كل السور

52.الطور

الطور

مكية · 49 آية

وضع القراءة
  1. 1

    وَٱلطُّورِ

    52:1

    By the Mount (of Revelation);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun Tûr'a,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    By the mountain,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun: Tûr’a,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the Mount,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    By the mount

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله بالطور، وهو الجبل الذي كلَّم الله سبحانه وتعالى موسى عليه، وبكتاب مكتوب، وهو القرآن في صحف منشورة، وبالبيت المعمور في السماء بالملائكة الكرام الذين يطوفون به دائمًا، وبالسقف المرفوع وهو السماء الدنيا، وبالبحر المسجور المملوء بالمياه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    وَكِتَـٰبٍ مَّسْطُورٍ

    52:2

    By a Decree inscribed

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by a Scripture inscribed

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış Kitaba,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a Scripture inscribed

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [by] a Book inscribed

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله بالطور، وهو الجبل الذي كلَّم الله سبحانه وتعالى موسى عليه، وبكتاب مكتوب، وهو القرآن في صحف منشورة، وبالبيت المعمور في السماء بالملائكة الكرام الذين يطوفون به دائمًا، وبالسقف المرفوع وهو السماء الدنيا، وبالبحر المسجور المملوء بالمياه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ

    52:3

    In a Scroll unfolded;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    in unrolled parch-ment,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yayılmış ince deriye satır satır yazılmış Kitaba,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On fine parchment unrolled,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    In parchment spread open

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله بالطور، وهو الجبل الذي كلَّم الله سبحانه وتعالى موسى عليه، وبكتاب مكتوب، وهو القرآن في صحف منشورة، وبالبيت المعمور في السماء بالملائكة الكرام الذين يطوفون به دائمًا، وبالسقف المرفوع وهو السماء الدنيا، وبالبحر المسجور المملوء بالمياه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ

    52:4

    By the much-frequented Fane;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ma'mur eve,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by the much-visited House,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ziyaret edilen Ev’e (Kâbe’ye),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the House frequented,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [by] the frequented House

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله بالطور، وهو الجبل الذي كلَّم الله سبحانه وتعالى موسى عليه، وبكتاب مكتوب، وهو القرآن في صحف منشورة، وبالبيت المعمور في السماء بالملائكة الكرام الذين يطوفون به دائمًا، وبالسقف المرفوع وهو السماء الدنيا، وبالبحر المسجور المملوء بالمياه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ

    52:5

    By the Canopy Raised High;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yükseltilmiş tavana,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by the raised canopy,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yükseltilmiş tavana (göğe),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the roof exalted,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [by] the ceiling [i.e., heaven] raised high

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله بالطور، وهو الجبل الذي كلَّم الله سبحانه وتعالى موسى عليه، وبكتاب مكتوب، وهو القرآن في صحف منشورة، وبالبيت المعمور في السماء بالملائكة الكرام الذين يطوفون به دائمًا، وبالسقف المرفوع وهو السماء الدنيا، وبالبحر المسجور المملوء بالمياه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ

    52:6

    And by the Ocean filled with Swell;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kaynatılmış denize, (andolsun ki)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    by the ocean ever filled,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kaynatılmış denize ki

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the sea kept filled,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [by] the sea set on fire,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله بالطور، وهو الجبل الذي كلَّم الله سبحانه وتعالى موسى عليه، وبكتاب مكتوب، وهو القرآن في صحف منشورة، وبالبيت المعمور في السماء بالملائكة الكرام الذين يطوفون به دائمًا، وبالسقف المرفوع وهو السماء الدنيا، وبالبحر المسجور المملوء بالمياه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ

    52:7

    Verily, the Doom of thy Lord will indeed come to pass;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Prophet], your Lord’s punishment is coming––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the doom of thy Lord will surely come to pass;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the punishment of your Lord will occur.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن عذاب ربك -أيها الرسول- بالكفار لَواقع، ليس له مِن مانع يمنعه حين وقوعه، يوم تتحرك السماء فيختلُّ نظامها وتضطرب أجزاؤها، وذلك عند نهاية الحياة الدنيا، وتزول الجبال عن أماكنها، وتسير كسير السحاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ

