50.Kâf
قMekke · 45 ayet
- 1
قٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ
50:1
Qaf: By the Glorious Qur'an (Thou art Allah's Messenger).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kâf. Şanlı ve şerefli Kur'an'a andolsun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Qaf By the glorious Quran!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kâf. Yüce Kur’an’a yemin olsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Qaf. By the Glorious Qur'an,
M. Pickthall · EN · public-domain
Qāf. By the honored Qur’ān...
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(ق) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة. أقسم الله تعالى بالقرآن الكريم ذي المجد والشرف.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ
50:2
But they wonder that there has come to them a Warner from among themselves. So the Unbelievers say: "This is a wonderful thing!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu kâfirler kendi içlerinden uyarıcı bir peygamber geldiğine şaşırdılar da dediler ki: "Bu şaşılacak bir şeydir!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But the disbelievers are amazed that a warner has come from among them and they say, ‘How strange!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Doğrusu kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler şöyle dediler: “Bu, şaşılacak bir şeydir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they marvel that a warner of their own hath come unto them; and the disbelievers say: This is a strange thing:
M. Pickthall · EN · public-domain
But they wonder that there has come to them a warner from among themselves, and the disbelievers say, "This is an amazing thing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل عجب المكذبون للرسول صلى الله عليه وسلم أن جاءهم منذر منهم ينذرهم عقاب الله، فقال الكافرون بالله ورسوله: هذا شيء مستغرب يتعجب منه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ۖ ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌ
50:3
"What! When we die and become dust, (shall we live again?) That is a (sort of) return far (from our understanding)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar) dirileceğiz? bu dönüş çok uzaktır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
To come back [to life] after we have died and become dust? That is too farfetched.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman (diriltilecek) mi(yiz)? Bu, (akla) uzak bir dönüştür!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When we are dead and have become dust (shall we be brought back again)? That would be a far return!
M. Pickthall · EN · public-domain
When we have died and have become dust, [we will return to life]? That is a distant [i.e., unlikely] return."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أإذا متنا وصِرْنا ترابًا، كيف يمكن الرجوع بعد ذلك إلى ما كنا عليه؟ ذلك رجع بعيد الوقوع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ ۖ وَعِندَنَا كِتَـٰبٌ حَفِيظٌۢ
50:4
We already know how much of them the earth takes away: With Us is a record guarding (the full account).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat biz toprağın onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda herşeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We know very well what the earth takes away from them: We keep a comprehensive record.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz toprağın onlardan neleri eksiltmekte olduğunu elbette bilmekteyiz. Katımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We know that which the earth taketh of them, and with Us is a recording Book.
M. Pickthall · EN · public-domain
We know what the earth diminishes [i.e., consumes] of them, and with Us is a retaining record.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قد علمنا ما تنقص الأرض وتُفني من أجسامهم، وعندنا كتاب محفوظ من التغيير والتبديل، بكل ما يجري عليهم في حياتهم وبعد مماتهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ
50:5
But they deny the Truth when it comes to them: so they are in a confused state.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıztırap içindeler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But the disbelievers deny the truth when it comes to them; they are in a state of confusion.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aksine onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar. (Şimdi) onlar derin bir perişanlık içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but they have denied the truth when it came unto them, therefor they are now in troubled case.
M. Pickthall · EN · public-domain
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused condition.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل كذَّب هؤلاء المشركون بالقرآن حين جاءهم، فهم في أمر مضطرب مختلط، لا يثبتون على شيء، ولا يستقر لهم قرار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَـٰهَا وَزَيَّنَّـٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ
50:6
Do they not look at the sky above them?- How We have made it and adorned it, and there are no flaws in it?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Artık üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz, onun hiç bir çatlağı yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they not see the sky above them––how We have built and adorned it, with no rifts in it;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üstlerindeki göğe bakmadılar mı hiç; onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz! Onda hiçbir eksik yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not then observed the sky above them, how We have constructed it and beautified it, and how there are no rifts therein?
