30.The Romans
الرومMeccan · 60 ayahs
- 1
الٓمٓ
30:1
A. L. M.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elif, Lam, Mim.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elif, Lâm, Mim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Alif Lam Mim
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elif. Lâm. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alif. Lam. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
Alif, Lām, Meem.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(الم) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
غُلِبَتِ ٱلرُّومُ
30:2
The Roman Empire has been defeated-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rumlar yenildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The Byzantines have been defeated
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The Romans have been defeated
M. Pickthall · EN · public-domain
The Byzantines have been defeated
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
غَلَبت فارسُ الرومَ في أدنى أرض "الشام" إلى "فارس"، وسوف يَغْلِب الرومُ الفرسَ في مدة من الزمن، لا تزيد على عشر سنوات ولا تنقص عن ثلاث. لله سبحانه وتعالى الأمر كله قبل انتصار الروم وبعده، ويوم ينتصر الروم على الفرس يفرح المؤمنون بنصر الله للروم على الفرس. والله سبحانه وتعالى ينصر من يشاء، ويخذل من يشاء، وهو العزيز الذي لا يغالَب، الرحيم بمن شاء من خلقه. وقد تحقق ذلك فغَلَبَت الرومُ الفرسَ بعد سبع سنين، وفرح المسلمون بذلك؛ لكون الروم أهل كتاب وإن حرَّفوه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
فِىٓ أَدْنَى ٱلْأَرْضِ وَهُم مِّنۢ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ
30:3
In a land close by; but they, (even) after (this) defeat of theirs, will soon be victorious-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in a nearby land. They will reverse their defeat with a victory
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In the nearer land, and they, after their defeat will be victorious
M. Pickthall · EN · public-domain
In the nearest land. But they, after their defeat, will overcome
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
غَلَبت فارسُ الرومَ في أدنى أرض "الشام" إلى "فارس"، وسوف يَغْلِب الرومُ الفرسَ في مدة من الزمن، لا تزيد على عشر سنوات ولا تنقص عن ثلاث. لله سبحانه وتعالى الأمر كله قبل انتصار الروم وبعده، ويوم ينتصر الروم على الفرس يفرح المؤمنون بنصر الله للروم على الفرس. والله سبحانه وتعالى ينصر من يشاء، ويخذل من يشاء، وهو العزيز الذي لا يغالَب، الرحيم بمن شاء من خلقه. وقد تحقق ذلك فغَلَبَت الرومُ الفرسَ بعد سبع سنين، وفرح المسلمون بذلك؛ لكون الروم أهل كتاب وإن حرَّفوه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
فِى بِضْعِ سِنِينَ ۗ لِلَّهِ ٱلْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِنۢ بَعْدُ ۚ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ
30:4
Within a few years. With Allah is the Decision, in the past and in the Future: on that Day shall the Believers rejoice-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in a few years’ time––God is in command, first and last. On that day, the believers will rejoice
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Within ten years - Allah's is the command in the former case and in the latter - and in that day believers will rejoice
M. Pickthall · EN · public-domain
Within three to nine years. To Allāh belongs the command [i.e., decree] before and after. And that day the believers will rejoice
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
غَلَبت فارسُ الرومَ في أدنى أرض "الشام" إلى "فارس"، وسوف يَغْلِب الرومُ الفرسَ في مدة من الزمن، لا تزيد على عشر سنوات ولا تنقص عن ثلاث. لله سبحانه وتعالى الأمر كله قبل انتصار الروم وبعده، ويوم ينتصر الروم على الفرس يفرح المؤمنون بنصر الله للروم على الفرس. والله سبحانه وتعالى ينصر من يشاء، ويخذل من يشاء، وهو العزيز الذي لا يغالَب، الرحيم بمن شاء من خلقه. وقد تحقق ذلك فغَلَبَت الرومُ الفرسَ بعد سبع سنين، وفرح المسلمون بذلك؛ لكون الروم أهل كتاب وإن حرَّفوه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
بِنَصْرِ ٱللَّهِ ۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
30:5
With the help of Allah. He helps whom He will, and He is exalted in might, most merciful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Bu da) Allah'ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
at God’s help. He helps whoever He pleases: He is the Mighty, the Merciful.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rumlar (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın yerde yenildi. (Oysa) onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir (yetki) yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine (layık olana) yardım eder. O güçlüdür, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In Allah's help to victory. He helpeth to victory whom He will. He is the Mighty, the Merciful.
M. Pickthall · EN · public-domain
In the victory of Allāh. He gives victory to whom He wills, and He is the Exalted in Might, the Merciful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
غَلَبت فارسُ الرومَ في أدنى أرض "الشام" إلى "فارس"، وسوف يَغْلِب الرومُ الفرسَ في مدة من الزمن، لا تزيد على عشر سنوات ولا تنقص عن ثلاث. لله سبحانه وتعالى الأمر كله قبل انتصار الروم وبعده، ويوم ينتصر الروم على الفرس يفرح المؤمنون بنصر الله للروم على الفرس. والله سبحانه وتعالى ينصر من يشاء، ويخذل من يشاء، وهو العزيز الذي لا يغالَب، الرحيم بمن شاء من خلقه. وقد تحقق ذلك فغَلَبَت الرومُ الفرسَ بعد سبع سنين، وفرح المسلمون بذلك؛ لكون الروم أهل كتاب وإن حرَّفوه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
وَعْدَ ٱللَّهِ ۖ لَا يُخْلِفُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
30:6
(It is) the promise of Allah. Never does Allah depart from His promise: but most men understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'ın vaadi budur. Allah, vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is God’s promise: God never breaks His promise, but most people do not know;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bu), Allah’ın vaadi olarak (gerçekleşecektir). Allah sözünden caymaz fakat insanların çoğu bilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is a promise of Allah. Allah faileth not His promise, but most of mankind know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
[It is] the promise of Allāh. Allāh does not fail in His promise, but most of the people do not know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعد الله المؤمنين وعدًا جازمًا لا يتخلف، بنصر الروم النصارى على الفرس الوثنيين، ولكن أكثر كفار "مكة" لا يعلمون أن ما وعد الله به حق، وإنما يعلمون ظواهر الدنيا وزخرفها، وهم عن أمور الآخرة وما ينفعهم فيها غافلون، لا يفكرون فيها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
يَعْلَمُونَ ظَـٰهِرًا مِّنَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ غَـٰفِلُونَ
30:7
They know but the outer (things) in the life of this world: but of the End of things they are heedless.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, dünya hayatının görülen kısmını bilirler. Onlar, ahiretten habersizdirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar, sadece bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Ahiretten ise onlar hep gafildirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they only know the outer surface of this present life and are heedless of the life to come.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Onlar ahiretten tamamen habersiz(miş gibi davranır)lar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They know only some appearance of the life of the world, and are heedless of the Hereafter.
M. Pickthall · EN · public-domain
They know what is apparent of the worldly life, but they, of the Hereafter, are unaware.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعد الله المؤمنين وعدًا جازمًا لا يتخلف، بنصر الروم النصارى على الفرس الوثنيين، ولكن أكثر كفار "مكة" لا يعلمون أن ما وعد الله به حق، وإنما يعلمون ظواهر الدنيا وزخرفها، وهم عن أمور الآخرة وما ينفعهم فيها غافلون، لا يفكرون فيها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِم ۗ مَّا خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى ۗ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ بِلِقَآئِ رَبِّهِمْ لَكَـٰفِرُونَ
30:8
Do they not reflect in their own minds? Not but for just ends and for a term appointed, did Allah create the heavens and the earth, and all between them: yet are there truly many among men who deny the meeting with their Lord (at the Resurrection)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendi kendilerine, Allah'ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmezler mi? Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkar ederler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Have they not thought about their own selves? God did not create the heavens and earth and everything between them without a serious purpose and an appointed time, yet many people deny that they will meet their Lord.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak ve ancak bir amaç ile ve belirli bir süre için yarattığını kendi kendilerine hiç mi düşünmediler! Şüphesiz ki insanların çoğu, Rableriyle karşılaşmayı inkâr etmektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not pondered upon themselves? Allah created not the heavens and the earth, and that which is between them, save with truth and for a destined end. But truly many of mankind are disbelievers in the meeting with their Lord.