    52:8

    There is none can avert it;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    it cannot be put off––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is none that can ward it off.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Of it there is no preventer.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن عذاب ربك -أيها الرسول- بالكفار لَواقع، ليس له مِن مانع يمنعه حين وقوعه، يوم تتحرك السماء فيختلُّ نظامها وتضطرب أجزاؤها، وذلك عند نهاية الحياة الدنيا، وتزول الجبال عن أماكنها، وتسير كسير السحاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا

    52:9

    On the Day when the firmament will be in dreadful commotion.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün gök, bir çalkanış çalkalanır

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    on the Day when the sky sways back and forth

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün, gök şiddetli bir şekilde sallanıp çalkalanacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On the day when the heaven will heave with (awful) heaving,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    On the Day the heaven will sway with circular motion

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن عذاب ربك -أيها الرسول- بالكفار لَواقع، ليس له مِن مانع يمنعه حين وقوعه، يوم تتحرك السماء فيختلُّ نظامها وتضطرب أجزاؤها، وذلك عند نهاية الحياة الدنيا، وتزول الجبال عن أماكنها، وتسير كسير السحاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا

    52:10

    And the mountains will fly hither and thither.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dağlar da bir yürüyüş yürür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and the mountains float away.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dağlar da yürüdükçe yürüyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the mountains move away with (awful) movement,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the mountains will pass on, departing -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن عذاب ربك -أيها الرسول- بالكفار لَواقع، ليس له مِن مانع يمنعه حين وقوعه، يوم تتحرك السماء فيختلُّ نظامها وتضطرب أجزاؤها، وذلك عند نهاية الحياة الدنيا، وتزول الجبال عن أماكنها، وتسير كسير السحاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    52:11

    Then woe that Day to those that treat (Truth) as Falsehood;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Vay haline o gün yalanlayanların!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Woe on that Day to those who deny the Truth,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yalanlayanların o gün vay hâllerine!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then woe that day unto the deniers

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then woe, that Day, to the deniers,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فهلاك في هذا اليوم واقع بالمكذبين الذين هم في خوض بالباطل يلعبون به، ويتخذون دينهم هزوًا ولعبًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ

    52:12

    That play (and paddle) in shallow trifles.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who amuse themselves with idle chatter:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar daldıkları batıl içinde oyalanıp duranlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who play in talk of grave matters;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Who are in [empty] discourse amusing themselves.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فهلاك في هذا اليوم واقع بالمكذبين الذين هم في خوض بالباطل يلعبون به، ويتخذون دينهم هزوًا ولعبًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

    52:13

    That Day shall they be thrust down to the Fire of Hell, irresistibly.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    on that Day they will be thrust into the Fire of Hell.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün cehennem ateşine itilip atılacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The day when they are thrust with a (disdainful) thrust, into the fire of hell

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Day they are thrust toward the fire of Hell with a [violent] thrust, [its angels will say],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يوم يُدْفَع هؤلاء المكذبون دفعًا بعنف ومَهانة إلى نار جهنم، ويقال توبيخًا لهم: هذه هي النار التي كنتم بها تكذِّبون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    هَـٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    52:14

    "This:, it will be said, "Is the Fire,- which ye were wont to deny!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘This is the Fire you used to deny.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlara şöyle denecektir:) “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it is said unto them): This is the Fire which ye were wont to deny.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "This is the Fire which you used to deny.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يوم يُدْفَع هؤلاء المكذبون دفعًا بعنف ومَهانة إلى نار جهنم، ويقال توبيخًا لهم: هذه هي النار التي كنتم بها تكذِّبون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    أَفَسِحْرٌ هَـٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

    52:15

    "Is this then a fake, or is it ye that do not see?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So is this sorcery? Do you still not see it?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu bir büyü müymüş! Yoksa görmüyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is this magic, or do ye not see?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then is this magic, or do you not see?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفسحر ما تشاهدونه من العذاب أم أنتم لا تنظرون؟ ذوقوا حرَّ هذه النار، فاصبروا على ألمها وشدتها، أو لا تصبروا على ذلك، فلن يُخَفَّف عنكم العذاب، ولن تخرجوا منها، سواء عليكم صبرتم أم لم تصبروا، إنما تُجزون ما كنتم تعملون في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    52:16

