54.Kamer
القمرMekke · 55 ayet
- 1
ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
54:1
The Hour (of Judgment) is nigh, and the moon is cleft asunder.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The Hour draws near; the moon is split in two.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (Son) Saat yaklaşmıştır ve (o zaman geldiğinde) Ay yarılmış (olacak)tır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The hour drew nigh and the moon was rent in twain.
M. Pickthall · EN · public-domain
The Hour has come near, and the moon has split [in two].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
دنت القيامة، وانفلق القمر فلقتين، حين سأل كفار "مكة" النبي صلى الله عليه وسلم أن يريهم آية، فدعا الله، فأراهم تلك الآية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
54:2
But if they see a Sign, they turn away, and say, "This is (but) transient magic."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Whenever the disbelievers see a sign, they turn away and say, ‘Same old sorcery!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bir ayet (mucize) görseler bile hemen yüz çevirir ve “Bu da sıradan bir büyüdür!” derler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if they behold a portent they turn away and say: Prolonged illusion.
M. Pickthall · EN · public-domain
And if they see a sign [i.e., miracle], they turn away and say, "Passing magic."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن ير المشركون دليلا وبرهانًا على صدق الرسول محمد صلى الله عليه وسلم، يُعرضوا عن الإيمان به وتصديقه مكذبين منكرين، ويقولوا بعد ظهور الدليل: هذا سحر باطل ذاهب مضمحل لا دوام له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
54:3
They reject (the warning) and follow their (own) lusts but every matter has its appointed time.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They reject the truth and follow their own desires––everything is recorded––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendi arzularına uyarak (gerçeği) yalanladılar. (Oysa) her iş amacına ulaşacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They denied (the Truth) and followed their own lusts. Yet everything will come to a decision
M. Pickthall · EN · public-domain
And they denied and followed their inclinations. But for every matter is a [time of] settlement.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكذَّبوا النبي صلى الله عليه وسلم، واتبعوا ضلالتهم وما دعتهم إليه أهواؤهم من التكذيب، وكلُّ أمر من خير أو شر واقع بأهله يوم القيامة عند ظهور الثواب والعقاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
54:4
There have already come to them Recitals wherein there is (enough) to check (them),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
although warning tales that should have restrained them have come down to them––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki onlara tastamam doğru hükümler içeren, (kendilerini) kötülükten engelleyecek haberler gelmiştir. (Yüz çevirene) uyarılar yarar sağlamaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And surely there hath come unto them news whereof the purport should deter,
M. Pickthall · EN · public-domain
And there has already come to them of information that in which there is deterrence.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد جاء كفار قريش من أنباء الأمم المكذبة برسلها، وما حلَّ بها من العذاب، ما فيه كفاية لردعهم عن كفرهم وضلالهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
حِكْمَةٌۢ بَـٰلِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
54:5
Mature wisdom;- but (the preaching of) Warners profits them not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
farreaching wisdom––but these warnings do not help:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki onlara tastamam doğru hükümler içeren, (kendilerini) kötülükten engelleyecek haberler gelmiştir. (Yüz çevirene) uyarılar yarar sağlamaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Effective wisdom; but warnings avail not.
M. Pickthall · EN · public-domain
Extensive wisdom - but warning does not avail [them].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن الذي جاءهم حكمة عظيمة بالغة غايتها، فأي شيء تغني النذر عن قوم أعرضوا وكذَّبوا بها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ
54:6
Therefore, (O Prophet,) turn away from them. The Day that the Caller will call (them) to a terrible affair,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so [Prophet] turn away from them. On the Day the Summoner will summon them to a horrific event,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sen de onlardan yüz çevir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So withdraw from them (O Muhammad) on the day when the Summoner summoneth unto a painful thing.