M. Pickthall · EN · public-domain
Do they not contemplate within themselves? Allāh has not created the heavens and the earth and what is between them except in truth and for a specified term. And indeed, many of the people, in the meeting with their Lord, are disbelievers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم يتفكر هؤلاء المكذِّبون برسل الله ولقائه في خلق الله إياهم، وأنه خلقهم، ولم يكونوا شيئًا. ما خلق الله السموات والأرض وما بينهما إلا لإقامة العدل والثواب والعقاب، والدلالة على توحيده وقدرته، وأجل مسمى تنتهي إليه وهو يوم القيامة؟ وإن كثيرًا من الناس بلقاء ربهم لجاحدون منكرون؛ جهلا منهم بأن معادهم إلى الله بعد فنائهم، وغفلةً منهم عن الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا۟ ٱلْأَرْضَ وَعَمَرُوهَآ أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَـٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
30:9
Do they not travel through the earth, and see what was the end of those before them? They were superior to them in strength: they tilled the soil and populated it in greater numbers than these have done: there came to them their messengers with Clear (Signs). (Which they rejected, to their own destruction): It was not Allah Who wronged them, but they wronged their own souls.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle peygamberler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar, yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlüydüler. Toprağı sürmüşler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek Allah onlara zulmetmiyordu. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Have they not travelled through the land and seen how their predecessors met their end? They were mightier than them: they cultivated the earth more and built more upon it. Their own mes-sengers also came to them with clear signs: God did not wrong them; they wronged themselves.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? Onlar kendilerinden daha güçlüydüler; yeri kazıp altüst etmiş, onu (toprağı) bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de onlara apaçık deliller getirmişti. Allah onlara haksızlık edecek değildi fakat onlar kendi kendilerine yazık etmekteydiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not travelled in the land and seen the nature of the consequence for those who were before them? They were stronger than these in power, and they dug the earth and built upon it more than these have built. Messengers of their own came unto them with clear proofs (of Allah's Sovereignty). Surely Allah wronged them not, but they did wrong themselves.
M. Pickthall · EN · public-domain
Have they not traveled through the earth and observed how was the end of those before them? They were greater than them in power, and they plowed [or excavated] the earth and built it up more than they [i.e., the Makkans] have built it up, and their messengers came to them with clear evidences. And Allāh would not ever have wronged them, but they were wronging themselves.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم يَسِرْ هؤلاء المكذبون بالله الغافلون عن الآخرة في الأرض سَيْرَ تأمل واعتبار، فيشاهدوا كيف كان جزاء الأمم الذين كذَّبوا برسل الله كعاد وثمود؟ وقد كانوا أقوى منهم أجسامًا، وأقدر على التمتع بالحياة حيث حرثوا الأرض وزرعوها، وبنَوْا القصور وسكنوها، فعَمَروا دنياهم أكثر مما عَمَر أهل "مكة" دنياهم، فلم تنفعهم عِمارتهم ولا طول مدتهم، وجاءتهم رسلهم بالحجج الظاهرة والبراهين الساطعة، فكذَّبوهم فأهلكهم الله، ولم يظلمهم الله بذلك الإهلاك، وإنما ظلموا أنفسهم بالشرك والعصيان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
ثُمَّ كَانَ عَـٰقِبَةَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔوا۟ ٱلسُّوٓأَىٰٓ أَن كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ بِهَا يَسْتَهْزِءُونَ
30:10
In the long run evil in the extreme will be the End of those who do evil; for that they rejected the Signs of Allah, and held them up to ridicule.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra Allah'ın ayetlerini yalan sayıp, onları alaya alarak kötülük yapanların sonu pek kötü oldu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Later the evildoers met a terrible end for rejecting and [repeatedly] mocking God’s revelations.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonunda Allah’ın ayetlerini yalanlayarak ve onlarla alay ederek kötülük yapanların sonları çok kötü oldu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then evil was the consequence to those who dealt in evil, because they denied the revelations of Allah and made a mock of them.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then the end of those who did evil was the worst [consequence] because they denied the signs of Allāh and used to ridicule them.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم كانت عاقبة أهل السوء من الطغاة والكفرة أسوأ العواقب وأقبحها؛ لتكذيبهم بالله وسخريتهم بآياته التي أنزلها على رسله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
ٱللَّهُ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
30:11
It is Allah Who begins (the process of) creation; then repeats it; then shall ye be brought back to Him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah önce yaratır, ölümünden sonra tekrar diriltir. Sonunda O'na döneceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah yaratmayı ilkin yapar, sonra da çevirir, onu yeniden yapar. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God brings creation into being; in the end He will reproduce it and it is to Him you will be recalled.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah yaratmaya başlar; sonra da onu (yaratmayı) iade eder (tekrarlar).Sonunda yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah produceth creation, then He reproduceth it, then unto Him ye will be returned.
M. Pickthall · EN · public-domain
Allāh begins creation; then He will repeat it; then to Him you will be returned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله وحده هو المتفرد بإنشاء المخلوقات كلها، وهو القادر وحده على إعادتها مرة أخرى، ثم إليه يرجع جميع الخلق، فيجازي المحسن بإحسانه والمسيء بإساءته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُبْلِسُ ٱلْمُجْرِمُونَ
30:12
On the Day that the Hour will be established, the guilty will be struck dumb with despair.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet koptuğu gün suçlular umutsuz kalıverirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kıyamet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On the Day the Hour arrives, the guilty will despair
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (Son) Saat’in yaşanacağı gün, suçlular ümitsizlik içinde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in the day when the Hour riseth the unrighteous will despair.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the Day the Hour appears the criminals will be in despair.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويوم تقوم الساعة ييئس المجرمون من النجاة من العذاب، وتصيبهم الحَيْرة فتنقطع حجتهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمْ شُفَعَـٰٓؤُا۟ وَكَانُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ كَـٰفِرِينَ
30:13
No intercessor will they have among their "Partners" and they will (themselves) reject their "Partners".
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Koştukları ortakları artık şefaatçileri değildir; ortaklarını inkar ederler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah'a koştukları ortakları inkâr ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and they will have no intercessors among those partners they ascribed to God- they will deny these partners.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah’a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar ortaklarını da inkâr edeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There will be none to intercede for them of those whom they made equal with Allah. And they will reject their partners (whom they ascribed unto Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
And there will not be for them among their [alleged] partners any intercessors, and they will [then] be disbelievers in their partners.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولم يكن للمشركين في ذلك اليوم من آلهتهم التي كانوا يعبدونها من دون الله شفعاء، بل إنها تتبرأ منهم، ويتبرؤون منها. فالشفاعة لله وحده، ولا تُطلَب من غيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ
30:14
On the Day that the Hour will be established,- that Day shall (all men) be sorted out.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet koptuğu gün, işte o gün, darmadağın olurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kıyamet saatinin gelip çattığı gün varya, o gün (inananlarla inanmayanlar) ayrılırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the Hour arrives, on that Day people will be separated:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (Son) Saat’in gerçekleşeceği gün, işte o gün (müminlerle inkârcılar) birbirlerinden ayrılacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In the day when the Hour cometh, in that day they will be sundered.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the Day the Hour appears - that Day they will become separated.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويوم تقوم الساعة يفترق أهل الإيمان به وأهل الكفر، فأما المؤمنون بالله ورسوله، العاملون الصالحات فهم في الجنة، يكرَّمون ويسرُّون وينعَّمون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَهُمْ فِى رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
30:15
Then those who have believed and worked righteous deeds, shall be made happy in a Mead of Delight.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama inanıp yararlı iş işleyenler, ağırlanacakları bir cennette bulunurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi iman edip salih ameller yapmış olanlara gelince, onlar bir bahçe içinde neşelenirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
those who believed and did good deeds will delight in a Garden,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanlara gelince, onlar cennette (nimetlerle) neşelendirileceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for those who believed and did good works, they will be made happy in a Garden.
M. Pickthall · EN · public-domain
And as for those who had believed and done righteous deeds, they will be in a garden [of Paradise], delighted.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويوم تقوم الساعة يفترق أهل الإيمان به وأهل الكفر، فأما المؤمنون بالله ورسوله، العاملون الصالحات فهم في الجنة، يكرَّمون ويسرُّون وينعَّمون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا وَلِقَآئِ ٱلْـَٔاخِرَةِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ فِى ٱلْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
30:16
And those who have rejected Faith and falsely denied our Signs and the meeting of the Hereafter,- such shall be brought forth to Punishment.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnkar edip, ayetlerimizi ve ahirette Bana kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabla yüzyüze bırakılırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Âyetlerimizi ve âhiret buluşmasını yalan sayıp da küfredenlere gelince, işte onlar o zaman azab içinde hazır bulundurulurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
while those who disbelieved and denied Our messages and the meeting of the Hereafter will be brought for punishment.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kâfir olanlar (yani) ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlamış olanlar ise işte onlar azapta hazır bulundurulacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But as for those who disbelieved and denied Our revelations, and denied the meeting of the Hereafter, such will be brought to doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
But as for those who disbelieved and denied Our verses and the meeting of the Hereafter, those will be brought into the punishment [to remain].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما الذين كفروا بالله وكذَّبوا بما جاءت به الرسل وأنكروا البعث بعد الموت، فأولئك في العذاب مقيمون؛ جزاء ما كذَّبوا به في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
فَسُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
30:17
So (give) glory to Allah, when ye reach eventide and when ye rise in the morning;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde akşama girdiğiniz zaman da, sabaha girdiğiniz zaman da tesbih Allah'ındır. (daima O, tesbih edilir).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So celebrate God’s glory in the evening, in the morning-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih (edin, namaz kılın)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So glory be to Allah when ye enter the night and when ye enter the morning -
M. Pickthall · EN · public-domain
So exalted is Allāh when you reach the evening and when you reach the morning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فيا أيها المؤمنون سبِّحوا الله ونزِّهوه عن الشريك والصاحبة والولد، وَصِفوه بصفات الكمال بألسنتكم، وحقِّقوا ذلك بجوارحكم كلها حين تمسون، وحين تصبحون، ووقت العشي، ووقت الظهيرة. وله -سبحانه- الحمد والثناء في السموات والأرض وفي الليل والنهار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
30:18
Yea, to Him be praise, in the heavens and on earth; and in the late afternoon and when the day begins to decline.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Göklerde ve yerde, ikindileyin de, öğleye erdiğiniz zaman da hamd O'na mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
praise is due to Him in the heavens and the earth- in the late afternoon, and at midday.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göklerde ve yerde hamd (övgü) yalnızca O’nadır. (Ayrıca) günün sonunda (yatsı vaktinde) ve öğleye ulaştığınızda da (Allah’ı tesbih edin, namaz kılın)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto Him be praise in the heavens and the earth! - and at the sun's decline and in the noonday.
