75.The Resurrection
القيامةMeccan · 40 ayahs
- 1
لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ
75:1
I do call to witness the Resurrection Day;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet gününe yemin ederim.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, yemin ederim o kıyamet gününe.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
By the Day of Resurrection
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Kıyamet gününe yemin ederim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, I swear by the Day of Resurrection;
M. Pickthall · EN · public-domain
I swear by the Day of Resurrection
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله سبحانه بيوم الحساب والجزاء، وأقسم بالنفس المؤمنة التقية التي تلوم صاحبها على ترك الطاعات وفِعْل الموبقات، أن الناس يبعثون. أيظنُّ هذا الإنسان الكافر أن لن نقدر على جَمْع عظامه بعد تفرقها؟ بلى سنجمعها، قادرين على أن نجعل أصابعه أو أنامله -بعد جمعها وتأليفها- خَلْقًا سويًّا، كما كانت قبل الموت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ
75:2
And I do call to witness the self-reproaching spirit: (Eschew Evil).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine hayır, yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and by the self-reproaching soul!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! (Kendini) kınayan nefse (insana) da yemin ederim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, I swear by the accusing soul (that this Scripture is true).
M. Pickthall · EN · public-domain
And I swear by the reproaching soul [to the certainty of resurrection].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله سبحانه بيوم الحساب والجزاء، وأقسم بالنفس المؤمنة التقية التي تلوم صاحبها على ترك الطاعات وفِعْل الموبقات، أن الناس يبعثون. أيظنُّ هذا الإنسان الكافر أن لن نقدر على جَمْع عظامه بعد تفرقها؟ بلى سنجمعها، قادرين على أن نجعل أصابعه أو أنامله -بعد جمعها وتأليفها- خَلْقًا سويًّا، كما كانت قبل الموت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ
75:3
Does man think that We cannot assemble his bones?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Does man think We shall not put his bones back together?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnkarcı) insan, kemiklerini asla bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thinketh man that We shall not assemble his bones?
M. Pickthall · EN · public-domain
Does man think that We will not assemble his bones?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله سبحانه بيوم الحساب والجزاء، وأقسم بالنفس المؤمنة التقية التي تلوم صاحبها على ترك الطاعات وفِعْل الموبقات، أن الناس يبعثون. أيظنُّ هذا الإنسان الكافر أن لن نقدر على جَمْع عظامه بعد تفرقها؟ بلى سنجمعها، قادرين على أن نجعل أصابعه أو أنامله -بعد جمعها وتأليفها- خَلْقًا سويًّا، كما كانت قبل الموت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
بَلَىٰ قَـٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ
75:4
Nay, We are able to put together in perfect order the very tips of his fingers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
In fact, We can reshape his very fingertips.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Evet! Biz onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücü yetenleriz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Yea, verily. We are Able to restore his very fingers!
M. Pickthall · EN · public-domain
Yes. [We are] Able [even] to proportion his fingertips.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله سبحانه بيوم الحساب والجزاء، وأقسم بالنفس المؤمنة التقية التي تلوم صاحبها على ترك الطاعات وفِعْل الموبقات، أن الناس يبعثون. أيظنُّ هذا الإنسان الكافر أن لن نقدر على جَمْع عظامه بعد تفرقها؟ بلى سنجمعها، قادرين على أن نجعل أصابعه أو أنامله -بعد جمعها وتأليفها- خَلْقًا سويًّا، كما كانت قبل الموت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَـٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ
75:5
But man wishes to do wrong (even) in the time in front of him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yet man wants to deny what is ahead of him:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aslında (inkârcı) insan, “Kıyamet günü de ne zamanmış!” diye sorarak, önündekini (ahireti) yalanlamak ister.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But man would fain deny what is before him.
