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا
77:1
By the (Winds) sent forth one after another (to man's profit);
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
By the [winds] sent forth in swift succession,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun: Birbiri ardınca gönderilenlere,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the emissary winds, (sent) one after another
M. Pickthall · EN · public-domain
By those [winds] sent forth in gusts
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالرياح حين تهب متتابعة يقفو بعضها بعضًا، وبالرياح الشديدة الهبوب المهلكة، وبالملائكة الموكلين بالسحب يسوقونها حيث شاء الله، وبالملائكة التي تنزل من عند الله بما يفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام، وبالملائكة التي تتلقى الوحي من عند الله وتنزل به على أنبيائه؛ إعذارًا من الله إلى خلقه وإنذارًا منه إليهم؛ لئلا يكون لهم حجة. إن الذي توعدون به مِن أمر يوم القيامة وما فيه من حساب وجزاء لنازلٌ بكم لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا
77:2
Which then blow violently in tempestuous Gusts,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Büküp devirenlere,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
violently storming,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Esip savuranlara,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By the raging hurricanes,
M. Pickthall · EN · public-domain
And the winds that blow violently
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالرياح حين تهب متتابعة يقفو بعضها بعضًا، وبالرياح الشديدة الهبوب المهلكة، وبالملائكة الموكلين بالسحب يسوقونها حيث شاء الله، وبالملائكة التي تنزل من عند الله بما يفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام، وبالملائكة التي تتلقى الوحي من عند الله وتنزل به على أنبيائه؛ إعذارًا من الله إلى خلقه وإنذارًا منه إليهم؛ لئلا يكون لهم حجة. إن الذي توعدون به مِن أمر يوم القيامة وما فيه من حساب وجزاء لنازلٌ بكم لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا
77:3
And scatter (things) far and wide;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yaydıkça yayanlara,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
scattering far and wide,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yaydıkça yayanlara,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By those which cause earth's vegetation to revive;
M. Pickthall · EN · public-domain
And [by] the winds that spread [clouds]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالرياح حين تهب متتابعة يقفو بعضها بعضًا، وبالرياح الشديدة الهبوب المهلكة، وبالملائكة الموكلين بالسحب يسوقونها حيث شاء الله، وبالملائكة التي تنزل من عند الله بما يفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام، وبالملائكة التي تتلقى الوحي من عند الله وتنزل به على أنبيائه؛ إعذارًا من الله إلى خلقه وإنذارًا منه إليهم؛ لئلا يكون لهم حجة. إن الذي توعدون به مِن أمر يوم القيامة وما فيه من حساب وجزاء لنازلٌ بكم لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا
77:4
Then separate them, one from another,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Seçip ayıranlara,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
separating forcefully,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Hak ile batılı)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By those who winnow with a winnowing,
M. Pickthall · EN · public-domain
And those [angels] who bring criterion
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالرياح حين تهب متتابعة يقفو بعضها بعضًا، وبالرياح الشديدة الهبوب المهلكة، وبالملائكة الموكلين بالسحب يسوقونها حيث شاء الله، وبالملائكة التي تنزل من عند الله بما يفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام، وبالملائكة التي تتلقى الوحي من عند الله وتنزل به على أنبيائه؛ إعذارًا من الله إلى خلقه وإنذارًا منه إليهم؛ لئلا يكون لهم حجة. إن الذي توعدون به مِن أمر يوم القيامة وما فيه من حساب وجزاء لنازلٌ بكم لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا
77:5
Then spread abroad a Message,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir öğüt bırakanlara,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
delivering a reminder,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Özür (imkânı vermek) veya uyarı(da bulunmak) için öğüt bırakanlara (ulaştıranlara)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
By those who bring down the Reminder,
M. Pickthall · EN · public-domain
And those [angels] who deliver a message.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالرياح حين تهب متتابعة يقفو بعضها بعضًا، وبالرياح الشديدة الهبوب المهلكة، وبالملائكة الموكلين بالسحب يسوقونها حيث شاء الله، وبالملائكة التي تنزل من عند الله بما يفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام، وبالملائكة التي تتلقى الوحي من عند الله وتنزل به على أنبيائه؛ إعذارًا من الله إلى خلقه وإنذارًا منه إليهم؛ لئلا يكون لهم حجة. إن الذي توعدون به مِن أمر يوم القيامة وما فيه من حساب وجزاء لنازلٌ بكم لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