M. Pickthall · EN · public-domain
Have they not looked at the heaven above them - how We structured it and adorned it and [how] it has no rifts?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أغَفَلوا حين كفروا بالبعث، فلم ينظروا إلى السماء فوقهم، كيف بنيناها مستوية الأرجاء، ثابتة البناء، وزيناها بالنجوم، وما لها من شقوق وفتوق، فهي سليمة من التفاوت والعيوب؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ
50:7
And the earth- We have spread it out, and set thereon mountains standing firm, and produced therein every kind of beautiful growth (in pairs)-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yeri de nasıl uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
how We spread out the earth and put solid mountains on it, and caused every kind of joyous plant to grow in it,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yeri de genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik. Orada her tür güzel çiftten (bitkiler) yetiştirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the earth have We spread out, and have flung firm hills therein, and have caused of every lovely kind to grow thereon,
M. Pickthall · EN · public-domain
And the earth - We spread it out and cast therein firmly set mountains and made grow therein [something] of every beautiful kind,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والأرض وسَّعْناها وفرشناها، وجعلنا فيها جبالا ثوابت؛ لئلا تميل بأهلها، وأنبتنا فيها من كل نوع حسن المنظر نافع، يَسُرُّ ويبهج الناظر إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
50:8
To be observed and commemorated by every devotee turning (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunlar, Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
as a lesson and reminder for every servant who turns to God;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bütün bunlar, Allah’a) yönelen her kulun öngörülü olması ve (gerçeği) hatırlaması içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A vision and a reminder for every penitent slave.
M. Pickthall · EN · public-domain
Giving insight and a reminder for every servant who turns [to Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
خلق الله السموات والأرض وما فيهما من الآيات العظيمة عبرة يُتبصر بها مِن عمى الجهل، وذكرى لكل عبد خاضع خائف وَجِل، رجَّاع إلى الله عز وجل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَـٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّـٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ
50:9
And We send down from the sky rain charted with blessing, and We produce therewith gardens and Grain for harvests;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de gökten bereketli bir su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and how We send blessed water down from the sky and grow with it gardens, the harvest grain,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gökten bereketli bir su indirdik de onunla, bahçeler ve biçilecek taneler yetiştirdik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We send down from the sky blessed water whereby We give growth unto gardens and the grain of crops,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have sent down blessed rain from the sky and made grow thereby gardens and grain from the harvest
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونزَّلنا من السماء مطرًا كثير المنافع، فأنبتنا به بساتين كثيرة الأشجار، وحب الزرع المحصود.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَـٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ
50:10
And tall (and stately) palm-trees, with shoots of fruit-stalks, piled one over another;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and tall palm trees laden with clusters of dates,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lofty date-palms with ranged clusters,
M. Pickthall · EN · public-domain
And lofty palm trees having fruit arranged in layers -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأنبتنا النخل طِوالا لها طلع متراكب بعضه فوق بعضٍ.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ ۖ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا ۚ كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ
50:11
As sustenance for (Allah's) Servants;- and We give (new) life therewith to land that is dead: Thus will be the Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunları kullara rızık olması için (yetiştirmekteyiz). O su ile ölü bir toprağa can verdik, işte hayata çıkış da böyledir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
as a provision for everyone; how with water We give [new] life to a land that is dead? This is how the dead will emerge [from their graves].
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Provision (made) for men; and therewith We quicken a dead land. Even so will be the resurrection of the dead.
M. Pickthall · EN · public-domain
As provision for the servants, and We have given life thereby to a dead land. Thus is the emergence [i.e., resurrection].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أنبتنا ذلك رزقًا للعباد يقتاتون به حسب حاجاتهم، وأحيينا بهذا الماء الذي أنزلناه من السماء بلدة قد أجدبت وقحطت، فلا زرع فيها ولا نبات، كما أحيينا بذلك الماء الأرض الميتة نخرجكم يوم القيامة أحياء بعد الموت.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَـٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ
50:12
Before them was denied (the Hereafter) by the People of Noah, the Companions of the Rass, the Thamud,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlardan önce Nuh'un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of Noah disbelieved long before these disbelievers, as did the people of Rass, Thamud,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı, Semûd ve Âd (kavmi), Firavun, Lut’un kardeşleri, Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de yalanlamıştı. Hepsi elçileri yalanlamıştı. Böylece (azap) tehdidim gerçekleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Noah denied (the truth) before them, and (so did) the dwellers at Ar-Rass and (the tribe of) Thamud,
M. Pickthall · EN · public-domain