M. Pickthall · EN · public-domain
But man desires to continue in sin.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل ينكر الإنسان البعث، يريد أن يبقى على الفجور فيما يستقبل من أيام عمره، يسأل هذا الكافر مستبعدًا قيام الساعة: متى يكون يوم القيامة؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَـٰمَةِ
75:6
He questions: "When is the Day of Resurrection?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O kıyamet günü ne zaman? diye sorar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he says, ‘So, when will this Day of Resurrection be?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aslında (inkârcı) insan, “Kıyamet günü de ne zamanmış!” diye sorarak, önündekini (ahireti) yalanlamak ister.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He asketh: When will be this Day of Resurrection?
M. Pickthall · EN · public-domain
He asks, "When is the Day of Resurrection?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل ينكر الإنسان البعث، يريد أن يبقى على الفجور فيما يستقبل من أيام عمره، يسأل هذا الكافر مستبعدًا قيام الساعة: متى يكون يوم القيامة؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ
75:7
At length, when the sight is dazed,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ne zaman ki o göz şimşek çakar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When eyes are dazzled
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But when sight is confounded
M. Pickthall · EN · public-domain
So when vision is dazzled.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا تحيَّر البصر ودُهش فزعًا مما رأى من أهوال يوم القيامة، وذهب نور القمر، وجُمِع بين الشمس والقمر في ذهاب الضوء، فلا ضوء لواحد منهما، يقول الإنسان وقتها: أين المهرب من العذاب؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ
75:8
And the moon is buried in darkness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ay tutulur,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the moon eclipsed,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the moon is eclipsed
M. Pickthall · EN · public-domain
And the moon darkens.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا تحيَّر البصر ودُهش فزعًا مما رأى من أهوال يوم القيامة، وذهب نور القمر، وجُمِع بين الشمس والقمر في ذهاب الضوء، فلا ضوء لواحد منهما، يقول الإنسان وقتها: أين المهرب من العذاب؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ
75:9
And the sun and moon are joined together,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Güneş ve ay toplanır,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when the sun and the moon are brought together,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And sun and moon are united,
M. Pickthall · EN · public-domain
And the sun and the moon are joined,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا تحيَّر البصر ودُهش فزعًا مما رأى من أهوال يوم القيامة، وذهب نور القمر، وجُمِع بين الشمس والقمر في ذهاب الضوء، فلا ضوء لواحد منهما، يقول الإنسان وقتها: أين المهرب من العذاب؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
يَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ
75:10
That Day will Man say: "Where is the refuge?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte o gün insan, "kaçacak yer neresi?" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
on that Day man will say, ‘Where can I escape?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte göz(ler kamaşıp) şimşek çaktığı, ay karardığı, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün (inkârcı) insan “(Acaba) nereye kaçmalı(yım)?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day man will cry: Whither to flee!
M. Pickthall · EN · public-domain
Man will say on that Day, "Where is the [place of] escape?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا تحيَّر البصر ودُهش فزعًا مما رأى من أهوال يوم القيامة، وذهب نور القمر، وجُمِع بين الشمس والقمر في ذهاب الضوء، فلا ضوء لواحد منهما، يقول الإنسان وقتها: أين المهرب من العذاب؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
كَلَّا لَا وَزَرَ
75:11
By no means! No place of safety!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; hayır; bir sığınak yoktur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, hayır, yok bir siper.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Truly, there is no refuge:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Sığınacak (bir) yer yoktur!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alas! No refuge!
M. Pickthall · EN · public-domain
No! There is no refuge.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما تتمناه- أيها الإنسان- مِن طلب الفرار، لا ملجأ لك ولا منجى. إلى الله وحده مصير الخلائق يوم القيامة ومستقرهم، فيجازي كلا بما يستحق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ
75:12
Before thy Lord (alone), that Day will be the place of rest.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they will all return to your Lord on that Day.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün varılacak yer sadece Rabbinin huzurudur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto thy Lord is the recourse that day.