M. Pickthall · EN · public-domain
So leave them, [O Muḥammad]. The Day the Caller calls to something forbidding,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأعرض -أيها الرسول- عنهم، وانتظر بهم يومًا عظيمًا. يوم يدعو الملك بنفخه في "القرن" إلى أمر فظيع منكر، وهو موقف الحساب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
خُشَّعًا أَبْصَـٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
54:7
They will come forth,- their eyes humbled - from (their) graves, (torpid) like locusts scattered abroad,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
eyes downcast, they will come out of their graves like swarming locusts
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Etrafa yayılmış çekirgeler gibi bakışları perişan bir hâlde mezarlardan çıkacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With downcast eyes, they come forth from the graves as they were locusts spread abroad,
M. Pickthall · EN · public-domain
Their eyes humbled, they will emerge from the graves as if they were locusts spreading,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ذليلة أبصارهم يخرجون من القبور كأنهم في انتشارهم وسرعة سيرهم للحساب جرادٌ منتشر في الآفاق، مسرعين إلى ما دُعُوا إليه، يقول الكافرون: هذا يوم عسر شديد الهول.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
54:8
Hastening, with eyes transfixed, towards the Caller!- "Hard is this Day!", the Unbelievers will say.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
rushing towards the Summoner. The disbelievers will cry, ‘This is a stern day!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Boyunlarını o çağrıcıya uzatan kâfirler, “Bu, ne zor bir günmüş!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hastening toward the summoner; the disbelievers say: This is a hard day.
M. Pickthall · EN · public-domain
Racing ahead toward the Caller. The disbelievers will say, "This is a difficult Day."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ذليلة أبصارهم يخرجون من القبور كأنهم في انتشارهم وسرعة سيرهم للحساب جرادٌ منتشر في الآفاق، مسرعين إلى ما دُعُوا إليه، يقول الكافرون: هذا يوم عسر شديد الهول.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ
54:9
Before them the People of Noah rejected (their messenger): they rejected Our servant, and said, "Here is one possessed!", and he was driven out.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of Noah rejected the truth before them: they rejected Our servant, saying, ‘He is mad!’ Noah was rebuked,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan önce Nuh’un kavmi de (gerçeği) yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak “(O) cinlenmiştir.” demişlerdi. (Tebliğden vazgeçirilmeye) zorlanmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Noah denied before them, yea, they denied Our slave and said: A madman; and he was repulsed.
M. Pickthall · EN · public-domain
The people of Noah denied before them, and they denied Our servant and said, "A madman," and he was repelled.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَّبت قبل قومك -أيها الرسول- قوم نوح فكذَّبوا عبدنا نوحًا، وقالوا: هو مجنون، وانتهروه متوعدين إياه بأنواع الأذى، إن لم ينته عن دعوته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ
54:10
Then he called on his Lord: "I am one overcome: do Thou then help (me)!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and so he called upon his Lord, ‘I am defeated: help me!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Nuh) Rabbine “Yenik düştüm, yardım et!” diyerek yalvarmıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So he cried unto his Lord, saying: I am vanquished, so give help.
M. Pickthall · EN · public-domain
So he invoked his Lord, "Indeed, I am overpowered, so help."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فدعا نوح ربه أنِّي ضعيف عن مقاومة هؤلاء، فانتصر لي بعقاب من عندك على كفرهم بك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ
54:11
So We opened the gates of heaven, with water pouring forth.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So We opened the gates of the sky with torrential water,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz de boşanan bir su ile göğün kapılarını açmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then opened We the gates of heaven with pouring water
M. Pickthall · EN · public-domain
Then We opened the gates of the heaven with rain pouring down
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأجبنا دعاءه، ففتحنا أبواب السماء بماء كثير متدفق، وشققنا الأرض عيونًا متفجرة بالماء، فالتقى ماء السماء وماء الأرض على إهلاكهم الذي قدَّره الله لهم؛ جزاء شركهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
54:12
And We caused the earth to gush forth with springs, so the waters met (and rose) to the extent decreed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
burst the earth with gushing springs: the waters met for a preordained purpose.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yerden de (su) kaynakları fışkırtmıştık. Böylece (bu iki) su, belirlenmiş bir iş (tufan) için birleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And caused the earth to gush forth springs, so that the waters met for a predestined purpose.