77:6
Whether of Justification or of Warning;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
as a proof or a warning:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Özür (imkânı vermek) veya uyarı(da bulunmak) için öğüt bırakanlara (ulaştıranlara) ki
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
To excuse or to warn,
M. Pickthall · EN · public-domain
As justification or warning,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالرياح حين تهب متتابعة يقفو بعضها بعضًا، وبالرياح الشديدة الهبوب المهلكة، وبالملائكة الموكلين بالسحب يسوقونها حيث شاء الله، وبالملائكة التي تنزل من عند الله بما يفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام، وبالملائكة التي تتلقى الوحي من عند الله وتنزل به على أنبيائه؛ إعذارًا من الله إلى خلقه وإنذارًا منه إليهم؛ لئلا يكون لهم حجة. إن الذي توعدون به مِن أمر يوم القيامة وما فيه من حساب وجزاء لنازلٌ بكم لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ
77:7
Assuredly, what ye are promised must come to pass.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
what you are promised will come to pass.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Size vadedilen (gün) elbette gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Surely that which ye are promised will befall.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, what you are promised is to occur.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بالرياح حين تهب متتابعة يقفو بعضها بعضًا، وبالرياح الشديدة الهبوب المهلكة، وبالملائكة الموكلين بالسحب يسوقونها حيث شاء الله، وبالملائكة التي تنزل من عند الله بما يفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام، وبالملائكة التي تتلقى الوحي من عند الله وتنزل به على أنبيائه؛ إعذارًا من الله إلى خلقه وإنذارًا منه إليهم؛ لئلا يكون لهم حجة. إن الذي توعدون به مِن أمر يوم القيامة وما فيه من حساب وجزاء لنازلٌ بكم لا محالة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
77:8
Then when the stars become dim;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani o yıldızlar silindiği zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the stars are dimmed
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yıldızlar silindiği (söndürüldüğü)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So when the stars are put out,
M. Pickthall · EN · public-domain
So when the stars are obliterated
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
77:9
When the heaven is cleft asunder;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gök yarıldığı zaman,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gök yarıldığı zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the sky is torn apart,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gök yarıldığı zaman,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the sky is riven asunder,
M. Pickthall · EN · public-domain
And when the heaven is opened
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
77:10
When the mountains are scattered (to the winds) as dust;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dağlar savrulduğu zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when the mountains are turned to dust
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the mountains are blown away,
M. Pickthall · EN · public-domain
And when the mountains are blown away
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
77:11
And when the messengers are (all) appointed a time (to collect);-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the messengers given their appointed time––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elçilere (şahitlik için) vakit verildiği zaman (Son Saat gerçekleşmiş olacaktır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the messengers are brought unto their time appointed -
M. Pickthall · EN · public-domain
And when the messengers' time has come...
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
77:12
For what Day are these (portents) deferred?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu, hangi güne bırakılmıştı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunlar hangi güne ertelendiler?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for what Day has all this been set?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bu durum), hangi güne ertelenmiştir?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For what day is the time appointed?
M. Pickthall · EN · public-domain
For what Day was it postponed?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
77:13
For the Day of Sorting out.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hüküm gününe bırakılmıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hüküm gününe..
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The Day of Decision.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ayrılma gününe.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For the Day of Decision.