M. Pickthall · EN · public-domain
To your Lord, that Day, is the [place of] permanence.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما تتمناه- أيها الإنسان- مِن طلب الفرار، لا ملجأ لك ولا منجى. إلى الله وحده مصير الخلائق يوم القيامة ومستقرهم، فيجازي كلا بما يستحق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَـٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
75:13
That Day will Man be told (all) that he put forward, and all that he put back.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On that Day, man will be told what he put first and what he put last.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün, (dünyada yapıp) öne sürdüğü ve (yapmayıp) geride bıraktığı ne varsa insana bildirilecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day man is told the tale of that which he hath sent before and left behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
Man will be informed that Day of what he sent ahead and kept back.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يُخَبَّر الإنسان في ذلك اليوم بجميع أعماله: من خير وشر، ما قدَّمه منها في حياته وما أخَّره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
بَلِ ٱلْإِنسَـٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌ
75:14
Nay, man will be evidence against himself,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu insan kendi nefsini görür,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Truly, man is a clear witness against himself,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Esasında insanoğlu kendi kendinin şahididir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Oh, but man is a telling witness against himself,
M. Pickthall · EN · public-domain
Rather, man, against himself, will be a witness,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل الإنسان حجة واضحة على نفسه تلزمه بما فعل أو ترك، ولو جاء بكل معذرة يعتذر بها عن إجرامه، فإنه لا ينفعه ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ
75:15
Even though he were to put up his excuses.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir takım özürler ortaya atsa da.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
despite all the excuses he may put forward.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Birtakım) mazeretler ileri sürmeye kalkışacak olsaydı bile (ona şöyle denecektir: Ey suçlu kişi)! Artık onu (hakkındaki hükmü) çabucak almak için dilini kımıldatma!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Although he tender his excuses.
M. Pickthall · EN · public-domain
Even if he presents his excuses.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل الإنسان حجة واضحة على نفسه تلزمه بما فعل أو ترك، ولو جاء بكل معذرة يعتذر بها عن إجرامه، فإنه لا ينفعه ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ
75:16
Move not thy tongue concerning the (Qur'an) to make haste therewith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu hemen okumak için dilini depretme.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], do not rush your tongue in an attempt to hasten [your memorization of] the Revelation:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Birtakım) mazeretler ileri sürmeye kalkışacak olsaydı bile (ona şöyle denecektir: Ey suçlu kişi)! Artık onu (hakkındaki hükmü) çabucak almak için dilini kımıldatma!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Stir not thy tongue herewith to hasten it.
M. Pickthall · EN · public-domain
Move not your tongue with it, [O Muḥammad], to hasten with it [i.e., recitation of the Qur’ān].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تحرك -أيها النبي- بالقرآن لسانك حين نزول الوحي؛ لأجل أن تتعجل بحفظه، مخافة أن يتفلَّت منك. إن علينا جَمْعه في صدرك، ثم أن تقرأه بلسانك متى شئت. فإذا قرأه عليك رسولنا جبريل فاستمِعْ لقراءته وأنصت له، ثم اقرأه كما أقرأك إياه، ثم إن علينا توضيح ما أشكل عليك فهمه من معانيه وأحكامه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ
75:17
It is for Us to collect it and to promulgate it:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz onu toplamak ve okumak bize aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We shall make sure of its safe collection and recitation.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onun toplanması ve okunması sadece bize aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! upon Us (resteth) the putting together thereof and the reading thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, upon Us is its collection [in your heart] and [to make possible] its recitation.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تحرك -أيها النبي- بالقرآن لسانك حين نزول الوحي؛ لأجل أن تتعجل بحفظه، مخافة أن يتفلَّت منك. إن علينا جَمْعه في صدرك، ثم أن تقرأه بلسانك متى شئت. فإذا قرأه عليك رسولنا جبريل فاستمِعْ لقراءته وأنصت له، ثم اقرأه كما أقرأك إياه، ثم إن علينا توضيح ما أشكل عليك فهمه من معانيه وأحكامه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
فَإِذَا قَرَأْنَـٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ
75:18
But when We have promulgated it, follow thou its recital (as promulgated):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When We have recited it, repeat the recitation
