29.العنكبوت
العنكبوتمكية · 69 آية
- 1
الٓمٓ
29:1
A. L. M.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elif, Lam, Mim.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elif, Lâm, Mîm.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Alif Lam Mim
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elif. Lâm. Mîm.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Alif. Lam. Mim.
M. Pickthall · EN · public-domain
Alif, Lām, Meem.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الم: سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
أَحَسِبَ ٱلنَّاسُ أَن يُتْرَكُوٓا۟ أَن يَقُولُوٓا۟ ءَامَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
29:2
Do men think that they will be left alone on saying, "We believe", and that they will not be tested?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do people think they will be left alone after saying ‘We believe’ without being put to the test?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanlar, imtihan edilmeden sadece “İman ettik!” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Do men imagine that they will be left (at ease) because they say, We believe, and will not be tested with affliction?
M. Pickthall · EN · public-domain
Do the people think that they will be left to say, "We believe" and they will not be tried?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أظَنَّ الناس إذ قالوا: آمنا، أن الله يتركهم بلا ابتلاء ولا اختبار؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
وَلَقَدْ فَتَنَّا ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۖ فَلَيَعْلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَلَيَعْلَمَنَّ ٱلْكَـٰذِبِينَ
29:3
We did test those before them, and Allah will certainly know those who are true from those who are false.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We tested those who went before them: God will certainly mark out which ones are truthful and which are lying.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğruları elbette bil(dir)ecektir (ortaya çıkaracaktır); yalancıları da mutlaka bil(dir)ecektir (ortaya çıkaracaktır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We tested those who were before you. Thus Allah knoweth those who are sincere, and knoweth those who feign.
M. Pickthall · EN · public-domain
But We have certainly tried those before them, and Allāh will surely make evident those who are truthful, and He will surely make evident the liars.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد فتنَّا الذين من قبلهم من الأمم واختبرناهم، ممن أرسلنا إليهم رسلنا، فليعلمنَّ الله علمًا ظاهرًا للخلق صدق الصادقين في إيمانهم، وكذب الكاذبين؛ ليميز كلَّ فريق من الآخر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَسْبِقُونَا ۚ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
29:4
Do those who practise evil think that they will get the better of Us? Evil is their judgment!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa, kötülük yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sanarlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do the evildoers think they can escape us? How ill they judge!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa kötülükleri yapanlar, bizi geçebileceklerini (bizden kaçabileceklerini) mi sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or do those who do ill-deeds imagine that they can outstrip Us? Evil (for them) is that which they decide.
M. Pickthall · EN · public-domain
Or do those who do evil deeds think they can outrun [i.e., escape] Us? Evil is what they judge.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل أظنَّ الذين يعملون المعاصي مِن شرك وغيره أن يعجزونا، فيفوتونا بأنفسهم فلا نقدر عليهم؟ بئس حكمهم الذي يحكمون به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
مَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ ٱللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ لَـَٔاتٍ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
29:5
For those whose hopes are in the meeting with Allah (in the Hereafter, let them strive); for the term (appointed) by Allah is surely coming and He hears and knows (all things).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah'ın bunun için belirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki, Allah'ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O her şeyi işiten ve bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But as for those who strive for their meeting with God, God’s appointed time is bound to come; He is the All Hearing, the All Knowing.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah’ın (belirlediği) zaman elbette gelecektir. O duyandır, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whoso looketh forward to the meeting with Allah (let him know that) Allah's reckoning is surely nigh, and He is the Hearer, the Knower.
M. Pickthall · EN · public-domain
Whoever should hope for the meeting with Allāh - indeed, the term [decreed by] Allāh is coming. And He is the Hearing, the Knowing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
من كان يرجو لقاء الله، ويطمع في ثوابه، فإن أجل الله الذي أجَّله لبعث خلقه للجزاء والعقاب لآتٍ قريبًا، وهو السميع للأقوال، العليم بالأفعال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
وَمَن جَـٰهَدَ فَإِنَّمَا يُجَـٰهِدُ لِنَفْسِهِۦٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ
29:6
And if any strive (with might and main), they do so for their own souls: for Allah is free of all needs from all creation.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hak uğrunda cihat eden, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Doğrusu Allah, alemlerden müstağnidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Cihad eden ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those who exert themselves do so for their own benefit––God does not need His creatures––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Cihad eden (fedakârlık yapan) ancak kendisi için cihad etmiş (fedakârlık yapmış) olur. Şüphesiz ki Allah âlemlerden zengindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And whosoever striveth, striveth only for himself, for lo! Allah is altogether Independent of (His) creatures.
M. Pickthall · EN · public-domain
And whoever strives only strives for [the benefit of] himself. Indeed, Allāh is Free from need of the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن جاهد في سبيل إعلاء كلمة الله تعالى، وجاهد نفسه بحملها على الطاعة، فإنما يجاهد لنفسه؛ لأنه يفعل ذلك ابتغاء الثواب على جهاده. إن الله لغني عن أعمال جميع خلقه، له الملك والخلق والأمر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
29:7
Those who believe and work righteous deeds,- from them shall We blot out all evil (that may be) in them, and We shall reward them according to the best of their deeds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanıp yararlı iş işleyenlerin kötülüklerini, and olsun ki, örteriz; onları, yaptıklarından daha güzeli ile mükafatlandırırız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We shall certainly blot out the misdeeds of those who believe and do good deeds, and We shall reward them according to the best of their actions.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örteceğiz ve onlara, yaptıklarının en güzeli ile karşılık vereceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And as for those who believe and do good works, We shall remit from them their evil deeds and shall repay them the best that they did.
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who believe and do righteous deeds - We will surely remove from them their misdeeds and will surely reward them according to the best of what they used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والذين صدَّقوا الله ورسوله، وعملوا الصالحات لنمحونَّ عنهم خطيئاتهم، ولنثيبنَّهم على أعمالهم الصالحة أحسن ما كانوا يعملون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ بِوَٰلِدَيْهِ حُسْنًا ۖ وَإِن جَـٰهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِى مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَآ ۚ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
29:8
We have enjoined on man kindness to parents: but if they (either of them) strive (to force) thee to join with Me (in worship) anything of which thou hast no knowledge, obey them not. Ye have (all) to return to me, and I will tell you (the truth) of all that ye did.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana baba, seni bir şeyi körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have commanded people to be good to their parents, but do not obey them if they strive to make you serve, beside Me, anything of which you have no knowledge: you will all return to Me, and I shall inform you of what you have done.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz insana ana babasına güzel davranmasını emrettik. Onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme! Dönüşünüz sadece banadır. Elbette yapmış olduklarınızı size bildireceğim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We have enjoined on man kindness to parents; but if they strive to make thee join with Me that of which thou hast no knowledge, then obey them not. Unto Me is your return and I shall tell you what ye used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have enjoined upon man goodness to parents. But if they endeavor to make you associate with Me that of which you have no knowledge, do not obey them. To Me is your return, and I will inform you about what you used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ووصينا الإنسان بوالديه أن يبرهما، ويحسن إليهما بالقول والعمل، وإن جاهداك -أيها الإنسان- على أن تشرك معي في عبادتي، فلا تمتثل أمرهما. ويلحق بطلب الإشراك بالله، سائر المعاصي، فلا طاعة لمخلوق كائنًا من كان في معصية الله سبحانه، كما ثبت ذلك عن رسول الله صلى الله عليه وسلم. إليَّ مصيركم يوم القيامة، فأخبركم بما كنتم تعملون في الدنيا من صالح الأعمال وسيئها، وأجازيكم عليها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِى ٱلصَّـٰلِحِينَ
29:9
And those who believe and work righteous deeds,- them shall We admit to the company of the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanıp, yararlı iş işleyenleri, and olsun, iyilerin arasına koyarız.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanları, muhakkak salihler (zümresi) içine katarız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We shall be sure to admit those who believe and do good deeds to the ranks of the righteous.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanları elbette iyilere katacağız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And as for those who believe and do good works, We verily shall make them enter in among the righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who believe and do righteous deeds - We will surely admit them among the righteous [into Paradise].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا الصالحات من الأعمال، لندخلنهم الجنة في جملة عباد الله الصالحين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ فَإِذَآ أُوذِىَ فِى ٱللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ ٱلنَّاسِ كَعَذَابِ ٱللَّهِ وَلَئِن جَآءَ نَصْرٌ مِّن رَّبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ ۚ أَوَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِى صُدُورِ ٱلْعَـٰلَمِينَ
29:10
Then there are among men such as say, "We believe in Allah"; but when they suffer affliction in (the cause of) Allah, they treat men's oppression as if it were the Wrath of Allah! And if help comes (to thee) from thy Lord, they are sure to say, "We have (always) been with you!" Does not Allah know best all that is in the hearts of all creation?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanlardan: "Allah'a inandık" diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, "Doğrusu biz sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İnsanlardan kimi vardır ki, "Allah'a inandık" der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah'ın azabı gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka, "Doğrusu biz de sizinle beraberdik" derler. Acaba Allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
There are some people who say, ‘We believe in God,’ but, when they suffer for His cause, they think that human persecution is as severe as God’s punishment––yet, if any help comes to you [Prophet] from your Lord, they will say, ‘We have always been with you’. Does God not know best what is in everyone’s hearts?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İnsanlardan kimi vardır ki “Allah’a inandık.” der; Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanlar(ın) eziyeti(ni) Allah’ın azabı gibi görür. Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka “Doğrusu biz de sizinleydik!” derler. Allah insanların göğüslerinde (kalplerinde) olanları iyi bilen değil midir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Of mankind is he who saith: We believe in Allah, but, if he be made to suffer for the sake of Allah, he mistaketh the persecution of mankind for Allah's punishment; and then, if victory cometh from thy Lord, will say: Lo! we were with you (all the while). Is not Allah Best Aware of what is in the bosoms of (His) creatures?
M. Pickthall · EN · public-domain
And of the people are some who say, "We believe in Allāh," but when one [of them] is harmed for [the cause of] Allāh, he considers the trial [i.e., harm] of the people as [if it were] the punishment of Allāh. But if victory comes from your Lord, they say, "Indeed, We were with you." Is not Allāh most knowing of what is within the breasts of the worlds [i.e., all creatures]?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ومن الناس من يقول: آمنا بالله، فإذا آذاه المشركون جزع من عذابهم وأذاهم، كما يجزع من عذاب الله ولا يصبر على الأذيَّة منه، فارتدَّ عن إيمانه، ولئن جاء نصر من ربك -أيها الرسول- لأهل الإيمان به ليقولَنَّ هؤلاء المرتدون عن إيمانهم: إنَّا كنا معكم -أيها المؤمنون- ننصركم على أعدائكم، أوليس الله بأعلم من كل أحد بما في صدور جميع خلقه؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
وَلَيَعْلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَيَعْلَمَنَّ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
29:11
And Allah most certainly knows those who believe, and as certainly those who are Hypocrites.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de, iki yüzlüleri de bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God will be sure to mark out which ones are the believers, and which the hypocrites.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah iman edenleri elbette bil(dir)ecektir (ortaya çıkaracaktır); iki yüzlüleri de elbette bil(dir)ecektir (ortaya çıkaracaktır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Verily Allah knoweth those who believe, and verily He knoweth the hypocrites.