    "Burn ye therein: the same is it to you whether ye bear it with patience, or not: Ye but receive the recompense of your (own) deeds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Burn in it––it makes no difference whether you bear it patiently or not–– you are only being repaid for what you have done.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Girin oraya (ateşe)! Sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için birdir. Size, sadece yaptıklarınızın karşılığı verilmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Endure the heat thereof, and whether ye are patient of it or impatient of it is all one for you. Ye are only being paid for what ye used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Enter to] burn therein; then be patient or impatient - it is all the same for you. You are only being recompensed [for] what you used to do."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفسحر ما تشاهدونه من العذاب أم أنتم لا تنظرون؟ ذوقوا حرَّ هذه النار، فاصبروا على ألمها وشدتها، أو لا تصبروا على ذلك، فلن يُخَفَّف عنكم العذاب، ولن تخرجوا منها، سواء عليكم صبرتم أم لم تصبروا، إنما تُجزون ما كنتم تعملون في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ

    52:17

    As to the Righteous, they will be in Gardens, and in Happiness,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those who were mindful of God are in Gardens and in bliss,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerek cennetlerde ve nimet içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından korumuş olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who kept their duty dwell in gardens and delight,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the righteous will be in gardens and pleasure,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن المتقين في جنات ونعيم عظيم، يتفكهون بما آتاهم الله من النعيم من أصناف الملاذِّ المختلفة، ونجَّاهم الله من عذاب النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

    52:18

    Enjoying the (Bliss) which their Lord hath bestowed on them, and their Lord shall deliver them from the Penalty of the Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    rejoicing in their Lord’s gifts: He has saved them from the torment of the Blaze,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerek cennetlerde ve nimet içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından korumuş olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Happy because of what their Lord hath given them, and (because) their Lord hath warded off from them the torment of hell-fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Enjoying what their Lord has given them, and their Lord protected them from the punishment of Hellfire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن المتقين في جنات ونعيم عظيم، يتفكهون بما آتاهم الله من النعيم من أصناف الملاذِّ المختلفة، ونجَّاهم الله من عذاب النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    52:19

    (To them will be said:) "Eat and drink ye, with profit and health, because of your (good) deeds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Eat and drink with healthy enjoyment as a reward for what you have done.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak afiyetle yiyip için!” (denecektir). Onları, güzel gözlü hurilerle eşleştirmiş (olacağ)ız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it is said unto them): Eat and drink in health (as a reward) for what ye used to do,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you used to do."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كلوا طعامًا هنيئًا، واشربوا شرابًا سائغًا؛ جزاء بما عملتم من أعمال صالحة في الدنيا. وهم متكئون على سرر متقابلة، وزوَّجناهم بنساء بيض واسعات العيون حسانهنَّ.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ

    52:20

    They will recline (with ease) on Thrones (of dignity) arranged in ranks; and We shall join them to Companions, with beautiful big and lustrous eyes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They are comfortably seated on couches arranged in rows; We pair them with beautiful-eyed maidens;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlara) “Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak afiyetle yiyip için!” (denecektir). Onları, güzel gözlü hurilerle eşleştirmiş (olacağ)ız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reclining on ranged couches. And we wed them unto fair ones with wide, lovely eyes.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will be reclining on thrones lined up, and We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كلوا طعامًا هنيئًا، واشربوا شرابًا سائغًا؛ جزاء بما عملتم من أعمال صالحة في الدنيا. وهم متكئون على سرر متقابلة، وزوَّجناهم بنساء بيض واسعات العيون حسانهنَّ.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ