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz onu okuduğumuz zaman okunuşunu takip et!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when We read it, follow thou the reading;
M. Pickthall · EN · public-domain
So when We have recited it [through Gabriel], then follow its recitation.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تحرك -أيها النبي- بالقرآن لسانك حين نزول الوحي؛ لأجل أن تتعجل بحفظه، مخافة أن يتفلَّت منك. إن علينا جَمْعه في صدرك، ثم أن تقرأه بلسانك متى شئت. فإذا قرأه عليك رسولنا جبريل فاستمِعْ لقراءته وأنصت له، ثم اقرأه كما أقرأك إياه، ثم إن علينا توضيح ما أشكل عليك فهمه من معانيه وأحكامه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ
75:19
Nay more, it is for Us to explain it (and make it clear):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra onu açıklamak da bize aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and We shall make it clear.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra onu açıklamak da sadece bize aittir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then lo! upon Us (resteth) the explanation thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then upon Us is its clarification [to you].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا تحرك -أيها النبي- بالقرآن لسانك حين نزول الوحي؛ لأجل أن تتعجل بحفظه، مخافة أن يتفلَّت منك. إن علينا جَمْعه في صدرك، ثم أن تقرأه بلسانك متى شئت. فإذا قرأه عليك رسولنا جبريل فاستمِعْ لقراءته وأنصت له، ثم اقرأه كما أقرأك إياه، ثم إن علينا توضيح ما أشكل عليك فهمه من معانيه وأحكامه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ
75:20
Nay, (ye men!) but ye love the fleeting life,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Truly you [people] love this fleeting world
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Doğrusu siz çabucak geçeni (dünyayı) seviyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but ye do love the fleeting Now
M. Pickthall · EN · public-domain
No! But you [i.e., mankind] love the immediate
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما زعمتم- يا معشر المشركين- أن لا بعث ولا جزاء، بل أنتم قوم تحبون الدنيا وزينتها، وتتركون الآخرة ونعيمها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
وَتَذَرُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ
75:21
And leave alone the Hereafter.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ahireti bırakırsınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ahireti bırakıyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and neglect the life to come.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ahireti bırakıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And neglect the Hereafter.
M. Pickthall · EN · public-domain
And leave [i.e., neglect] the Hereafter.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس الأمر كما زعمتم- يا معشر المشركين- أن لا بعث ولا جزاء، بل أنتم قوم تحبون الدنيا وزينتها، وتتركون الآخرة ونعيمها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
75:22
Some faces, that Day, will beam (in brightness and beauty);-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On that Day there will be radiant faces,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That day will faces be resplendent,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Some] faces, that Day, will be radiant,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجوه أهل السعادة يوم القيامة مشرقة حسنة ناعمة، ترى خالقها ومالك أمرها، فتتمتع بذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
75:23
Looking towards their Lord;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rabbine bakar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
looking towards their Lord,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Looking toward their Lord;
M. Pickthall · EN · public-domain
Looking at their Lord.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجوه أهل السعادة يوم القيامة مشرقة حسنة ناعمة، ترى خالقها ومالك أمرها، فتتمتع بذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌ
75:24
And some faces, that Day, will be sad and dismal,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün bir takım yüzler de asıktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yüzler de var ki o gün asıktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and on that Day there will be the sad and despairing faces
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And that day will other faces be despondent,
M. Pickthall · EN · public-domain
And [some] faces, that Day, will be contorted,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ووجوه الأشقياء يوم القيامة عابسة كالحة، تتوقع أن تنزل بها مصيبة عظيمة، تقصم فَقَار الظَّهْر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
75:25
In the thought that some back-breaking calamity was about to be inflicted on them;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Anlar ki kendisine belkıran (bel kemiklerini kıran belalı bir iş) yapılır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
of those who realize that a great calamity is about to befall them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thou wilt know that some great disaster is about to fall on them.