M. Pickthall · EN · public-domain
And Allāh will surely make evident those who believe, and He will surely make evident the hypocrites.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وليعلمنَّ الله علمًا ظاهرًا للخلق الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، وليعلمنَّ المنافقين؛ ليميز كل فريق من الآخر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّبِعُوا۟ سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَـٰيَـٰكُمْ وَمَا هُم بِحَـٰمِلِينَ مِنْ خَطَـٰيَـٰهُم مِّن شَىْءٍ ۖ إِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
29:12
And the Unbelievers say to those who believe: "Follow our path, and we will bear (the consequences) of your faults." Never in the least will they bear their faults: in fact they are liars!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnkar edenler inananlara: "Bizim yolumuza uyun da sizin günahlarınızı biz taşıyalım" derler. Oysa onların günahlarından hiçbirini yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar yalancıdırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kâfirler, iman edenlere, "Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim" derler. Halbuki onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those who disbelieve say to the believers, ‘Follow our path and we shall bear [the consequences for] your sins,’ yet they will not do so––they are liars.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kâfir olanlar iman edenlere “Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı da biz yüklenelim!” derler. (Oysa) günahlarından hiçbir şeyi asla yüklenici değillerdir. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who disbelieve say unto those who believe: Follow our way (of religion) and we verily will bear your sins (for you). They cannot bear aught of their sins. Lo! they verily are liars.
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who disbelieve say to those who believe, "Follow our way, and we will carry your sins." But they will not carry anything of their sins. Indeed, they are liars.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال الذين جحدوا وحدانية الله من قريش، ولم يؤمنوا بوعيد الله ووعده، للذين صدَّقوا الله منهم وعملوا بشرعه: اتركوا دين محمد، واتبعوا ديننا، فإنا نتحمل آثام خطاياكم، وليسوا بحاملين من آثامهم من شيء، إنهم لكاذبون فيما قالوا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَّعَ أَثْقَالِهِمْ ۖ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ عَمَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
29:13
They will bear their own burdens, and (other) burdens along with their own, and on the Day of Judgments they will be called to account for their falsehoods.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar kendi ağırlıklarını, kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü sorguya çekileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Fakat gerçek şu ki) elbette kendi yüklerini, kendi yükleriyle birlikte nice yükleri (başkalarını saptırmanın vebalini) taşıyacaklar ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will bear their own burdens and others besides: they will be questioned about their false assertions on the Day of Resurrection.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elbette kendi yüklerini (günahlarını, ayrıca) kendi yükleriyle (günahlarıyla) birlikte (sebep oldukları diğer) yükleri (günahları) da taşıyacaklardır; uydurdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they verily will bear their own loads and other loads beside their own, and they verily will be questioned on the Day of Resurrection concerning that which they invented.
M. Pickthall · EN · public-domain
But they will surely carry their [own] burdens and [other] burdens along with their burdens, and they will surely be questioned on the Day of Resurrection about what they used to invent.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وليحملَنَّ هؤلاء المشركون أوزار أنفسهم وآثامها، وأوزار مَن أضلوا وصدُّوا عن سبيل الله مع أوزارهم، دون أن ينقص من أوزار تابعيهم شيء، وليُسألُنَّ يوم القيامة عما كانوا يختلقونه من الأكاذيب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ ٱلطُّوفَانُ وَهُمْ ظَـٰلِمُونَ
29:14
We (once) sent Noah to his people, and he tarried among them a thousand years less fifty: but the Deluge overwhelmed them while they (persisted in) sin.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We sent Noah out to his people. He lived among them for fifty years short of a thousand but when the Flood overwhelmed them they were still doing evil.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz Nuh’u kendi halkına göndermiştik; bin seneden elli yıl eksik bir süre onların arasında kalmıştı. Onlar haksızlık ederken (sonunda) tufan kendilerini yakalamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily we sent Noah (as Our messenger) unto his folk, and he continued with them for a thousand years save fifty years; and the flood engulfed them, for they were wrong-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We certainly sent Noah to his people, and he remained among them a thousand years minus fifty years, and the flood seized them while they were wrongdoers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أرسلنا نوحًا إلى قومه فمكث فيهم ألف سنة إلا خمسين عامًا، يدعوهم إلى التوحيد وينهاهم عن الشرك، فلم يستجيبوا له، فأهلكهم الله بالطوفان، وهم ظالمون لأنفسهم بكفرهم وطغيانهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
فَأَنجَيْنَـٰهُ وَأَصْحَـٰبَ ٱلسَّفِينَةِ وَجَعَلْنَـٰهَآ ءَايَةً لِّلْعَـٰلَمِينَ
29:15
But We saved him and the companions of the Ark, and We made the (Ark) a Sign for all peoples!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama Biz, Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu dünyalara bir ibret kıldık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We saved him and those with him on the Ark. We made this a sign for all people.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz onu ve gemideki halkı kurtarmış ve onu (bu olayı) âlemlere ibret yapmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We rescued him and those with him in the ship, and made of it a portent for the peoples.
M. Pickthall · EN · public-domain
But We saved him and the companions of the ship, and We made it a sign for the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأنجينا نوحًا ومَن تبعه ممن كان معه في السفينة، وجعلنا ذلك عبرة وعظة للعالمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَإِبْرَٰهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ ۖ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
29:16
And (We also saved) Abraham: behold, he said to his people, "Serve Allah and fear Him: that will be best for you- If ye understand!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim'i de gönderdik. Milletine: "Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının; bilirseniz bu sizin için daha iyidir" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İbrahim'i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: "Allah'a kulluk edin, O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We also sent Abraham. He said to his people, ‘Serve God and be mindful of Him: that is better for you, if only you knew.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İbrahim’i de (elçi olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin! O’na karşı takvâlı (duyarlı) olun! Bilirseniz bu, sizin için hayırlı olandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Abraham! (Remember) when he said unto his folk: Serve Allah, and keep your duty unto Him; that is better for you if ye did but know.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [We sent] Abraham, when he said to his people, "Worship Allāh and fear Him. That is best for you, if you should know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها الرسول- إبراهيم عليه السلام حين دعا قومه: أن أخلصوا العبادة لله وحده، واتقوا سخطه بأداء فرائضه واجتناب معاصيه، ذلكم خير لكم، إن كنتم تعلمون ما هو خير لكم مما هو شر لكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْثَـٰنًا وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَٱبْتَغُوا۟ عِندَ ٱللَّهِ ٱلرِّزْقَ وَٱعْبُدُوهُ وَٱشْكُرُوا۟ لَهُۥٓ ۖ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
29:17
"For ye do worship idols besides Allah, and ye invent falsehood. The things that ye worship besides Allah have no power to give you sustenance: then seek ye sustenance from Allah, serve Him, and be grateful to Him: to Him will be your return.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz Allah'ı bırakıp sadece bir takım putlara tapıyor, aslı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu, Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. Siz O'na döneceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Siz Allah'ı bırakıp sadece birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. Ancak O'na döndürüleceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
What you worship instead of God are mere idols; what you invent is nothing but falsehood. Those you serve instead of God have no power to give you provisions, so seek provisions from God, serve Him, and give Him thanks: you will all be returned to Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz Allah’ın peşi sıra birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Şüphesiz ki Allah’ın peşi sıra taptıklarınız, size rızık veremezler. Rızkı Allah katında arayın! O’na kulluk edin ve O’na şükredin! Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye serve instead of Allah only idols, and ye only invent a lie. Lo! those whom ye serve instead of Allah own no provision for you. So seek your provision from Allah, and serve Him, and give thanks unto Him, (for) unto Him ye will be brought back.
M. Pickthall · EN · public-domain
You only worship, besides Allāh, idols, and you produce a falsehood. Indeed, those you worship besides Allāh do not possess for you [the power of] provision. So seek from Allāh provision and worship Him and be grateful to Him. To Him you will be returned."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما تعبدون -أيها القوم- مِن دون الله إلا أصنامًا، وتفترون كذبًا بتسميتكم إياها آلهة، إنَّ أوثانكم التي تعبدونها من دون الله لا تقدر أن ترزقكم شيئًا، فالتمسوا عند الله الرزق لا من عند أوثانكم، وأخلصوا له العبادة والشكر على رزقه إياكم، إلى الله تُردُّون من بعد مماتكم، فيجازيكم على ما عملتم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
وَإِن تُكَذِّبُوا۟ فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ ۖ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ
29:18
"And if ye reject (the Message), so did generations before you: and the duty of the messenger is only to preach publicly (and clearly)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer siz Peygamberi yalanlıyorsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de yalan saymışlardı. Peygambere düşen yalnız açık bir tebliğdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If you say this is a lie, [be warned that] other communities before you said the same. The messenger’s only duty is to give clear warning.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Size tebliğ edileni) yalanlarsanız, elbette sizden önceki milletler de (gerçekleri) yalanlamıştı. Elçi'ye düşen (görev) yalnızca apaçık tebliğdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But if ye deny, then nations have denied before you. The messenger is only to convey (the message) plainly.
M. Pickthall · EN · public-domain
And if you [people] deny [the message] - already nations before you have denied. And there is not upon the Messenger except [the duty of] clear notification.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن تكذِّبوا - أيها الناس- رسولنا محمدًا صلى الله عليه وسلم فيما دعاكم إليه من عبادة الله وحده، فقد كذبت جماعات من قبلكم رسلها فيما دعتهم إليه من الحق، فحل بهم سخط الله، وما على الرَّسول محمد إلا أن يبلغكم عن الله رسالته البلاغ الواضح، وقد فَعَل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ كَيْفَ يُبْدِئُ ٱللَّهُ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥٓ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ
29:19
See they not how Allah originates creation, then repeats it: truly that is easy for Allah.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın yaratmaya nasıl başlayıp, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı? Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'ın mahlukunu ilk baştan nasıl yarattığını, sonra bunu tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they not see that God brings life into being and reproduces it? Truly this is easy for God.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını, sonra da bunu (nasıl) tekrarladığını hiç düşünmezler mi? Şüphesiz ki bu, Allah’a kolaydır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
See they not how Allah produceth creation, then reproduceth it? Lo! for Allah that is easy.