M. Pickthall · EN · public-domain
And to Him is [due all] praise throughout the heavens and the earth. And [exalted is He] at night and when you are at noon.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فيا أيها المؤمنون سبِّحوا الله ونزِّهوه عن الشريك والصاحبة والولد، وَصِفوه بصفات الكمال بألسنتكم، وحقِّقوا ذلك بجوارحكم كلها حين تمسون، وحين تصبحون، ووقت العشي، ووقت الظهيرة. وله -سبحانه- الحمد والثناء في السموات والأرض وفي الليل والنهار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
يُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ وَيُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ وَكَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ
30:19
It is He Who brings out the living from the dead, and brings out the dead from the living, and Who gives life to the earth after it is dead: and thus shall ye be brought out (from the dead).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır. Ey insanlar! İşte siz de böylece diriltileceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizler de işte öyle çıkarılacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He brings the living out of the dead and the dead out of the living. He gives life to the earth after death, and you will be brought out in the same way.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ölüden diriyi çıkarıyor; diriden de ölüyü çıkarıyor; yeri ölümünün ardından canlandırıyor. İşte siz de (mezarlarınızdan) böyle çıkarılacaksınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He bringeth forth the living from the dead, and He bringeth forth the dead from the living, and He reviveth the earth after her death. And even so will ye be brought forth.
M. Pickthall · EN · public-domain
He brings the living out of the dead and brings the dead out of the living and brings to life the earth after its lifelessness. And thus will you be brought out.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يخرج الله الحي من الميت كالإنسان من النطفة والطير من البيضة، ويخرج الميت من الحي، كالنطفة من الإنسان والبيضة من الطير. ويحيي الأرض بالنبات بعد يُبْسها وجفافها، ومثل هذا الإحياء تخرجون -أيها الناس- من قبوركم أحياء للحساب والجزاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَآ أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ
30:20
Among His Signs in this, that He created you from dust; and then,- behold, ye are men scattered (far and wide)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi topraktan yaratması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra hemen birer insan olup yeryüzüne yayılırsınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O'nun âyetlerinden (kudretinin delillerinden)dir ki, sizi bir topraktan yarattı. Sonra da siz şimdi yeryüzünde dağılıp yayılan insanlar oluverdiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
One of His signs is that He created you from dust and- lo and behold!- you became human and scattered far and wide.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizi topraktan yaratması, O’nun delillerindendir. Sonra siz yayılan insanlar oldunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He created you of dust, and behold you human beings, ranging widely!
M. Pickthall · EN · public-domain
And of His signs is that He created you from dust; then, suddenly you were human beings dispersing [throughout the earth].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن آيات الله الدالة على عظمته وكمال قدرته أن خلق أباكم آدم من تراب، ثم أنتم بشر تتناسلون منتشرين في الأرض، تبتغون من فضل الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًا لِّتَسْكُنُوٓا۟ إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
30:21
And among His Signs is this, that He created for you mates from among yourselves, that ye may dwell in tranquillity with them, and He has put love and mercy between your (hearts): verily in that are Signs for those who reflect.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine O'nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Another of His signs is that He created spouses from among yourselves for you to live with in tranquillity: He ordained love and kindness between you. There truly are signs in this for those who reflect.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendileriyle kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var etmesi O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He created for you helpmeets from yourselves that ye might find rest in them, and He ordained between you love and mercy. Lo! herein indeed are portents for folk who reflect.
M. Pickthall · EN · public-domain
And of His signs is that He created for you from yourselves mates that you may find tranquility in them; and He placed between you affection and mercy. Indeed in that are signs for a people who give thought.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن آياته الدالة على عظمته وكمال قدرته أن خلق لأجلكم من جنسكم -أيها الرجال- أزواجًا؛ لتطمئن نفوسكم إليها وتسكن، وجعل بين المرأة وزوجها محبة وشفقة، إن في خلق الله ذلك لآيات دالة على قدرة الله ووحدانيته لقوم يتفكرون، ويتدبرون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦ خَلْقُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَـٰفُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَٰنِكُمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْعَـٰلِمِينَ
30:22
And among His Signs is the creation of the heavens and the earth, and the variations in your languages and your colours: verily in that are Signs for those who know.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O'nun varlığının belgelerindendir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Another of His signs is the creation of the heavens and earth, and the diversity of your languages and colours. There truly are signs in this for those who know.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda (gerçeği) bilenler için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is the creation of the heavens and the earth, and the difference of your languages and colours. Lo! herein indeed are portents for men of knowledge.
M. Pickthall · EN · public-domain
And of His signs is the creation of the heavens and the earth and the diversity of your languages and your colors. Indeed in that are signs for those of knowledge.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن دلائل القدرة الربانية: خَلْقُ السموات وارتفاعها بغير عمد، وخَلْقُ الأرض مع اتساعها وامتدادها، واختلافُ لغاتكم وتباينُ ألوانكم، إن في هذا لَعبرة لكل ذي علم وبصيرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦ مَنَامُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱبْتِغَآؤُكُم مِّن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
30:23
And among His Signs is the sleep that ye take by night and by day, and the quest that ye (make for livelihood) out of His Bounty: verily in that are signs for those who hearken.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Geceleyin uyumanız, gündüz de lütfundan rızık aramanız O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda kulak veren millet için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine gecede ve gündüzde uyumanız ve lütfundan nasib aramanız da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda dinleyecek bir kavim için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Among His signs are your sleep, by night and by day, and your seeking His bounty. There truly are signs in this for those who can hear.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve (Allah’ın) lütfundan (payınızı) aramanız da O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda (gerçeği) dinleyen bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is your slumber by night and by day, and your seeking of His bounty. Lo! herein indeed are portents for folk who heed.
M. Pickthall · EN · public-domain
And of His signs is your sleep by night and day and your seeking of His bounty. Indeed in that are signs for a people who listen.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن دلائل هذه القدرة أن جعل الله النوم راحة لكم في الليل أو النهار؛ إذ في النوم حصول الراحة وذهاب التعب، وجعل لكم النهار تنتشرون فيه لطلب الرزق، إن في ذلك لدلائل على كمال قدرة الله ونفوذ مشيئته لقوم يسمعون المواعظ سماع تأمل وتفكر واعتبار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَيُحْىِۦ بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
30:24
And among His Signs, He shows you the lightning, by way both of fear and of hope, and He sends down rain from the sky and with it gives life to the earth after it is dead: verily in that are Signs for those who are wise.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine O'nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Among His signs, too, are that He shows you the lightning that terrifies and inspires hope; that He sends water down from the sky to restore the earth to life after death. There truly are signs in this for those who use their reason.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Size korku ve ümit olarak şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünün ardından yeri (toprağı) onunla diriltmesi de O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda akıl eden bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He showeth you the lightning for a fear and for a hope, and sendeth down water from the sky, and thereby quickeneth the earth after her death. Lo! herein indeed are portents for folk who understand.
M. Pickthall · EN · public-domain
And of His signs is [that] He shows you the lightning [causing] fear and aspiration, and He sends down rain from the sky by which He brings to life the earth after its lifelessness. Indeed in that are signs for a people who use reason.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن دلائل قدرته سبحانه أن يريكم البرق، فتخافون من الصواعق، وتطمعون في الغيث، وينزل من السحاب مطرًا فيحيي به الأرض بعد جدبها وجفافها، إن في هذا لدليلا على كمال قدرة الله وعظيم حكمته وإحسانه لكل مَن لديه عقل يهتدي به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ بِأَمْرِهِۦ ۚ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ إِذَآ أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
30:25
And among His Signs is this, that heaven and earth stand by His Command: then when He calls you, by a single call, from the earth, behold, ye (straightway) come forth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yine göğün ve yerin, emriyle durması da O'nun âyetlerindendir. Sonra sizi bir tek çağırışla çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki (yerden diriltilip çıkarılıyorsunuz).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Among His signs, too, is the fact that the heavens and the earth stand firm by His command. In the end, you will all emerge when He calls you from the earth.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göğün ve yerin O’nun emri ile durması da O’nun delillerindendir. Sonra sizi yerden (dirilmeniz için) bir kez çağırdı mı bir de bakarsınız ki hemen (mezarlarınızdan) çıkıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: The heavens and the earth stand fast by His command, and afterward, when He calleth you, lo! from the earth ye will emerge.