M. Pickthall · EN · public-domain
Expecting that there will be done to them [something] backbreaking.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ووجوه الأشقياء يوم القيامة عابسة كالحة، تتوقع أن تنزل بها مصيبة عظيمة، تقصم فَقَار الظَّهْر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ
75:26
Yea, when (the soul) reaches to the collar-bone (in its exit),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Truly, when the soul reaches the collarbone;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but when the life cometh up to the throat
M. Pickthall · EN · public-domain
No! When it [i.e., the soul] has reached the collar bones
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حقًّا إذا وصلت الروح إلى أعالي الصدر، وقال بعض الحاضرين لبعض: هل مِن راق يَرْقيه ويَشْفيه مما هو فيه؟ وأيقن المحتضر أنَّ الذي نزل به هو فراق الدنيا؛ لمعاينته ملائكة الموت، واتصلت شدة آخر الدنيا بشدة أول الآخرة، إلى الله تعالى مساق العباد يوم القيامة: إما إلى الجنة وإما إلى النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍ
75:27
And there will be a cry, "Who is a magician (to restore him)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Tedavi edebilecek kimdir?" denilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when it is said, ‘Could any charm-healer save him now?’;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And men say: Where is the wizard (who can save him now)?
M. Pickthall · EN · public-domain
And it is said, "Who will cure [him]?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حقًّا إذا وصلت الروح إلى أعالي الصدر، وقال بعض الحاضرين لبعض: هل مِن راق يَرْقيه ويَشْفيه مما هو فيه؟ وأيقن المحتضر أنَّ الذي نزل به هو فراق الدنيا؛ لمعاينته ملائكة الموت، واتصلت شدة آخر الدنيا بشدة أول الآخرة، إلى الله تعالى مساق العباد يوم القيامة: إما إلى الجنة وإما إلى النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
75:28
And he will conclude that it was (the Time) of Parting;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when he knows it is the final parting;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he knoweth that it is the parting;
M. Pickthall · EN · public-domain
And he [i.e., the dying one] is certain that it is the [time of] separation
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حقًّا إذا وصلت الروح إلى أعالي الصدر، وقال بعض الحاضرين لبعض: هل مِن راق يَرْقيه ويَشْفيه مما هو فيه؟ وأيقن المحتضر أنَّ الذي نزل به هو فراق الدنيا؛ لمعاينته ملائكة الموت، واتصلت شدة آخر الدنيا بشدة أول الآخرة، إلى الله تعالى مساق العباد يوم القيامة: إما إلى الجنة وإما إلى النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ
75:29
And one leg will be joined with another:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bacaklar birbirine dolaşır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bacak bacağa dolaşır..
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when his legs are brought together:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And agony is heaped on agony;
M. Pickthall · EN · public-domain
And the leg is wound about the leg,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حقًّا إذا وصلت الروح إلى أعالي الصدر، وقال بعض الحاضرين لبعض: هل مِن راق يَرْقيه ويَشْفيه مما هو فيه؟ وأيقن المحتضر أنَّ الذي نزل به هو فراق الدنيا؛ لمعاينته ملائكة الموت، واتصلت شدة آخر الدنيا بشدة أول الآخرة، إلى الله تعالى مساق العباد يوم القيامة: إما إلى الجنة وإما إلى النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ
75:30
That Day the Drive will be (all) to thy Lord!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün sevk Rabbin huzurunadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
on that day he will be driven towards your Lord.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto thy Lord that day will be the driving.
M. Pickthall · EN · public-domain
To your Lord, that Day, will be the procession.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حقًّا إذا وصلت الروح إلى أعالي الصدر، وقال بعض الحاضرين لبعض: هل مِن راق يَرْقيه ويَشْفيه مما هو فيه؟ وأيقن المحتضر أنَّ الذي نزل به هو فراق الدنيا؛ لمعاينته ملائكة الموت، واتصلت شدة آخر الدنيا بشدة أول الآخرة، إلى الله تعالى مساق العباد يوم القيامة: إما إلى الجنة وإما إلى النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
75:31
So he gave nothing in charity, nor did he pray!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He neither believed nor prayed,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnkârcı kişi, hem gerçeği) onaylamamıştı; (hem de Allah’ın dinine) destek olmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For he neither trusted, nor prayed.