M. Pickthall · EN · public-domain
Have they not considered how Allāh begins creation and then repeats it? Indeed that, for Allāh, is easy.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم يعلم هؤلاء كيف ينشئ الله الخلق من العدم، ثم يعيده من بعد فنائه، كما بدأه أول مرة خلقًا جديدًا، لا يتعذر عليه ذلك؟ إن ذلك على الله يسير، كما كان يسيرًا عليه إنشاؤه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ بَدَأَ ٱلْخَلْقَ ۚ ثُمَّ ٱللَّهُ يُنشِئُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
29:20
Say: "Travel through the earth and see how Allah did originate creation; so will Allah produce a later creation: for Allah has power over all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır." Gerçekten Allah her şeye kadirdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘Travel throughout the earth and see how He brings life into being: and He will bring the next life into being. God has power over all things.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve (Allah) yaratmaya nasıl başlamış bir bakın!” Allah bundan sonra son yaratılışı (ahiret hayatını) da gerçekleştirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad): Travel in the land and see how He originated creation, then Allah bringeth forth the later growth. Lo! Allah is Able to do all things.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "Travel through the land and observe how He began creation. Then Allāh will produce the final creation [i.e., development]. Indeed Allāh, over all things, is competent."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لمنكري البعث بعد الممات: سيروا في الأرض، فانظروا كيف أنشأ الله الخلق، ولم يتعذر عليه إنشاؤه مبتدَأً؟ فكذلك لا يتعذر عليه إعادة إنشائه النشأة الآخرة. إن الله على كل شيء قدير، لا يعجزه شيء أراده.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَرْحَمُ مَن يَشَآءُ ۖ وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ
29:21
"He punishes whom He pleases, and He grants Mercy to whom He pleases, and towards Him are ye turned.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, dilediğine azab eder, dilediğine rahmet eder. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He punishes whoever He will and shows mercy to whoever He will. You will all be returned to Him.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O, dileyene (layık gördüğüne) azap eder; dileyene (layık gördüğüne) ise merhamet eder. Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He punisheth whom He will and showeth mercy unto whom He will, and unto Him ye will be turned.
M. Pickthall · EN · public-domain
He punishes whom He wills and has mercy upon whom He wills, and to Him you will be returned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يعذب مَن يشاء مِن خلقه على ما أسلف مِن جرمه في أيام حياته، ويرحم مَن يشاء منهم ممن تاب وآمن وعمل صالحًا، وإليه ترجعون، فيجازيكم بما عملتم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ ۖ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
29:22
"Not on earth nor in heaven will ye be able (fleeing) to frustrate (his Plan), nor have ye, besides Allah, any protector or helper."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz ne yeryüzünde ve ne de gökte Allah'ı aciz bırakabilirsiniz. Allah'tan başka bir dost ve yardımcınız da bulunmaz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Siz ne yeryüzünde, ne de gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
You cannot escape Him on earth or in the heavens; you will have no one to protect or help you besides God.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yerde ve gökte (O’nu) asla aciz bırakamazsınız. Sizin için Allah’a rağmen dost da yardımcı da yoktur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye cannot escape (from Him) in the earth or in the sky, and beside Allah there is for you no friend or helper.
M. Pickthall · EN · public-domain
And you will not cause failure [to Allāh] upon the earth or in the heaven. And you have not other than Allāh any protector or any helper.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما أنتم -أيها الناس- بمعجزي الله في الأرض ولا في السماء إن عصيتموه، وما كان لكم من دون الله مِن وليٍّ يلي أموركم، ولا نصير ينصركم من الله إن أراد بكم سوءًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَلِقَآئِهِۦٓ أُو۟لَـٰٓئِكَ يَئِسُوا۟ مِن رَّحْمَتِى وَأُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
29:23
Those who reject the Signs of Allah and the Meeting with Him (in the Hereafter),- it is they who shall despair of My Mercy: it is they who will (suffer) a most grievous Penalty.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler, işte onlar Benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte can yakıcı azap onlar içindir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte onlar benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için acıklı bir azab vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those who deny God’s Revelation and their meeting with Him have no hope of receiving My grace: they will have a grievous torment.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler –işte onlar– benim merhametimden ümitlerini kesmişlerdir ve onlar için elem verici bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who disbelieve in the revelations of Allah and in (their) Meeting with Him, such have no hope of My mercy. For such there is a painful doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the ones who disbelieve in the signs of Allāh and the meeting with Him - those have despaired of My mercy, and they will have a painful punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والذين جحدوا حُجج الله وأنكروا أدلته، ولقاءه يوم القيامة، أولئك ليس لهم مطمع في رحمتي لَمَّا عاينوا ما أُعِدَّ لهم من العذاب، وأولئك لهم عذاب مؤلم موجع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱقْتُلُوهُ أَوْ حَرِّقُوهُ فَأَنجَىٰهُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلنَّارِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
29:24
So naught was the answer of (Abraham's) people except that they said: "Slay him or burn him." But Allah did save him from the Fire. Verily in this are Signs for people who believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim'in sözlerine milletinin cevabı sadece: "Onu öldürün yahut yakın" demek oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kavminin (İbrahim'e) cevabı ise, "Onu öldürün, yahut yakın!" demelerinden ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, iman eden bir kavim için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The only answer Abraham’s people gave was, ‘Kill him or burn him!’ but God saved him from the Fire: there truly are signs in this for people who believe.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim’in) kavminin cevabı ise “Onu öldürün veya yakın!” demelerinden başka bir şey olmamıştı. (Ama) Allah onu ateşten kurtarmıştı. Şüphesiz ki bunda iman eden bir toplum için dersler vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But the answer of his folk was only that they said: "Kill him" or "Burn him." Then Allah saved him from the Fire. Lo! herein verily are portents for folk who believe.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the answer of his [i.e., Abraham's] people was not but that they said, "Kill him or burn him," but Allāh saved him from the fire. Indeed in that are signs for a people who believe.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فلم يكن جواب قوم إبراهيم له إلا أن قال بعضهم لبعض: اقتلوه أو حرِّقوه بالنار، فألقوه فيها، فأنجاه الله منها، وجعلها عليه بردًا وسلامًا، إن في إنجائنا لإبراهيم من النار لأدلة وحججًا لقوم يصدِّقون الله ويعملون بشرعه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
وَقَالَ إِنَّمَا ٱتَّخَذْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَوْثَـٰنًا مَّوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ ثُمَّ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُم بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُم بَعْضًا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّـٰصِرِينَ
29:25
And he said: "For you, ye have taken (for worship) idols besides Allah, out of mutual love and regard between yourselves in this life; but on the Day of Judgment ye shall disown each other and curse each other: and your abode will be the Fire, and ye shall have none to help."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim şöyle demişti: "Dünya hayatında, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lanet okursunuz. Varacağınız yer ateştir; yardımcılarınız da yoktur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(İbrahim onlara) dedi ki: "Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü (geldiğinde) ise, kiminiz kiminizi tanımayacak, kiminiz kiminizi lanetleyecektir. Varacağınız yer cehennemdir. Ve hiç yardımcınız da yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Abraham said to them, ‘You have chosen idols instead of God but your love for them will only last for the present life: on the Day of Resurrection, you will disown and reject one another. Hell will be your home and no one will help you.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) şöyle demişti: “Siz sadece aranızdaki dünya hayatına özel bir sevgi uğruna Allah’ın peşi sıra birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve bir kısmınız bir kısmına lanet edecektir.Barınağınız ateştir; sizin için asla yardımcılar da yoktur!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Ye have chosen only idols instead of Allah. The love between you is only in the life of the world. Then on the Day of Resurrection ye will deny each other and curse each other, and your abode will be the Fire, and ye will have no helpers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [Abraham] said, "You have only taken, other than Allāh, idols as [a bond of] affection among you in worldly life. Then on the Day of Resurrection you will deny one another and curse one another, and your refuge will be the Fire, and you will not have any helpers."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال إبراهيم لقومه: يا قوم إنما عبدتم من دون الله آلهة باطلة، اتخذتموها مودة بينكم في الحياة الدنيا، تتحابون على عبادتها، وتتوادون على خدمتها، ثم يوم القيامة، يتبرأ بعضكم من بعض، ويلعن بعضكم بعضًا، ومصيركم جميعًا النار، وليس لكم ناصر يمنعكم من دخولها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
۞ فَـَٔامَنَ لَهُۥ لُوطٌ ۘ وَقَالَ إِنِّى مُهَاجِرٌ إِلَىٰ رَبِّىٓ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
29:26
But Lut had faith in Him: He said: "I will leave home for the sake of my Lord: for He is Exalted in Might, and Wise."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Lut ona inandı ve İbrahim "Doğrusu ben Rabbimin dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun üzerine ona sadece Lut iman etti. (İbrahim) de dedi ki: "Ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphe yok ki O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lot believed him, and said, ‘I will flee to my Lord: He is the Almighty, the All Wise.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Lut (da) ona iman etmişti ve (İbrahim) “Doğrusu ben Rabbime (emrettiği yere) hicret ediyorum. Şüphesiz ki yalnızca O güçlüdür, doğru hüküm verendir.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Lot believed him, and said: Lo! I am a fugitive unto my Lord. Lo! He, only He, is the Mighty, the Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
And Lot believed him. [Abraham] said, "Indeed, I will emigrate to [the service of] my Lord. Indeed, He is the Exalted in Might, the Wise."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فصدَّق لوطٌ إبراهيمَ وتبع ملته. وقال إبراهيم: إني تارك دار قومي إلى الأرض المباركة وهي "الشام"، إن الله هو العزيز الذي لا يُغَالَب، الحكيم في تدبيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِ ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَـٰبَ وَءَاتَيْنَـٰهُ أَجْرَهُۥ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
29:27
And We gave (Abraham) Isaac and Jacob, and ordained among his progeny Prophethood and Revelation, and We granted him his reward in this life; and he was in the Hereafter (of the company) of the Righteous.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim'e İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Soyundan gelenlere Kitap ve peygamberlik verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık; doğrusu o ahirette de iyilerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O'na İshak ve Yakub'u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık. Şüphesiz o, ahirette de salihler (zümresin)dendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave Isaac and Jacob to Abraham, and placed prophethood and Scripture among his offspring. We gave him his rewards in this world, and in the life to come he will be among the righteous.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ona (İbrahim’e), İshak ve (İshak’ın oğlu) Yakup’u lütfetmiş, peygamberliği ve Kitabı onun soyundan gelenlere vermiştik. Ona (böylece) dünyada ödülünü vermiştik. Şüphesiz ki o, ahirette de iyilerden (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We bestowed on him Isaac and Jacob, and We established the prophethood and the Scripture among his seed, and We gave him his reward in the world, and lo! in the Hereafter he verily is among the righteous.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We gave to him Isaac and Jacob and placed in his descendants prophethood and scripture. And We gave him his reward in this world, and indeed, he is in the Hereafter among the righteous.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ووهبنا له إسحاق ولدًا، ويعقوب من بعده وَلَدَ وَلَدٍ، وجعلنا في ذريته الأنبياء والكتب، وأعطيناه ثواب بلائه فينا، في الدنيا الذكر الحسن والولد الصالح، وإنه في الآخرة لمن الصالحين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلْفَـٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِّنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ
29:28
And (remember) Lut: behold, he said to his people: "Ye do commit lewdness, such as no people in Creation (ever) committed before you.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lut da, milletine şöyle demişti: "Doğrusu siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Lut'u da gönderdik. O kavmine demişti ki: "Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And Lot: when He said to his people, ‘You practise outrageous acts that no people before you have ever committed.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Lut’u da (elçi olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ki siz, sizden önce âlemlerden (insanlardan) kimsenin sizi geçemediği bir çirkinliği yapıyorsunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Lot! (Remember) when he said unto his folk: Lo! ye commit lewdness such as no creature did before you.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [mention] Lot, when he said to his people, "Indeed, you commit such immorality as no one has preceded you with from among the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها الرسول- لوطًا حين قال لقومه: إنكم لتأتون الفعلة القبيحة، ما تَقَدَّمكم بفعلها أحد من العالمين، أإنكم لتأتون الرجال في أدبارهم، وتقطعون على المسافرين طرقهم بفعلكم الخبيث، وتأتون في مجالسكم الأعمال المنكرة كالسخرية من الناس، وحذف المارة، وإيذائهم بما لا يليق من الأقوال والأفعال؟ وفي هذا إعلام بأنه لا يجوز أن يجتمع الناس على المنكر مما نهى الله ورسوله عنه. فلم يكن جواب قوم لوط له إلا أن قالوا: جئنا بعذاب الله إن كنت من الصادقين فيما تقول، والمنجزين لما تَعِد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ ٱلسَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِى نَادِيكُمُ ٱلْمُنكَرَ ۖ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتِنَا بِعَذَابِ ٱللَّهِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
29:29
"Do ye indeed approach men, and cut off the highway?- and practise wickedness (even) in your councils?" But his people gave no answer but this: they said: "Bring us the Wrath of Allah if thou tellest the truth."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlü isen bize Allah'ın azabını getir" demek oldu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"(Bu ilâhî ikazdan sonra) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?" Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: "Doğru söyleyenlerden isen Allah'ın azabını getir bize!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How can you lust after men, waylay travellers, and commit evil in your gatherings?’ the only answer his people gave was, ‘Bring God’s punishment down on us, if what you say is true.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda o çirkinliği mi yapacaksınız!” Kavminin cevabı ise “Doğru söyleyenlerdensen bize Allah’ın azabını getir!” demelerinden başka bir şey olmamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For come ye not in unto males, and cut ye not the road (for travellers), and commit ye not abomination in your meetings? But the answer of his folk was only that they said: Bring Allah's doom upon us if thou art a truthteller!
