69.الحاقة
الحاقةمكية · 52 آية
- 1
ٱلْحَآقَّةُ
69:1
The Sure Reality!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekleşecek olan!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Gerçekleşecek) Kıyamet!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The Inevitable Hour!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gerçekleşecek olan!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The Reality!
M. Pickthall · EN · public-domain
The Inevitable Reality -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
القيامة الواقعة حقًّا التي يتحقق فيها الوعد والوعيد، ما القيامة الواقعة حقًّا في صفتها وحالها؟ وأي شيء أدراك -أيها الرسول- وعَرَّفك حقيقة القيامة، وصَوَّر لك هولها وشدتها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
مَا ٱلْحَآقَّةُ
69:2
What is the Sure Reality?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nedir o gerçekleşecek olan gün?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nedir, o Kıyamet?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What is the Inevitable Hour?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nedir o gerçekleşecek olan!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
What is the Reality?
M. Pickthall · EN · public-domain
What is the Inevitable Reality?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
القيامة الواقعة حقًّا التي يتحقق فيها الوعد والوعيد، ما القيامة الواقعة حقًّا في صفتها وحالها؟ وأي شيء أدراك -أيها الرسول- وعَرَّفك حقيقة القيامة، وصَوَّر لك هولها وشدتها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
69:3
And what will make thee realise what the Sure Reality is?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What will explain to you what the Inevitable Hour is?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gerçekleşecek olanı sana bildiren ne olabilir ki!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ah, what will convey unto thee what the reality is!
M. Pickthall · EN · public-domain
And what can make you know what is the Inevitable Reality?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
القيامة الواقعة حقًّا التي يتحقق فيها الوعد والوعيد، ما القيامة الواقعة حقًّا في صفتها وحالها؟ وأي شيء أدراك -أيها الرسول- وعَرَّفك حقيقة القيامة، وصَوَّر لك هولها وشدتها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
69:4
The Thamud and the 'Ad People (branded) as false the Stunning Calamity!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of Thamud and 'Ad denied that the crashing blowwould come:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Semûd ve Âd (kavimleri) de o çarpan felaketi yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribes of) Thamud and A'ad disbelieved in the judgment to come.
M. Pickthall · EN · public-domain
Thamūd and ʿAad denied the Striking Calamity [i.e., the Resurrection].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَّبت ثمود، وهم قوم صالح، وعاد، وهم قوم هود بالقيامة التي تقرع القلوب بأهوالها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
69:5
But the Thamud,- they were destroyed by a terrible Storm of thunder and lightning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Thamud was destroyed by a deafening blast;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Semûd (kavmi) var ya onlar azgınlığın(ın) karşılığında helak edilmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for Thamud, they were destroyed by the lightning.
M. Pickthall · EN · public-domain
So as for Thamūd, they were destroyed by the overpowering [blast].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأما ثمود فأهلكوا بالصيحة العظيمة التي جاوزت الحد في شدتها، وأمَّا عاد فأُهلِكوا بريح باردة شديدة الهبوب، سلَّطها الله عليهم سبع ليال وثمانية أيام متتابعة، لا تَفْتُر ولا تنقطع، فترى القوم في تلك الليالي والأيام موتى كأنهم أصول نخل خَرِبة متآكلة الأجواف. فهل ترى لهؤلاء القوم مِن نفس باقية دون هلاك؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
69:6
And the 'Ad, they were destroyed by a furious Wind, exceedingly violent;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ad was destroyed by a furious wind
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Âd (kavmi) ise uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile helak edilmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And as for A'ad, they were destroyed by a fierce roaring wind,
M. Pickthall · EN · public-domain
And as for ʿAad, they were destroyed by a screaming, violent wind
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأما ثمود فأهلكوا بالصيحة العظيمة التي جاوزت الحد في شدتها، وأمَّا عاد فأُهلِكوا بريح باردة شديدة الهبوب، سلَّطها الله عليهم سبع ليال وثمانية أيام متتابعة، لا تَفْتُر ولا تنقطع، فترى القوم في تلك الليالي والأيام موتى كأنهم أصول نخل خَرِبة متآكلة الأجواف. فهل ترى لهؤلاء القوم مِن نفس باقية دون هلاك؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَـٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
69:7
He made it rage against them seven nights and eight days in succession: so that thou couldst see the (whole) people lying prostrate in its (path), as they had been roots of hollow palm-trees tumbled down!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that God let loose against them for seven consecutive nights, eight consecutive days, so that you could have seen its people lying dead like hollow palm-trunks.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) art arda yedi gece sekiz gün(düz) o (kasırgayı) onların üzerine salmıştı. (Orada olsaydın) o halkı, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş hâlde görürdün.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which He imposed on them for seven long nights and eight long days so that thou mightest have seen men lying overthrown, as they were hollow trunks of palm-trees.