The people of Noah denied before them, and the companions of the well and Thamūd
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَّبت قبل هؤلاء المشركين من قريش قومُ نوح وأصحاب البئر وثمود، وعاد وفرعون وقوم لوط، وأصحاب الأيكة قومُ شعيب، وقوم تُبَّع الحِمْيَري، كل هؤلاء الأقوام كذَّبوا رسلهم، فحق عليهم الوعيد الذي توعدهم الله به على كفرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَٰنُ لُوطٍ
50:13
The 'Ad, Pharaoh, the brethren of Lut,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Âd, Firavun, Lût'un kardeşleri de (yalanladılar).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Ad, Pharaoh, Lot,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı, Semûd ve Âd (kavmi), Firavun, Lut’un kardeşleri, Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de yalanlamıştı. Hepsi elçileri yalanlamıştı. Böylece (azap) tehdidim gerçekleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the tribe of) A'ad, and Pharaoh, and the brethren of Lot,
M. Pickthall · EN · public-domain
And ʿAad and Pharaoh and the brothers [i.e., people] of Lot
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَّبت قبل هؤلاء المشركين من قريش قومُ نوح وأصحاب البئر وثمود، وعاد وفرعون وقوم لوط، وأصحاب الأيكة قومُ شعيب، وقوم تُبَّع الحِمْيَري، كل هؤلاء الأقوام كذَّبوا رسلهم، فحق عليهم الوعيد الذي توعدهم الله به على كفرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ ۚ كُلٌّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
50:14
The Companions of the Wood, and the People of Tubba'; each one (of them) rejected the messengers, and My warning was duly fulfilled (in them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eyke halkı ve Tübbâ kavmi de, bunların hepsi peygamberleri yalanladılar da (onlara) azabım hak oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the Forest-Dwellers, Tubba: all of these people disbelieved their messengers, and so My warning was realized.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı, Semûd ve Âd (kavmi), Firavun, Lut’un kardeşleri, Eyke halkı ve Tübba‘ kavmi de yalanlamıştı. Hepsi elçileri yalanlamıştı. Böylece (azap) tehdidim gerçekleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the dwellers in the wood, and the folk of Tubb'a: every one denied their messengers, therefor My threat took effect.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the companions of the thicket and the people of Tubbaʿ. All denied the messengers, so My threat was justly fulfilled.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَّبت قبل هؤلاء المشركين من قريش قومُ نوح وأصحاب البئر وثمود، وعاد وفرعون وقوم لوط، وأصحاب الأيكة قومُ شعيب، وقوم تُبَّع الحِمْيَري، كل هؤلاء الأقوام كذَّبوا رسلهم، فحق عليهم الوعيد الذي توعدهم الله به على كفرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ ۚ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
50:15
Were We then weary with the first Creation, that they should be in confused doubt about a new Creation?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik? Doğrusu, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So were We incapable of the first creation? No indeed! Yet they doubt a second creation.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İlk yaratmada acizlik mi göstermişiz! Aksine onlar yeni bir yaratma hakkında şüphe içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Were We then worn out by the first creation? Yet they are in doubt about a new creation.
M. Pickthall · EN · public-domain
Did We fail in the first creation? But they are in confusion over a new creation.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفَعَجَزْنا عن ابتداع الخلق الأول الذي خلقناه ولم يكن شيئًا، فنعجز عن إعادتهم خلقًا جديدًا بعد فنائهم؟ لا يعجزنا ذلك، بل نحن عليه قادرون، ولكنهم في حَيْرة وشك من أمر البعث والنشور.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ ۖ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ
50:16
It was We Who created man, and We know what dark suggestions his soul makes to him: for We are nearer to him than (his) jugular vein.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We created man––We know what his soul whispers to him: We are closer to him than his jugular vein––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını bilmekteyiz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We verily created man and We know what his soul whispereth to him, and We are nearer to him than his jugular vein.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have already created man and know what his soul whispers to him, and We are closer to him than [his] jugular vein.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد خلقنا الإنسان، ونعلم ما تُحَدِّث به نفسه، ونحن أقرب إليه من حبل الوريد (وهو عِرْق في العنق متصل بالقلب).
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌ
50:17
Behold, two (guardian angels) appointed to learn (his doings) learn (and noted them), one sitting on the right and one on the left.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
with two receptors set to record, one on his right side and one on his left:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Çünkü sağdan ve soldan iki (melek), kaydedici olarak (insanı) gözetleyicidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When the two Receivers receive (him), seated on the right hand and on the left,
M. Pickthall · EN · public-domain
When the two receivers [i.e., recording angels] receive, seated on the right and on the left.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
حين يكتب المَلَكان المترصدان عن يمينه وعن شماله أعماله. فالذي عن اليمين يكتب الحسنات، والذي عن الشمال يكتب السيئات.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
50:18
Not a word does he utter but there is a sentinel by him, ready (to note it).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he does not utter a single word without an ever-present watcher.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kişinin her bir sözünün (davranışının) yanında hazır bir gözetleyici, bir kaydedici mutlaka vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He uttereth no word but there is with him an observer ready.