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, you approach men and obstruct the road and commit in your meetings [every] evil." And the answer of his people was not but that they said, "Bring us the punishment of Allāh, if you should be of the truthful."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها الرسول- لوطًا حين قال لقومه: إنكم لتأتون الفعلة القبيحة، ما تَقَدَّمكم بفعلها أحد من العالمين، أإنكم لتأتون الرجال في أدبارهم، وتقطعون على المسافرين طرقهم بفعلكم الخبيث، وتأتون في مجالسكم الأعمال المنكرة كالسخرية من الناس، وحذف المارة، وإيذائهم بما لا يليق من الأقوال والأفعال؟ وفي هذا إعلام بأنه لا يجوز أن يجتمع الناس على المنكر مما نهى الله ورسوله عنه. فلم يكن جواب قوم لوط له إلا أن قالوا: جئنا بعذاب الله إن كنت من الصادقين فيما تقول، والمنجزين لما تَعِد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْمُفْسِدِينَ
29:30
He said: "O my Lord! help Thou me against people who do mischief!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lut: "Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Lut:) "Ey Rabbim! Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So he prayed, ‘My Lord, help me against these people who spread corruption.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Lut:) “Rabbim! Şu bozguncu topluma karşı bana yardım et!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Give me victory over folk who work corruption.
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "My Lord, support me against the corrupting people."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال: رب انصرني على القوم المفسدين بإنزال العذاب عليهم؛ حيث ابتدعوا الفاحشة وأصرُّوا عليها، فاستجاب الله دعاءه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَآ إِبْرَٰهِيمَ بِٱلْبُشْرَىٰ قَالُوٓا۟ إِنَّا مُهْلِكُوٓا۟ أَهْلِ هَـٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ۖ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا۟ ظَـٰلِمِينَ
29:31
When Our Messengers came to Abraham with the good news, they said: "We are indeed going to destroy the people of this township: for truly they are (addicted to) crime."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz şu kent halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elçilerimiz İbrahim'e (iki oğul vereceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: "Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When Our mes-sengers brought the good news [of the birth of a son] to Abraham,they told him, ‘We are about to destroy the people of that town. They are wrongdoers.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elçilerimiz (melekler) İbrahim’e (çocuk) müjdesini getirdiklerinde şöyle demişlerdi: “Biz bu şehir halkını helak edeceğiz. Şüphesiz ki oranın halkı zalim kişilerdir.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when Our messengers brought Abraham the good news, they said: Lo! we are about to destroy the people of that township, for its people are wrong-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when Our messengers [i.e., angels] came to Abraham with the good tidings, they said, "Indeed, we will destroy the people of that [i.e., Lot's] city. Indeed, its people have been wrongdoers."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولما جاءت الملائكة إبراهيم بالخبر السارِّ من الله بإسحاق، ومن وراء إسحاق ولده يعقوب، قالت الملائكة لإبراهيم: إنا مهلكو أهل قرية قوم لوط، وهي "سدوم"؛ إنَّ أهلها كانوا ظالمي أنفسهم بمعصيتهم لله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطًا ۚ قَالُوا۟ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَن فِيهَا ۖ لَنُنَجِّيَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ
29:32
He said: "But there is Lut there." They said: "Well do we know who is there: we will certainly save him and his following,- except his wife: she is of those who lag behind!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İbrahim: "Ama Lut oradadır" dedi, elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(İbrahim) dedi ki: "Ama orada Lut var!" Şöyle cevap verdiler: "Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Yalnız karısı müstesna; o geride (azabda) kalacaklar arasındadır. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Abraham said, ‘But Lot lives there.’ They answered, ‘We know who lives there better than you do. We shall save him and his household, except for his wife: she will be one of those who stay behind.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İbrahim) şöyle demişti: “(Ama) orada Lut var!” (Melekler ise): “Biz orada kimin bulunduğunu çok iyi bilenleriz. Onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Sadece hanımı hariç; o, (azapta) kalacaklar arasındadır.” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! Lot is there. They said: We are best aware of who is there. We are to deliver him and his household, all save his wife, who is of those who stay behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Abraham] said, "Indeed, within it is Lot." They said, "We are more knowing of who is within it. We will surely save him and his family, except his wife. She is to be of those who remain behind."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبراهيم للملائكة: إنَّ فيها لوطًا وليس من الظالمين، فقالت الملائكة له: نحن أعلم بمن فيها، لننجِّينَّه وأهله من الهلاك الذي سينزل بأهل قريته إلا امرأته كانت من الباقين الهالكين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
وَلَمَّآ أَن جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا۟ لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ ۖ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا ٱمْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ
29:33
And when Our Messengers came to Lut, he was grieved on their account, and felt himself powerless (to protect) them: but they said: "Fear thou not, nor grieve: we are (here) to save thee and thy following, except thy wife: she is of those who lag behind.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elçilerimiz Lut'a gelince, onlar hakkında tasalandı. Ve onlar(ı düşünmesi) sebebiyle takatten düştü. O'na: "Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de, aileni de kurtaracağız. Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When Our messengers came to Lot, he was troubled and distressed on their account. They said, ‘Have no fear or grief: we shall certainly save you and your household, except for your wife- she will be one of those who stay behind-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elçilerimiz Lut’a gelince, (Lut) onların yüzünden üzülmüş ve onlardan dolayı içi daralmıştı. Ona “Korkma, tasalanma! Şüphesiz ki biz seni de aileni de kurtaracağız. Yalnız, (azapta) kalacaklar arasında bulunan hanımın hariç!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when Our messengers came unto Lot, he was troubled upon their account, for he could not protect them; but they said: Fear not, nor grieve! Lo! we are to deliver thee and thy household, (all) save thy wife, who is of those who stay behind.
M. Pickthall · EN · public-domain
And when Our messengers [i.e., angels] came to Lot, he was distressed for them and felt for them great discomfort. They said, "Fear not, nor grieve. Indeed, we will save you and your family, except your wife; she is to be of those who remain behind.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولما جاءت الملائكة لوطًا ساءه ذلك؛ لأنه ظنهم ضيوفًا من البشر، وحزن بسبب وجودهم؛ لعلمه خبث فعل قومه، وقالوا له: لا تَخَفْ علينا لن يصل إلينا قومك، ولا تحزن مما أخبرناك مِن أنا مهلكوهم، إنَّا منجُّوك من العذاب النازل بقومك ومنجُّو أهلك معك إلا أمرأتك، فإنها هالكة فيمن يهلك مِن قومها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَىٰٓ أَهْلِ هَـٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
29:34
"For we are going to bring down on the people of this township a Punishment from heaven, because they have been wickedly rebellious."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz."(dediler).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and we shall send a punishment from heaven down on the people of this town because they violate [God’s order].’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz yoldan çıkmalarına karşılık bu şehir halkının üzerine, gökten bir azap indireceğiz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We are about to bring down upon the folk of this township a fury from the sky because they are evil-livers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, we will bring down on the people of this city punishment from the sky because they have been defiantly disobedient."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا منزلون على أهل هذه القرية عذابًا من السماء؛ بسبب معصيتهم لله وارتكابهم الفاحشة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
وَلَقَد تَّرَكْنَا مِنْهَآ ءَايَةًۢ بَيِّنَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
29:35
And We have left thereof an evident Sign, for any people who (care to) understand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Biz, düşünen kimseler için oradan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We left some [of the town] there as a clear sign for those who use their reason.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki biz aklını kullanacak bir toplum için oradan apaçık bir delil bırakmışızdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily of that We have left a clear sign for people who have sense.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have certainly left of it a sign as clear evidence for a people who use reason.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أبقينا مِن ديار قوم لوط آثارًا بينة لقوم يعقلون العبر، فينتفعون بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَـٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱرْجُوا۟ ٱلْيَوْمَ ٱلْـَٔاخِرَ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
29:36
To the Madyan (people) (We sent) their brother Shu'aib. Then he said: "O my people! serve Allah, and fear the Last Day: nor commit evil on the earth, with intent to do mischief."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik ve Şuayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe ümit bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
To the people of Midian We sent their brother Shuayb. He said, ‘My people, serve God and think ahead to the Last Day. Do not commit evil and spread corruption in the land.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (elçi göndermiştik). Şöyle demişti: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin! Ahiret gününe ümit bağlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And unto Midian We sent Shu'eyb, their brother. He said: O my people! Serve Allah, and look forward to the Last Day, and do not evil, making mischief, in the earth.