M. Pickthall · EN · public-domain
Which He [i.e., Allāh] imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأما ثمود فأهلكوا بالصيحة العظيمة التي جاوزت الحد في شدتها، وأمَّا عاد فأُهلِكوا بريح باردة شديدة الهبوب، سلَّطها الله عليهم سبع ليال وثمانية أيام متتابعة، لا تَفْتُر ولا تنقطع، فترى القوم في تلك الليالي والأيام موتى كأنهم أصول نخل خَرِبة متآكلة الأجواف. فهل ترى لهؤلاء القوم مِن نفس باقية دون هلاك؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ
69:8
Then seest thou any of them left surviving?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Can you see any trace of them now?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan geriye kalan (bir kişi) görebiliyor musun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Canst thou (O Muhammad) see any remnant of them?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then do you see of them any remains?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأما ثمود فأهلكوا بالصيحة العظيمة التي جاوزت الحد في شدتها، وأمَّا عاد فأُهلِكوا بريح باردة شديدة الهبوب، سلَّطها الله عليهم سبع ليال وثمانية أيام متتابعة، لا تَفْتُر ولا تنقطع، فترى القوم في تلك الليالي والأيام موتى كأنهم أصول نخل خَرِبة متآكلة الأجواف. فهل ترى لهؤلاء القوم مِن نفس باقية دون هلاك؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
69:9
And Pharaoh, and those before him, and the Cities Overthrown, committed habitual Sin.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen şehirler(in halkları) hep o hatayı (şirki) işlemişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Pharaoh and those before him, and the communities that were destroyed, brought error,
M. Pickthall · EN · public-domain
And there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجاء الطاغية فرعون، ومَن سبقه من الأمم التي كفرت برسلها، وأهل قرى قوم لوط الذين انقلبت بهم ديارهم بسبب الفعلة المنكرة من الكفر والشرك والفواحش، فعصت كل أمة منهم رسول ربهم الذي أرسله إليهم، فأخذهم الله أخذة بالغة في الشدة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
69:10
And disobeyed (each) the messenger of their Lord; so He punished them with an abundant Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
these people committed grave sins and disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with an ever-tightening grip.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rablerinin (her bir) elçisine isyan etmişlerdi; O da onları şiddetli bir şekilde yakalamış (cezalandırmış)tı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they disobeyed the messenger of their Lord, therefor did He grip them with a tightening grip.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with a seizure exceeding [in severity].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجاء الطاغية فرعون، ومَن سبقه من الأمم التي كفرت برسلها، وأهل قرى قوم لوط الذين انقلبت بهم ديارهم بسبب الفعلة المنكرة من الكفر والشرك والفواحش، فعصت كل أمة منهم رسول ربهم الذي أرسله إليهم، فأخذهم الله أخذة بالغة في الشدة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَـٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
69:11
We, when the water (of Noah's Flood) overflowed beyond its limits, carried you (mankind), in the floating (Ark),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But when the Flood rose high, We saved you in the floating ship,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki su azgınlaştığı zaman sizi gemide biz taşımıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! when the waters rose, We carried you upon the ship
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, when the water overflowed, We carried you [i.e., your ancestors] in the sailing ship
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا لما جاوز الماء حدَّه، حتى علا وارتفع فوق كل شيء، حملنا أصولكم مع نوح في السفينة التي تجري في الماء؛ لنجعل الواقعة التي كان فيها نجاة المؤمنين وإغراق الكافرين عبرة وعظة، وتحفظها كل أذن مِن شأنها أن تحفظ، وتعقل عن الله ما سمعت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ
69:12
That We might make it a Message unto you, and that ears (that should hear the tale and) retain its memory should bear its (lessons) in remembrance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
making that event a reminder for you: attentive ears may take heed.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Gerçeği) hatırlatma (vesilesi) yapalım ve kavrayan kulak(ların sahipleri) onu iyice kavrasın diye onları size (anlattık).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That We might make it a memorial for you, and that remembering ears (that heard the story) might remember.