M. Pickthall · EN · public-domain
And caused the earth to burst with springs, and the waters met for a matter already predestined.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأجبنا دعاءه، ففتحنا أبواب السماء بماء كثير متدفق، وشققنا الأرض عيونًا متفجرة بالماء، فالتقى ماء السماء وماء الأرض على إهلاكهم الذي قدَّره الله لهم؛ جزاء شركهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَحَمَلْنَـٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ
54:13
But We bore him on an (Ark) made of broad planks and caulked with palm-fibre:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We carried him along on a vessel of planks and nails
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onu (Nuh’u) levhalar ve çivilerle (çakılmış gemide) taşımıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We carried him upon a thing of planks and nails,
M. Pickthall · EN · public-domain
And We carried him on a [construction of] planks and nails,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وحملنا نوحًا ومَن معه على سفينة ذات ألواح ومسامير شُدَّت بها، تجري بمرأى منا وحفظ، وأغرقنا المكذبين؛ جزاء لهم على كفرهم وانتصارًا لنوح عليه السلام. وفي هذا دليل على إثبات صفة العينين لله سبحانه وتعالى، كما يليق به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ
54:14
She floats under our eyes (and care): a recompense to one who had been rejected (with scorn)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that floated under Our watchful eye, a reward for the one who had been rejected.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O gemi) inkar edilmiş olana (Nuh’a) bir karşılık olarak gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That ran (upon the waters) in Our sight, as a reward for him who was rejected.
M. Pickthall · EN · public-domain
Sailing under Our observation as reward for he who had been denied.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وحملنا نوحًا ومَن معه على سفينة ذات ألواح ومسامير شُدَّت بها، تجري بمرأى منا وحفظ، وأغرقنا المكذبين؛ جزاء لهم على كفرهم وانتصارًا لنوح عليه السلام. وفي هذا دليل على إثبات صفة العينين لله سبحانه وتعالى، كما يليق به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
وَلَقَد تَّرَكْنَـٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:15
And We have left this as a Sign (for all time): then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have left this as a sign: will anyone take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki onu (gemiyi) bir ibret olarak bırakmıştık; hani gerçeği hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We left it as a token; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
And We left it as a sign, so is there any who will remember?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أبقينا قصة نوح مع قومه عبرة ودليلا على قدرتنا لمن بعد نوح؛ ليعتبروا ويتعظوا بما حلَّ بهذه الأمة التي كفرت بربها، فهل من متعظ يتعظ؟ فكيف كان عذابي ونذري لمن كفر بي وكذب رسلي، ولم يتعظ بما جاءت به؟ إنه كان عظيمًا مؤلمًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:16
But how (terrible) was My Penalty and My Warning?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How [terrible] was My punishment and [the fulfilment of] My warnings!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see how (dreadful) was My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
And how [severe] were My punishment and warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أبقينا قصة نوح مع قومه عبرة ودليلا على قدرتنا لمن بعد نوح؛ ليعتبروا ويتعظوا بما حلَّ بهذه الأمة التي كفرت بربها، فهل من متعظ يتعظ؟ فكيف كان عذابي ونذري لمن كفر بي وكذب رسلي، ولم يتعظ بما جاءت به؟ إنه كان عظيمًا مؤلمًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:17
And We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have made it easy to learn lessons from the Quran: will anyone take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد سَهَّلْنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم والتدبر، لمن أراد أن يتذكر ويعتبر، فهل من متعظ به؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:18
The 'Ad (people) (too) rejected (Truth): then how terrible was My Penalty and My Warning?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Âd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of 'Ad also rejected the truth. How [terrible] was My punishment and [the fulfilment of] My warnings!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Âd (kavmi) de (Hud’u) yalanlamıştı. Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribe of) A'ad rejected warnings. Then how (dreadful) was My punishment after My warnings.
M. Pickthall · EN · public-domain
ʿAad denied; and how [severe] were My punishment and warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذبت عاد هودًا فعاقبناهم، فكيف كان عذابي لهم على كفرهم، ونذري على تكذيب رسولهم، وعدم الإيمان به؟ إنه كان عظيمًا مؤلمًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ
54:19
For We sent against them a furious wind, on a Day of violent Disaster,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We released a howling wind against them on a day of terrible disaster;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sürekliliği olan kara bir günde onların üzerine, insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seren bir kasırga göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We let loose on them a raging wind on a day of constant calamity,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We sent upon them a screaming wind on a day of continuous misfortune,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا أرسلنا عليهم ريحًا شديدة البرد، في يوم شؤم مستمر عليهم بالعذاب والهلاك، تقتلع الناس من مواضعهم على الأرض فترمي بهم على رؤوسهم، فتدق أعناقهم، ويفصل رؤوسهم عن أجسادهم، فتتركهم كالنخل المنقلع من أصله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ
54:20
Plucking out men as if they were roots of palm-trees torn up (from the ground).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
it swept people away like uprooted palm trunks.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sürekliliği olan kara bir günde onların üzerine, insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seren bir kasırga göndermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Sweeping men away as though they were uprooted trunks of palm-trees.