M. Pickthall · EN · public-domain
For the Day of Judgement.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
77:14
And what will explain to thee what is the Day of Sorting out?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bildin mi, nedir o hüküm günü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What will explain to you what the Day of Decision is?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O ayrılma gününün ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And what will convey unto thee what the Day of Decision is! -
M. Pickthall · EN · public-domain
And what can make you know what is the Day of Judgement?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:15
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا النجوم طُمست وذهب ضياؤها، وإذا السماء تصدَّعت، وإذا الجبال تطايرت وتناثرت وصارت هباء تَذْروه الرياح، وإذا الرسل عُيِّن لهم وقت وأجل للفصل بينهم وبين الأمم، يقال: لأيِّ يوم عظيم أخِّرت الرسل؟ أخِّرت ليوم القضاء والفصل بين الخلائق. وما أعلمك -أيها الإنسان- أيُّ شيء هو يوم الفصل وشدته وهوله؟ هلاك عظيم في ذلك اليوم للمكذبين بهذا اليوم الموعود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
77:16
Did We not destroy the men of old (for their evil)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not destroy the first [of them]?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri de helak etmedik mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Destroyed We not the former folk,
M. Pickthall · EN · public-domain
Did We not destroy the former peoples?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نهلك السابقين من الأمم الماضية؛ بتكذيبهم للرسل كقوم نوح وعاد وثمود؟ ثم نلحق بهم المتأخرين ممن كانوا مثلهم في التكذيب والعصيان. مِثل ذلك الإهلاك الفظيع نفعل بهؤلاء المجرمين من كفار "مكة"؛ لتكذيبهم الرسول صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ
77:17
So shall We make later (generations) follow them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra geridekileri de onlara katarız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We shall make the last follow them:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra gelenleri de onların peşine takacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then caused the latter folk to follow after?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then We will follow them with the later ones.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نهلك السابقين من الأمم الماضية؛ بتكذيبهم للرسل كقوم نوح وعاد وثمود؟ ثم نلحق بهم المتأخرين ممن كانوا مثلهم في التكذيب والعصيان. مِثل ذلك الإهلاك الفظيع نفعل بهؤلاء المجرمين من كفار "مكة"؛ لتكذيبهم الرسول صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
77:18
Thus do We deal with men of sin.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Suçlulara böyle yaparız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz suçlulara böyle yaparız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
this is how We deal with the guilty.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte biz, suçlulara böyle yaparız!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus deal We ever with the guilty.
M. Pickthall · EN · public-domain
Thus do We deal with the criminals.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نهلك السابقين من الأمم الماضية؛ بتكذيبهم للرسل كقوم نوح وعاد وثمود؟ ثم نلحق بهم المتأخرين ممن كانوا مثلهم في التكذيب والعصيان. مِثل ذلك الإهلاك الفظيع نفعل بهؤلاء المجرمين من كفار "مكة"؛ لتكذيبهم الرسول صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:19
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vah haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك وعذاب شديد يوم القيامة لكل مكذِّب بأن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، والنبوةِ والبعث والحساب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ
77:20
Have We not created you from a fluid (held) despicable?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not make you from an underrated fluid
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Did We not create you from a base fluid
M. Pickthall · EN · public-domain
Did We not create you from a liquid disdained?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نخلقكم- يا معشر الكفار- من ماء ضعيف حقير وهو النطفة، فجعلنا هذا الماء في مكان حصين، وهو رحم المرأة، إلى وقت محدود ومعلوم عند الله تعالى؟ فقدرنا على خلقه وتصويره وإخراجه، فنعم القادرون نحن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ
77:21
The which We placed in a place of rest, firmly fixed,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu sağlam bir yerde oturttuk.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
which We housed in a safe lodging
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which We laid up in a safe abode
M. Pickthall · EN · public-domain
And We placed it in a firm lodging [i.e., the womb]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نخلقكم- يا معشر الكفار- من ماء ضعيف حقير وهو النطفة، فجعلنا هذا الماء في مكان حصين، وهو رحم المرأة، إلى وقت محدود ومعلوم عند الله تعالى؟ فقدرنا على خلقه وتصويره وإخراجه، فنعم القادرون نحن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
77:22
For a period (of gestation), determined (according to need)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Belli bir süreye kadar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for a determined period?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For a known term?