M. Pickthall · EN · public-domain
That We might make it for you a reminder and [that] a conscious ear would be conscious of it.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا لما جاوز الماء حدَّه، حتى علا وارتفع فوق كل شيء، حملنا أصولكم مع نوح في السفينة التي تجري في الماء؛ لنجعل الواقعة التي كان فيها نجاة المؤمنين وإغراق الكافرين عبرة وعظة، وتحفظها كل أذن مِن شأنها أن تحفظ، وتعقل عن الله ما سمعت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ
69:13
Then, when one blast is sounded on the Trumpet,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the Trumpet is sounded a single time,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sûr’a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when the trumpet shall sound one blast
M. Pickthall · EN · public-domain
Then when the Horn is blown with one blast
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا نفخ المَلَك في "القرن" نفخة واحدة، وهي النفخة الأولى التي يكون عندها هلاك العالم، ورُفعت الأرض والجبال عن أماكنها فكُسِّرتا، ودُقَّتا دقة واحدة. ففي ذلك الحين قامت القيامة، وانصدعت السماء، فهي يومئذ ضعيفة مسترخية، لا تماسُك فيها ولا صلابة، والملائكة على جوانبها وأطرافها، ويحمل عرش ربك فوقهم يوم القيامة ثمانية من الملائكة العظام. في ذلك اليوم تُعرضون على الله- أيها الناس- للحساب والجزاء، لا يخفى عليه شيء من أسراركم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً
69:14
And the earth is moved, and its mountains, and they are crushed to powder at one stroke,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when the earth and its mountains are raised high and then crushed with a single blow,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sûr’a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the earth with the mountains shall be lifted up and crushed with one crash,
M. Pickthall · EN · public-domain
And the earth and the mountains are lifted and leveled with one blow [i.e., stroke] -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا نفخ المَلَك في "القرن" نفخة واحدة، وهي النفخة الأولى التي يكون عندها هلاك العالم، ورُفعت الأرض والجبال عن أماكنها فكُسِّرتا، ودُقَّتا دقة واحدة. ففي ذلك الحين قامت القيامة، وانصدعت السماء، فهي يومئذ ضعيفة مسترخية، لا تماسُك فيها ولا صلابة، والملائكة على جوانبها وأطرافها، ويحمل عرش ربك فوقهم يوم القيامة ثمانية من الملائكة العظام. في ذلك اليوم تُعرضون على الله- أيها الناس- للحساب والجزاء، لا يخفى عليه شيء من أسراركم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
69:15
On that Day shall the (Great) Event come to pass.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte o gün olacak olur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
on that Day the Great Event will come to pass.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sûr’a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, on that day will the Event befall.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then on that Day, the Occurrence [i.e., Resurrection] will occur,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا نفخ المَلَك في "القرن" نفخة واحدة، وهي النفخة الأولى التي يكون عندها هلاك العالم، ورُفعت الأرض والجبال عن أماكنها فكُسِّرتا، ودُقَّتا دقة واحدة. ففي ذلك الحين قامت القيامة، وانصدعت السماء، فهي يومئذ ضعيفة مسترخية، لا تماسُك فيها ولا صلابة، والملائكة على جوانبها وأطرافها، ويحمل عرش ربك فوقهم يوم القيامة ثمانية من الملائكة العظام. في ذلك اليوم تُعرضون على الله- أيها الناس- للحساب والجزاء، لا يخفى عليه شيء من أسراركم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
69:16
And the sky will be rent asunder, for it will that Day be flimsy,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The sky will be torn apart on that Day, it will be so frail.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gök yarılacak ve o gün direncini kaybedecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the heaven will split asunder, for that day it will be frail.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the heaven will split [open], for that Day it is infirm.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا نفخ المَلَك في "القرن" نفخة واحدة، وهي النفخة الأولى التي يكون عندها هلاك العالم، ورُفعت الأرض والجبال عن أماكنها فكُسِّرتا، ودُقَّتا دقة واحدة. ففي ذلك الحين قامت القيامة، وانصدعت السماء، فهي يومئذ ضعيفة مسترخية، لا تماسُك فيها ولا صلابة، والملائكة على جوانبها وأطرافها، ويحمل عرش ربك فوقهم يوم القيامة ثمانية من الملائكة العظام. في ذلك اليوم تُعرضون على الله- أيها الناس- للحساب والجزاء، لا يخفى عليه شيء من أسراركم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَـٰنِيَةٌ
69:17
And the angels will be on its sides, and eight will, that Day, bear the Throne of thy Lord above them.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The angels will be on all sides of it and, on that Day, eight of them will bear the throne of your Lord above them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Melek(ler) onun (göğün) etrafında olacaktır. O gün, Rabbinin arşını onların da üzerlerinde sekiz (melek) taşıyacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the angels will be on the sides thereof, and eight will uphold the Throne of thy Lord that day, above them.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the angels are at its edges. And there will bear the Throne of your Lord above them, that Day, eight [of them].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا نفخ المَلَك في "القرن" نفخة واحدة، وهي النفخة الأولى التي يكون عندها هلاك العالم، ورُفعت الأرض والجبال عن أماكنها فكُسِّرتا، ودُقَّتا دقة واحدة. ففي ذلك الحين قامت القيامة، وانصدعت السماء، فهي يومئذ ضعيفة مسترخية، لا تماسُك فيها ولا صلابة، والملائكة على جوانبها وأطرافها، ويحمل عرش ربك فوقهم يوم القيامة ثمانية من الملائكة العظام. في ذلك اليوم تُعرضون على الله- أيها الناس- للحساب والجزاء، لا يخفى عليه شيء من أسراركم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ
69:18
That Day shall ye be brought to Judgment: not an act of yours that ye hide will be hidden.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On that Day you will be brought to judgement and none of your secrets will remain hidden.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün, (Allah’a) sunulacaksınız; size ait hiçbir sır gizli kalmayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On that day ye will be exposed; not a secret of you will be hidden.