M. Pickthall · EN · public-domain
And of His signs is that the heaven and earth stand [i.e., remain] by His command. Then when He calls you with a [single] call from the earth, immediately you will come forth.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن آياته الدالة على قدرته قيام السماء والأرض واستقرارهما وثباتهما بأمره، فلم تتزلزلا ولم تسقط السماء على الأرض، ثم إذا دعاكم الله إلى البعث يوم القيامة، إذا أنتم تخرجون من القبور مسرعين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
وَلَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ كُلٌّ لَّهُۥ قَـٰنِتُونَ
30:26
To Him belongs every being that is in the heavens and on earth: all are devoutly obedient to Him.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O'nundur. Hepsi de O'na itaat etmektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Everyone in the heavens and earth belongs to Him, and all are obedient to Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi yalnızca O’na (Allah’a) aittir. Hepsi yalnızca O’na boyun eğenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Unto Him belongeth whosoever is in the heavens and the earth. All are obedient unto Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
And to Him belongs whoever is in the heavens and earth. All are to Him devoutly obedient.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولله وحده كل مَن في السموات والأرض من الملائكة والإنس والجن والحيوان والنبات والجماد، كل هؤلاء منقادون لأمره خاضعون لكماله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَهُوَ ٱلَّذِى يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ ۚ وَلَهُ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
30:27
It is He Who begins (the process of) creation; then repeats it; and for Him it is most easy. To Him belongs the loftiest similitude (we can think of) in the heavens and the earth: for He is Exalted in Might, full of wisdom.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O'dur. Bu, O'nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakim'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem yaratmayı ilkin yapan O'dur. Sonra onu çevirip yeniden yapacak olan da O'dur ki, bu O'na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ve şeref O'nundur. O çokgüçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He is the One who originates creation and will do it again- this is even easier for Him. He is above all comparison in the heavens and earth; He is the Almighty, the All Wise.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yaratmaya başlayan O’dur; sonra onu yeniden yaratır ki bu O’nun için çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce sıfat yalnızca O’na aittir. O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He it is Who produceth creation, then reproduceth it, and it is easier for Him. His is the Sublime Similitude in the heavens and the earth. He is the Mighty, the Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
And it is He who begins creation; then He repeats it, and that is [even] easier for Him. To Him belongs the highest description [i.e., attribute] in the heavens and earth. And He is the Exalted in Might, the Wise.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والله وحده الذي يبدأ الخلق من العدم ثم يعيده حيًا بعد الموت، وإعادة الخلق حيًا بعد الموت أهون على الله من ابتداء خلقهم، وكلاهما عليه هيِّن. وله سبحانه الوصف الأعلى في كل ما يوصف به، ليس كمثله شيء، وهو السميع البصير. وهو العزيز الذي لا يغالَب، الحكيم في أقواله وأفعاله، وتدبير أمور خلقه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
ضَرَبَ لَكُم مَّثَلًا مِّنْ أَنفُسِكُمْ ۖ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُم مِّن شُرَكَآءَ فِى مَا رَزَقْنَـٰكُمْ فَأَنتُمْ فِيهِ سَوَآءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَـٰتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
30:28
He does propound to you a similitude from your own (experience): do ye have partners among those whom your right hands possess, to share as equals in the wealth We have bestowed on you? Do ye fear them as ye fear each other? Thus do we explain the Signs in detail to a people that understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız? Düşünen millete ayetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, size kendinizden bir misâl verdi: Hiç size rızık olarak verdiğimiz şeylerde elleriniz altındaki kölelerinizden ortaklarınız bulunur da onlarla siz eşit olur, aranızda birbirinizi saydığınız gibi, onları da sayar mısınız? İşte biz, düşünecek bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He gives you this example, drawn from your own lives: do you make your slaves full partners with an equal share in what We have given you? Do you fear them as you fear each other? This is how We make Our messages clear to those who use their reason.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) size kendinizden şöyle bir örnek vermektedir: Sahibi olduğunuz köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda –birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz için sizinle eşit (haklara sahip)– ortaklarınız var mı? Akıl eden bir toplum için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He coineth for you a similitude of yourselves. Have ye, from among those whom your right hands possess, partners in the wealth We have bestowed upon you, equal with you in respect thereof, so that ye fear them as ye fear each other (that ye ascribe unto Us partners out of that which We created)? Thus We display the revelations for people who have sense.
M. Pickthall · EN · public-domain
He presents to you an example from yourselves. Do you have among those whom your right hands possess [i.e., slaves] any partners in what We have provided for you so that you are equal therein [and] would fear them as your fear of one another [within a partnership]? Thus do We detail the verses for a people who use reason.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ضرب الله مثلا لكم -أيها المشركون -من أنفسكم: هل لكم من عبيدكم وإمائكم مَن يشارككم في رزقكم، وترون أنكم وإياهم متساوون فيه، تخافونهم كما تخافون الأحرار الشركاء في مقاسمة أموالكم؟ إنكم لن ترضوا بذلك، فكيف ترضون بذلك في جنب الله بأن تجعلوا له شريكًا من خلقه؟ وبمثل هذا البيان نبيِّن البراهين والحجج لأصحاب العقول السليمة الذين ينتفعون بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَهْوَآءَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ ۖ فَمَن يَهْدِى مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ ۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ
30:29
Nay, the wrong-doers (merely) follow their own lusts, being devoid of knowledge. But who will guide those whom Allah leaves astray? To them there will be no helpers.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; zulmedenler, körü körüne kendi heveslerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola eriştirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat zulmedenler, bilgisizce hevalarına uydular. Artık Allah'ın şaşırdığını kim yola getirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And still the idolaters follow their own desires without any knowledge. Who can guide those God leaves to stray, who have no one to help them?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aslında haksızlık edenler, bilgisizce heveslerine uydular. Allah’ın saptırdığını (sapkınlığını onayladığını) kim doğru yola ulaştırabilir ki! Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but those who do wrong follow their own lusts without knowledge. Who is able to guide him whom Allah hath sent astray? For such there are no helpers.
M. Pickthall · EN · public-domain
But those who wrong follow their [own] desires without knowledge. Then who can guide one whom Allāh has sent astray? And for them there are no helpers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل اتبع المشركون أهواءهم بتقليد آبائهم بغير علم، فشاركوهم في الجهل والضلالة، ولا أحد يقدر على هداية مَن أضلَّه الله بسبب تماديه في الكفر والعناد، وليس لهؤلاء مِن أنصار يُخَلِّصونهم من عذاب الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيْهَا ۚ لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
30:30
So set thou thy face steadily and truly to the Faith: (establish) Allah's handiwork according to the pattern on which He has made mankind: no change (let there be) in the work (wrought) by Allah: that is the standard Religion: but most among mankind understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So [Prophet] as a man of pure faith, stand firm and true in your devotion to the religion. This is the natural disposition God instilled in mankind- there is no altering God’s creation- and this is the right religion, though most people do not realize it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen hanîf (Allah’ı birleyen) olarak yüzünü dine yani Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir! Allah’ın yaratmasında değişme yoktur. İşte doğru din budur fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So set thy purpose (O Muhammad) for religion as a man by nature upright - the nature (framed) of Allah, in which He hath created man. There is no altering (the laws of) Allah's creation. That is the right religion, but most men know not -
M. Pickthall · EN · public-domain
So direct your face [i.e., self] toward the religion, inclining to truth. [Adhere to] the fiṭrah of Allāh upon which He has created [all] people. No change should there be in the creation of Allāh. That is the correct religion, but most of the people do not know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأقم -أيها الرسول أنت ومن اتبعك- وجهك، واستمر على الدين الذي شرعه الله لك، وهو الإسلام الذي فطر الله الناس عليه، فبقاؤكم عليه، وتمسككم به، تمسك بفطرة الله من الإيمان بالله وحده، لا تبديل لخلق الله ودينه، فهو الطريق المستقيم الموصل إلى رضا الله رب العالمين وجنته، ولكن أكثر الناس لا يعلمون أن الذي أمرتك به -أيها الرسول- هو الدين الحق دون سواه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
۞ مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
30:31
Turn ye back in repentance to Him, and fear Him: establish regular prayers, and be not ye among those who join gods with Allah,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Turn to Him alone, all of you. Be mindful of Him; keep up the prayer; do not join those who ascribe partners to God,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hepiniz O’na yönelenler olarak (fıtratınıza dönün)! O’na karşı takvâlı (duyarlı) olun, namazı kılın; müşriklerden olmayın!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Turning unto Him (only); and be careful of your duty unto Him and establish worship, and be not of those who ascribe partners (unto Him);
M. Pickthall · EN · public-domain
[Adhere to it], turning in repentance to Him, and fear Him and establish prayer and do not be of those who associate others with Allāh
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكونوا راجعين إلى الله بالتوبة وإخلاص العمل له، واتقوه بفعل الأوامر واجتناب النواهي، وأقيموا الصلاة تامة بأركانها وواجباتها وشروطها، ولا تكونوا من المشركين مع الله غيره في العبادة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
مِنَ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
30:32
Those who split up their Religion, and become (mere) Sects,- each party rejoicing in that which is with itself!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O müşriklerden (olmayın ki) onlar, dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her grup kendilerindekine güvenmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
those who divide their religion into sects, with each party rejoicing in their own.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlardan (olmayın! Bunlardan) her grup, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Of those who split up their religion and became schismatics, each sect exulting in its tenets.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Or] of those who have divided their religion and become sects, every faction rejoicing in what it has.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولا تكونوا من المشركين وأهل الأهواء والبدع الذين بدَّلوا دينهم، وغيَّروه، فأخذوا بعضه، وتركوا بعضه؛ تبعًا لأهوائهم، فصاروا فرقًا وأحزابًا، يتشيعون لرؤسائهم وأحزابهم وآرائهم، يعين بعضهم بعضًا على الباطل، كل حزب بما لديهم فرحون مسرورون، يحكمون لأنفسهم بأنهم على الحق وغيرهم على الباطل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا۟ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