M. Pickthall · EN · public-domain
For a known extent.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نخلقكم- يا معشر الكفار- من ماء ضعيف حقير وهو النطفة، فجعلنا هذا الماء في مكان حصين، وهو رحم المرأة، إلى وقت محدود ومعلوم عند الله تعالى؟ فقدرنا على خلقه وتصويره وإخراجه، فنعم القادرون نحن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ
77:23
For We do determine (according to need); for We are the best to determine (things).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We determine [it]: how excellently We determine!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İşte bunları) bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus We arranged. How excellent is Our arranging!
M. Pickthall · EN · public-domain
And We determined [it], and excellent [are We] to determine.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نخلقكم- يا معشر الكفار- من ماء ضعيف حقير وهو النطفة، فجعلنا هذا الماء في مكان حصين، وهو رحم المرأة، إلى وقت محدود ومعلوم عند الله تعالى؟ فقدرنا على خلقه وتصويره وإخراجه، فنعم القادرون نحن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:24
Ah woe, that Day! to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بقدرتنا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
77:25
Have We not made the earth (as a place) to draw together.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not make the earth a home
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have We not made the earth a receptacle
M. Pickthall · EN · public-domain
Have We not made the earth a container
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نجعل هذه الأرض التي تعيشون عليها، تضم على ظهرها أحياء لا يحصون، وفي بطنها أمواتًا لا يحصرون، وجعلنا فيها جبالا ثوابت عاليات؛ لئلا تضطرب بكم، وأسقيناكم ماءً عذبًا سائغًا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا
77:26
The living and the dead,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerek diriler, gerekse ölüler için.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for the living and the dead?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Both for the living and the dead,
M. Pickthall · EN · public-domain
Of the living and the dead?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نجعل هذه الأرض التي تعيشون عليها، تضم على ظهرها أحياء لا يحصون، وفي بطنها أمواتًا لا يحصرون، وجعلنا فيها جبالا ثوابت عاليات؛ لئلا تضطرب بكم، وأسقيناكم ماءً عذبًا سائغًا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا
77:27
And made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We not place firm, lofty mountains on it and provide you with sweet water?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Oraya sabit ağırlıklar koydukve size tatlı sular içirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And placed therein high mountains and given you to drink sweet water therein?
M. Pickthall · EN · public-domain
And We placed therein lofty, firmly set mountains and have given you to drink sweet water.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ألم نجعل هذه الأرض التي تعيشون عليها، تضم على ظهرها أحياء لا يحصون، وفي بطنها أمواتًا لا يحصرون، وجعلنا فيها جبالا ثوابت عاليات؛ لئلا تضطرب بكم، وأسقيناكم ماءً عذبًا سائغًا؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:28
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك ودمار يوم القيامة للمكذبين بهذه النعم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
77:29
(It will be said:) "Depart ye to that which ye used to reject as false!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will be told, ‘Go to that which you used to deny!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnkârcılara şöyle denecektir): “Yalanlamış olduğunuz şeye doğru yürüyün!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(It will be said unto them:) Depart unto that (doom) which ye used to deny;
M. Pickthall · EN · public-domain
[They will be told], "Proceed to that which you used to deny.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال للكافرين يوم القيامة: سيروا إلى عذاب جهنم الذي كنتم به تكذبون في الدنيا، سيروا، فاستظلوا بدخان جهنم يتفرع منه ثلاث قطع، لا يُظِل ذلك الظل من حر ذلك اليوم، ولا يدفع من حر اللهب شيئًا. إن جهنم تقذف من النار بشرر عظيم، كل شرارة منه كالبناء المشيد في العِظم والارتفاع. كأن شرر جهنم المتطاير منها إبل سود يميل لونها إلى الصُّفْرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ
77:30
"Depart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Go to a shadow of smoke!’ It rises in three columns;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Depart unto the shadow falling threefold,
M. Pickthall · EN · public-domain
Proceed to a shadow [of smoke] having three columns.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال للكافرين يوم القيامة: سيروا إلى عذاب جهنم الذي كنتم به تكذبون في الدنيا، سيروا، فاستظلوا بدخان جهنم يتفرع منه ثلاث قطع، لا يُظِل ذلك الظل من حر ذلك اليوم، ولا يدفع من حر اللهب شيئًا. إن جهنم تقذف من النار بشرر عظيم، كل شرارة منه كالبناء المشيد في العِظم والارتفاع. كأن شرر جهنم المتطاير منها إبل سود يميل لونها إلى الصُّفْرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
77:31
"(Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
no shade does it give, nor relief from the flame;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Which yet is) no relief nor shelter from the flame.