M. Pickthall · EN · public-domain
That Day, you will be exhibited [for judgement]; not hidden among you is anything concealed.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا نفخ المَلَك في "القرن" نفخة واحدة، وهي النفخة الأولى التي يكون عندها هلاك العالم، ورُفعت الأرض والجبال عن أماكنها فكُسِّرتا، ودُقَّتا دقة واحدة. ففي ذلك الحين قامت القيامة، وانصدعت السماء، فهي يومئذ ضعيفة مسترخية، لا تماسُك فيها ولا صلابة، والملائكة على جوانبها وأطرافها، ويحمل عرش ربك فوقهم يوم القيامة ثمانية من الملائكة العظام. في ذلك اليوم تُعرضون على الله- أيها الناس- للحساب والجزاء، لا يخفى عليه شيء من أسراركم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَـٰبِيَهْ
69:19
Then he that will be given his Record in his right hand will say: "Ah here! Read ye my Record!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Anyone who is given his Record in his right hand will say, ‘Here is my Record, read it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kitabı kendisine sağından verilen kişiye gelince, o şöyle diyecektir: “Alın, işte kitabımı (amel defterimi) okuyun!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then, as for him who is given his record in his right hand, he will say: Take, read my book!
M. Pickthall · EN · public-domain
So as for he who is given his record in his right hand, he will say, "Here, read my record!
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأمَّا من أُعطي كتاب أعماله بيمينه، فيقول ابتهاجًا وسرورًا: خذوا اقرؤوا كتابي، إني أيقنت في الدنيا بأني سألقى جزائي يوم القيامة، فأعددت له العدة من الإيمان والعمل الصالح، فهو في عيشة هنيئة مرضية، في جنة مرتفعة المكان والدرجات، ثمارها قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع. يقال لهم: كلوا أكلا واشربوا شربًا بعيدًا عن كل أذى، سالمين من كل مكروه؛ بسبب ما قدَّمتم من الأعمال الصالحة في أيام الدنيا الماضية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَـٰقٍ حِسَابِيَهْ
69:20
"I did really understand that my Account would (One Day) reach me!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I knew I would meet my Reckoning,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu ben hesabımla karşılaşacağıma inanmıştım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Surely I knew that I should have to meet my reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, I was certain that I would be meeting my account."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأمَّا من أُعطي كتاب أعماله بيمينه، فيقول ابتهاجًا وسرورًا: خذوا اقرؤوا كتابي، إني أيقنت في الدنيا بأني سألقى جزائي يوم القيامة، فأعددت له العدة من الإيمان والعمل الصالح، فهو في عيشة هنيئة مرضية، في جنة مرتفعة المكان والدرجات، ثمارها قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع. يقال لهم: كلوا أكلا واشربوا شربًا بعيدًا عن كل أذى، سالمين من كل مكروه؛ بسبب ما قدَّمتم من الأعمال الصالحة في أيام الدنيا الماضية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
69:21
And he will be in a life of Bliss,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Artık o hoşnut bir hayattadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and so he will have a pleasant life
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then he will be in blissful state
M. Pickthall · EN · public-domain
So he will be in a pleasant life -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأمَّا من أُعطي كتاب أعماله بيمينه، فيقول ابتهاجًا وسرورًا: خذوا اقرؤوا كتابي، إني أيقنت في الدنيا بأني سألقى جزائي يوم القيامة، فأعددت له العدة من الإيمان والعمل الصالح، فهو في عيشة هنيئة مرضية، في جنة مرتفعة المكان والدرجات، ثمارها قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع. يقال لهم: كلوا أكلا واشربوا شربًا بعيدًا عن كل أذى، سالمين من كل مكروه؛ بسبب ما قدَّمتم من الأعمال الصالحة في أيام الدنيا الماضية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
69:22
In a Garden on high,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yüksek bir cennettedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in a lofty Garden,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In a high garden
M. Pickthall · EN · public-domain
In an elevated garden,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأمَّا من أُعطي كتاب أعماله بيمينه، فيقول ابتهاجًا وسرورًا: خذوا اقرؤوا كتابي، إني أيقنت في الدنيا بأني سألقى جزائي يوم القيامة، فأعددت له العدة من الإيمان والعمل الصالح، فهو في عيشة هنيئة مرضية، في جنة مرتفعة المكان والدرجات، ثمارها قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع. يقال لهم: كلوا أكلا واشربوا شربًا بعيدًا عن كل أذى، سالمين من كل مكروه؛ بسبب ما قدَّمتم من الأعمال الصالحة في أيام الدنيا الماضية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
69:23
The Fruits whereof (will hang in bunches) low and near.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
with clustered fruit within his reach.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whereof the clusters are in easy reach.
M. Pickthall · EN · public-domain
Its [fruit] to be picked hanging near.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأمَّا من أُعطي كتاب أعماله بيمينه، فيقول ابتهاجًا وسرورًا: خذوا اقرؤوا كتابي، إني أيقنت في الدنيا بأني سألقى جزائي يوم القيامة، فأعددت له العدة من الإيمان والعمل الصالح، فهو في عيشة هنيئة مرضية، في جنة مرتفعة المكان والدرجات، ثمارها قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع. يقال لهم: كلوا أكلا واشربوا شربًا بعيدًا عن كل أذى، سالمين من كل مكروه؛ بسبب ما قدَّمتم من الأعمال الصالحة في أيام الدنيا الماضية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
69:24
"Eat ye and drink ye, with full satisfaction; because of the (good) that ye sent before you, in the days that are gone!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It will be said, ‘Eat and drink to your heart’s content as a reward for what you have done in days gone by.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Cennetliklere şöyle seslenilecektir:) “Geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık afiyetle yiyin, için!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it will be said unto those therein): Eat and drink at ease for that which ye sent on before you in past days.