M. Pickthall · EN · public-domain
Extracting the people as if they were trunks of palm trees uprooted.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا أرسلنا عليهم ريحًا شديدة البرد، في يوم شؤم مستمر عليهم بالعذاب والهلاك، تقتلع الناس من مواضعهم على الأرض فترمي بهم على رؤوسهم، فتدق أعناقهم، ويفصل رؤوسهم عن أجسادهم، فتتركهم كالنخل المنقلع من أصله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:21
Yea, how (terrible) was My Penalty and My Warning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nasılmış benim azabım ve uyarım?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How [terrible] was My punishment and [the fulfilment of] My warnings!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see how (dreadful) was My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
And how [severe] were My punishment and warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فكيف كان عذابي ونذري لمن كفر بي، وكذَّب رسلي ولم يؤمن بهم؟ إنه كان عظيمًا مؤلمًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:22
But We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have made it easy to learn lessons from the Quran: will anyone take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد سَهَّلنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم وللتدبر، لمن أراد أن يتذكر ويعتبر، فهل من متعظ به؟ وفي هذا حثٌّ على الاستكثار من تلاوة القرآن وتعلمه وتعليمه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
54:23
The Thamud (also) rejected (their) Warners.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Semûd da o uyarıları yalanladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of Thamud also rejected the warnings:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Semûd (kavmi) de uyarı(cı)ları yalanlamıştı ve “Aramızdan bir insana mı uyacağız? Bu durumda biz sapkınlık ve çılgınlık içinde oluruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(The tribe of) Thamud rejected warnings
M. Pickthall · EN · public-domain
Thamūd denied the warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذبت ثمود -وهم قوم صالح- بالآيات التي أُنذرِوا بها، فقالوا: أبشرًا منا واحدًا نتبعه نحن الجماعة الكثيرة وهو واحد؟ إنا إذا لفي بُعْدٍ عن الصواب وجنون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ
54:24
For they said: "What! a man! a Solitary one from among ourselves! shall we follow such a one? Truly should we then be straying in mind, and mad!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they said, ‘What? A man? Why should we follow a lone man from amongst ourselves? That would be misguided; quite insane!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Semûd (kavmi) de uyarı(cı)ları yalanlamıştı ve “Aramızdan bir insana mı uyacağız? Bu durumda biz sapkınlık ve çılgınlık içinde oluruz!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For they said; Is it a mortal man, alone among us, that we are to follow? Then indeed we should fall into error and madness.
M. Pickthall · EN · public-domain
And said, "Is it one human being among us that we should follow? Indeed, we would then be in error and madness.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذبت ثمود -وهم قوم صالح- بالآيات التي أُنذرِوا بها، فقالوا: أبشرًا منا واحدًا نتبعه نحن الجماعة الكثيرة وهو واحد؟ إنا إذا لفي بُعْدٍ عن الصواب وجنون.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ
54:25
"Is it that the Message is sent to him, of all people amongst us? Nay, he is a liar, an insolent one!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Would a mes-sage be given to him alone out of all of us? No, he is an insolent liar!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Devamla:) “Vahiy, aramızdan ona mı verildi? Aslında o, şımarık yalancının biridir!” (demişlerdi).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath the remembrance been given unto him alone among us? Nay, but he is a rash liar.
M. Pickthall · EN · public-domain
Has the message been sent down upon him from among us? Rather, he is an insolent liar."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أأُنزل عليه الوحي وخُصَّ بالنبوة مِن بيننا، وهو واحد منا؟ بل هو كثير الكذب والتجبر. سَيَرون عند نزول العذاب بهم في الدنيا ويوم القيامة مَنِ الكذاب المتجبر؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
54:26
Ah! they will know on the morrow, which is the liar, the insolent one!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Tomorrow they will know who is the insolent liar,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yarın (yakında) onlar şımarık yalancının kim olduğunu göreceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Unto their warner it was said): To-morrow they will know who is the rash liar.