    52:21

    And those who believe and whose families follow them in Faith,- to them shall We join their families: Nor shall We deprive them (of the fruit) of aught of their works: (Yet) is each individual in pledge for his deeds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We unite the believers with their offspring who followed them in faith–– We do not deny them any of the rewards for their deeds: each person is in pledge for his own deeds––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İman edenlere ve onlara imanla uyan nesiller(in)e gelince; biz onları (cennette) nesilleriyle buluşturacağız. Onların yapıp ettiklerinden hiçbir şey eksiltmeyeceğiz. Her kişi kazandığına karşılık rehindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they who believe and whose seed follow them in faith, We cause their seed to join them (there), and We deprive them of nought of their (life's) work. Every man is a pledge for that which he hath earned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And those who believed and whose descendants followed them in faith - We will join with them their descendants, and We will not deprive them of anything of their deeds. Every person, for what he earned, is retained.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والذين آمنوا واتبعتهم ذريتهم في الإيمان، وألحقنا بهم ذريتهم في منزلتهم في الجنة، وإن لم يبلغوا عمل آبائهم؛ لتَقَرَّ أعين الآباء بالأبناء عندهم في منازلهم، فيُجْمَع بينهم على أحسن الأحوال، وما نقصناهم شيئًا من ثواب أعمالهم. كل إنسان مرهون بعمله، لا يحمل ذنب غيره من الناس.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    وَأَمْدَدْنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    52:22

    And We shall bestow on them, of fruit and meat, anything they shall desire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We provide them with any fruit or meat they desire.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara canlarının istediği türden meyve ve etten bolca vermiş olacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We provide them with fruit and meat such as they desire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We will provide them with fruit and meat from whatever they desire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وزدناهم على ما ذُكر من النعيم فواكه ولحومًا مما يستطاب ويُشتهى، ومن هذا النعيم أنهم يتعاطَوْن في الجنة كأسًا من الخمر، يناول أحدهم صاحبه؛ ليتم بذلك سرورهم، وهذا الشراب مخالف لخمر الدنيا، فلا يزول به عقل صاحبه، ولا يحصل بسببه لغو، ولا كلام فيه إثم أو معصية.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ

    52:23

    They shall there exchange, one with another, a (loving) cup free of frivolity, free of all taint of ill.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They pass around a cup which does not lead to any idle talk or sin.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Boş söze de günaha girmeye de (neden) olmayan kadeh(lerden almak için) orada karşılıklı olarak çekişecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There they pass from hand to hand a cup wherein is neither vanity nor cause of sin.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will exchange with one another a cup [of wine] wherein [results] no ill speech or commission of sin.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وزدناهم على ما ذُكر من النعيم فواكه ولحومًا مما يستطاب ويُشتهى، ومن هذا النعيم أنهم يتعاطَوْن في الجنة كأسًا من الخمر، يناول أحدهم صاحبه؛ ليتم بذلك سرورهم، وهذا الشراب مخالف لخمر الدنيا، فلا يزول به عقل صاحبه، ولا يحصل بسببه لغو، ولا كلام فيه إثم أو معصية.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    ۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ

    52:24

    Round about them will serve, (devoted) to them, young male servants (handsome) as Pearls well-guarded.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Devoted youths like hidden pearls wait on them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Saklı inci gibi kendilerine ait gençler (servis için) etraflarında dolaşacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there go round, waiting on them menservants of their own, as they were hidden pearls.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    There will circulate among them [servant] boys [especially] for them, as if they were pearls well-protected.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويطوف عليهم غلمان مُعَدُّون لخدمتهم، كأنهم في الصفاء والبياض والتناسق لؤلؤ مصون في أصدافه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    52:25

    They will advance to each other, engaging in mutual enquiry.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Birbirlerine dönüp soruşurlar:

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Birbirlerine yönelip soruyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They turn to one another and say,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onların bir kısmı bir kısmına dönüp soracaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And some of them draw near unto others, questioning,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they will approach one another, inquiring of each other.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأقبل أهل الجنة، يسأل بعضهم بعضًا عن عظيم ما هم فيه وسببه، قالوا: إنا كنا قبل في الدنيا- ونحن بين أهلينا- خائفين ربنا، مشفقين من عذابه وعقابه يوم القيامة. فمنَّ الله علينا بالهداية والتوفيق، ووقانا عذاب سموم جهنم، وهو نارها وحرارتها. إنا كنا من قبلُ نضرع إليه وحده لا نشرك معه غيره أن يقينا عذاب السَّموم ويوصلنا إلى النعيم، فاستجاب لنا وأعطانا سؤالنا، إنه هو البَرُّ الرحيم. فمن بِره ورحمته إيانا أنالنا رضاه والجنة، ووقانا مِن سخطه والنار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