M. Pickthall · EN · public-domain
And to Madyan [We sent] their brother Shuʿayb, and he said, "O my people, worship Allāh and expect the Last Day and do not commit abuse on the earth, spreading corruption."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأرسلنا إلى "مدين" أخاهم شعيبًا، فقال لهم: يا قوم اعبدوا الله وحده، وأخلصوا له العبادة، ما لكم من إله غيره، وارجوا بعبادتكم جزاء اليوم الآخر، ولا تكثروا في الأرض الفساد والمعاصي، ولا تقيموا عليها، ولكن توبوا إلى الله منها وأنيبوا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَـٰثِمِينَ
29:37
But they rejected him: Then the mighty Blast seized them, and they lay prostrate in their homes by the morning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They rejected him and so the earthquake overtook them. When morning came, they were lying dead in their homes.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kavmi) onu yalanlamıştı. Kendilerini (korkunç) bir sarsıntı yakalamıştı ve yurtlarında diz üstü çökmüşlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they denied him, and the dreadful earthquake took them, and morning found them prostrate in their dwelling place.
M. Pickthall · EN · public-domain
But they denied him, so the earthquake seized them, and they became within their home [corpses] fallen prone.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فكذَّب أهل "مدين" شعيبًا فيما جاءهم به عن الله من الرسالة، فأخذتهم الزلزلة الشديدة، فأصبحوا في دارهم صَرْعى هالكين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
وَعَادًا وَثَمُودَا۟ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَـٰكِنِهِمْ ۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَعْمَـٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُوا۟ مُسْتَبْصِرِينَ
29:38
(Remember also) the 'Ad and the Thamud (people): clearly will appear to you from (the traces) of their buildings (their fate): the Evil One made their deeds alluring to them, and kept them back from the Path, though they were gifted with intelligence and skill.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ad ve Semud'u da (helak ediverdik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Remember] the tribes of 'Ad and Thamud: their history is made clear to you by [what is left of] their dwelling places. Satan made their foul deeds seem alluring to them and barred them from the right way, though they were capable of seeing.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Âd ve Semûd’u da (helak etmiştik). Sizin için, (onların durumu) oturdukları yerler(in kalıntıların)dan anlaşılmaktadır. Şeytan, yaptıkları işleri kendilerine süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. (Oysa) bakıp görebilecek durumdaydılar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the tribes of) A'ad and Thamud! (Their fate) is manifest unto you from their (ruined and deserted) dwellings. Satan made their deeds seem fair unto them and so debarred them from the Way, though they were keen observers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [We destroyed] ʿAad and Thamūd, and it has become clear to you from their [ruined] dwellings. And Satan had made pleasing to them their deeds and averted them from the path, and they were endowed with perception.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأهلكنا عادًا وثمود، وقد تبين لكم من مساكنهم خَرابُها وخلاؤها منهم، وحلول نقمتنا بهم جميعًا، وحسَّن لهم الشيطان أعمالهم القبيحة، فصدَّهم عن سبيل الله وعن طريق الإيمان به وبرسله، وكانوا مستبصرين في كفرهم وضلالهم، معجبين به، يحسبون أنهم على هدى وصواب، بينما هم في الضلال غارقون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
وَقَـٰرُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَـٰمَـٰنَ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كَانُوا۟ سَـٰبِقِينَ
29:39
(Remember also) Qarun, Pharaoh, and Haman: there came to them Moses with Clear Signs, but they behaved with insolence on the earth; yet they could not overreach (Us).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da yok ettik. And olsun ki Musa kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Karun'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da (helak ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp ) geçebilecek değillerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Remember] Qarun and Pharaoh and Haman: Moses brought them clear signs, but they behaved arrogantly on earth. They could not escape Us
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da (helak etmiştik). Yemin olsun ki Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde kibirlenmişlerdi. (Azabımızı) geçebilecek değillerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Korah, Pharaoh and Haman! Moses came unto them with clear proofs (of Allah's Sovereignty), but they were boastful in the land. And they were not winners (in the race).
M. Pickthall · EN · public-domain
And [We destroyed] Qārūn and Pharaoh and Hāmān. And Moses had already come to them with clear evidences, and they were arrogant in the land, but they were not outrunners [of Our punishment].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأهلكنا قارون وفرعون وهامان، ولقد جاءهم جميعًا موسى بالأدلة الواضحة، فتعاظموا في الأرض، واستكبروا فيها، ولم يكونوا ليفوتوننا، بل كنا مقتدرين عليهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنۢبِهِۦ ۖ فَمِنْهُم مَّنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُم مَّنْ أَخَذَتْهُ ٱلصَّيْحَةُ وَمِنْهُم مَّنْ خَسَفْنَا بِهِ ٱلْأَرْضَ وَمِنْهُم مَّنْ أَغْرَقْنَا ۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَـٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
29:40
Each one of them We seized for his crime: of them, against some We sent a violent tornado (with showers of stones); some were caught by a (mighty) Blast; some We caused the earth to swallow up; and some We drowned (in the waters): It was not Allah Who injured (or oppressed) them:" They injured (and oppressed) their own souls.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nitekim onlardan herbirini günahları sebebiyle suç üstü yakaladık: Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and We punished each one of them for their sins: some We struck with a violent storm; some were overcome by a sudden blast; some We made the earth swallow; and some We drowned. It was not God who wronged them; they wronged themselves.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nitekim onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırmıştık. Kiminin üzerine taş göndermiştik. Kimini korkunç bir ses yakalamıştı. Kimini yerin dibine geçirmiştik. Kimini de suda boğmuştuk. Allah onlara haksızlık edecek değildi fakat onlar kendi kendilerine yazık etmekteydiler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We took each one in his sin; of them was he on whom We sent a hurricane, and of them was he who was overtaken by the (Awful) Cry, and of them was he whom We caused the earth to swallow, and of them was he whom We drowned. It was not for Allah to wrong them, but they wronged themselves.
M. Pickthall · EN · public-domain
So each We seized for his sin; and among them were those upon whom We sent a storm of stones, and among them were those who were seized by the blast [from the sky], and among them were those whom We caused the earth to swallow, and among them were those whom We drowned. And Allāh would not have wronged them, but it was they who were wronging themselves.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأخذنا كلا من هؤلاء المذكورين بعذابنا بسبب ذنبه: فمنهم الذين أرسلنا عليهم حجارة من طين منضود، وهم قوم لوط، ومنهم مَن أخذته الصيحة، وهم قوم صالح وقوم شعيب، ومنهم مَن خسفنا به الأرض كقارون، ومنهم مَن أغرقنا، وهم قومُ نوح وفرعونُ وقومُه، ولم يكن الله ليهلك هؤلاء بذنوب غيرهم، فيظلمهم بإهلاكه إياهم بغير استحقاق، ولكنهم كانوا أنفسهم يظلمون بتنعمهم في نِعَم ربهم وعبادتهم غيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
مَثَلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ كَمَثَلِ ٱلْعَنكَبُوتِ ٱتَّخَذَتْ بَيْتًا ۖ وَإِنَّ أَوْهَنَ ٱلْبُيُوتِ لَبَيْتُ ٱلْعَنكَبُوتِ ۖ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
29:41
The parable of those who take protectors other than Allah is that of the spider, who builds (to itself) a house; but truly the flimsiest of houses is the spider's house;- if they but knew.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Halbuki, evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those who take protectors other than God can be compared to spiders building themselves houses- the spider’s is the frailest of all houses- if only they could understand.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’ın peşi sıra dostlar edinenlerin örneği, yuva edinen dişi örümceğin örneği gibidir. Şüphesiz ki yuvaların en dayanıksız olanı elbette örümcek yuvasıdır.Keşke bilselerdi!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The likeness of those who choose other patrons than Allah is as the likeness of the spider when she taketh unto herself a house, and lo! the frailest of all houses is the spider's house, if they but knew.
M. Pickthall · EN · public-domain
The example of those who take allies other than Allāh is like that of the spider who takes [i.e., constructs] a home. And indeed, the weakest of homes is the home of the spider, if they only knew.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
مثل الذين جعلوا الأوثان من دون الله أولياء يرجون نصرها، كمثل العنكبوت التي عملت بيتًا لنفسها ليحفظها، فلم يُغن عنها شيئًا عند حاجتها إليه، فكذلك هؤلاء المشركون لم يُغْن عنهم أولياؤهم الذين اتخذوهم من دون الله شيئًا، وإن أضعف البيوت لَبيت العنكبوت، لو كانوا يعلمون ذلك ما اتخذوهم أولياء، فهم لا ينفعونهم ولا يضرونهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
إِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ مِن شَىْءٍ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
29:42
Verily Allah doth know of (every thing) whatever that they call upon besides Him: and He is Exalted (in power), Wise.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Allah, Kendini bırakıp da yalvardıkları şeyi bilir. O güçlüdür, Hakim'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, onların kendisini bırakıpta hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz ki bilir. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God knows what things they call upon beside Him: He is the Mighty, the Wise.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah onların kendisinin peşi sıra yalvardıkları şeyleri bilmektedir. O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! Allah knoweth what thing they invoke instead of Him. He is the Mighty, the Wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, Allāh knows whatever thing they call upon other than Him. And He is the Exalted in Might, the Wise.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن الله يعلم ما يشركون به من الأنداد، وأنها ليست بشيء في الحقيقة، بل هي مجرد أسماء سَمَّوها، لا تنفع ولا تضر. وهو العزيز في انتقامه ممن كفر به، الحكيم في تدبيره وصنعه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
وَتِلْكَ ٱلْأَمْثَـٰلُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ ۖ وَمَا يَعْقِلُهَآ إِلَّا ٱلْعَـٰلِمُونَ
29:43
And such are the Parables We set forth for mankind, but only those understand them who have knowledge.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlayabilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte biz bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Such are the comparisons We draw for people, though only the wise can grasp them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte biz şu örnekleri insanlar için veriyoruz; onları (gerçeği) bilenlerden başkası akıl etmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for these similitudes, We coin them for mankind, but none will grasp their meaning save the wise.
M. Pickthall · EN · public-domain
And these examples We present to the people, but none will understand them except those of knowledge.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهذه الأمثال نضربها للناس؛ لينتفعوا بها ويتعلموا منها، وما يعقلها إلا العالمون بالله وآياته وشرعه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
29:44
Allah created the heavens and the earth in true (proportions): verily in that is a Sign for those who believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz bunda, iman edenler için bir nişane bulunmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God has created the heavens and earth for a true purpose. There truly is a sign in this for those who believe.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah gökleri ve yeri bir amaç ile yaratmıştır. Şüphesiz ki bunda iman edenler için bir delil vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah created the heavens and the earth with truth. Lo! therein is indeed a portent for believers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Allāh created the heavens and the earth in truth. Indeed in that is a sign for the believers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
خلق الله السموات والأرض بالعدل والقسط، إن في خلقه ذلك لدلالة عظيمة على قدرته، وتفرده بالإلهية، وخَصَّ المؤمنين؛ لأنهم الذين ينتفعون بذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
ٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ ۖ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۗ وَلَذِكْرُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
29:45
Recite what is sent of the Book by inspiration to thee, and establish regular Prayer: for Prayer restrains from shameful and unjust deeds; and remembrance of Allah is the greatest (thing in life) without doubt. And Allah knows the (deeds) that ye do.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitap'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], recite what has been revealed to you of the Scripture; keep up the prayer: prayer restrains outrageous and unacceptable behaviour. Remembering God is greater: God knows everything you are doing.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sana vahyedilen Kitabı tilavet et (okuyup aktar) ve namazı kıl! Şüphesiz ki namaz, çirkinlikten ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Recite that which hath been inspired in thee of the Scripture, and establish worship. Lo! worship preserveth from lewdness and iniquity, but verily remembrance of Allah is more important. And Allah knoweth what ye do.