M. Pickthall · EN · public-domain
They will know tomorrow who is the insolent liar.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أأُنزل عليه الوحي وخُصَّ بالنبوة مِن بيننا، وهو واحد منا؟ بل هو كثير الكذب والتجبر. سَيَرون عند نزول العذاب بهم في الدنيا ويوم القيامة مَنِ الكذاب المتجبر؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
54:27
For We will send the she-camel by way of trial for them. So watch them, (O Salih), and possess thyself in patience!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for We shall send them a she-camel to test them: so watch them [Salih] and be patient.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ey Salih)! Onları imtihan etmek için dişi devenin göndericileri biziz (onu biz belirledik). Sen onları sadece gözetle ve sabırlı olmaya devam et!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We are sending the she-camel as a test for them; so watch them and have patience;
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We are sending the she-camel as trial for them, so watch them and be patient.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا مخرجو الناقة التي سألوها من الصخرة؛ اختبارًا لهم، فانتظر- يا صالح- ما يحلُّ بهم من العذاب، واصطبر على دعوتك إياهم وأذاهم لك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ
54:28
And tell them that the water is to be divided between them: Each one's right to drink being brought forward (by suitable turns).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Tell them the water is to be shared between them: each one should drink in turn.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlara, her biri kendi nöbetinde sudan yararlanacak şekilde suyun aralarında paylaşılarak kullanılacağını bildir!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And inform them that the water is to be shared between (her and) them. Every drinking will be witnessed.
M. Pickthall · EN · public-domain
And inform them that the water is shared between them, each [day of] drink attended [by turn].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأخبرهم أن الماء مقسوم بين قومك والناقة: للناقة يوم، ولهم يوم، كل شِرْب يحضره مَن كانت قسمته، ويُحظر على من ليس بقسمة له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
54:29
But they called to their companion, and he took a sword in hand, and hamstrung (her).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But they called their companion, who took a sword and hamstrung the camel.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar arkadaşlarını çağırmışlar, (içlerinden biri) hemen ileri atılmış ve deveyi hunharca katletmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But they call their comrade and he took and hamstrung (her).
M. Pickthall · EN · public-domain
But they called their companion, and he dared and hamstrung [her].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فنادوا صاحبهم بالحض على عقرها، فتناول الناقة بيده، فنحرها فعاقَبْتُهم، فكيف كان عقابي لهم على كفرهم، وإنذاري لمن عصى رسلي؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:30
Ah! how (terrible) was My Penalty and My Warning!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How [terrible] was My punishment and [the fulfilment of] My warnings!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Benim azabım ve benim uyarılarım (bak) nasıl olmuştu!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then see how (dreadful) was My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
And how [severe] were My punishment and warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فنادوا صاحبهم بالحض على عقرها، فتناول الناقة بيده، فنحرها فعاقَبْتُهم، فكيف كان عقابي لهم على كفرهم، وإنذاري لمن عصى رسلي؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
54:31
For We sent against them a single Mighty Blast, and they became like the dry stubble used by one who pens cattle.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We released a single mighty blast against them and they ended up like a fencemaker’s dry sticks.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Deveyi kesince) biz de üzerlerine korkunç bir ses göndermiştik. Ağıla konulan kuru ot gibi olmuşlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We sent upon them one Shout, and they became as the dry twigs (rejected by) the builder of a cattle-fold.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We sent upon them one shriek [i.e., blast from the sky], and they became like the dry twig fragments of an [animal] pen.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا أرسلنا عليهم جبريل، فصاح بهم صيحة واحدة، فبادوا عن آخرهم، فكانوا كالزرع اليابس الذي يُجْعل حِظارًا على الإبل والمواشي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:32
And We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have made it easy to learn lessons from the Quran: will anyone take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد سَهَّلْنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم والتدبر لمن أراد أن يتذكر ويعتبر، فهل مِن متعظ به؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
54:33
The people of Lut rejected (his) warning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of Lot rejected the warnings.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Lut’un kavmi de uyarı(cı)ları yalanlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Lot rejected warnings.