M. Pickthall · EN · public-domain
[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you put forth in the days past."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأمَّا من أُعطي كتاب أعماله بيمينه، فيقول ابتهاجًا وسرورًا: خذوا اقرؤوا كتابي، إني أيقنت في الدنيا بأني سألقى جزائي يوم القيامة، فأعددت له العدة من الإيمان والعمل الصالح، فهو في عيشة هنيئة مرضية، في جنة مرتفعة المكان والدرجات، ثمارها قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع. يقال لهم: كلوا أكلا واشربوا شربًا بعيدًا عن كل أذى، سالمين من كل مكروه؛ بسبب ما قدَّمتم من الأعمال الصالحة في أيام الدنيا الماضية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَـٰبِيَهْ
69:25
And he that will be given his Record in his left hand, will say: "Ah! Would that my Record had not been given to me!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But anyone who is given his Record in his left hand will say, ‘If only I had never been given any Record
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kitabı kendisine solundan verilene gelince, (o kişi) şöyle diyecektir: “Ah, keşke, bana kitabım (amel defterim) verilmeseydi!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But as for him who is given his record in his left hand, he will say: Oh, would that I had not been given my book
M. Pickthall · EN · public-domain
But as for he who is given his record in his left hand, he will say, "Oh, I wish I had not been given my record
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وَأمَّا من أعطي كتاب أعماله بشماله، فيقول نادمًا متحسرًا: يا ليتني لم أُعط كتابي، ولم أعلم ما جزائي؟ يا ليت الموتة التي متُّها في الدنيا كانت القاطعة لأمري، ولم أُبعث بعدها، ما نفعني مالي الذي جمعته في الدنيا، ذهبت عني حجتي، ولم يَعُدْ لي حجة أحتج بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
69:26
"And that I had never realised how my account (stood)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and knew nothing of my Reckoning.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And knew not what my reckoning!
M. Pickthall · EN · public-domain
And had not known what is my account.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وَأمَّا من أعطي كتاب أعماله بشماله، فيقول نادمًا متحسرًا: يا ليتني لم أُعط كتابي، ولم أعلم ما جزائي؟ يا ليت الموتة التي متُّها في الدنيا كانت القاطعة لأمري، ولم أُبعث بعدها، ما نفعني مالي الذي جمعته في الدنيا، ذهبت عني حجتي، ولم يَعُدْ لي حجة أحتج بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
يَـٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
69:27
"Ah! Would that (Death) had made an end of me!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How I wish death had been the end of me.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"Ah, keşke, onunla (ölümümle) her iş bitseydi!"
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Oh, would that it had been death!
M. Pickthall · EN · public-domain
I wish it [i.e., my death] had been the decisive one.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وَأمَّا من أعطي كتاب أعماله بشماله، فيقول نادمًا متحسرًا: يا ليتني لم أُعط كتابي، ولم أعلم ما جزائي؟ يا ليت الموتة التي متُّها في الدنيا كانت القاطعة لأمري، ولم أُبعث بعدها، ما نفعني مالي الذي جمعته في الدنيا، ذهبت عني حجتي، ولم يَعُدْ لي حجة أحتج بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ
69:28
"Of no profit to me has been my wealth!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Malım bana hiç fayda vermedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
My wealth has been no use to me,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"Malım bana yarar sağlamadı."
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My wealth hath not availed me,
M. Pickthall · EN · public-domain
My wealth has not availed me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وَأمَّا من أعطي كتاب أعماله بشماله، فيقول نادمًا متحسرًا: يا ليتني لم أُعط كتابي، ولم أعلم ما جزائي؟ يا ليت الموتة التي متُّها في الدنيا كانت القاطعة لأمري، ولم أُبعث بعدها، ما نفعني مالي الذي جمعته في الدنيا، ذهبت عني حجتي، ولم يَعُدْ لي حجة أحتج بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَـٰنِيَهْ
69:29
"My power has perished from me!"...
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gücüm de benden yok olup gitti."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and my power has vanished.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
"Saltanatım da benden yok olup gitti.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
My power hath gone from me.