M. Pickthall · EN · public-domain
Recite, [O Muḥammad], what has been revealed to you of the Book and establish prayer. Indeed, prayer prohibits immorality and wrongdoing, and the remembrance of Allāh is greater. And Allāh knows that which you do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
اتل ما أُنزل إليك من هذا القرآن، واعمل به، وأدِّ الصلاة بحدودها، إن المحافظة على الصلاة تنهى صاحبها عن الوقوع في المعاصي والمنكرات؛ وذلك لأن المقيم لها، المتمم لأركانها وشروطها، يستنير قلبه، ويزداد إيمانه، وتقوى رغبته في الخير، وتقل أو تنعدم رغبته في الشر، ولَذكر الله في الصلاة وغيرها أعظم وأكبر وأفضل من كل شيء. والله يعلم ما تصنعون مِن خيرٍ وشر، فيجازيكم على ذلك أكمل الجزاء وأوفاه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
۞ وَلَا تُجَـٰدِلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ ۖ وَقُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَـٰهُنَا وَإِلَـٰهُكُمْ وَٰحِدٌ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
29:46
And dispute ye not with the People of the Book, except with means better (than mere disputation), unless it be with those of them who inflict wrong (and injury): but say, "We believe in the revelation which has come down to us and in that which came down to you; Our Allah and your Allah is one; and it is to Him we bow (in Islam)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin, şöyle deyin: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık; bizim Tanrımız da, sizin Tanrınız da birdir, biz O'na teslim olmuşuzdur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehli kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Believers], argue only in the best way with the People of the Book, except with those of them who act unjustly. Say, ‘We believe in what was revealed to us and in what was revealed to you; our God and your God are one [and the same]; we are devoted to Him.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçlerinden haksızlık edenler hariç, kitap ehliyle ancak en güzel şekilde mücadele edin ve deyin ki: “Bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da tektir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And argue not with the People of the Scripture unless it be in (a way) that is better, save with such of them as do wrong; and say: We believe in that which hath been revealed unto us and revealed unto you; our Allah and your Allah is One, and unto Him we surrender.
M. Pickthall · EN · public-domain
And do not argue with the People of the Scripture except in a way that is best, except for those who commit injustice among them, and say, "We believe in that which has been revealed to us and revealed to you. And our God and your God is one; and we are Muslims [in submission] to Him."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولا تجادلوا -أيها المؤمنون- اليهودَ والنصارى إلا بالأسلوب الحسن، والقول الجميل، والدعوة إلى الحق بأيسر طريق موصل لذلك، إلا الذين حادوا عن وجه الحق وعاندوا وكابروا وأعلنوا الحرب عليكم فجالدوهم بالسيف حتى يؤمنوا، أو يعطوا الجزية عن يدٍ وهم صاغرون، وقولوا: آمنا بالقرآن الذي أُنزل إلينا، وآمنا بالتوراة والإنجيل اللذَيْن أُنزلا إليكم، وإلهنا وإلهكم واحد لا شريك له في ألوهيته، ولا في ربوبيته، ولا في أسمائه وصفاته، ونحن له خاضعون متذللون بالطاعة فيما أمرنا به، ونهانا عنه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ ۚ فَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَـٰهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَمِنْ هَـٰٓؤُلَآءِ مَن يُؤْمِنُ بِهِۦ ۚ وَمَا يَجْحَدُ بِـَٔايَـٰتِنَآ إِلَّا ٱلْكَـٰفِرُونَ
29:47
And thus (it is) that We have sent down the Book to thee. So the People of the Book believe therein, as also do some of these (pagan Arabs): and none but Unbelievers reject our signs.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sana Kitap'ı böylece indirdik; işte, kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak inkarcılar bile bile tanımazlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Resulüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) bu kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is the way We sent the Scripture to you [Muhammad]. Those to whom We had already given Scripture believe in [the Quran] and so do some of these people. No one refuses to acknowledge Our revelations but the defiant.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte böylece sana Kitabı (Kur’an’ı) indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan (Araplardan) da ona iman edenler vardır. Ayetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In like manner We have revealed unto thee the Scripture, and those unto whom We gave the Scripture aforetime will believe therein; and of these (also) there are some who believe therein. And none deny Our revelations save the disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
And thus We have sent down to you the Book [i.e., the Qur’ān]. And those to whom We [previously] gave the Scripture believe in it. And among these [people of Makkah] are those who believe in it. And none reject Our verses except the disbelievers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكما أنزلنا -أيها الرسول- الكتب على مَن قبلك من الرسل، أنزلنا إليك هذا الكتاب المصدق للكتب السابقة، فالذين آتيناهم الكتاب من بني إسرائيل فعرفوه حق معرفته يؤمنون بالقرآن، ومِن هؤلاء العرب من قريش وغيرهم مَن يؤمن به، ولا ينكر القرآن أو يتشكك في دلائله وبراهينه البينة إلا الكافرون الذين دَأْبُهم الجحود والعناد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
وَمَا كُنتَ تَتْلُوا۟ مِن قَبْلِهِۦ مِن كِتَـٰبٍ وَلَا تَخُطُّهُۥ بِيَمِينِكَ ۖ إِذًا لَّٱرْتَابَ ٱلْمُبْطِلُونَ
29:48
And thou wast not (able) to recite a Book before this (Book came), nor art thou (able) to transcribe it with thy right hand: In that case, indeed, would the talkers of vanities have doubted.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
You never recited any Scripture before We revealed this one to you; you never wrote one down with your hand. If you had done so, those who follow falsehood might have had cause to doubt.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen bundan önce ne (kutsal) bir kitap okumuştun ne de onu sağ elinle yazmıştın. Öyle olsaydı (gerçeği) iptal edenler (saptıranlar) elbette kuşku duyarlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And thou (O Muhammad) wast not a reader of any scripture before it, nor didst thou write it with thy right hand, for then might those have doubted, who follow falsehood.
M. Pickthall · EN · public-domain
And you did not recite before it any scripture, nor did you inscribe one with your right hand. Then [i.e., otherwise] the falsifiers would have had [cause for] doubt.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
من معجزاتك البينة -أيها الرسول- أنك لم تقرأ كتابًا ولم تكتب حروفًا بيمينك قبل نزول القرآن عليك، وهم يعرفون ذلك، ولو كنت قارئًا أو كاتبًا من قبل أن يوحى إليك لشك في ذلك المبطلون، وقالوا: تعلَّمه من الكتب السابقة أو استنسخه منها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
بَلْ هُوَ ءَايَـٰتٌۢ بَيِّنَـٰتٌ فِى صُدُورِ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ ۚ وَمَا يَجْحَدُ بِـَٔايَـٰتِنَآ إِلَّا ٱلظَّـٰلِمُونَ
29:49
Nay, here are Signs self-evident in the hearts of those endowed with knowledge: and none but the unjust reject Our Signs.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; Kuran, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, o (Kur'ân), kendilerine ilim verilenlerin sinelerinde (yer eden) apaçık âyetlerdir. Ayetlerimizi ancak ve ancak zalimler bile bile inkâr eder.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But no, [this Quran] is a revelation that is clear to the hearts of those endowed with knowledge. No one refuses to acknowledge Our revelations but the evildoers.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! O (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde (kalplerinde) apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But it is clear revelations in the hearts of those who have been given knowledge, and none deny Our revelations save wrong-doers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Rather, it [i.e., the Qur’ān] is distinct verses [preserved] within the breasts of those who have been given knowledge. And none reject Our verses except the wrongdoers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل القرآن آيات بينات واضحة في الدلالة على الحق يحفظه العلماء، وما يكذِّب بآياتنا ويردها إلا الظالمون المعاندون الذين يعلمون الحق ويحيدون عنه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
وَقَالُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَـٰتٌ مِّن رَّبِّهِۦ ۖ قُلْ إِنَّمَا ٱلْـَٔايَـٰتُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
29:50
Ye they say: "Why are not Signs sent down to him from his Lord?" Say: "The signs are indeed with Allah: and I am indeed a clear Warner."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ona Rabbinden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ona Rabbinden (başkaca) mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Cevaben de ki: "Mucizeler ancak Allah'ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They say, ‘Why have no miracles been sent to him by his Lord?’ Say, ‘Miracles lie in God’s hands; I am simply here to warn you plainly.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O zalimler:) “Ona Rabbinden (başka) ayetler (mucizeler) indirilmeli değil miydi?” demişlerdi. De ki: “Ayetler (mucizeler) ancak Allah katında(n)dır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: Why are not portents sent down upon him from his Lord? Say: Portents are with Allah only, and I am but a plain warner.
M. Pickthall · EN · public-domain
But they say, "Why are not signs sent down to him from his Lord?" Say, "The signs are only with Allāh, and I am only a clear warner."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال المشركون: هلا أُنزل على محمد دلائل وحجج من ربه نشاهدها كناقة صالح، وعصا موسى! قل لهم: إن أمر هذه الآيات لله، إن شاء أنزلها، وإن شاء منعها، وإنما أنا لكم نذير أحذركم شدة بأسه وعقابه، مبيِّن طريق الحق من الباطل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
29:51
And is it not enough for them that we have sent down to thee the Book which is rehearsed to them? Verily, in it is Mercy and a Reminder to those who believe.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kendilerine okunan bir Kitap'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they not think it is enough that We have sent down to you the Scripture that is recited to them? There is a mercy in this and a lesson for believing people.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendilerine tilavet edilmekte (okunup aktarılmakta) olan Kitabı (Kur’an’ı) sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Elbette iman eden bir toplum için onda rahmet ve (gerçeğin) hatırla(t)ması vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it not enough for them that We have sent down unto thee the Scripture which is read unto them? Lo! herein verily is mercy, and a reminder for folk who believe.