M. Pickthall · EN · public-domain
And he [i.e., the disbeliever] had not believed, nor had he prayed.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا آمن الكافر بالرسول والقرآن، ولا أدَّى لله تعالى فرائض الصلاة، ولكن كذَّب بالقرآن، وأعرض عن الإيمان، ثم مضى إلى أهله يتبختر مختالا في مشيته. هلاك لك فهلاك، ثم هلاك لك فهلاك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
وَلَـٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
75:32
But on the contrary, he rejected Truth and turned away!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat yalanladı ve döndü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but denied the truth and turned away,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aksine yalanlamış ve yüz çevirmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But he denied and flouted.
M. Pickthall · EN · public-domain
But [instead], he denied and turned away.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا آمن الكافر بالرسول والقرآن، ولا أدَّى لله تعالى فرائض الصلاة، ولكن كذَّب بالقرآن، وأعرض عن الإيمان، ثم مضى إلى أهله يتبختر مختالا في مشيته. هلاك لك فهلاك، ثم هلاك لك فهلاك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ
75:33
Then did he stalk to his family in full conceit!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
walking back to his people with a conceited swagger.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra da kibirlenerek kendi ailesine gitmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then went he to his folk with glee.
M. Pickthall · EN · public-domain
And then he went to his people, swaggering [in pride].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا آمن الكافر بالرسول والقرآن، ولا أدَّى لله تعالى فرائض الصلاة، ولكن كذَّب بالقرآن، وأعرض عن الإيمان، ثم مضى إلى أهله يتبختر مختالا في مشيته. هلاك لك فهلاك، ثم هلاك لك فهلاك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
75:34
Woe to thee, (O men!), yea, woe!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sana yazıklar olsun, yazıklar!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerektir o bela sana, gerek.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Closer and closer it comes to you.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nearer unto thee and nearer,
M. Pickthall · EN · public-domain
Woe to you, and woe!
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا آمن الكافر بالرسول والقرآن، ولا أدَّى لله تعالى فرائض الصلاة، ولكن كذَّب بالقرآن، وأعرض عن الإيمان، ثم مضى إلى أهله يتبختر مختالا في مشيته. هلاك لك فهلاك، ثم هلاك لك فهلاك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ
75:35
Again, Woe to thee, (O men!), yea, woe!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Evet, gerektir o bela sana gerek.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Closer and closer still.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra (tekrar) yazıklar olsun sana, yazıklar olsun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Again nearer unto thee and nearer (is the doom).
M. Pickthall · EN · public-domain
Then woe to you, and woe!
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا آمن الكافر بالرسول والقرآن، ولا أدَّى لله تعالى فرائض الصلاة، ولكن كذَّب بالقرآن، وأعرض عن الإيمان، ثم مضى إلى أهله يتبختر مختالا في مشيته. هلاك لك فهلاك، ثم هلاك لك فهلاك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
75:36
Does man think that he will be left uncontrolled, (without purpose)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Does man think he will be left alone?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thinketh man that he is to be left aimless?
M. Pickthall · EN · public-domain
Does man think that he will be left neglected?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أيظنُّ هذا الإنسان المنكر للبعث أن يُترك هَمَلا لا يُؤمر ولا يُنْهى، ولا يحاسب ولا يعاقب؟ ألم يك هذا الإنسان نطفة ضعيفة من ماء مهين يراق ويصب في الأرحام، ثم صار قطعة من دم جامد، فخلقه الله بقدرته وسوَّى صورته في أحسن تقويم؟ فجعل من هذا الإنسان الصنفين: الذكر والأنثى، أليس ذلك الإله الخالق لهذه الأشياء بقادر على إعادة الخلق بعد فنائهم؟ بلى إنه - سبحانه وتعالى- لقادر على ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِىٍّ يُمْنَىٰ
75:37
Was he not a drop of sperm emitted (in lowly form)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, katılan bir meni damlası değil miydi?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, dökülen erlik suyundan bir damla (sperm) değil miydi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Was he not just a drop of spilt-out sperm,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İnsan) akıtılan meninin (spermin) bir kısmından (oluşan) bir nutfe (zigot) değil miydi!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Was he not a drop of fluid which gushed forth?