M. Pickthall · EN · public-domain
Gone from me is my authority."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وَأمَّا من أعطي كتاب أعماله بشماله، فيقول نادمًا متحسرًا: يا ليتني لم أُعط كتابي، ولم أعلم ما جزائي؟ يا ليت الموتة التي متُّها في الدنيا كانت القاطعة لأمري، ولم أُبعث بعدها، ما نفعني مالي الذي جمعته في الدنيا، ذهبت عني حجتي، ولم يَعُدْ لي حجة أحتج بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
69:30
(The stern command will say): "Seize ye him, and bind ye him,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Take him, put a collar on him,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah, meleklerine şöyle diyecektir): “Onu yakalayın ve bağlayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(It will be said): Take him and fetter him
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh will say], "Seize him and shackle him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لخزنة جهنم: خذوا هذا المجرم الأثيم، فاجمعوا يديه إلى عنقه بالأغلال، ثم أدخلوه الجحيم ليقاسي حرها، ثم في سلسلة من حديد طولها سبعون ذراعًا فأدخلوه فيها؛ إنه كان لا يصدِّق بأن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، ولا يعمل بهديه، ولا يحث الناس في الدنيا على إطعام أهل الحاجة من المساكين وغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
69:31
"And burn ye him in the Blazing Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra cehenneme yaslayın"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Sonra cehenneme atın onu."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
lead him to burn in the blazing Fire,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra onu alevli ateşe yaslayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then expose him to hell-fire
M. Pickthall · EN · public-domain
Then into Hellfire drive him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لخزنة جهنم: خذوا هذا المجرم الأثيم، فاجمعوا يديه إلى عنقه بالأغلال، ثم أدخلوه الجحيم ليقاسي حرها، ثم في سلسلة من حديد طولها سبعون ذراعًا فأدخلوه فيها؛ إنه كان لا يصدِّق بأن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، ولا يعمل بهديه، ولا يحث الناس في الدنيا على إطعام أهل الحاجة من المساكين وغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ
69:32
"Further, make him march in a chain, whereof the length is seventy cubits!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and [bind him] in a chain seventy metres long:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra (onu) yetmiş 'arşın' uzunluğunda bir zincirle oraya sokun!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then insert him in a chain whereof the length is seventy cubits.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then into a chain whose length is seventy cubits insert him."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لخزنة جهنم: خذوا هذا المجرم الأثيم، فاجمعوا يديه إلى عنقه بالأغلال، ثم أدخلوه الجحيم ليقاسي حرها، ثم في سلسلة من حديد طولها سبعون ذراعًا فأدخلوه فيها؛ إنه كان لا يصدِّق بأن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، ولا يعمل بهديه، ولا يحث الناس في الدنيا على إطعام أهل الحاجة من المساكين وغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
69:33
"This was he that would not believe in Allah Most High.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he would not believe in Almighty God,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o, yüce Allah’a iman etmiyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! He used not to believe in Allah the Tremendous,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, he did not used to believe in Allāh, the Most Great,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لخزنة جهنم: خذوا هذا المجرم الأثيم، فاجمعوا يديه إلى عنقه بالأغلال، ثم أدخلوه الجحيم ليقاسي حرها، ثم في سلسلة من حديد طولها سبعون ذراعًا فأدخلوه فيها؛ إنه كان لا يصدِّق بأن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، ولا يعمل بهديه، ولا يحث الناس في الدنيا على إطعام أهل الحاجة من المساكين وغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
69:34
"And would not encourage the feeding of the indigent!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he never encouraged feeding the hungry,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksulu doyurmaya da teşvik etmiyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And urged not on the feeding of the wretched.
M. Pickthall · EN · public-domain
Nor did he encourage the feeding of the poor.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لخزنة جهنم: خذوا هذا المجرم الأثيم، فاجمعوا يديه إلى عنقه بالأغلال، ثم أدخلوه الجحيم ليقاسي حرها، ثم في سلسلة من حديد طولها سبعون ذراعًا فأدخلوه فيها؛ إنه كان لا يصدِّق بأن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، ولا يعمل بهديه، ولا يحث الناس في الدنيا على إطعام أهل الحاجة من المساكين وغيرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَـٰهُنَا حَمِيمٌ
69:35
"So no friend hath he here this Day.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so today he has no real friend here,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bugün burada onun sıcak bir dostu yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor hath he no lover here this day,
M. Pickthall · EN · public-domain
So there is not for him here this Day any devoted friend
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليس لهذا الكافر يوم القيامة قريب يدفع عنه العذاب، وليس له طعام إلا مِن صديد أهل النار، لا يأكله إلا المذنبون المصرُّون على الكفر بالله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
69:36
"Nor hath he any food except the corruption from the washing of wounds,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir irinden başka yiyecek de yok.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the only food he has is the filth
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Sürekli) hata yapanlardan başkasının yemeyeceği irinden başka hiçbir yiyecek de yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor any food save filth
M. Pickthall · EN · public-domain
Nor any food except from the discharge of wounds;
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليس لهذا الكافر يوم القيامة قريب يدفع عنه العذاب، وليس له طعام إلا مِن صديد أهل النار، لا يأكله إلا المذنبون المصرُّون على الكفر بالله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَـٰطِـُٔونَ
69:37
"Which none do eat but those in sin."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu günahkârlardan başkası yemez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that only sinners eat.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Sürekli) hata yapanlardan başkasının yemeyeceği irinden başka hiçbir yiyecek de yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which none but sinners eat.