M. Pickthall · EN · public-domain
And is it not sufficient for them that We revealed to you the Book [i.e., the Qur’ān] which is recited to them? Indeed in that is a mercy and reminder for a people who believe.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم يكف هؤلاء المشركين في علمهم بصدقك -أيها الرسول- أنَّا أنزلنا عليك القرآن يتلى عليهم؟ إن في هذا القرآن لَرحمة للمؤمنين في الدنيا والآخرة، وذكرى يتذكرون بما فيه من عبرة وعظة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا ۖ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱلْبَـٰطِلِ وَكَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَـٰسِرُونَ
29:52
Say: "Enough is Allah for a witness between me and you: He knows what is in the heavens and on earth. And it is those who believe in vanities and reject Allah, that will perish (in the end).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahit olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı, batıla inananları ve Allah'ı inkar edenleri bilir." İşte kaybedenler bunlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Batıla inanıp inkâr edenler var ya, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘God is sufficient witness between me and you: He knows what is in the heavens and earth. Those who believe in false deities and deny God will be the losers.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Göklerde ve yerde ne varsa (hepsini) bilir.” Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler (var ya), işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): Allah sufficeth for witness between me and you. He knoweth whatsoever is in the heavens and the earth. And those who believe in vanity and disbelieve in Allah, they it is who are the losers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "Sufficient is Allāh between me and you as Witness. He knows what is in the heavens and earth. And they who have believed in falsehood and disbelieved in Allāh - it is those who are the losers."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل: كفى بالله بيني وبينكم شاهدًا على صدقي أني رسوله، وعلى تكذيبكم لي وردكم الحق الذي جئتُ به من عند الله، يعلم ما في السموات والأرض، فلا يخفى عليه شيء فيهما. والذين آمنوا بالباطل وكفروا بالله -مع هذه الدلائل الواضحة- أولئك هم الخاسرون في الدنيا والآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ ۚ وَلَوْلَآ أَجَلٌ مُّسَمًّى لَّجَآءَهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
29:53
They ask thee to hasten on the Punishment (for them): had it not been for a term (of respite) appointed, the Punishment would certainly have come to them: and it will certainly reach them,- of a sudden, while they perceive not!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azap onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azab elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat yine de, hiç farkına varmadıkları bir sırada o kendilerine mutlaka gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They challenge you to hasten the punishment: they would already have received a punishment if God had not set a time for it, and indeed it will come to them suddenly and catch them unawares.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Senden, azabı acele (getirmeni) istiyorlar. Önceden belirlenmiş bir vade olmasaydı, azap onlara elbette gelip çatmıştı. Onlar farkında değilken, (o azap) ansızın kendilerine gelecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They bid thee hasten on the doom (of Allah). And if a term had not been appointed, the doom would assuredly have come unto them (ere now). And verily it will come upon them suddenly when they perceive not.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they urge you to hasten the punishment. And if not for [the decree of] a specified term, punishment would have reached them. But it will surely come to them suddenly while they perceive not.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويستعجلك -أيها الرسول- هؤلاء المشركون من قومك بالعذاب استهزاء، ولولا أن الله جعل لعذابهم في الدنيا وقتًا لا يتقدم ولا يتأخر، لجاءهم العذاب حين طلبوه، وليأتينهم فجأة، وهم لا يشعرون به ولا يُحِسُّون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
يَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌۢ بِٱلْكَـٰفِرِينَ
29:54
They ask thee to hasten on the Punishment: but, of a surety, Hell will encompass the Rejecters of Faith!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki cehennem, hiç şüpheleri olmasın, kâfirleri kuşatacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They challenge you to hasten the punishment: Hell will encompass all those who deny the truth,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Evet) senden azabı acele (getirmeni) istiyorlar. Şüphesiz ki cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatıcıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They bid thee hasten on the doom, when lo! hell verily will encompass the disbelievers
M. Pickthall · EN · public-domain
They urge you to hasten the punishment. And indeed, Hell will be encompassing of the disbelievers
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يستعجلونك بالعذاب في الدنيا، وهو آتيهم لا محالة إمَّا في الدنيا وإما في الآخرة، وإن عذاب جهنم في الآخرة لمحيط بهم، لا مفرَّ لهم منه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
يَوْمَ يَغْشَىٰهُمُ ٱلْعَذَابُ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا۟ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
29:55
On the Day that the Punishment shall cover them from above them and from below them, and (a Voice) shall say: "Taste ye (the fruits) of your deeds!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O günde azap, onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından saracak ve Allah (onlara), "Yaptıklarınızın cezasını tadın!" diyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
on the Day when punishment overwhelms them from above and from below their very feet, and they will be told, ‘Now taste the punishment for what you used to do.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün azap, onları hem üstlerinden hem de ayaklarının altından kaplayacak ve (Allah onlara) “Yaptıklarınızın (cezasını) tadın!” diyecektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when the doom will overwhelm them from above them and from underneath their feet, and He will say: Taste what ye used to do!
M. Pickthall · EN · public-domain
On the Day the punishment will cover them from above them and from below their feet and it is said, "Taste [the result of] what you used to do."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يوم القيامة يغشى الكافرين عذاب جهنم من فوق رؤوسهم، ومِن تحت أقدامهم، فالنار تغشاهم من سائر جهاتهم، ويقول الله لهم حينئذ: ذوقوا جزاء ما كنتم تعملونه في الدنيا: من الإشراك بالله، وارتكاب الجرائم والآثام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 56
يَـٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ أَرْضِى وَٰسِعَةٌ فَإِيَّـٰىَ فَٱعْبُدُونِ
29:56
O My servants who believe! truly, spacious is My Earth: therefore serve ye Me - (and Me alone)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk ediniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde yalnız bana kulluk edin.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
My believing servants! My earth is vast, so worship Me and Me alone.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yerim) geniştir. Yalnızca bana kulluk edin!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
O my bondmen who believe! Lo! My earth is spacious. Therefor serve Me only.
M. Pickthall · EN · public-domain
O My servants who have believed, indeed My earth is spacious, so worship only Me.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يا عبادي الذين آمنوا إن كنتم في ضيق من إظهار الإيمان وعبادة الله وحده، فهاجِروا إلى أرض الله الواسعة، وأخلصوا العبادة لي وحدي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 57
كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ۖ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
29:57
Every soul shall have a taste of death in the end to Us shall ye be brought back.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döneceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Every soul will taste death, then it is to Us that you will be returned.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Her nefis (can), ölümü tadıcıdır. Sonunda sadece bize döndürüleceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Every soul will taste of death. Then unto Us ye will be returned.
M. Pickthall · EN · public-domain
Every soul will taste death. Then to Us will you be returned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كل نفس حية ذائقة الموت، ثم إلينا ترجعون للحساب والجزاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 58
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ نِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَـٰمِلِينَ
29:58
But those who believe and work deeds of righteousness - to them shall We give a Home in Heaven,- lofty mansions beneath which flow rivers,- to dwell therein for aye;- an excellent reward for those who do (good)!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We shall lodge those who believed and did good deeds in lofty dwellings, in the Garden graced with flowing streams, there to remain. How excellent is the reward of those who labour,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İman edip iyi işler yapanları -evet onları- içlerinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet köşklerine elbette yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların ödülü ne güzeldir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those who believe and do good works, them verily We shall house in lofty dwellings of the Garden underneath which rivers flow. There they will dwell secure. How sweet the guerdon of the toilers,
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who have believed and done righteous deeds - We will surely assign to them of Paradise [elevated] chambers beneath which rivers flow, wherein they abide eternally. Excellent is the reward of the [righteous] workers
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والذين صدَّقوا بالله ورسوله وعملوا ما أُمروا به من الصالحات لننزلنَّهم من الجنة غرفًا عالية تجري من تحتها الأنهار، ماكثين فيها أبدًا، نِعْمَ جزاء العاملين بطاعة الله هذه الغرف في جنات النعيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 59
ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
29:59
Those who persevere in patience, and put their trust, in their Lord and Cherisher.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
those who are steadfast, those who put their trust in their Lord!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ödülü hak edenler) sadece Rablerine güvenerek sabredenlerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who persevere, and put their trust in their Lord!
M. Pickthall · EN · public-domain
Who have been patient and upon their Lord rely.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن تلك الجنات المذكورة للمؤمنين الذين صبروا على عبادة الله، وتمسكوا بدينهم، وعلى الله يعتمدون في أرزاقهم وجهاد أعدائهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 60
وَكَأَيِّن مِّن دَآبَّةٍ لَّا تَحْمِلُ رِزْقَهَا ٱللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
29:60
How many are the creatures that carry not their own sustenance? It is Allah who feeds (both) them and you: for He hears and knows (all things).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nice hayvanlar var ki, rızkını (biriktirip yanında) taşımıyor. Çünkü onların da, sizin de rızkınızı Allah veriyor. O, her şeyi işitir ve bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How many are the creatures who do not store their sustenance! God sustains them and you: He alone is the All Hearing, the All Knowing.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Nice canlı var ki rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah’tır. O duyandır, bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And how many an animal there is that beareth not its own provision! Allah provideth for it and for you. He is the Hearer, the Knower.
M. Pickthall · EN · public-domain
And how many a creature carries not its [own] provision. Allāh provides for it and for you. And He is the Hearing, the Knowing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكم من دابة لا تدَّخر غذاءها لغد، كما يفعل ابن آدم، فالله سبحانه وتعالى يرزقها كما يرزقكم، وهو السميع لأقوالكم، العليم بأفعالكم وخطرات قلوبكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 61
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَسَخَّرَ ٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
29:61
If indeed thou ask them who has created the heavens and the earth and subjected the sun and the moon (to his Law), they will certainly reply, "Allah". How are they then deluded away (from the truth)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler. Öyleyse niçin döndürülüyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If you ask the disbelievers who created the heavens and earth and who harnessed the sun and moon, they are sure to say, ‘God.’ Then why do they turn away from Him?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara “Gökleri ve yeri yaratan, Güneş'i ve Ay'ı emri altında tutan kimdir?” diye sorsan, elbette “Allah.” derler. (Allah’a kulluktan) nasıl da döndürülüyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if thou wert to ask them: Who created the heavens and the earth, and constrained the sun and the moon (to their appointed work)? they would say: Allah. How then are they turned away?
M. Pickthall · EN · public-domain
If you asked them, "Who created the heavens and earth and subjected the sun and the moon?" they would surely say, "Allāh." Then how are they deluded?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولئن سألت -أيها الرسول- المشركين: من الذي خلق السموات والأرض على هذا النظام البديع، وذلَّل الشمس والقمر؟ ليقولُنَّ: خلقهن الله وحده، فكيف يصرفون عن الإيمان بالله خالق كل شيء ومدبره، ويعبدون معه غيره؟ فاعجب من إفكهم وكذبهم!!
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 62
ٱللَّهُ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ لَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
29:62
Allah enlarges the sustenance (which He gives) to whichever of His servants He pleases; and He (similarly) grants by (strict) measure, (as He pleases): for Allah has full knowledge of all things.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah, kullarından dilediğine rızkı bol ve ölçüye göre verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah, kullarından dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It is God who gives abundantly to whichever of His servants He will, and sparingly to whichever He will: He has full knowledge of everything.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah kullarından rızkı dilediğine açarak (bol) da verir, ona kısarak (dar) da verir. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Allah maketh the provision wide for whom He will of His bondmen, and straiteneth it for whom (He will). Lo! Allah is Aware of all things.