30:33
When trouble touches men, they cry to their Lord, turning back to Him in repentance: but when He gives them a taste of Mercy as from Himself, behold, some of them pay part-worship to other god's besides their Lord,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When something bad happens to people, they cry to their Lord and turn to Him for help, but no sooner does He let them taste His blessing than- lo and behold!- some of them ascribe partners to their Lord,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanların başına bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra (Allah) katından onlara bir rahmet (bolluk) tattırınca bakarsınız ki kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için onlardan bir grup, Rablerine yine ortak koşuyorlar. Bir süre (daha) yararlanın! İleride bileceksiniz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when harm toucheth men they cry unto their Lord, turning to Him in repentance; then, when they have tasted of His mercy, behold! some of them attribute partners to their Lord
M. Pickthall · EN · public-domain
And when adversity touches the people, they call upon their Lord, turning in repentance to Him. Then when He lets them taste mercy from Him, at once a party of them associate others with their Lord,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا أصاب الناسَ شدة وبلاء دعَوا ربهم مخلصين له أن يكشف عنهم الضر، فإذا رحمهم وكشف عنهم ضرهم إذا فريق منهم يعودون إلى الشرك مرة أخرى، فيعبدون مع الله غيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ فَتَمَتَّعُوا۟ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
30:34
(As if) to show their ingratitude for the (favours) We have bestowed on them! Then enjoy (your brief day); but soon will ye know (your folly).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunu da kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için yaparlar. Haydi geçinedurun bakalım, yakında bileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
showing no gratitude for what We have given them. ‘Take your pleasure! You will come to know.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanların başına bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra (Allah) katından onlara bir rahmet (bolluk) tattırınca bakarsınız ki kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için onlardan bir grup, Rablerine yine ortak koşuyorlar. Bir süre (daha) yararlanın! İleride bileceksiniz!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So as to disbelieve in that which We have given them. (Unto such it is said): Enjoy yourselves awhile, but ye will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
So that they will deny what We have granted them. Then enjoy yourselves, for you are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليكفروا بما آتيناهم ومننَّا به عليهم من كشف الضر، وزوال الشدة عنهم، فتمتعوا -أيها المشركون- بالرخاء والسَّعَة في هذه الدنيا، فسوف تعلمون ما تلقونه من العذاب والعقاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
أَمْ أَنزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا۟ بِهِۦ يُشْرِكُونَ
30:35
Or have We sent down authority to them, which points out to them the things to which they pay part-worship?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa onlara ortak koşmalarını söyleyen bir delil mi indirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O'na ortak koşmalarını o mu söylüyor?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Did We send them down any authority that sanctions the partners they ascribe to God?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa onlara kesin bir delil indirdik de o delil müşrik olmalarını mı söylüyor!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or have We revealed unto them any warrant which speaketh of that which they associate with Him?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or have We sent down to them an authority [i.e., a proof or scripture], and it speaks of what they have been associating with Him?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أم أنزلنا على هؤلاء المشركين برهانًا ساطعًا وكتابًا قاطعًا، ينطق بصحة شركهم وكفرهم بالله وآياته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَإِذَآ أَذَقْنَا ٱلنَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا۟ بِهَا ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
30:36
When We give men a taste of Mercy, they exult thereat: and when some evil afflicts them because of what their (own) hands have sent forth, behold, they are in despair!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler, ama yaptıklarından ötürü başlarına bir kötülük gelirse hemen ümitlerini kaybediverirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When We give people a taste of Our blessing, they rejoice, but when something bad happens to them- because of their own actions- they fall into utter despair.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanlara bir rahmet (bolluk) tattırdığımızda ona sevinirler. Yaptıkları nedeniyle başlarına bir kötülük gelse bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when We cause mankind to taste of mercy they rejoice therein; but if an evil thing befall them as the consequence of their own deeds, lo! they are in despair!
M. Pickthall · EN · public-domain
And when We let the people taste mercy, they rejoice therein, but if evil afflicts them for what their hands have put forth, immediately they despair.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإذا أذقنا الناس منا نعمة مِن صحة وعافية ورخاء، فرحوا بذلك فرح بطرٍ وأَشَرٍ، لا فرح شكر، وإن يصبهم مرض وفقر وخوف وضيق بسبب ذنوبهم ومعاصيهم، إذا هم يَيْئَسون من زوال ذلك، وهذا طبيعة أكثر الناس في الرخاء والشدة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
30:37
See they not that Allah enlarges the provision and restricts it, to whomsoever He pleases? Verily in that are Signs for those who believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın, rızkı dilediğine yayıp bir ölçüye göre verdiğini görmezler mi? Doğrusu bunda, inananlar için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar görmediler mi ki, Allah dilediği kimseye rızkı serer ve daraltır. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they not see that God gives abundantly to whoever He will and sparingly [to whoever He will]? There truly are signs in this for those who believe.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine (layık olana) açarak (bol) da verebilir, kısarak (dar) da. Şüphesiz ki bunda inanan bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
See they not that Allah enlargeth the provision for whom He will, and straiteneth (it for whom He will). Lo! herein indeed are portents for folk who believe.
M. Pickthall · EN · public-domain
Do they not see that Allāh extends provision for whom He wills and restricts [it]? Indeed in that are signs for a people who believe.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم يعلموا أن الله يوسع الرزق لمن يشاء امتحانًا، هل يشكر أو يكفر؟ ويضيِّقه على من يشاء اختبارًا، هل يصبر أو يجزع؟ إن في ذلك التوسيع والتضييق لآيات لقوم يؤمنون بالله ويعرفون حكمة الله ورحمته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
فَـَٔاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
30:38
So give what is due to kindred, the needy, and the wayfarer. That is best for those who seek the Countenance, of Allah, and it is they who will prosper.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So give their due to the near relative, the needy, and the wayfarer- that is best for those whose goal is God’s approval: these are the ones who will prosper.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen yakınlara, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver! Allah’ın rızasını isteyenler için bu, hayırlı olandır. İşte onlar kurtulanların ta kendileridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So give to the kinsman his due, and to the needy, and to the wayfarer. That is best for those who seek Allah's Countenance. And such are they who are successful.
M. Pickthall · EN · public-domain
So give the relative his right, as well as the needy and the traveler. That is best for those who desire the face [i.e., approval] of Allāh, and it is they who will be the successful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأعط -أيها المؤمن- قريبك حقه من الصلة والصدقة وسائر أعمال البر، وأعط الفقير والمحتاج الذي انقطع به السبيل من الزكاة والصدقة، ذلك الإعطاء خير للذين يريدون بعملهم وجه الله، والذين يعملون هذه الأعمال وغيرها من أعمال الخير، أولئك هم الفائزون بثواب الله الناجون مِن عقابه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن رِّبًا لِّيَرْبُوَا۟ فِىٓ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرْبُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ ۖ وَمَآ ءَاتَيْتُم مِّن زَكَوٰةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُضْعِفُونَ
30:39
That which ye lay out for increase through the property of (other) people, will have no increase with Allah: but that which ye lay out for charity, seeking the Countenance of Allah, (will increase): it is these who will get a recompense multiplied.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat, Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Whatever you lend out in usury to gain value through other people’s wealth will not increase in God’s eyes, but whatever you give in charity, in your desire for God’s approval, will earn multiple rewards.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte (zekât veren) o kişiler -evet onlar- (sevaplarını) katlayanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That which ye give in usury in order that it may increase on (other) people's property hath no increase with Allah; but that which ye give in charity, seeking Allah's Countenance, hath increase manifold.
M. Pickthall · EN · public-domain
And whatever you give for interest [i.e., advantage] to increase within the wealth of people will not increase with Allāh. But what you give in zakāh, desiring the face [i.e., approval] of Allāh - those are the multipliers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما أعطيتم قرضًا من المال بقصد الربا، وطلب زيادة ذلك القرض؛ ليزيد وينمو في أموال الناس، فلا يزيد عند الله، بل يمحقه ويبطله. وما أعطيتم من زكاة وصدقة للمستحقين ابتغاء مرضاة الله وطلبًا لثوابه، فهذا هو الذي يقبله الله ويضاعفه لكم أضعافًا كثيرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۖ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَىْءٍ ۚ سُبْحَـٰنَهُۥ وَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
30:40
It is Allah Who has created you: further, He has provided for your sustenance; then He will cause you to die; and again He will give you life. Are there any of your (false) "Partners" who can do any single one of these things? Glory to Him! and high is He above the partners they attribute (to him)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is God who created you and provided for you, who will cause you to die and then give you life again. Which of your ‘partners’ can do any one of these things? Glory be to God, and exalted be He above the partners they attribute to Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah, sizi yaratandır; sonra sizi rızıklandırandır; sonra sizi öldürecek, sonra da sizi (tekrar) diriltecek (olan)dır. (Allah’a koştuğunuz) ortaklarınız içinde bunlardan herhangi bir şeyi yapabilecek var mı? O, onların ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah is He Who created you and then sustained you, then causeth you to die, then giveth life to you again. Is there any of your (so-called) partners (of Allah) that doeth aught of that? Praised and Exalted be He above what they associate (with Him)!