M. Pickthall · EN · public-domain
He [i.e., man] utters no word except that with him is an observer prepared [to record].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما يلفظ من قول فيتكلم به إلا لديه مَلَك يرقب قوله، ويكتبه، وهو مَلَك حاضر مُعَدٌّ لذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
50:19
And the stupor of death will bring Truth (before his eyes): "This was the thing which thou wast trying to escape!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldiğinde, "Ey insan! İşte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir." denir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The trance of death will bring the Truth with it: ‘This is what you tried to escape.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ölüm sarhoşluğu gerçeği getirir; (insana) “İşte bu, senin kaçtığın şeydir!” (denir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the agony of death cometh in truth. (And it is said unto him): This is that which thou wast wont to shun.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the intoxication of death will bring the truth; that is what you were trying to avoid.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجاءت شدة الموت وغَمْرته بالحق الذي لا مردَّ له ولا مناص، ذلك ما كنت منه - أيها الإنسان - تهرب وتروغ.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْوَعِيدِ
50:20
And the Trumpet shall be blown: that will be the Day whereof Warning (had been given).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sur'a üfürülür, işte bu, tehdid(in gerçekleşme) günüdür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The Trumpet will be sounded: ‘This is the Day [you were] warned of.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sûr’a üflenecektir. İşte bu, vadedilen gündür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the trumpet is blown. This is the threatened Day.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the Horn will be blown. That is the Day of [carrying out] the threat.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ونُفخ في "القرن" نفخة البعث الثانية، ذلك النفخ في يوم وقوع الوعيد الذي توعَّد الله به الكفار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَآئِقٌ وَشَهِيدٌ
50:21
And there will come forth every soul: with each will be an (angel) to drive, and an (angel) to bear witness.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her can, kendisiyle beraber bir sevk memuru ve bir şahid bulunduğu halde gelir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Each person will arrive attended by an [angel] to drive him on and another to bear witness:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Herkes, yanında bir sevk edici (melek), bir de şahitle birlikte gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every soul cometh, along with it a driver and a witness.
M. Pickthall · EN · public-domain
And every soul will come, with it a driver and a witness.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وجاءت كل نفس معها مَلَكان، أحدهما يسوقها إلى المحشر، والآخر يشهد عليها بما عملت في الدنيا من خير وشر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَـٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌ
50:22
(It will be said:) "Thou wast heedless of this; now have We removed thy veil, and sharp is thy sight this Day!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Allah ona) "Andolsun sen bundan gaflet içinde idin. Şimdi senden gaflet perdesini kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir." der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘You paid no attention to this [Day]; but today We have removed your veil and your sight is sharp.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Sorgulanan kişiye) “Şüphesiz ki sen bundan gafletteydin; (kıyamet günü) biz senin gaflet perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And unto the evil-doer it is said): Thou wast in heedlessness of this. Now We have removed from thee thy covering, and piercing is thy sight this day.
M. Pickthall · EN · public-domain
[It will be said], "You were certainly in unmindfulness of this, and We have removed from you your cover, so your sight, this Day, is sharp."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لقد كنت في غفلة من هذا الذي عاينت اليوم أيها الإنسان، فكشفنا عنك غطاءك الذي غطَّى قلبك، فزالت الغفلة عنك، فبصرك اليوم فيما تشهد قوي شديد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَـٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ
50:23
And his Companion will say: "Here is (his Record) ready with me!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Beraberindeki melek "işte yanımdaki hazır" der.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The person’s attendant will say, ‘Here is what I have prepared’-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yakınındaki (sevk edici melek) “İşte yanımdaki hazır!” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (unto the evil-doer) his comrade saith: This is that which I have ready (as testimony).