M. Pickthall · EN · public-domain
[But having] no cool shade and availing not against the flame."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال للكافرين يوم القيامة: سيروا إلى عذاب جهنم الذي كنتم به تكذبون في الدنيا، سيروا، فاستظلوا بدخان جهنم يتفرع منه ثلاث قطع، لا يُظِل ذلك الظل من حر ذلك اليوم، ولا يدفع من حر اللهب شيئًا. إن جهنم تقذف من النار بشرر عظيم، كل شرارة منه كالبناء المشيد في العِظم والارتفاع. كأن شرر جهنم المتطاير منها إبل سود يميل لونها إلى الصُّفْرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ
77:32
"Indeed it throws about sparks (huge) as Forts,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, saray gibi kıvılcımlar atar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
it shoots out sparks as large as treetrunks
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o (cehennem), kütükler gibi (büyük) kıvılcımlar saçar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it throweth up sparks like the castles,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, it throws sparks [as huge] as a fortress,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال للكافرين يوم القيامة: سيروا إلى عذاب جهنم الذي كنتم به تكذبون في الدنيا، سيروا، فاستظلوا بدخان جهنم يتفرع منه ثلاث قطع، لا يُظِل ذلك الظل من حر ذلك اليوم، ولا يدفع من حر اللهب شيئًا. إن جهنم تقذف من النار بشرر عظيم، كل شرارة منه كالبناء المشيد في العِظم والارتفاع. كأن شرر جهنم المتطاير منها إبل سود يميل لونها إلى الصُّفْرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ
77:33
"As if there were (a string of) yellow camels (marching swiftly)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and as bright as copper.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (kıvılcımlar) sanki sarı (kızgın) halatlar gibidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Or) as it might be camels of bright yellow hue.
M. Pickthall · EN · public-domain
As if they were yellowish [black] camels.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال للكافرين يوم القيامة: سيروا إلى عذاب جهنم الذي كنتم به تكذبون في الدنيا، سيروا، فاستظلوا بدخان جهنم يتفرع منه ثلاث قطع، لا يُظِل ذلك الظل من حر ذلك اليوم، ولا يدفع من حر اللهب شيئًا. إن جهنم تقذف من النار بشرر عظيم، كل شرارة منه كالبناء المشيد في العِظم والارتفاع. كأن شرر جهنم المتطاير منها إبل سود يميل لونها إلى الصُّفْرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:34
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بوعيد الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
77:35
That will be a Day when they shall not be able to speak.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bugün, konuşamıyacakları gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On that Day they will be speechless,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu (mahşer, kâfirlerin) konuşamayacağı gündür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is a day wherein they speak not,
M. Pickthall · EN · public-domain
This is a Day they will not speak,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا يوم القيامة الذي لا ينطق فيه المكذبون بكلام ينفعهم، ولا يكون لهم إذن في الكلام فيعتذرون؛ لأنه لا عذر لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
77:36
Nor will it be open to them to put forth pleas.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and they will be given no chance to offer any excuses.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Özür dilemeleri için kendilerine izin verilmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor are they suffered to put forth excuses.