    52:26

    They will say: "Aforetime, we were not without fear for the sake of our people.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘When we were still with our families [on earth] we used to live in fear––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Demiş (olacak)lar ki: “Daha önce biz, ailemiz için de (ailemiz içindeyken de azaptan) korkardık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Saying: Lo! of old, when we were with our families, we were ever anxious;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "Indeed, we were previously among our people fearful [of displeasing Allāh].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأقبل أهل الجنة، يسأل بعضهم بعضًا عن عظيم ما هم فيه وسببه، قالوا: إنا كنا قبل في الدنيا- ونحن بين أهلينا- خائفين ربنا، مشفقين من عذابه وعقابه يوم القيامة. فمنَّ الله علينا بالهداية والتوفيق، ووقانا عذاب سموم جهنم، وهو نارها وحرارتها. إنا كنا من قبلُ نضرع إليه وحده لا نشرك معه غيره أن يقينا عذاب السَّموم ويوصلنا إلى النعيم، فاستجاب لنا وأعطانا سؤالنا، إنه هو البَرُّ الرحيم. فمن بِره ورحمته إيانا أنالنا رضاه والجنة، ووقانا مِن سخطه والنار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

    52:27

    "But Allah has been good to us, and has delivered us from the Penalty of the Scorching Wind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God has been gracious to us and saved us from the torment of intense heat-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah bize lütfetti de bizi kavurucu azaptan korudu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But Allah hath been gracious unto us and hath preserved us from the torment of the breath of Fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So Allāh conferred favor upon us and protected us from the punishment of the Scorching Fire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأقبل أهل الجنة، يسأل بعضهم بعضًا عن عظيم ما هم فيه وسببه، قالوا: إنا كنا قبل في الدنيا- ونحن بين أهلينا- خائفين ربنا، مشفقين من عذابه وعقابه يوم القيامة. فمنَّ الله علينا بالهداية والتوفيق، ووقانا عذاب سموم جهنم، وهو نارها وحرارتها. إنا كنا من قبلُ نضرع إليه وحده لا نشرك معه غيره أن يقينا عذاب السَّموم ويوصلنا إلى النعيم، فاستجاب لنا وأعطانا سؤالنا، إنه هو البَرُّ الرحيم. فمن بِره ورحمته إيانا أنالنا رضاه والجنة، ووقانا مِن سخطه والنار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

    52:28

    "Truly, we did call unto Him from of old: truly it is He, the Beneficent, the Merciful!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We used to pray to Him: He is the Good, the Merciful One.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz bundan önce (dünyada) O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz ki yalnızca O çok iyilik edendir; çok merhametlidir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we used to pray unto Him of old. Lo! He is the Benign, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, we used to supplicate Him before. Indeed, it is He who is the Beneficent, the Merciful."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأقبل أهل الجنة، يسأل بعضهم بعضًا عن عظيم ما هم فيه وسببه، قالوا: إنا كنا قبل في الدنيا- ونحن بين أهلينا- خائفين ربنا، مشفقين من عذابه وعقابه يوم القيامة. فمنَّ الله علينا بالهداية والتوفيق، ووقانا عذاب سموم جهنم، وهو نارها وحرارتها. إنا كنا من قبلُ نضرع إليه وحده لا نشرك معه غيره أن يقينا عذاب السَّموم ويوصلنا إلى النعيم، فاستجاب لنا وأعطانا سؤالنا، إنه هو البَرُّ الرحيم. فمن بِره ورحمته إيانا أنالنا رضاه والجنة، ووقانا مِن سخطه والنار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ

    52:29

    Therefore proclaim thou the praises (of thy Lord): for by the Grace of thy Lord, thou art no (vulgar) soothsayer, nor art thou one possessed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So [Prophet] remind [people]. By the grace of your Lord [Prophet], you are neither oracle nor madman.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen (gerçeği) hatırlat! Rabbinin lütfuyla sen hiçbir şekilde kâhin de değilsin; cinlenmiş de değilsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor warn (men, O Muhammad). By the grace of Allah thou art neither soothsayer nor madman.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So remind, [O Muḥammad], for you are not, by the favor of your Lord, a soothsayer or a madman.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فذكِّر -أيها الرسول- مَن أُرسلت إليهم بالقرآن، فما أنت بإنعام الله عليك بالنبوة ورجاحة العقل بكاهن يخبر بالغيب دون علم، ولا مجنون لا يعقل ما يقول كما يَدَّعون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ

    52:30

    Or do they say:- "A Poet! we await for him some calamity (hatched) by Time!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If they say, ‘He is only a poet: we shall await his fate,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa onlar “(O) bir şairdir; zamanın (getireceği) felaketlere uğramasını bekliyoruz!” mu diyorlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or say they: (he is) a poet, (one) for whom we may expect the accident of time?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do they say [of you], "A poet for whom we await a misfortune of time"?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم يقول المشركون لك -أيها الرسول-: هو شاعر ننتظر به نزول الموت؟ قل لهم: انتظروا موتي فإني معكم من المنتظرين بكم العذاب، وسترون لمن تكون العاقبة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ

    52:31

    Say thou: "Await ye!- I too will wait along with you!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    say, ‘Wait if you wish; I too am waiting’-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Bekleyin! Şüphesiz ki ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (unto them): Except (your fill)! Lo! I am with you among the expectant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "Wait, for indeed I am, with you, among the waiters."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم يقول المشركون لك -أيها الرسول-: هو شاعر ننتظر به نزول الموت؟ قل لهم: انتظروا موتي فإني معكم من المنتظرين بكم العذاب، وسترون لمن تكون العاقبة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

    52:32

    Is it that their faculties of understanding urge them to this, or are they but a people transgressing beyond bounds?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    does their reason really tell them to do this, or are they simply insolent people?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa onlara akılları mı bunu emrediyor; yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Do their minds command them to do this, or are they an outrageous folk?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do their minds command them to [say] this, or are they a transgressing people?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل أتأمر هؤلاء المكذبين عقولهم بهذا القول المتناقض (ذلك أن صفات الكهانة والشعر والجنون لا يمكن اجتماعها في آن واحد)، بل هم قوم متجاوزون الحدَّ في الطغيان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ

    52:33

    Or do they say, "He fabricated the (Message)"? Nay, they have no faith!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If they say, ‘He has made it up himself’- they certainly do not believe-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa “Onu kendisi uydurdu!” mu diyorlar? Hayır! Onlar iman etmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or say they: He hath invented it? Nay, but they will not believe!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do they say, "He has made it up"? Rather, they do not believe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل أيقول هؤلاء المشركون، اختلق محمد القرآن من تلقاء نفسه؟ بل هم لا يؤمنون، فلو آمنوا لم يقولوا ما قالوه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ

    52:34

    Let them then produce a recital like unto it,- If (it be) they speak the truth!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    let them produce one like it, if what they say is true.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Doğru (sözlü) iseler onun (Kur’an’ın) benzeri bir söz getirsinler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then let them produce speech the like thereof, if they are truthful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then let them produce a statement like it, if they should be truthful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فليأتوا بكلام مثل القرآن، إن كانوا صادقين- في زعمهم- أن محمدًا اختلقه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَـٰلِقُونَ

    52:35

    Were they created of nothing, or were they themselves the creators?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Were they created without any agent? Were they the creators?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa onlar, herhangi bir (yaratıcı) olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdır?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or were they created out of naught? Or are they the creators?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or were they created by nothing, or were they the creators [of themselves]?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أخُلِق هؤلاء المشركون من غير خالق لهم وموجد، أم هم الخالقون لأنفسهم؟ وكلا الأمرين باطل ومستحيل. وبهذا يتعيَّن أن الله سبحانه هو الذي خلقهم، وهو وحده الذي لا تنبغي العبادة ولا تصلح إلا له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

    52:36

    Or did they create the heavens and the earth? Nay, they have no firm belief.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did they create the heavens and the earth? No! They do not have faith.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır! Onlar kesin bir şekilde inanmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or did they create the heavens and the earth? Nay, but they are sure of nothing!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or did they create the heavens and the earth? Rather, they are not certain.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم خَلَقوا السموات والأرض على هذا الصنع البديع؟ بل هم لا يوقنون بعذاب الله، فهم مشركون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ

    52:37

    Or are the Treasures of thy Lord with them, or are they the managers (of affairs)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they possess your Lord’s treasures or have control over them?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye hâkim olan kendileri midir?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or do they own the treasures of thy Lord? Or have they been given charge (thereof)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or have they the depositories [containing the provision] of your Lord? Or are they the controllers [of them]?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم عندهم خزائن ربك يتصرفون فيها، أم هم الجبارون المتسلطون على خلق الله بالقهر والغلبة؟ ليس الأمر كذلك، بل هم العاجزون الضعفاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    52:38

    Or have they a ladder, by which they can (climb up to heaven and) listen (to its secrets)? Then let (such a) listener of theirs produce a manifest proof.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they have a ladder to climb, in order to eavesdrop [on Heaven’s secrets]? Let their eavesdropper produce clear proof.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa onların, (Allah katındaki sırları) dinleyebildikleri merdivenleri mi var? (Öyleyse) dinleyiciler apaçık bir delil getirsinler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they any stairway (unto heaven) by means of which they overhear (decrees). Then let their listener produce some warrant manifest!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or have they a stairway [into the heaven] upon which they listen? Then let their listener produce a clear authority [i.e., proof].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم لهم مصعد إلى السماء يستمعون فيه الوحي بأن الذي هم عليه حق؟ فليأت مَن يزعم أنه استمع ذلك بحجة بينة تصدِّق دعواه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    أَمْ لَهُ ٱلْبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ

    52:39

    Or has He only daughters and ye have sons?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Does God have daughters while you have sons?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa kızlar O’nun (Allah’ın), oğullar sizin mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or hath He daughters whereas ye have sons?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or has He daughters while you have sons?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ألِلهِ سبحانه البنات ولكم البنون كما تزعمون افتراء وكذبًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

    52:40

    Or is it that thou dost ask for a reward, so that they are burdened with a load of debt?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do you [Prophet] demand a payment from them that would burden them with debt?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or askest thou (Muhammad) a fee from them so that they are plunged in debt?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do you, [O Muḥammad], ask of them a payment, so they are by debt burdened down?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أتسأل -أيها الرسول- هؤلاء المشركون أجرًا على تبليغ الرسالة، فهم في جهد ومشقة من التزام غرامة تطلبها منهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

    52:41

    Or that the Unseen in it their hands, and they write it down?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they have [access to] the unseen? Could they write it down?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa gayb (bilinemeyen şeyler) yanlarında da (ondan) mı yazıyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or possess they the Unseen so that they can write (it) down?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم عندهم علم الغيب فهم يكتبونه للناس ويخبرونهم به؟ ليس الأمر كذلك؛ فإنه لا يعلم الغيب في السموات والأرض إلا الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ

    52:42

    Or do they intend a plot (against thee)? But those who defy Allah are themselves involved in a Plot!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they think they can ensnare you? It is the disbelievers who have been ensnared.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa bir tuzak mı (kurmak) istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek kişiler kâfir olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or seek they to ensnare (the messenger)? But those who disbelieve, they are the ensnared!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do they intend a plan? But those who disbelieve - they are the object of a plan.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل يريدون برسول الله وبالمؤمنين مكرًا، فالذين كفروا يرجع كيدهم ومكرهم على أنفسهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    أَمْ لَهُمْ إِلَـٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    52:43

    Or have they a god other than Allah? Exalted is Allah far above the things they associate with Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they really have another god besides God? God is far above anything they set alongside Him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa onlar için Allah’tan başka ilah mı var! Allah onların ortak koştuklarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have they any god beside Allah? Glorified be Allah from all that they ascribe as partner (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or have they a deity other than Allāh? Exalted is Allāh above whatever they associate with Him.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أم لهم معبود يستحق العبادة غير الله؟ تنزَّه وتعالى عما يشركون، فليس له شريك فى الملك، ولا شريك في الوحدانية والعبادة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ

    52:44

    Were they to see a piece of the sky falling (on them), they would (only) say: "Clouds gathered in heaps!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Even if they saw a piece of heaven falling down on them, they would say, ‘Just a heap of clouds,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gökten düşen bir kütle görseler “(Bunlar) üst üste yığılmış bulutlardır.” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if they were to see a fragment of the heaven falling, they would say: A heap of clouds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if they were to see a fragment from the sky falling, they would say, "[It is merely] clouds heaped up."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن ير هؤلاء المشركون قطعًا من السماء ساقطًا عليهم عذابًا لهم لم ينتقلوا عما هم عليه من التكذيب، ولقالوا: هذا سحاب متراكم بعضه فوق بعض.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ

    52:45

    So leave them alone until they encounter that Day of theirs, wherein they shall (perforce) swoon (with terror),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so leave them, Prophet, until they face the Day when they will be thunderstruck,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Artık bayıltılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hâllerine bırak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then let them be (O Muhammad), till they meet their day, in which they will be thunder-stricken,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So leave them until they meet their Day in which they will be struck insensible -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فدع -أيها الرسول- هؤلاء المشركين حتى يلاقوا يومهم الذي فيه يُهْلكون، وهو يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    52:46

    The Day when their plotting will avail them nothing and no help shall be given them.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the Day when their snares will be of no use to them, when they will get no help.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tuzakları o gün kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A day in which their guile will naught avail them, nor will they be helped.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Day their plan will not avail them at all, nor will they be helped.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وفي ذلك اليوم لا يَدْفع عنهم كيدهم من عذاب الله شيئًا، ولا ينصرهم ناصر من عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    52:47

    And verily, for those who do wrong, there is another punishment besides this: But most of them understand not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Another punishment awaits the evildoers, though most of them do not realize it.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Haksızlık edenlere, elbette ondan başka da azap vardır. Fakat çoğu bilmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily, for those who do wrong, there is a punishment beyond that. But most of them know not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, for those who have wronged is a punishment before that, but most of them do not know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن لهؤلاء الظلمة عذابًا يلقونه في الدنيا قبل عذاب يوم القيامة من القتل والسبي وعذاب البرزخ وغير ذلك، ولكن أكثرهم لا يعلمون ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

    52:48

    Now await in patience the command of thy Lord: for verily thou art in Our eyes: and celebrate the praises of thy Lord the while thou standest forth,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Wait patiently [Prophet] for your Lord’s judgement: you are under Our watchful eye. Celebrate the praise of your Lord when you rise.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbinin hükmüne sabret! Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So wait patiently (O Muhammad) for thy Lord's decree, for surely thou art in Our sight; and hymn the praise of thy Lord when thou uprisest,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And be patient, [O Muḥammad], for the decision of your Lord, for indeed, you are in Our eyes [i.e., sight]. And exalt [Allāh] with praise of your Lord when you arise

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واصبر -أيها الرسول- لحكم ربك وأمره فيما حَمَّلك من الرسالة، وعلى ما يلحقك من أذى قومك، فإنك بمرأى منا وحفظ واعتناء، وسبِّح بحمد ربك حين تقوم إلى الصلاة، وحين تقوم من نومك، ومن الليل فسبِّح بحمد ربك وعظِّمه، وصلِّ له، وافعل ذلك عند صلاة الصبح وقت إدبار النجوم. وفي هذه الآية إثبات لصفة العينين لله تعالى بما يليق به، دون تشبيه بخلقه أو تكييف لذاته، سبحانه وبحمده، كما ثبت ذلك بالسنة، وأجمع عليه سلف الأمة، واللفظ ورد هنا بصيغة الجمع للتعظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ

    52:49

    And for part of the night also praise thou Him,- and at the retreat of the stars!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Glorify Him at night and at the fading of the stars.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And in the night-time also hymn His praise, and at the setting of the stars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And in a part of the night exalt Him and after [the setting of] the stars.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واصبر -أيها الرسول- لحكم ربك وأمره فيما حَمَّلك من الرسالة، وعلى ما يلحقك من أذى قومك، فإنك بمرأى منا وحفظ واعتناء، وسبِّح بحمد ربك حين تقوم إلى الصلاة، وحين تقوم من نومك، ومن الليل فسبِّح بحمد ربك وعظِّمه، وصلِّ له، وافعل ذلك عند صلاة الصبح وقت إدبار النجوم. وفي هذه الآية إثبات لصفة العينين لله تعالى بما يليق به، دون تشبيه بخلقه أو تكييف لذاته، سبحانه وبحمده، كما ثبت ذلك بالسنة، وأجمع عليه سلف الأمة، واللفظ ورد هنا بصيغة الجمع للتعظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)