M. Pickthall · EN · public-domain
Had he not been a sperm from semen emitted?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أيظنُّ هذا الإنسان المنكر للبعث أن يُترك هَمَلا لا يُؤمر ولا يُنْهى، ولا يحاسب ولا يعاقب؟ ألم يك هذا الإنسان نطفة ضعيفة من ماء مهين يراق ويصب في الأرحام، ثم صار قطعة من دم جامد، فخلقه الله بقدرته وسوَّى صورته في أحسن تقويم؟ فجعل من هذا الإنسان الصنفين: الذكر والأنثى، أليس ذلك الإله الخالق لهذه الأشياء بقادر على إعادة الخلق بعد فنائهم؟ بلى إنه - سبحانه وتعالى- لقادر على ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
75:38
Then did he become a leech-like clot; then did (Allah) make and fashion (him) in due proportion.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
which became a clinging form, which God shaped in due proportion,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra bu (zigot) ‘alakaya (embriyoya) dönüşmüş, (Allah) onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he became a clot; then (Allah) shaped and fashioned
M. Pickthall · EN · public-domain
Then he was a clinging clot, and [Allāh] created [his form] and proportioned [him]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أيظنُّ هذا الإنسان المنكر للبعث أن يُترك هَمَلا لا يُؤمر ولا يُنْهى، ولا يحاسب ولا يعاقب؟ ألم يك هذا الإنسان نطفة ضعيفة من ماء مهين يراق ويصب في الأرحام، ثم صار قطعة من دم جامد، فخلقه الله بقدرته وسوَّى صورته في أحسن تقويم؟ فجعل من هذا الإنسان الصنفين: الذكر والأنثى، أليس ذلك الإله الخالق لهذه الأشياء بقادر على إعادة الخلق بعد فنائهم؟ بلى إنه - سبحانه وتعالى- لقادر على ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ
75:39
And of him He made two sexes, male and female.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
fashioning from it the two sexes, male and female?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) o (meni)den de iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmiştir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And made of him a pair, the male and female.
M. Pickthall · EN · public-domain
And made of him two mates, the male and the female.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أيظنُّ هذا الإنسان المنكر للبعث أن يُترك هَمَلا لا يُؤمر ولا يُنْهى، ولا يحاسب ولا يعاقب؟ ألم يك هذا الإنسان نطفة ضعيفة من ماء مهين يراق ويصب في الأرحام، ثم صار قطعة من دم جامد، فخلقه الله بقدرته وسوَّى صورته في أحسن تقويم؟ فجعل من هذا الإنسان الصنفين: الذكر والأنثى، أليس ذلك الإله الخالق لهذه الأشياء بقادر على إعادة الخلق بعد فنائهم؟ بلى إنه - سبحانه وتعالى- لقادر على ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ
75:40
Has not He, (the same), the power to give life to the dead?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Does He who can do this not have the power to bring the dead back to life?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bunu yapan kudretin), ölüleri diriltmeye hiç gücü yetmez mi!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is not He (Who doeth so) Able to bring the dead to life?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is not that [Creator] Able to give life to the dead?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أيظنُّ هذا الإنسان المنكر للبعث أن يُترك هَمَلا لا يُؤمر ولا يُنْهى، ولا يحاسب ولا يعاقب؟ ألم يك هذا الإنسان نطفة ضعيفة من ماء مهين يراق ويصب في الأرحام، ثم صار قطعة من دم جامد، فخلقه الله بقدرته وسوَّى صورته في أحسن تقويم؟ فجعل من هذا الإنسان الصنفين: الذكر والأنثى، أليس ذلك الإله الخالق لهذه الأشياء بقادر على إعادة الخلق بعد فنائهم؟ بلى إنه - سبحانه وتعالى- لقادر على ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)