M. Pickthall · EN · public-domain
The people of Lot denied the warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَّبت قوم لوط بآيات الله التي أنذِروا بها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَـٰهُم بِسَحَرٍ
54:34
We sent against them a violent Tornado with showers of stones, (which destroyed them), except Lut's household: them We delivered by early Dawn,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We released a stonebearing wind against them, all except the family of Lot. We saved them before dawn
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Lut’un ailesi (destekçileri) hariç, üzerlerine taş göndermiştik (yağdırmıştık). Onları (Lut’un destekçilerini) ise katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtarmıştık. Biz şükredenin karşılığını işte böyle veririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We sent a storm of stones upon them (all) save the family of Lot, whom We rescued in the last watch of the night,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We sent upon them a storm of stones, except the family of Lot - We saved them before dawn.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا أرسلنا عليهم حجارةً إلا آل لوط، نجَّيناهم من العذاب في آخر الليل، نعمة من عندنا عليهم، كما أثبنا لوطًا وآله وأنعمنا عليهم، فأنجيناهم مِن عذابنا، نُثيب مَن آمن بنا وشكرنا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
54:35
As a Grace from Us: thus do We reward those who give thanks.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
as a favour from Us: this is how We reward the thankful.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Lut’un ailesi (destekçileri) hariç, üzerlerine taş göndermiştik (yağdırmıştık). Onları (Lut’un destekçilerini) ise katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtarmıştık. Biz şükredenin karşılığını işte böyle veririz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
As grace from Us. Thus We reward him who giveth thanks.
M. Pickthall · EN · public-domain
As favor from Us. Thus do We reward he who is grateful.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا أرسلنا عليهم حجارةً إلا آل لوط، نجَّيناهم من العذاب في آخر الليل، نعمة من عندنا عليهم، كما أثبنا لوطًا وآله وأنعمنا عليهم، فأنجيناهم مِن عذابنا، نُثيب مَن آمن بنا وشكرنا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
54:36
And (Lut) did warn them of Our Punishment, but they disputed about the Warning.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He warned them of Our onslaught, but they dismissed the warning-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki yakalamamızla ilgili (Lut daha önceden) kendilerini uyarmıştı, (ama) onlar bu tehditleri kuşkuyla karşılamışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he indeed had warned them of Our blow, but they did doubt the warnings.
M. Pickthall · EN · public-domain
And he had already warned them of Our assault, but they disputed the warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد خوَّف لوط قومه بأس الله وعذابه، فلم يسمعوا له، بل شكُّوا في ذلك، وكذَّبوه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:37
And they even sought to snatch away his guests from him, but We blinded their eyes. (They heard:) "Now taste ye My Wrath and My Warning."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they even demanded his guests from him- so We sealed their eyes- ‘ Taste My [terrible] punishment and [the fulfilment of] My warnings!’-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki onlar (Lut’un) misafirlerinden (ahlaksızca) yararlanmak bile istemişlerdi de gözlerini kör etmiştik. (Kendilerine) “Benim azabımı ve benim uyarılarım(a itibar etmemenizin sonucunu) tadın!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They even asked of him his guests for an ill purpose. Then We blinded their eyes (and said): Taste now My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
And they had demanded from him his guests, but We obliterated their eyes, [saying], "Taste My punishment and warning."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد طلبوا منه أن يفعلوا الفاحشة بضيوفه من الملائكة، فطمسنا أعينهم فلم يُبصروا شيئًا، فقيل لهم: ذوقوا عذابي وإنذاري الذي أنذركم به لوط عليه السلام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ
54:38
Early on the morrow an abiding Punishment seized them:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and early in the morning a punishment seized them that still remains-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki bir sabah erkenden onları kararlı bir azap yakalamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth the punishment decreed befell them early in the morning.
M. Pickthall · EN · public-domain
And there came upon them by morning an abiding punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد جاءهم وقت الصباح عذاب دائم استقر فيهم حتى يُفضي بهم إلى عذاب الآخرة، وذلك العذاب هو رجمهم بالحجارة وقلب قُراهم وجعل أعلاها أسفلها، فقيل لهم: ذوقوا عذابي الذي أنزلته بكم؛ لكفركم وتكذيبكم، وإنذاري الذي أنذركم به لوط عليه السلام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
54:39
"So taste ye My Wrath and My Warning."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Taste My [terrible] punishment and [the fulfilment of] My warnings!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Kendilerine) “Azabımı ve uyarılarım(a itibar etmemenizin sonucunu) tadın!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Now taste My punishment after My warnings!