M. Pickthall · EN · public-domain
None will eat it except the sinners.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فليس لهذا الكافر يوم القيامة قريب يدفع عنه العذاب، وليس له طعام إلا مِن صديد أهل النار، لا يأكله إلا المذنبون المصرُّون على الكفر بالله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
69:38
So I do call to witness what ye see,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun gördüklerinize,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So I swear by what you can see
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But nay! I swear by all that ye see
M. Pickthall · EN · public-domain
So I swear by what you see
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم بما تبصرون من المرئيات، وما لا تبصرون مما غاب عنكم، إن القرآن لَكَلام الله، يتلوه رسول عظيم الشرف والفضل، وليس بقول شاعر كما تزعمون، قليلا ما تؤمنون، وليس بسجع كسجع الكهان، قليلا ما يكون منكم تذكُّر وتأمُّل للفرق بينهما، ولكنه كلام رب العالمين الذي أنزله على رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
69:39
And what ye see not,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve görmediklerinize..
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and by what you cannot see:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And all that ye see not
M. Pickthall · EN · public-domain
And what you do not see
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم بما تبصرون من المرئيات، وما لا تبصرون مما غاب عنكم، إن القرآن لَكَلام الله، يتلوه رسول عظيم الشرف والفضل، وليس بقول شاعر كما تزعمون، قليلا ما تؤمنون، وليس بسجع كسجع الكهان، قليلا ما يكون منكم تذكُّر وتأمُّل للفرق بينهما، ولكنه كلام رب العالمين الذي أنزله على رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
69:40
That this is verily the word of an honoured messenger;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
this [Quran] is the speech of an honoured messenger,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o (Kur’an), değerli bir elçinin (Cebrail’in ulaştırdığı) sözüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That it is indeed the speech of an illustrious messenger.
M. Pickthall · EN · public-domain
[That] indeed, it [i.e., the Qur’ān] is the word of a noble Messenger.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم بما تبصرون من المرئيات، وما لا تبصرون مما غاب عنكم، إن القرآن لَكَلام الله، يتلوه رسول عظيم الشرف والفضل، وليس بقول شاعر كما تزعمون، قليلا ما تؤمنون، وليس بسجع كسجع الكهان، قليلا ما يكون منكم تذكُّر وتأمُّل للفرق بينهما، ولكنه كلام رب العالمين الذي أنزله على رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ
69:41
It is not the word of a poet: little it is ye believe!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
not the words of a poet- how little you believe!-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O, asla bir şairin sözü değildir. Ne kadar da azınız iman ediyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is not poet's speech - little is it that ye believe!
M. Pickthall · EN · public-domain
And it is not the word of a poet; little do you believe.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم بما تبصرون من المرئيات، وما لا تبصرون مما غاب عنكم، إن القرآن لَكَلام الله، يتلوه رسول عظيم الشرف والفضل، وليس بقول شاعر كما تزعمون، قليلا ما تؤمنون، وليس بسجع كسجع الكهان، قليلا ما يكون منكم تذكُّر وتأمُّل للفرق بينهما، ولكنه كلام رب العالمين الذي أنزله على رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
69:42
Nor is it the word of a soothsayer: little admonition it is ye receive.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
nor the words of a soothsayer- how little you reflect!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O, asla bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor diviner's speech - little is it that ye remember!
M. Pickthall · EN · public-domain
Nor the word of a soothsayer; little do you remember.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم بما تبصرون من المرئيات، وما لا تبصرون مما غاب عنكم، إن القرآن لَكَلام الله، يتلوه رسول عظيم الشرف والفضل، وليس بقول شاعر كما تزعمون، قليلا ما تؤمنون، وليس بسجع كسجع الكهان، قليلا ما يكون منكم تذكُّر وتأمُّل للفرق بينهما، ولكنه كلام رب العالمين الذي أنزله على رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
69:43
(This is) a Message sent down from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This [Quran] is a message sent down from the Lord of the Worlds:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Âlemlerin Rabbinden indir(il)medir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is a revelation from the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
[It is] a revelation from the Lord of the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلا أقسم بما تبصرون من المرئيات، وما لا تبصرون مما غاب عنكم، إن القرآن لَكَلام الله، يتلوه رسول عظيم الشرف والفضل، وليس بقول شاعر كما تزعمون، قليلا ما تؤمنون، وليس بسجع كسجع الكهان، قليلا ما يكون منكم تذكُّر وتأمُّل للفرق بينهما، ولكنه كلام رب العالمين الذي أنزله على رسوله محمد صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
69:44
And if the messenger were to invent any sayings in Our name,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
if [the Prophet] had attributed some fabrication to Us,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O elçi) bize (atfen)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if he had invented false sayings concerning Us,
M. Pickthall · EN · public-domain
And if he [i.e., Muḥammad] had made up about Us some [false] sayings,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو ادَّعى محمد علينا شيئًا لم نقله، لانتقمنا وأخذنا منه باليمين، ثم لقطعنا منه نياط قلبه، فلا يقدر أحد منكم أن يحجز عنه عقابنا. إن هذا القرآن لعظة للمتقين الذين يمتثلون أوامر الله ويجتنبون نواهيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
69:45
We should certainly seize him by his right hand,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We would certainly have seized his right hand
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We assuredly had taken him by the right hand
M. Pickthall · EN · public-domain
We would have seized him by the right hand;
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو ادَّعى محمد علينا شيئًا لم نقله، لانتقمنا وأخذنا منه باليمين، ثم لقطعنا منه نياط قلبه، فلا يقدر أحد منكم أن يحجز عنه عقابنا. إن هذا القرآن لعظة للمتقين الذين يمتثلون أوامر الله ويجتنبون نواهيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
69:46
And We should certainly then cut off the artery of his heart:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra da onun şah damarını keser atardık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and cut off his lifeblood,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra da bu nedenle can damarını elbette keserdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And then severed his life-artery,
M. Pickthall · EN · public-domain
Then We would have cut from him the aorta.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو ادَّعى محمد علينا شيئًا لم نقله، لانتقمنا وأخذنا منه باليمين، ثم لقطعنا منه نياط قلبه، فلا يقدر أحد منكم أن يحجز عنه عقابنا. إن هذا القرآن لعظة للمتقين الذين يمتثلون أوامر الله ويجتنبون نواهيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَـٰجِزِينَ
69:47
Nor could any of you withhold him (from Our wrath).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and none of you could have defended him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And not one of you could have held Us off from him.