M. Pickthall · EN · public-domain
Allāh is the one who created you, then provided for you, then will cause you to die, and then will give you life. Are there any of your "partners" who does anything of that? Exalted is He and high above what they associate with Him.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله وحده هو الذي خلقكم -أيها الناس- ثم رزقكم في هذه الحياة، ثم يميتكم بانتهاء آجالكم، ثم يبعثكم من القبور أحياء للحساب والجزاء، هل من شركائكم مَن يفعل من ذلكم من شيء؟ تنزَّه الله وتقدَّس عن شرك هؤلاء المشركين به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
ظَهَرَ ٱلْفَسَادُ فِى ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِى ٱلنَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ ٱلَّذِى عَمِلُوا۟ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
30:41
Mischief has appeared on land and sea because of (the meed) that the hands of men have earned, that (Allah) may give them a taste of some of their deeds: in order that they may turn back (from Evil).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Corruption has flourished on land and sea as a result of people’s actions and He will make them taste the consequences of some of their own actions so that they may turn back.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanların elleriyle kazandıkları (yaptıkları) yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi. Böylece (yanlış yoldan) dönsünler diye (Allah onların) yaptıklarının bir kısmını onlara tattırır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Corruption doth appear on land and sea because of (the evil) which men's hands have done, that He may make them taste a part of that which they have done, in order that they may return.
M. Pickthall · EN · public-domain
Corruption has appeared throughout the land and sea by [reason of] what the hands of people have earned so He [i.e., Allāh] may let them taste part of [the consequence of] what they have done that perhaps they will return [to righteousness].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ظهر الفساد في البر والبحر، كالجدب وقلة الأمطار وكثرة الأمراض والأوبئة؛ وذلك بسبب المعاصي التي يقترفها البشر؛ ليصيبهم بعقوبة بعض أعمالهم التي عملوها في الدنيا؛ كي يتوبوا إلى الله -سبحانه- ويرجعوا عن المعاصي، فتصلح أحوالهم، وتستقيم أمورهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلُ ۚ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ
30:42
Say: "Travel through the earth and see what was the end of those before (you): Most of them worshipped others besides Allah."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerden çoğu ortak koşan (müşrik) olanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘Travel through the land, and see how those before you met their end- most of them were idolaters.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerin sonları nasıl oldu, bakın!” Onların çoğu müşrikti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad, to the disbelievers): Travel in the land, and see the nature of the consequence for those who were before you! Most of them were idolaters.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "Travel through the land and observe how was the end of those before. Most of them were associators [of others with Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- للمكذبين بما جئت به: سيروا في أنحاء الأرض سير اعتبار وتأمل، فانظروا كيف كان عاقبة الأمم السابقة المكذبة كقوم نوح، وعاد وثمود، تجدوا عاقبتهم شر العواقب ومآلهم شر مآل؟ فقد كان أكثرهم مشركين بالله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ ٱلْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ ۖ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ
30:43
But set thou thy face to the right Religion before there come from Allah the Day which there is no chance of averting: on that Day shall men be divided (in two).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanların fırka fırka olacağı, Allah katından kaçınılmaz o günün gelmesinden önce, kendini dosdoğru dine yönelt.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'tan geri çevrilmesine hiçbir çare olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru, sabit dine çevir. O gün (gelince) insanlar birbirlerinden ayrılırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], stand firm in your devotion to the upright religion, before an irresistible Day comes from God. On that Day, mankind will be divided:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah katından, dönüşü olmayan bir gün (kıyamet günü) gelmeden önce yüzünü o doğru dine çevir! O gün, (insanlar) bölük bölük ayrılacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So set thy purpose resolutely for the right religion, before the inevitable day cometh from Allah. On that day mankind will be sundered-
M. Pickthall · EN · public-domain
So direct your face [i.e., self] toward the correct religion before a Day comes from Allāh of which there is no repelling. That Day, they will be divided.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فوجِّه وجهك -أيها الرسول- نحو الدين المستقيم، وهو الإسلام، منفذًا أوامره مجتنبًا نواهيه، واستمسك به من قبل مجيء يوم القيامة، فإذا جاء ذلك اليوم الذي لا يقدر أحد على ردِّه تفرقت الخلائق أشتاتًا متفاوتين؛ ليُروا أعمالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ ۖ وَمَنْ عَمِلَ صَـٰلِحًا فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
30:44
Those who reject Faith will suffer from that rejection: and those who work righteousness will spread their couch (of repose) for themselves (in heaven):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhine olur. Yararlı iş işleyen kimseler, kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim de salih amel işlerse, onlar kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
those who rejected the truth will bear the burden of that rejection, and those who did good deeds will have made good provision for themselves.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlıyor olurlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whoso disbelieveth must (then) bear the consequences of his disbelief, while those who do right make provision for themselves -
M. Pickthall · EN · public-domain
Whoever disbelieves - upon him is [the consequence of] his disbelief. And whoever does righteousness - they are for themselves preparing,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
من كفر فعليه عقوبة كفره، وهي خلوده في النار، ومن آمن وعمل صالحًا فلأنفسهم يهيئون منازل الجنة؛ بسبب تمسكهم بطاعة ربهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِن فَضْلِهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْكَـٰفِرِينَ
30:45
That He may reward those who believe and work righteous deeds, out of his Bounty. For He loves not those who reject Faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü Allah inanıp yararlı iş işleyenlere lütfundan karşılık verecektir. Doğrusu O, inkarcıları sevmez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü O, iman edip salih amel işleyenlere lütfundan mükafat verecektir. Çünkü O, kâfirleri sevmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
From His bounty God will reward those who believe and do good deeds; He does not like those who reject the truth.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) iman edip iyi işler yapanlara kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz ki O, kâfirleri sevmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That He may reward out of His bounty those who believe and do good works. Lo! He loveth not the disbelievers (in His guidance).
M. Pickthall · EN · public-domain
That He may reward those who have believed and done righteous deeds out of His bounty. Indeed, He does not like the disbelievers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليجزي الله الذين آمنوا بالله ورسوله وعملوا الصالحات من فضله وإحسانه. إنه لا يحب الكافرين لسخطه وغضبه عليهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
وَمِنْ ءَايَـٰتِهِۦٓ أَن يُرْسِلَ ٱلرِّيَاحَ مُبَشِّرَٰتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِۦ وَلِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
30:46
Among His Signs is this, that He sends the Winds, as heralds of Glad Tidings, giving you a taste of His (Grace and) Mercy,- that the ships may sail (majestically) by His Command and that ye may seek of His Bounty: in order that ye may be grateful.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetini tattırması, buyruğu ile gemilerin yürümesi, lütfundan rızık istemeniz, O'nun varlığının belgelerindendir. Belki şükredersiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetinden tattırması, emriyle gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık isteyip kazanmanız O'nun âyetlerindendir. Hem gerek ki şükredesiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Another of His signs is that He sends out the winds bearing good news, giving you a taste of His grace, making the ships sail at His command, enabling you to [journey in] search of His bounty so that you may be grateful.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Size rahmetinden tattırsın, gemiler O’nun emriyle yüzsün, lütfundan (payınızı) arayasınız ve şükredesiniz diye müjdeciler olarak rüzgârları göndermesi de O’nun delillerindendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And of His signs is this: He sendeth herald winds to make you taste His mercy, and that the ships may sail at His command, and that ye may seek his favour, and that haply ye may be thankful.