M. Pickthall · EN · public-domain
Nor will it be permitted for them to make an excuse.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا يوم القيامة الذي لا ينطق فيه المكذبون بكلام ينفعهم، ولا يكون لهم إذن في الكلام فيعتذرون؛ لأنه لا عذر لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:37
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك وعذاب شديد يومئذ للمكذبين بهذا اليوم وما فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
77:38
That will be a Day of Sorting out! We shall gather you together and those before (you)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[They will be told], ‘This is the Day of Decision: We have gathered you and earlier generations.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnkârcılara şöyle denecektir:) “Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is the Day of Decision, We have brought you and the men of old together.
M. Pickthall · EN · public-domain
This is the Day of Judgement; We will have assembled you and the former peoples.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا يوم يفصل الله فيه بين الخلائق، ويتميز فيه الحق من الباطل، جمعناكم فيه -يا معشر كفار هذه الأمة- مع الكفار الأولين من الأمم الماضية، فإن كان لكم حيلة في الخلاص من العذاب فاحتالوا، وأنقذوا أنفسكم مِن بطش الله وانتقامه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
77:39
Now, if ye have a trick (or plot), use it against Me!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir hileniz varsa beni atlatın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If you have any plots against Me, try them now.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnkârcılara şöyle denecektir:) “Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If now ye have any wit, outwit Me.
M. Pickthall · EN · public-domain
So if you have a plan, then plan against Me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا يوم يفصل الله فيه بين الخلائق، ويتميز فيه الحق من الباطل، جمعناكم فيه -يا معشر كفار هذه الأمة- مع الكفار الأولين من الأمم الماضية، فإن كان لكم حيلة في الخلاص من العذاب فاحتالوا، وأنقذوا أنفسكم مِن بطش الله وانتقامه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:40
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك ودمار يوم القيامة للمكذبين بيوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ
77:41
As to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and springs (of water).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But those who took heed of God will enjoy cool shade, springs,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! those who kept their duty are amid shade and fountains,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, the righteous will be among shades and springs
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين خافوا ربهم في الدنيا، واتقوا عذابه بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، هم يوم القيامة في ظلال الأشجار الوارفة وعيون الماء الجارية، وفواكه كثيرة مما تشتهيه أنفسهم يتنعمون. يقال لهم: كلوا أكلا لذيذًا، واشربوا شربًا هنيئًا؛ بسبب ما قدمتم في الدنيا من صالح الأعمال. إنا بمثل ذلك الجزاء العظيم نجزي أهل الإحسان في أعمالهم وطاعتهم لنا. هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بيوم الجزاء والحساب وما فيه من النعيم والعذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
77:42
And (they shall have) fruits,- all they desire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and any fruit they desire;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And fruits such as they desire.
M. Pickthall · EN · public-domain
And fruits from whatever they desire,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين خافوا ربهم في الدنيا، واتقوا عذابه بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، هم يوم القيامة في ظلال الأشجار الوارفة وعيون الماء الجارية، وفواكه كثيرة مما تشتهيه أنفسهم يتنعمون. يقال لهم: كلوا أكلا لذيذًا، واشربوا شربًا هنيئًا؛ بسبب ما قدمتم في الدنيا من صالح الأعمال. إنا بمثل ذلك الجزاء العظيم نجزي أهل الإحسان في أعمالهم وطاعتهم لنا. هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بيوم الجزاء والحساب وما فيه من النعيم والعذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
77:43
"Eat ye and drink ye to your heart's content: for that ye worked (Righteousness).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[they will be told], ‘Eat and drink to your hearts’ content as a reward for your deeds:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyip için” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Unto them it is said:) Eat, drink and welcome, O ye blessed, in return for what ye did.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Being told], "Eat and drink in satisfaction for what you used to do."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين خافوا ربهم في الدنيا، واتقوا عذابه بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، هم يوم القيامة في ظلال الأشجار الوارفة وعيون الماء الجارية، وفواكه كثيرة مما تشتهيه أنفسهم يتنعمون. يقال لهم: كلوا أكلا لذيذًا، واشربوا شربًا هنيئًا؛ بسبب ما قدمتم في الدنيا من صالح الأعمال. إنا بمثل ذلك الجزاء العظيم نجزي أهل الإحسان في أعمالهم وطاعتهم لنا. هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بيوم الجزاء والحساب وما فيه من النعيم والعذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