M. Pickthall · EN · public-domain
And his companion, [the angel], will say, "This [record] is what is with me, prepared."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال المَلَك الكاتب الشهيد عليه: هذا ما عندي من ديوان عمله، وهو لديَّ مُعَدٌّ محفوظ حاضر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
أَلْقِيَا فِى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ
50:24
(The sentence will be:) "Throw, throw into Hell every contumacious Rejecter (of Allah)!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Allah iki meleğe buyurur ki:) "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Hurl every obstinate disbeliever into Hell,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Görevlilerine şöyle denecektir:) “Siz ikiniz! Çok inatçı ısrarcı her kâfiri, iyiliğe bütün gücüyle engel olanı, Allah ile birlikte başka ilah edinen şüpheci saldırganı cehenneme atın; onu şiddetli azaba atın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said): Do ye twain hurl to hell each rebel ingrate,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh will say], "Throw into Hell every obstinate disbeliever,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقول الله للمَلَكين السائق والشهيد بعد أن يفصل بين الخلائق: ألقيا في جهنم كل جاحد أن الله هو الإلهُ الحقُّ، كثيرِ الكفر والتكذيب معاند للحق، منَّاع لأداء ما عليه من الحقوق في ماله، مُعْتدٍ على عباد الله وعلى حدوده، شاكٍّ في وعده ووعيده، الذي أشرك بالله، فعبد معه معبودًا آخر مِن خلقه، فألقياه في عذاب جهنم الشديد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ
50:25
"Who forbade what was good, transgressed all bounds, cast doubts and suspicions;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İyiliklere (sürekli) engel olan, saldırgan, şüpheciyi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
everyone who hindered good, was aggressive, caused others to doubt,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Görevlilerine şöyle denecektir:) “Siz ikiniz! Çok inatçı ısrarcı her kâfiri, iyiliğe bütün gücüyle engel olanı, Allah ile birlikte başka ilah edinen şüpheci saldırganı cehenneme atın; onu şiddetli azaba atın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hinderer of good, transgressor, doubter,
M. Pickthall · EN · public-domain
Preventer of good, aggressor, and doubter,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقول الله للمَلَكين السائق والشهيد بعد أن يفصل بين الخلائق: ألقيا في جهنم كل جاحد أن الله هو الإلهُ الحقُّ، كثيرِ الكفر والتكذيب معاند للحق، منَّاع لأداء ما عليه من الحقوق في ماله، مُعْتدٍ على عباد الله وعلى حدوده، شاكٍّ في وعده ووعيده، الذي أشرك بالله، فعبد معه معبودًا آخر مِن خلقه، فألقياه في عذاب جهنم الشديد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
ٱلَّذِى جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ
50:26
"Who set up another god beside Allah: Throw him into a severe penalty."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O ki Allah'ın yanında başka ilâh edinmiştir. Haydi ikiniz birlikte onu şiddetli azaba atın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and set up other gods alongside God. Hurl him into severe punishment!’-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Görevlilerine şöyle denecektir:) “Siz ikiniz! Çok inatçı ısrarcı her kâfiri, iyiliğe bütün gücüyle engel olanı, Allah ile birlikte başka ilah edinen şüpheci saldırganı cehenneme atın; onu şiddetli azaba atın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who setteth up another god along with Allah. Do ye twain hurl him to the dreadful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
Who made [as equal] with Allāh another deity; then throw him into the severe punishment."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقول الله للمَلَكين السائق والشهيد بعد أن يفصل بين الخلائق: ألقيا في جهنم كل جاحد أن الله هو الإلهُ الحقُّ، كثيرِ الكفر والتكذيب معاند للحق، منَّاع لأداء ما عليه من الحقوق في ماله، مُعْتدٍ على عباد الله وعلى حدوده، شاكٍّ في وعده ووعيده، الذي أشرك بالله، فعبد معه معبودًا آخر مِن خلقه، فألقياه في عذاب جهنم الشديد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
۞ قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطْغَيْتُهُۥ وَلَـٰكِن كَانَ فِى ضَلَـٰلٍۭ بَعِيدٍ
50:27
His Companion will say: "Our Lord! I did not make him transgress, but he was (himself) far astray."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yanındaki arkadaşı (şeytan) der ki: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi".
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and his [evil] companion will say, ‘Lord, I did not make him transgress; he had already gone far astray himself.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yakınındaki (şeytan): “Rabbimiz! Onu ben azdırmadım. Fakat kendisi uzak/derin bir sapkınlık içindeydi.” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
His comrade saith: Our Lord! I did not cause him to rebel, but he was (himself) far gone in error.
M. Pickthall · EN · public-domain
His [devil] companion will say, "Our Lord, I did not make him transgress, but he [himself] was in extreme error."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال شيطانه الذي كان معه في الدنيا: ربنا ما أضللته، ولكن كان في طريق بعيد عن سبيل الهدى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا۟ لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِٱلْوَعِيدِ
50:28
He will say: "Dispute not with each other in My Presence: I had already in advance sent you Warning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah buyurur ki: "Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God will say, ‘Do not argue in My presence. I sent you a warning
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) şöyle diyecektir: “Huzurumda çekişmeyin! (Ben) size elbette uyarı göndermiştim!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He saith: Contend not in My presence, when I had already proffered unto you the warning.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] will say, "Do not dispute before Me, while I had already presented to you the threat [i.e., warning].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله تعالى: لا تختصموا لديَّ اليوم في موقف الجزاء والحساب؛ إذ لا فائدة من ذلك، وقد قَدَّمْتُ إليكم في الدنيا بالوعيد لمن كفر بي وعصاني.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
مَا يُبَدَّلُ ٱلْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّـٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
50:29
"The Word changes not before Me, and I do not the least injustice to My Servants."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Benim huzurumda söz değiştirilmez. Ve ben kullara asla zulmedici değilim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and My word cannot be changed: I am not unjust to any creature.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Benim huzurumda söz değiştirilmez; ben kullar(ım)a asla haksızlık edici değilim.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The sentence that cometh from Me cannot be changed, and I am in no wise a tyrant unto the slaves.