M. Pickthall · EN · public-domain
So taste My punishment and warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد جاءهم وقت الصباح عذاب دائم استقر فيهم حتى يُفضي بهم إلى عذاب الآخرة، وذلك العذاب هو رجمهم بالحجارة وقلب قُراهم وجعل أعلاها أسفلها، فقيل لهم: ذوقوا عذابي الذي أنزلته بكم؛ لكفركم وتكذيبكم، وإنذاري الذي أنذركم به لوط عليه السلام.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:40
And We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have made it easy to learn lessons from the Quran: will anyone take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And in truth We have made the Qur'an easy to remember; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد سَهَّلْنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم والتدبر لمن أراد أن يتذكر، فهل مِن متعظ به؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
54:41
To the People of Pharaoh, too, aforetime, came Warners (from Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of Pharaoh also received warnings.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Firavun’un ailesine (destekçilerine) de uyarı(cı)lar gelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And warnings came in truth unto the house of Pharaoh
M. Pickthall · EN · public-domain
And there certainly came to the people of Pharaoh warning.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد جاء أتباعَ فرعون وقومَه إنذارُنا بالعقوبة لهم على كفرهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَـٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ
54:42
The (people) rejected all Our Signs; but We seized them with such Penalty (as comes) from One Exalted in Power, able to carry out His Will.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They rejected all Our signs so We seized them with all Our might and power.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Fakat) onlar da bütün ayetlerimizi yalanlamışlardı. (Bunun üzerine) biz de onları, güç ve kudretimize uygun bir şekilde yakalamıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Who denied Our revelations, every one. Therefore We grasped them with the grasp of the Mighty, the Powerful.
M. Pickthall · EN · public-domain
They denied Our signs, all of them, so We seized them with a seizure of one Exalted in Might and Perfect in Ability.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كذَّبوا بأدلتنا كلها الدالة على وحدانيتنا ونبوة أنبيائنا، فعاقبناهم بالعذاب عقوبة عزيز لا يغالَب، مقتدر على ما يشاء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَـٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ
54:43
Are your Unbelievers, (O Quraish), better than they? Or have ye an immunity in the Sacred Books?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Are your disbelievers any better than these? Were you given an exemption in the Scripture?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı iyidir? Yoksa sizin için kitaplarda (azaptan) uzak olma (bilgisi) mi var!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Are your disbelievers better than those, or have ye some immunity in the scriptures?
M. Pickthall · EN · public-domain
Are your disbelievers better than those [former ones], or have you immunity in the scriptures?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أكفاركم- يا معشر قريش- خير مِنَ الذين تقدَّم ذكرهم ممن هلكوا بسبب تكذيبهم، أم لكم براءة مِن عقاب الله في الكتب المنزلة على الأنبياء بالسلامة من العقوبة؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ
54:44
Or do they say: "We acting together can defend ourselves"?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they perhaps say, ‘We are a great army and we shall be victorious’?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa “Biz güçlü bir topluluğuz!” mu diyorlar?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or say they: We are a host victorious?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or do they say, "We are an assembly supporting [each other]"?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
بل أيقول كفار "مكة": نحن أولو حزم ورأي وأمرنا مجتمع، فنحن جماعة منتصرة لا يغلبنا من أرادنا بسوء؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
54:45
Soon will their multitude be put to flight, and they will show their backs.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Their forces will be routed and they will turn tail and flee.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O topluluk, ileride bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The hosts will all be routed and will turn and flee.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Their] assembly will be defeated, and they will turn their backs [in retreat].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
سيهزم جمع كفار "مكة" أمام المؤمنين، ويولُّون الأدبار، وقد حدث هذا يوم "بدر".
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
54:46
Nay, the Hour (of Judgment) is the time promised them (for their full recompense): And that Hour will be most grievous and most bitter.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But the Hour is their appointed time- the Hour is more severe and bitter:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aslında o (Son) Saat, onların buluşma zamanıdır ve o (Son) Saat daha dehşetlidir; daha acıdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but the Hour (of doom) is their appointed tryst, and the Hour will be more wretched and more bitter (than their earthly failure).
M. Pickthall · EN · public-domain
But the Hour is their appointment [for due punishment], and the Hour is more disastrous and more bitter.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والساعة موعدهم الذي يُجازون فيه بما يستحقون، والساعة أعظم وأقسى مما لحقهم من العذاب يوم "بدر".