77:44
Thus do We certainly reward the Doers of Good.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
this is how We reward those who do good.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus do We reward the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We thus reward the doers of good.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين خافوا ربهم في الدنيا، واتقوا عذابه بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، هم يوم القيامة في ظلال الأشجار الوارفة وعيون الماء الجارية، وفواكه كثيرة مما تشتهيه أنفسهم يتنعمون. يقال لهم: كلوا أكلا لذيذًا، واشربوا شربًا هنيئًا؛ بسبب ما قدمتم في الدنيا من صالح الأعمال. إنا بمثل ذلك الجزاء العظيم نجزي أهل الإحسان في أعمالهم وطاعتهم لنا. هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بيوم الجزاء والحساب وما فيه من النعيم والعذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:45
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün yalanlamış olanların vay haline
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الذين خافوا ربهم في الدنيا، واتقوا عذابه بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، هم يوم القيامة في ظلال الأشجار الوارفة وعيون الماء الجارية، وفواكه كثيرة مما تشتهيه أنفسهم يتنعمون. يقال لهم: كلوا أكلا لذيذًا، واشربوا شربًا هنيئًا؛ بسبب ما قدمتم في الدنيا من صالح الأعمال. إنا بمثل ذلك الجزاء العظيم نجزي أهل الإحسان في أعمالهم وطاعتهم لنا. هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بيوم الجزاء والحساب وما فيه من النعيم والعذاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
77:46
(O ye unjust!) Eat ye and enjoy yourselves (but) a little while, for that ye are Sinners.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[You may] eat and enjoy yourselves for a short while, evildoers that you are.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Suçlulara şöyle denecektir:) “Yiyin, (dünyadan) biraz daha yararlanın! (Bilin ki) siz suçlusunuz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Eat and take your ease (on earth) a little. Lo! ye are guilty.
M. Pickthall · EN · public-domain
[O disbelievers], eat and enjoy yourselves a little; indeed, you are criminals.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم هدَّد الله الكافرين فقال: كلوا من لذائذ الدنيا، واستمتعوا بشهواتها الفانية زمنًا قليلا؛ إنكم مجرمون بإشراككم بالله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:47
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yalanlayanların vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بيوم الحساب والجزاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
77:48
And when it is said to them, "Prostrate yourselves!" they do not so.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When they are told, ‘Bow down in prayer,’ they do not do so.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara “(Allah’a) boyun eğin!” dendiği zaman boyun eğmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When it is said unto them: Bow down, they bow not down!
M. Pickthall · EN · public-domain
And when it is said to them, "Bow [in prayer]," they do not bow.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا قيل لهؤلاء المشركين: صلُّوا لله، واخشعوا له، لا يخشعون ولا يصلُّون، بل يصرُّون على استكبارهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
77:49
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün yalanlamış olanların vay haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Vay haline o gün yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Woe unto the repudiators on that day!
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe, that Day, to the deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بآيات الله، إن لم يؤمنوا بهذا القرآن، فبأي كتاب وكلام بعده يؤمنون؟ وهو المبيِّن لكل شيء، الواضح في حكمه وأحكامه وأخباره، المعجز في ألفاظه ومعانيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
77:50
Then what Message, after that, will they believe in?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
In what revelation, after this, will they believe?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bundan (Kur’an’dan) sonra artık hangi söze inanacaklar ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In what statement, after this, will they believe?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then in what statement after it [i.e., the Qur’ān] will they believe?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هلاك وعذاب شديد يوم القيامة للمكذبين بآيات الله، إن لم يؤمنوا بهذا القرآن، فبأي كتاب وكلام بعده يؤمنون؟ وهو المبيِّن لكل شيء، الواضح في حكمه وأحكامه وأخباره، المعجز في ألفاظه ومعانيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)