M. Pickthall · EN · public-domain
The word [i.e., decree] will not be changed with Me, and never will I be unjust to the servants."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما يُغيَّر القول لديَّ، ولست أعذِّب أحدًا بذنب أحد، فلا أعذِّب أحدًا إلا بذنبه بعد قيام الحجة عليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ
50:30
One Day We will ask Hell, "Art thou filled to the full?" It will say, "Are there any more (to come)?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz O gün cehenneme: "Doldun mu?" diyeceğiz. O da: "Daha fazla var mı?" diyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We shall say to Hell on that day, ‘Are you full?’ and it will reply, ‘Are there no more?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün cehenneme “Doldun mu?” diyeceğiz. O da “Daha var mı?” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when We say unto hell: Art thou filled? and it saith: Can there be more to come?
M. Pickthall · EN · public-domain
On the Day We will say to Hell, "Have you been filled?" and it will say, "Are there some more,"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
اذكر -أيها الرسول- لقومك يوم نقول لجهنم يوم القيامة: هل امتلأت؟ وتقول جهنم: هل من زيادة من الجن والإنس؟ فيضع الرب -جل جلاله- قدمه فيها، فينزوي بعضها على بعض، وتقول: قط، قط.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
50:31
And the Garden will be brought nigh to the Righteous,- no more a thing distant.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Cennet de kötülükten sakınanlara yaklaştırılır. Zaten uzak değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But Paradise will be brought close to the righteous and will no longer be distant:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kendilerinden) uzakta olmayacak şekilde cennet de muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the Garden is brought nigh for those who kept from evil, no longer distant.
M. Pickthall · EN · public-domain
And Paradise will be brought near to the righteous, not far,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقُرِّبت الجنة للمتقين مكانًا غير بعيد منهم، فهم يشاهدونها زيادة في المسرَّة لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ
50:32
(A voice will say:) "This is what was promised for you,- for every one who turned (to Allah) in sincere repentance, who kept (His Law),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan ve O'na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘This is what you were promised––this is for everyone who turned often to God and kept Him in mind,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte bu (cennet) sizin için, yani daima (Allah’a) yönelen (ve emirlerini) koruyup (gözeten) herkes içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it is said): This is that which ye were promised. (It is) for every penitent and heedful one,
M. Pickthall · EN · public-domain
[It will be said], "This is what you were promised - for every returner [to Allāh] and keeper [of His covenant].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لهم: هذا الذي كنتم توعدون به - أيها المتقون - لكل تائب مِن ذنوبه، حافظ لكل ما قَرَّبه إلى ربه، من الفرائض والطاعات، مَن خاف الله في الدنيا ولقيه يوم القيامة بقلب تائب من ذنوبه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَـٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ
50:33
"Who feared (Allah) Most Gracious Unseen, and brought a heart turned in devotion (to Him):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan ve O'na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
who held the Most Gracious in awe, though He is unseen, who comes before Him with a heart turned to Him in devotion-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bunlar) yalnızken Rahmân’a saygı gösteren ve (O’na) yönelmiş bir kalp getirenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who feareth the Beneficent in secret and cometh with a contrite heart.
M. Pickthall · EN · public-domain
Who feared the Most Merciful in the unseen and came with a heart returning [in repentance].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يقال لهم: هذا الذي كنتم توعدون به - أيها المتقون - لكل تائب مِن ذنوبه، حافظ لكل ما قَرَّبه إلى ربه، من الفرائض والطاعات، مَن خاف الله في الدنيا ولقيه يوم القيامة بقلب تائب من ذنوبه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ۖ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ
50:34
"Enter ye therein in Peace and Security; this is a Day of Eternal Life!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Şimdi selam ve selametle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so enter it in peace. This is the Day of everlasting Life.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Oraya esenlikle girin! İşte bu, ebedî (hayat) günüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Enter it in peace. This is the day of immortality.
M. Pickthall · EN · public-domain
Enter it in peace. This is the Day of Eternity."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويقال لهؤلاء المؤمنين: ادخلوا الجنة دخولا مقرونًا بالسلامة من الآفات والشرور، مأمونًا فيه جميع المكاره، ذلك هو يوم الخلود بلا انقطاع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ
50:35
There will be for them therein all that they wish,- and more besides in Our Presence.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada onlara ne isterlerse vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will have all that they wish for there, and We have more for them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda fazlası da vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There they have all that they desire, and there is more with Us.