M. Pickthall · EN · public-domain
And of His signs is that He sends the winds as bringers of good tidings and to let you taste His mercy [i.e., rain] and so the ships may sail at His command and so you may seek of His bounty, and perhaps you will be grateful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن آيات الله الدالة على أنه الإله الحق وحده لا شريك له وعلى عظيم قدرته إرسال الرياح أمام المطر مبشرات بإثارتها للسحاب، فتستبشر بذلك النفوس؛ وليذيقكم من رحمته بإنزاله المطر الذي تحيا به البلاد والعباد، ولتجري السفن في البحر بأمر الله ومشيئته، ولتبتغوا من فضله بالتجارة وغيرها؛ فعل الله ذلك من أجل أن تشكروا له نعمه وتعبدوه وحده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَٱنتَقَمْنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجْرَمُوا۟ ۖ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
30:47
We did indeed send, before thee, messengers to their (respective) peoples, and they came to them with Clear Signs: then, to those who transgressed, We meted out Retribution: and it was due from Us to aid those who believed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki! Senden önce, birçok peygamberleri ümmetlerine gönderdik, onlara belgeler getirdiler; dinlemeyip suç işleyenlerden öç aldık, zira inananlara yardım etmek bize hak olmuştu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine günah işleyenlerden intikam aldık. Müminlere yardım ise, bizim nezdimizde bir hak oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Before you [Muhammad], We sent mes-sengers, each to their own people: they brought them clear proofs and then We punished the evildoers. We make it Our duty to help the believers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz senden önce onların toplumlarına elçiler göndermiştik de onlara apaçık belgeler (deliller) getirmişlerdi. (İnkar edip) günaha dalanlardan intikam almıştık. Müminlere yardım etmek de üzerimize haktır (borçtur).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily We sent before thee (Muhammad) messengers to their own folk. Then we took vengeance upon those who were guilty (in regard to them). To help believers is ever incumbent upon Us.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have already sent messengers before you to their peoples, and they came to them with clear evidences; then We took retribution from those who committed crimes, and incumbent upon Us was support of the believers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أرسلنا مِن قبلك -أيها الرسول- رسلا إلى قومهم مبشرين ومنذرين يدعونهم إلى التوحيد، ويحذرونهم من الشرك، فجاؤوهم بالمعجزات والبراهين الساطعة، فكفر أكثرهم بربهم، فانتقمنا من الذين اكتسبوا السيئات منهم، فأهلكناهم، ونصرنا المؤمنين أتباع الرسل، وكذلك نفعل بالمكذبين بك إن استمروا على تكذيبك، ولم يؤمنوا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
ٱللَّهُ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَـٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُۥ فِى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ يَشَآءُ وَيَجْعَلُهُۥ كِسَفًا فَتَرَى ٱلْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَـٰلِهِۦ ۖ فَإِذَآ أَصَابَ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦٓ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
30:48
It is Allah Who sends the Winds, and they raise the Clouds: then does He spread them in the sky as He wills, and break them into fragments, until thou seest rain-drops issue from the midst thereof: then when He has made them reach such of his servants as He wills behold, they do rejoice!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah O'dur ki, rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar. Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder. Derken yağmuru görürsün, aralarından çıkar. Derken onu kullarından kimlere diliyorsa döküverdi mi derhal yüzleri güler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is God who sends out the winds; they stir up the clouds; He spreads them over the skies as He pleases; He makes them break up and you see the rain falling from them. See how they rejoice when He makes it fall upon whichever of His servants He wishes,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah rüzgârları gönderendir. Bu (rüzgâr)lar bulutu kaldırır. (Allah) onu gökte dilediği gibi yayar ve parçalara ayırır. (Bulutların) arasından yağmurun çıktığını görürsün. (Allah) kullarından dilediğine onu (yağmuru) isabet ettirince onlar hemen sevinirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah is He Who sendeth the winds so that they raise clouds, and spreadeth them along the sky as pleaseth Him, and causeth them to break and thou seest the rain downpouring from within them. And when He maketh it to fall on whom He will of His bondmen, lo! they rejoice;
M. Pickthall · EN · public-domain
It is Allāh who sends the winds, and they stir the clouds and spread them in the sky however He wills, and He makes them fragments so you see the rain emerge from within them. And when He causes it to fall upon whom He wills of His servants, immediately they rejoice
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله -سبحانه- هو الذي يرسل الرياح فتثير سحابًا مثقلا بالماء، فينشره الله في السماء كيف يشاء، ويجعله قطعًا متفرقة، فترى المطر يخرج من بين السحاب، فإذا ساقه الله إلى عباده إذا هم يستبشرون ويفرحون بأن الله صرف ذلك إليهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِۦ لَمُبْلِسِينَ
30:49
Even though, before they received (the rain) - just before this - they were dumb with despair!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Halbuki onlar, daha önce üzerlerine yağmur indirilmeden evvel ümidi kesmişlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
though before it is sent they may have lost all hope.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Oysa onlar daha önce yani üzerlerine (yağmur) indirilmesinden önce iyice ümitlerini kesmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Though before that, even before it was sent down upon them, they were in despair.
M. Pickthall · EN · public-domain
Although they were, before it was sent down upon them - before that, in despair.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإنْ كانوا من قبل نزول المطر لفي يأس وقنوط؛ بسبب احتباسه عنهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
فَٱنظُرْ إِلَىٰٓ ءَاثَـٰرِ رَحْمَتِ ٱللَّهِ كَيْفَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
30:50
Then contemplate (O man!) the memorials of Allah's Mercy!- how He gives life to the earth after its death: verily the same will give life to the men who are dead: for He has power over all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir. O her şeye Kadir'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi bak Allah'ın rahmetinin eserlerine! yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kâdirdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Look, then, at the imprints of God’s mercy, how He restores the earth to life after death: this same God is the one who will return people to life after death- He has power over all things.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın rahmetinin sonuçlarına bir bak: Toprağı ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz ki O, ölüleri de mutlaka dirilticidir. O, her şeye gücü yetendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Look, therefore, at the prints of Allah's mercy (in creation): how He quickeneth the earth after her death. Lo! He verily is the Quickener of the Dead, and He is Able to do all things.
M. Pickthall · EN · public-domain
So observe the effects of the mercy of Allāh - how He gives life to the earth after its lifelessness. Indeed, that [same one] will give life to the dead, and He is over all things competent.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فانظر -أيها المشاهد- نظر تأمل وتدبر إلى آثار المطر في النبات والزروع والشجر، كيف يحيي به الله الأرض بعد موتها، فينبتها ويعشبها؟ إن الذي قَدَر على إحياء هذه الأرض لمحيي الموتى، وهو على كل شيء قدير لا يعجزه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَأَوْهُ مُصْفَرًّا لَّظَلُّوا۟ مِنۢ بَعْدِهِۦ يَكْفُرُونَ
30:51
And if We (but) send a Wind from which they see (their tilth) turn yellow,- behold, they become, thereafter, Ungrateful (Unbelievers)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir rüzgar göndersek de yeşilliklerin sarardığını görseler hemen nankörlüğe başlarlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz, bir rüzgâr göndersek de onu (rahmetin eseri olan ekini) sararmış görseler, mutlaka onun arkasından nankörlüğe başlarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yet they will continue in their disbelief, even if We send a [scorching] wind and they see their crops turn yellow.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bir rüzgâr göndersek de onu (ekinleri) sararmış görseler, ardından elbette nankörlüğe başlarlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if We sent a wind and they beheld it yellow, they verily would still continue in their disbelief.
M. Pickthall · EN · public-domain
But if We should send a [bad] wind and they saw [their crops] turned yellow, they would remain thereafter disbelievers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولئن أرسلنا على زروعهم ونباتهم ريحًا مفسدة، فرأوا نباتهم قد فسد بتلك الريح، فصار من بعد خضرته مصفرًا، لمكثوا من بعد رؤيتهم له يكفرون بالله ويجحدون نعمه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
30:52
So verily thou canst not make the dead to hear, nor canst thou make the deaf to hear the call, when they show their backs and turn away.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Tabiidir ki sen ölülere katiyyen işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü sen ölülere işittiremezsin. O daveti, arkalarını dönmüş giderlerken sağırlara da duyuramazsın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
You [Prophet] cannot make the dead hear and you cannot make the deaf hear your call when they turn their backs and leave;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki sen ölülere duyuramazsın; sağırlara da arkalarını dönüp giderlerken çağrıyı işittiremezsin.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For verily thou (Muhammad) canst not make the dead to hear, nor canst thou make the deaf to hear the call when they have turned to flee.
M. Pickthall · EN · public-domain
So indeed, you will not make the dead hear, nor will you make the deaf hear the call when they turn their backs, retreating.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإنك -أيها الرسول- لا تسمع من مات قلبه، أو سدَّ أذنه عن سماع الحق، فلا تجزع ولا تحزن على عدم إيمان هؤلاء المشركين بك، فإنهم كالصم والموتى لا يسمعون، ولا يشعرون ولو كانوا حاضرين، فكيف إذا كانوا غائبين عنك مدبرين؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
وَمَآ أَنتَ بِهَـٰدِ ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَـٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
30:53
Nor canst thou lead back the blind from their straying: only those wilt thou make to hear, who believe in Our signs and submit (their wills in Islam).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Körleri de sapıklıklarından hidayete getiremezsin. Sen ancak âyetlerimizi iman edeceklere duyurursun da onlar müslüman olur, selâmeti bulurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
you cannot lead the blind out of their error: the only ones you can make hear you are those who believe in Our revelations and devote themselves [to Us].
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen körleri şaşkınlıklarından (çevirip) doğru yola iletemezsin. Ayetlerimize inanıp teslim olanlardan başkasına duyuramazsın.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nor canst thou guide the blind out of their error. Thou canst make none to hear save those who believe in Our revelations so that they surrender (unto Him).