M. Pickthall · EN · public-domain
And there is no one of you who could prevent [Us] from him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو ادَّعى محمد علينا شيئًا لم نقله، لانتقمنا وأخذنا منه باليمين، ثم لقطعنا منه نياط قلبه، فلا يقدر أحد منكم أن يحجز عنه عقابنا. إن هذا القرآن لعظة للمتقين الذين يمتثلون أوامر الله ويجتنبون نواهيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
69:48
But verily this is a Message for the Allah-fearing.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This [Quran] is a reminder for those who are aware of God.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o (Kur’an), muttakîler (duyarlı olanlar) için bir hatırlatmadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is a warrant unto those who ward off (evil).
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, it [i.e., the Qur’ān] is a reminder for the righteous.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولو ادَّعى محمد علينا شيئًا لم نقله، لانتقمنا وأخذنا منه باليمين، ثم لقطعنا منه نياط قلبه، فلا يقدر أحد منكم أن يحجز عنه عقابنا. إن هذا القرآن لعظة للمتقين الذين يمتثلون أوامر الله ويجتنبون نواهيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
69:49
And We certainly know that there are amongst you those that reject (it).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We know that some of you consider it to be lies-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki içinizde (onu) yalanlayanların olduğunu bilmekteyiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! We know that some among you will deny (it).
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, We know that among you are deniers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا لَنعلم أنَّ مِنكم مَن يكذِّب بهذا القرآن مع وضوح آياته، وإن التكذيب به لندامة عظيمة على الكافرين به حين يرون عذابهم ويرون نعيم المؤمنين به، وإنه لحق ثابت ويقين لا شك فيه. فنزِّه الله سبحانه عما لا يليق بجلاله، واذكره باسمه العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ
69:50
But truly (Revelation) is a cause of sorrow for the Unbelievers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
this will be a source of bitter regret for the disbelievers-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o (Kur’an), kâfirler için bir pişmanlık (sebebi)dir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is indeed an anguish for the disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, it will be [a cause of] regret upon the disbelievers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا لَنعلم أنَّ مِنكم مَن يكذِّب بهذا القرآن مع وضوح آياته، وإن التكذيب به لندامة عظيمة على الكافرين به حين يرون عذابهم ويرون نعيم المؤمنين به، وإنه لحق ثابت ويقين لا شك فيه. فنزِّه الله سبحانه عما لا يليق بجلاله، واذكره باسمه العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
69:51
But verily it is Truth of assured certainty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, şüphesiz kesin gerçektir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but it is in fact the certain Truth.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o (Kur’an), gerçeğin ta kendisidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! it is absolute truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, it is the truth of certainty.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا لَنعلم أنَّ مِنكم مَن يكذِّب بهذا القرآن مع وضوح آياته، وإن التكذيب به لندامة عظيمة على الكافرين به حين يرون عذابهم ويرون نعيم المؤمنين به، وإنه لحق ثابت ويقين لا شك فيه. فنزِّه الله سبحانه عما لا يليق بجلاله، واذكره باسمه العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
69:52
So glorify the name of thy Lord Most High.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So [Prophet] glorify the name of your Lord, the Almighty.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So glorify the name of thy Tremendous Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
So exalt the name of your Lord, the Most Great.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا لَنعلم أنَّ مِنكم مَن يكذِّب بهذا القرآن مع وضوح آياته، وإن التكذيب به لندامة عظيمة على الكافرين به حين يرون عذابهم ويرون نعيم المؤمنين به، وإنه لحق ثابت ويقين لا شك فيه. فنزِّه الله سبحانه عما لا يليق بجلاله، واذكره باسمه العظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)