M. Pickthall · EN · public-domain
They will have whatever they wish therein, and with Us is more.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لهؤلاء المؤمنين في الجنة ما يريدون، ولدينا على ما أعطيناهم زيادة نعيم، أعظَمُه النظر إلى وجه الله الكريم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًا فَنَقَّبُوا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ
50:36
But how many generations before them did We destroy (for their sins),- stronger in power than they? Then did they wander through the land: was there any place of escape (for them)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! Biz onlardan önce kendilerinden daha kuvvetli olan ve beldeleri delik deşik eden nice nesilleri helak ettik, hiç kurtuluş var mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have destroyed even mightier generations before these disbelievers, who travelled through [many] lands- was there any escape?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz onlardan önce kendilerinden çok daha güçlü olan ve (ölümden kurtulmak için) “Sığınılacak bir yer var mı?” diye diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And how many a generation We destroyed before them, who were mightier than these in prowess so that they overran the lands! Had they any place of refuge (when the judgment came)?
M. Pickthall · EN · public-domain
And how many a generation before them did We destroy who were greater than them in [striking] power and had explored throughout the lands. Is there any place of escape?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأهلكنا قبل هؤلاء المشركين من قريش أممًا كثيرة، كانوا أشد منهم قوة وسطوة، فطوَّفوا في البلاد وعمَّروا ودمَّروا فيها، هل من مهرب من عذاب الله حين جاءهم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى ٱلسَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
50:37
Verily in this is a Message for any that has a heart and understanding or who gives ear and earnestly witnesses (the truth).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
There truly is a reminder in this for whoever has a heart, whoever listens attentively.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bunda (akıl eden) bir kalbi olan, yanigörerek ona kulak verenler için gerçeği hatırlatan (dersler) vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! therein verily is a reminder for him who hath a heart, or giveth ear with full intelligence.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed in that is a reminder for whoever has a heart or who listens while he is present [in mind].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن في إهلاك القرون الماضية لعبرة لمن كان له قلب يعقل به، أو أصغى السمع، وهو حاضر بقلبه، غير غافل ولا ساهٍ.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍ
50:38
We created the heavens and the earth and all between them in Six Days, nor did any sense of weariness touch Us.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We created the heavens, the earth, and everything between, in six Days without tiring.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (dönemde) yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı (ulaşmadı).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We created the heavens and the earth, and all that is between them, in six Days, and naught of weariness touched Us.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We did certainly create the heavens and earth and what is between them in six days, and there touched Us no weariness.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد خلقنا السموات السبع والأرض وما بينهما من أصناف المخلوقات في ستة أيام، وما أصابنا من ذلك الخلق تعب ولا نَصَب. وفي هذه القدرة العظيمة دليل على قدرته -سبحانه - على إحياء الموتى من باب أولى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ ٱلْغُرُوبِ
50:39
Bear, then, with patience, all that they say, and celebrate the praises of thy Lord, before the rising of the sun and before (its) setting.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güneşin doğuşundan önce (sabah namazını) ve batışından önce de (öğle ve ikindi namazalarını kılarak) Rabbini Hamd ile tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So [Prophet], bear everything they say with patience; celebrate the praise of your Lord before the rising and setting of the sun;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onların dediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu (Rabbini) tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor (O Muhammad) bear with what they say, and hymn the praise of thy Lord before the rising and before the setting of the sun;
M. Pickthall · EN · public-domain
So be patient, [O Muḥammad], over what they say and exalt [Allāh] with praise of your Lord before the rising of the sun and before its setting,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاصبر -أيها الرسول- على ما يقوله المكذبون، فإن الله لهم بالمرصاد، وصلِّ لربك حامدًا له صلاة الصبح قبل طلوع الشمس وصلاة العصر قبل الغروب، وصلِّ من الليل، وسبِّحْ بحمد ربك عقب الصلوات.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَـٰرَ ٱلسُّجُودِ
50:40
And during part of the night, (also,) celebrate His praises, and (so likewise) after the postures of adoration.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Geceleyin (akşam ve yatsı namazlarını kılarak), namazlardan sonra da (vitir ve nafile kılarak) O'nu tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
proclaim His praise in the night and at the end of every prayer;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onların dediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu (Rabbini) tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in the night-time hymn His praise, and after the (prescribed) prostrations.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [in part] of the night exalt Him and after prostration [i.e., prayer].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فاصبر -أيها الرسول- على ما يقوله المكذبون، فإن الله لهم بالمرصاد، وصلِّ لربك حامدًا له صلاة الصبح قبل طلوع الشمس وصلاة العصر قبل الغروب، وصلِّ من الليل، وسبِّحْ بحمد ربك عقب الصلوات.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ
50:41
And listen for the Day when the Caller will call out from a place quiet near,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
listen out for the Day when the caller will call from a nearby place.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Diriltilme için) seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver(in)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And listen on the day when the crier crieth from a near place,
M. Pickthall · EN · public-domain
And listen on the Day when the Caller will call out from a place that is near -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واستمع -أيها الرسول- يوم ينادي المَلَك بنفخه في "القرن" من مكان قريب، يوم يسمعون صيحة البعث بالحق الذي لا شك فيه ولا امتراء، ذلك يوم خروج أهل القبور من قبورهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ
50:42
The Day when they will hear a (mighty) Blast in (very) truth: that will be the Day of Resurrection.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will come out [from their graves] on that Day, the Day when they hear the mighty blast in reality.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün, (insanlar) o korkunç sesi gerçekten duyacaklardır. Bu, (mezarlardan) çıkış günüdür.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The day when they will hear the (Awful) Cry in truth. That is the day of coming forth (from the graves).