M. Pickthall · EN · public-domain
Allāh extends provision for whom He wills of His servants and restricts for him. Indeed Allāh is, of all things, Knowing.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
الله سبحانه وتعالى يوسع الرزق لمن يشاء من خلقه، ويضيق على آخرين منهم؛ لعلمه بما يصلح عباده، إن الله بكل شيء من أحوالكم وأموركم عليم، لا يخفى عليه شيء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 63
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ ۚ قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
29:63
And if indeed thou ask them who it is that sends down rain from the sky, and gives life therewith to the earth after its death, they will certainly reply, "Allah!" Say, "Praise be to Allah!" But most of them understand not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler. De ki: "Övülmek Allah içindir", fakat çoğu bunu akletmezler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki onlara, "Gökten su indirip, onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah " derler. De ki: (Öyleyse) hamd de Allah'a mahsustur. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If you ask them, ‘Who sends water down from the sky and gives life with it to the earth after it has died?’ they are sure to say, ‘God.’ Say, ‘Praise belongs to God!’ Truly, most of them do not use their reason.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara “Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeri canlandıran kimdir?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd (övgü) Allah içindir; esasında onların çoğu akıl etmezler.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if thou wert to ask them: Who causeth water to come down from the sky, and therewith reviveth the earth after its death? they verily would say: Allah. Say: Praise be to Allah! But most of them have no sense.
M. Pickthall · EN · public-domain
And if you asked them, "Who sends down rain from the sky and gives life thereby to the earth after its lifelessness?" they would surely say, "Allāh." Say, "Praise to Allāh"; but most of them do not reason.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولئن سألت -أيها الرسول- المشركين: مَنِ الذي نزَّل من السحاب ماء فأنبت به الأرض من بعد جفافها؟ ليقولُنَّ لك معترفين: الله وحده هو الذي نزَّل ذلك، قل: الحمد لله الذي أظهر حجتك عليهم، بل أكثرهم لا يعقلون ما ينفعهم ولا ما يضرهم، ولو عَقَلوا ما أشركوا مع الله غيره.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 64
وَمَا هَـٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ ۚ وَإِنَّ ٱلدَّارَ ٱلْـَٔاخِرَةَ لَهِىَ ٱلْحَيَوَانُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
29:64
What is the life of this world but amusement and play? but verily the Home in the Hereafter,- that is life indeed, if they but knew.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The life of this world is merely an amusement and a diversion; the true life is in the Hereafter, if only they knew.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu dünya hayatı, eğlenceden ve oyundan başka bir şey değildir. Şüphesiz ki ahiret yurdu(na gelince), işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This life of the world is but a pastime and a game. Lo! the home of the Hereafter - that is Life, if they but knew.
M. Pickthall · EN · public-domain
And this worldly life is not but diversion and amusement. And indeed, the home of the Hereafter - that is the [eternal] life, if only they knew.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما هذه الحياة الدنيا إلا لهو ولعب، تلهو بها القلوب وتلعب بها الأبدان؛ بسبب ما فيها من الزينة والشهوات، ثم تزول سريعًا، وإن الدار الآخرة لهي الحياة الحقيقية الدائمة التي لا موت فيها، لو كان الناس يعلمون ذلك لما آثروا دار الفناء على دار البقاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 65
فَإِذَا رَكِبُوا۟ فِى ٱلْفُلْكِ دَعَوُا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمْ إِلَى ٱلْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
29:65
Now, if they embark on a boat, they call on Allah, making their devotion sincerely (and exclusively) to Him; but when He has delivered them safely to (dry) land, behold, they give a share (of their worship to others)!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Baksana, gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlasla) Allah'a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak koşmaktadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Whenever they go on board a ship they call on God, and dedicate their faith to Him alone, but once He has delivered them safely back to land, see how they ascribe partners to Him!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na özgü kılarak Allah’a yalvarırlar. Fakat onları karaya kurtarınca (çıkarınca), bir de bakarsın ki kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için (Allah’a) ortak koşmaktadırlar. (Bir süre daha) yararlansınlar (bakalım)! İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when they mount upon the ships they pray to Allah, making their faith pure for Him only, but when He bringeth them safe to land, behold! they ascribe partners (unto Him),
M. Pickthall · EN · public-domain
And when they board a ship, they supplicate Allāh, sincere to Him in religion [i.e., faith and hope]. But when He delivers them to the land, at once they associate others with Him
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا ركب الكفار السفن في البحر، وخافوا الغرق، وحَّدوا الله، وأخلصوا له في الدعاء حال شدتهم، فلما نجَّاهم إلى البر، وزالت عنهم الشدة، عادوا إلى شركهم، إنهم بهذا يتناقضون، يوحِّدون الله ساعة الشدة، ويشركون به ساعة الرخاء. وشِرْكهم بعد نعمتنا عليهم بالنجاة من البحر؛ ليكونَ عاقبته الكفر بما أنعمنا عليهم في أنفسهم وأموالهم، وليكملوا تمتعهم في هذه الدنيا، فسوف يعلمون فساد عملهم، وما أعدَّه الله لهم من عذاب أليم يوم القيامة. وفي ذلك تهديد ووعيد لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 66
لِيَكْفُرُوا۟ بِمَآ ءَاتَيْنَـٰهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا۟ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
29:66
Disdaining ungratefully Our gifts, and giving themselves up to (worldly) enjoyment! But soon will they know.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler ve safâ sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Let them show their ingratitude for what We have given them; let them take their enjoyment- soon they will know.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na özgü kılarak Allah’a yalvarırlar. Fakat onları karaya kurtarınca (çıkarınca), bir de bakarsın ki kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için (Allah’a) ortak koşmaktadırlar. (Bir süre daha) yararlansınlar (bakalım)! İleride (gerçeği) bilecekler!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That they may disbelieve in that which We have given them, and that they may take their ease. But they will come to know.
M. Pickthall · EN · public-domain
So that they will deny what We have granted them, and they will enjoy themselves. But they are going to know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فإذا ركب الكفار السفن في البحر، وخافوا الغرق، وحَّدوا الله، وأخلصوا له في الدعاء حال شدتهم، فلما نجَّاهم إلى البر، وزالت عنهم الشدة، عادوا إلى شركهم، إنهم بهذا يتناقضون، يوحِّدون الله ساعة الشدة، ويشركون به ساعة الرخاء. وشِرْكهم بعد نعمتنا عليهم بالنجاة من البحر؛ ليكونَ عاقبته الكفر بما أنعمنا عليهم في أنفسهم وأموالهم، وليكملوا تمتعهم في هذه الدنيا، فسوف يعلمون فساد عملهم، وما أعدَّه الله لهم من عذاب أليم يوم القيامة. وفي ذلك تهديد ووعيد لهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 67
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا ءَامِنًا وَيُتَخَطَّفُ ٱلنَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ ۚ أَفَبِٱلْبَـٰطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ ٱللَّهِ يَكْفُرُونَ
29:67
Do they not then see that We have made a sanctuary secure, and that men are being snatched away from all around them? Then, do they believe in that which is vain, and reject the Grace of Allah?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Batıla inanıp Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken (öldürülürken, ya da esir edilirken), bizim (Mekke'yi) güven içinde kudsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ batıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Can they not see that We have made [them] a secure sanctuary though all around them people are snatched away? Then how can they believe in what is false and deny God’s blessing?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, (Mekke’yi) güven içinde saygın bir yer yaptığımızı görmediler mi? Onlar Allah’ın nimet(ler)ine nankörlük edip batıla mı inanıyorlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have they not seen that We have appointed a sanctuary immune (from violence), while mankind are ravaged all around them? Do they then believe in falsehood and disbelieve in the bounty of Allah?
M. Pickthall · EN · public-domain
Have they not seen that We made [Makkah] a safe sanctuary, while people are being taken away all around them? Then in falsehood do they believe, and in the favor of Allāh they disbelieve?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أولم يشاهد كفار "مكة" أن الله جعل "مكة" لهم حَرَمًا آمنًا يأمن فيه أهله على أنفسهم وأموالهم، والناسُ مِن حولهم خارج الحرم، يُتَخَطَّفون غير آمنين؟ أفبالشرك يؤمنون، وبنعمة الله التي خصَّهم بها يكفرون، فلا يعبدونه وحده دون سواه؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 68
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُۥٓ ۚ أَلَيْسَ فِى جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْكَـٰفِرِينَ
29:68
And who does more wrong than he who invents a lie against Allah or rejects the Truth when it reaches him? Is there not a home in Hell for those who reject Faith?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde inkarcılar için durak yok mudur?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah'a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hak gelmişken onu yalan sayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirlere yer mi yok?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Who could be more wicked than the person who invents lies about God, or denies the truth when it comes to him? Is Hell not the home for the disbelievers?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Allah’a yalan uydurandan veya kendisine gelmişken gerçeği yalanlayandan daha zalim kim olabilir ki! Cehennemde kâfirlere yer mi yok!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who doeth greater wrong than he who inventeth a lie concerning Allah, or denieth the truth when it cometh unto him? Is not there a home in hell for disbelievers?
M. Pickthall · EN · public-domain
And who is more unjust than one who invents a lie about Allāh or denies the truth when it has come to him? Is there not in Hell a [sufficient] residence for the disbelievers?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا أحد أشد ظلمًا ممن كذَب على الله، فنسب ما هو عليه من الضلال والباطل إلى الله، أو كذَّب بالحق الذي بعث الله به رسوله محمدًا صلى الله عليه وسلم، إن في النار لمسكنًا لمن كفر بالله، وجحد توحيده وكذَّب رسوله محمدًا صلى الله عليه وسلم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 69
وَٱلَّذِينَ جَـٰهَدُوا۟ فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَمَعَ ٱلْمُحْسِنِينَ
29:69
And those who strive in Our (cause),- We will certainly guide them to our Paths: For verily Allah is with those who do right.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But We shall be sure to guide to Our ways those who strive hard for Our cause: God is with those who do good.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bizim uğrumuzda cihad edenleri (fedakârlıkta bulunanları) elbette kendi yollarımıza ulaştıracağız. Şüphesiz ki Allah güzel davrananlarla beraberdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As for those who strive in Us, We surely guide them to Our paths, and lo! Allah is with the good.
M. Pickthall · EN · public-domain
And those who strive for Us - We will surely guide them to Our ways. And indeed, Allāh is with the doers of good.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والمؤمنون الذين جاهدوا أعداء الله، والنفس، والشيطان، وصبروا على الفتن والأذى في سبيل الله، سيهديهم الله سبل الخير، ويثبتهم على الصراط المستقيم، ومَن هذه صفته فهو محسن إلى نفسه وإلى غيره. وإن الله سبحانه وتعالى لمع مَن أحسن مِن خَلْقِه بالنصرة والتأييد والحفظ والهداية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)