الصبح والصباح، أول النهار، وهو وقت ما احمر الأفق بحاجب الشمس. قال تعالى: أليس الصبح بقريب [هود/ 81]، وقال: فساء صباح المنذرين [الصافات/ 177]، والتصبح: النوم بالغداة، والصبوح: شرب الصباح، يقال: صبحته: سقيته صبوحا، والصبحان: المصطبح، والمصباح: ما يسقى منه، ومن الإبل ما يبرك فلا ينهض حتى يصبح، وما يجعل فيه المصباح، قال: مثل نوره كمشكاة فيها مصباح المصباح في زجاجة [النور/ 35]، ويقال للسراج: مصباح، والمصباح: مقر السراج، والمصابيح: أعلام الكواكب. قال تعالى: ولقد زينا السماء الدنيا بمصابيح [الملك/ 5]، وصبحتهم ماء كذا: أتيتهم به صباحا، والصبح: شدة حمرة في الشعر، تشبيها بالصبح والصباح، وقيل: صبح فلان أي: وضؤ .
Exdore translation — not part of the source
es-Subh ve es-sabâh: Gündüzün ilk kısmı; ufkun, güneşin ön kenarıyla (hâcib) kızardığı vakittir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Sabah yakın değil mi?" [11:81]. Ve şöyle buyurmuştur: "Uyarılanların sabahı ne kötü olmuştur!" [37:177]. et-Tasabbuh: Sabahleyin uyumaktır. es-Sabûh: Sabah içilen içecektir; "sabahtuhû" denir, yani ona sabah içeceği (sabûh) içirdim. es-Sabhân: Sabah içeceğini içen kimsedir. el-Misbâh: Kendisinden (sabah içeceği) içirilen kaptır; develerden ise, çöküp de sabah oluncaya kadar kalkmayan devedir; ayrıca içine kandil (misbâh) konulan şeydir. Şöyle buyurmuştur: "Onun nurunun örneği, içinde kandil bulunan bir kandillik gibidir; kandil bir cam içindedir" [24:35]. Kandile (sirâc) misbâh denir; el-misbâh, kandilin durduğu yerdir. el-Mesâbîh: Yıldızların parlak/belirgin olanlarıdır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki biz en yakın göğü kandillerle süsledik" [67:5]. "Sabbahtuhum mâe kezâ" (onlara şu suyu sabahladım): Onlara onu sabahleyin getirdim, demektir. es-Subh: Saçtaki kızıllığın şiddetidir; sabaha (subh ve sabâh) benzetilerek böyle denmiştir. Denildi ki: "Sabuha fulân", yani yüzü güzel/parlak oldu.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)