M. Pickthall · EN · public-domain
The Day they will hear the blast [of the Horn] in truth. That is the Day of Emergence [from the graves].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واستمع -أيها الرسول- يوم ينادي المَلَك بنفخه في "القرن" من مكان قريب، يوم يسمعون صيحة البعث بالحق الذي لا شك فيه ولا امتراء، ذلك يوم خروج أهل القبور من قبورهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ
50:43
Verily it is We Who give Life and Death; and to Us is the Final Goal-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gerçekten biz hem yaşatırız, hem öldürürüz. Sonunda dönüş yalnız bizedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is We who give life and death; the final return will be to Us
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki dirilten de öldüren de biziz biz. Dönüş sadece bize olacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We it is Who quicken and give death, and unto Us is the journeying.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, it is We who give life and cause death, and to Us is the destination
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا نحن نحيي الخلق ونميتهم في الدنيا، وإلينا مصيرهم جميعًا يوم القيامة للحساب والجزاء، يوم تتصدع الأرض عن الموتى المقبورين بها، فيخرجون مسرعين إلى الداعي، ذلك الجمع في موقف الحساب علينا سهل يسير.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ۚ ذَٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ
50:44
The Day when the Earth will be rent asunder, from (men) hurrying out: that will be a gathering together,- quite easy for Us.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yer yarılır, insanlar kabirlerinden çabucak çıkarlar. İşte bu, sadece bize göre kolay bir toplanmadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
on the Day when the earth will be torn apart, letting them rush out- that gathering will be easy for Us.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün yer, onlar nedeniyle (insanların diriltilmesi için) çabucak yarılacaktır. Bu, bizim için kolay bir toplamadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when the earth splitteth asunder from them, hastening forth (they come). That is a gathering easy for Us (to make).
M. Pickthall · EN · public-domain
On the Day the earth breaks away from them [and they emerge] rapidly; that is a gathering easy for Us.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا نحن نحيي الخلق ونميتهم في الدنيا، وإلينا مصيرهم جميعًا يوم القيامة للحساب والجزاء، يوم تتصدع الأرض عن الموتى المقبورين بها، فيخرجون مسرعين إلى الداعي، ذلك الجمع في موقف الحساب علينا سهل يسير.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ ۖ فَذَكِّرْ بِٱلْقُرْءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
50:45
We know best what they say; and thou art not one to overawe them by force. So admonish with the Qur'an such as fear My Warning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onların söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onlara karşı zor kullanacak değilsin. O halde sen, benim tehdidimden korkanlara bu Kur'ân ile öğüt ver.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We know best what the disbelievers say. You [Prophet] are not there to force them, so remind, with this Quran, those who fear My warning.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz onların söylediklerini çok iyi bileniz. Sen onların üzerinde asla zorba değilsin.Tehdidimden korkanlara (gerçeği) Kur’an’la hatırlat!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We are Best Aware of what they say, and thou (O Muhammad) art in no wise a compeller over them. But warn by the Qur'an him who feareth My threat.
M. Pickthall · EN · public-domain
We are most knowing of what they say, and you are not over them a tyrant. But remind by the Qur’ān whoever fears My threat.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
نحن أعلم بما يقول هؤلاء المشركون مِن افتراء على الله وتكذيب بآياته، وما أنت -أيها الرسول- عليهم بمسلَّط؛ لتجبرهم على الإسلام، وإنما بُعِثْتَ مبلِّغًا، فذكِّر بالقرآن من يخشى وعيدي؛ لأن مَن لا يخاف الوعيد لا يذَّكر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)