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ
54:47
Truly those in sin are the ones straying in mind, and mad.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
truly the wicked are misguided and quite insane––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki suçlular sapkınlık ve çılgınlık içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the guilty are in error and madness.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, the criminals are in error and madness..
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن المجرمين في تيه عن الحق وعناء وعذاب. يوم يُجرُّون في النار على وجوههم، ويقال لهم: ذوقوا شدة عذاب جهنم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
54:48
The Day they will be dragged through the Fire on their faces, (they will hear:) "Taste ye the touch of Hell!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
on the Day when they are dragged on their faces in Hell. ‘Feel the touch of Hell.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O gün ateşe yüzüstü sürüklenip (kendilerine) “Sekar (cehennemin)in dokunuşunu tadın!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On the day when they are dragged into the Fire upon their faces (it is said unto them): Feel the touch of hell.
M. Pickthall · EN · public-domain
The Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن المجرمين في تيه عن الحق وعناء وعذاب. يوم يُجرُّون في النار على وجوههم، ويقال لهم: ذوقوا شدة عذاب جهنم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَـٰهُ بِقَدَرٍ
54:49
Verily, all things have We created in proportion and measure.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have created all things in due measure;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki biz her şeyi bir ölçüyle yarattık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have created every thing by measure.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, all things We created with predestination.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنَّا كل شيء خلقناه بمقدار قدرناه وقضيناه، وسبق علمنا به، وكتابتنا له في اللوح المحفوظ.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
54:50
And Our Command is but a single (Act),- like the twinkling of an eye.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
when We ordain something it happens at once, in the blink of an eye;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bizim (Son Saat) emrimiz, sadece göz açıp kapamak gibi tektir (bir anda olur).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And Our commandment is but one (commandment), as the twinkling of an eye.
M. Pickthall · EN · public-domain
And Our command is but one, like a glance of the eye.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما أمرنا للشيء إذا أردناه إلا أن نقول قولة واحدة وهي "كن"، فيكون كلمح البصر، لا يتأخر طرفة عين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
54:51
And (oft) in the past, have We destroyed gangs like unto you: then is there any that will receive admonition?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have destroyed the likes of you in the past. Will anyone take heed?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki sizin gibi grupları helak etmiştik. Hatırlayan var mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We have destroyed your fellows; but is there any that remembereth?
M. Pickthall · EN · public-domain
And We have already destroyed your kinds, so is there any who will remember?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد أهلكنا أشباهكم في الكفر من الأمم الخالية، فهل من متعظ بما حلَّ بهم من النَّكال والعذاب؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
54:52
All that they do is noted in (their) Books (of Deeds):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Everything they do is noted in their records:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every thing they did is in the scriptures,
M. Pickthall · EN · public-domain
And everything they did is in written records.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكل شيء فعله أشباهكم الماضون من خير أو شرٍّ مكتوب في الكتب التي كتبتها الحفظة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ
54:53
Every matter, small and great, is on record.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
every action, great or small, is recorded.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Küçük büyük her şey (onda) satır satır yazılmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And every small and great thing is recorded.
M. Pickthall · EN · public-domain
And every small and great [thing] is inscribed.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكل صغير وكبير من أعمالهم مُسَطَّر في صحائفهم، وسيجازون به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَهَرٍ
54:54
As to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Rivers,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The righteous will live securely among Gardens and rivers,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Muttakîler (duyarlı olanlar) ise güçlü hükümdarın (Allah’ın) huzurunda ‘doğruluk makamındaki’ bahçelerde ve ırmak(ların kenarların)da olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! the righteous will dwell among gardens and rivers,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, the righteous will be among gardens and rivers,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن المتقين في بساتين عظيمة، وأنهار واسعة يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ
54:55
In an Assembly of Truth, in the Presence of a Sovereign Omnipotent.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
secure in the presence of an all-powerful Sovereign.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Muttakîler (duyarlı olanlar) ise güçlü hükümdarın (Allah’ın) huzurunda ‘doğruluk makamındaki’ bahçelerde ve ırmak(ların kenarların)da olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Firmly established in the favour of a Mighty King.
M. Pickthall · EN · public-domain
In a seat of honor near a Sovereign, Perfect in Ability.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
في مجلس حق، لا لغو فيه ولا تأثيم عند الله المَلِك العظيم، الخالق للأشياء كلها، المقتدر على كل شيء تبارك وتعالى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)