M. Pickthall · EN · public-domain
And you cannot guide the blind away from their error. You will only make hear those who believe in Our verses so they are Muslims [in submission to Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما أنت -أيها الرسول- بمرشد مَن أعماه الله عن طريق الهدى، ما تُسمع سماع انتفاع إلا مَن يؤمن بآياتنا، فهم خاضعون ممتثلون لأمر الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْقَدِيرُ
30:54
It is Allah Who created you in a state of (helpless) weakness, then gave (you) strength after weakness, then, after strength, gave (you weakness and a hoary head: He creates as He wills, and it is He Who has all knowledge and power.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi güçsüz olarak yaratan, güçsüzlükten sonra kuvvetli kılan, sonra da kuvvetliliğin ardından güçsüz ve ihtiyar yapan Allah'tır. O, dilediğini yaratır; bilendir, Kadir olandır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah O'dur ki, sizi güçsüz olarak yaratır, sonra güçsüzlüğün arkasından kuvvet verir. Sonra kuvvetin arkasından yine güçsüzlüğe ve ihtiyarlığa getirir. O dilediğini yaratır. Ve O, her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is God who creates you weak, then gives you strength, then weakness after strength, together with your grey hair: He creates what He will; He is the All Knowing, the All Powerful.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından (size) kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve yaşlılık veren Allah’tır. O dilediğini yaratır. O bilendir, gücü yetendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah is He Who shaped you out of weakness, then appointed after weakness strength, then, after strength, appointed weakness and grey hair. He createth what He will. He is the Knower, the Mighty.
M. Pickthall · EN · public-domain
Allāh is the one who created you from weakness, then made after weakness strength, then made after strength weakness and white hair. He creates what He wills, and He is the Knowing, the Competent.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله تعالى هو الذي خلقكم من ماء ضعيف مهين، وهو النطفة، ثم جعل من بعد ضعف الطفولة قوة الرجولة، ثم جعل من بعد هذه القوة ضعف الكبر والهرم، يخلق الله ما يشاء من الضعف والقوة، وهو العليم بخلقه، القادر على كل شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُقْسِمُ ٱلْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا۟ غَيْرَ سَاعَةٍ ۚ كَذَٰلِكَ كَانُوا۟ يُؤْفَكُونَ
30:55
On the Day that the Hour (of Reckoning) will be established, the transgressors will swear that they tarried not but an hour: thus were they used to being deluded!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler. Böylece onlar dünyada da aldatılıp haktan döndürülüyorlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kıyamet kopacağı gün günahkarlar dünyada bir saatten fazla durmadıklarına yemin ederler. Onlar önceden de böyle haktan çevriliyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On the Day the Hour comes, the guilty will swear they lingered no more than an hour- they have always been deluded-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (Son) Saat gerçekleştiği gün, suçlular (dünyada) ancak kısa bir süre kaldıklarına dair yemin edeceklerdir. İşte onlar (dünyada da gerçeklerden) böyle döndürülüyorlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And on the day when the Hour riseth the guilty will vow that they did tarry but an hour - thus were they ever deceived.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the Day the Hour appears the criminals will swear they had remained but an hour. Thus they were deluded.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويوم تجيء القيامة ويبعث الله الخلق من قبورهم يقسم المشركون ما مكثوا في الدنيا غير فترة قصيرة من الزمن، كذبوا في قسمهم، كما كانوا يكذبون في الدنيا، وينكرون الحق الذي جاءت به الرسل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 56
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ وَٱلْإِيمَـٰنَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِى كِتَـٰبِ ٱللَّهِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْبَعْثِ ۖ فَهَـٰذَا يَوْمُ ٱلْبَعْثِ وَلَـٰكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
30:56
But those endued with knowledge and faith will say: "Indeed ye did tarry, within Allah's Decree, to the Day of Resurrection, and this is the Day of Resurrection: but ye - ye were not aware!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine ilim ve iman verilenler; "And olsun ki, siz Allah'ın yazısında mevcut yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür, fakat sizler anlamıyordunuz" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerine ilim ve iman verilenler de şöyle diyecekler: "Andolsun ki, Allah'ın kitabında takdir edilmiş olan tekrar dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu, dirilme günüdür. Fakat siz bunu bilmiyordunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but those endowed with knowledge and faith will say, ‘In accordance with God’s decree, you actually lingered till the Day of Resurrection: this is the Day of Resurrection, yet you did not know.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendilerine ilim ve iman verilenler (inkârcılara) şöyle diyeceklerdir: “Şüphesiz ki siz Allah’ın yazısında (hükmedildiği gibi) diriltilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün, diriltilme günüdür fakat siz onu tanımıyor (reddediyor)dunuz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But those to whom knowledge and faith are given will say: The truth is, ye have tarried, by Allah's decree, until the Day of Resurrection. This is the Day of Resurrection, but ye used not to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
But those who were given knowledge and faith will say, "You remained the extent of Allāh's decree until the Day of Resurrection, and this is the Day of Resurrection, but you did not used to know."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال الذين أوتوا العلم والإيمان بالله من الملائكة والأنبياء والمؤمنين: لقد مكثتم فيما كتب الله مما سبق في علمه من يوم خُلقتم إلى أن بُعثتم، فهذا يوم البعث، ولكنكم كنتم لا تعلمون، فأنكرتموه في الدنيا، وكذَّبتم به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 57
فَيَوْمَئِذٍ لَّا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
30:57
So on that Day no excuse of theirs will avail the transgressors, nor will they be invited (then) to seek grace (by repentance).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Zulmedenlerin, o gün mazeretleri fayda vermez; artık kendilerinden Allah'ı hoşnut edecek şeyleri yapmaları da istenmez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Artık o gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermeyecektir. Onların dertlerinin çaresine de bakılmayacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On that Day the evildoers’ excuses will be of no use to them: they will not be allowed to make amends.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün, haksızlık edenlerin (zalimlerin) mazeretleri (kendilerine) yarar sağlamayacaktır; onlardan (Allah’ı) memnun etmeye çalışmaları da istenmeyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In that day their excuses will not profit those who did injustice, nor will they be allowed to make amends.
M. Pickthall · EN · public-domain
So that Day, their excuse will not benefit those who wronged, nor will they be asked to appease [Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فيوم القيامة لا ينفع الظالمين ما يقدمونه من أعذار، ولا يُطلب منهم إرضاء الله تعالى بالتوبة والطاعة، بل يُعاقبون بسيئاتهم ومعاصيهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 58
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ ۚ وَلَئِن جِئْتَهُم بِـَٔايَةٍ لَّيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ
30:58
verily We have propounded for men, in this Qur'an every kind of Parable: But if thou bring to them any Sign, the Unbelievers are sure to say, "Ye do nothing but talk vanities."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki bu Kuran'da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Bununla beraber, eğer sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkar edenler: "Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki, biz insanlar için bu Kur'ân'da her türlü meselden örnekler getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir âyet de getirsen o kâfirler yine: "Siz yalancılardan (uydurduğunuz sözü Allah'a nispet edenlerden) başkası değilsiniz." diyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
In this Quran We have set every kind of illustration before people, yet if you [Prophet] brought them a miracle, the disbelievers would still say, ‘You [prophets] deal only in falsehood.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz bu Kur’an’da insanlara her türlü örneği verdik. Onlara bir ayet (mucize) getirsen, kâfir olanlar elbette şöyle diyeceklerdir: “Siz ancak ve ancak (gerçekleri) iptal edenlersiniz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily We have coined for mankind in this Qur'an all kinds of similitudes; and indeed if thou camest unto them with a miracle, those who disbelieve would verily exclaim: Ye are but tricksters!
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have certainly presented to the people in this Qur’ān from every [kind of] example. But, [O Muḥammad], if you should bring them a sign, the disbelievers will surely say, "You [believers] are but falsifiers."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد بينَّا للناس في هذا القرآن مِن كل مثل من أجل إقامة الحجة عليهم وإثبات وحدانية الله جل وعلا، ولئن جئتهم -أيها الرسول- بأي حجة تدل على صدقك ليقولَنَّ الذين كفروا بك: ما أنتم -أيها الرسول وأتباعك- إلا مبطلون فيما تجيئوننا به من الأمور.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 59
كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
30:59
Thus does Allah seal up the hearts of those who understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah bilmeyenlerin kalblerini işte böylece kapatır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte bilmeyenlerin kalblerini Allah böyle mühürler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
In this way God seals the hearts of those who do not know,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte (gerçeği) bilme(k isteme)yenlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus doth Allah seal the hearts of those who know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
Thus does Allāh seal the hearts of those who do not know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومثل ذلك الختم يختم الله على قلوب الذين لا يعلمون حقيقة ما تأتيهم به -أيها الرسول- من عند الله من هذه العبر والآيات البينات.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 60
فَٱصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ ۖ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ ٱلَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
30:60
So patiently persevere: for verily the promise of Allah is true: nor let those shake thy firmness, who have (themselves) no certainty of faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sabret ki, Allah'ın sözü şüphesiz gerçektir. Kesin olarak inanmayanlar seni hafife almasınlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so be patient, for God’s promise is true: do not let those with no firm beliefs discourage you.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sabret! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. (Buna) kesin bir şekilde inanmayanlar sakın seni gevşekliğe sevk etmesin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So have patience (O Muhammad)! Allah's promise is the very truth, and let not those who have no certainty make thee impatient.
M. Pickthall · EN · public-domain
So be patient. Indeed, the promise of Allāh is truth. And let them not disquiet you who are not certain [in faith].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاصبر -أيها الرسول- على ما ينالك مِن أذى قومك وتكذيبهم لك، إن ما وعدك الله به من نصر وتمكين وثواب حق لا شك فيه، ولا يستفزَّنَّك عن دينك الذين لا يوقنون بالميعاد، ولا يصدِّقون بالبعث والجزاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)