الخسر والخسران: انتقاص رأس المال، وينسب ذلك إلى الإنسان، فيقال: خسر فلان، وإلى الفعل فيقال: خسرت تجارته، قال تعالى: تلك إذا كرة خاسرة [النازعات/ 12]، ويستعمل ذلك في المقتنيات الخارجة كالمال والجاه في الدنيا وهو الأكثر، وفي المقتنيات النفسية كالصحة والسلامة، والعقل والإيمان، والثواب، وهو الذي جعله الله تعالى الخسران المبين، وقال: الذين خسروا أنفسهم وأهليهم يوم القيامة ألا ذلك هو الخسران المبين [الزمر/ 15]، وقوله: ومن يكفر به فأولئك هم الخاسرون [البقرة/ 121]، وقوله: الذين ينقضون عهد الله من بعد ميثاقه- إلى- أولئك هم الخاسرون [البقرة/ 27]، وقوله: فطوعت له نفسه قتل أخيه فقتله فأصبح من الخاسرين [المائدة/ 30]، وقوله: وأقيموا الوزن بالقسط ولا تخسروا الميزان [الرحمن/ 9]، يجوز أن يكون إشارة إلى تحري العدالة في الوزن، وترك الحيف فيما يتعاطاه في الوزن، ويجوز أن يكون ذلك إشارة إلى تعاطي ما لا يكون به ميزانه في القيامة خاسرا، فيكون ممن قال فيه: ومن خفت موازينه [الأعراف/ 9]، وكلا المعنيين يتلازمان، وكل خسران ذكره الله تعالى في القرآن فهو على هذا المعنى الأخير، دون الخسران المتعلق بالمقتنيات الدنيوية والتجارات البشرية.
Exdore translation — not part of the source
el-Husr ve el-husrân: sermayenin eksilmesidir. Bu, hem insana nispet edilir -"falan kimse zarar etti (hasira fulân)" denir-, hem de fiile nispet edilir -"ticareti zarar etti (hasirat ticâratühü)" denir-. Yüce Allah buyurdu: "Öyleyse bu, ziyanlı bir dönüştür" [79:12]. Bu kelime, dünyadaki mal ve mevki gibi dış kazanımlar hakkında kullanılır ki en çok kullanımı budur; ayrıca sağlık, esenlik, akıl, iman ve sevap gibi nefse ait kazanımlar hakkında da kullanılır ki Yüce Allah'ın "apaçık ziyan" diye adlandırdığı işte budur. Nitekim buyurdu: "Kıyamet günü hem kendilerini hem ailelerini ziyana uğratanlar var ya; işte apaçık ziyan budur" [39:15]. Ve şu sözü: "Kim onu inkâr ederse, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir" [2:121]. Ve şu sözü: "Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar ... -ve devamı- işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir" [2:27]. Ve şu sözü: "Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de onu öldürdü ve ziyana uğrayanlardan oldu" [5:30]. Ve şu sözü: "Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksiltmeyin (ziyana uğratmayın)" [55:9]: Bunun, tartıda adaleti gözetmeye ve tartma işleminde haksızlığı terk etmeye bir işaret olması mümkündür; kişinin, kıyamet günü terazisini ziyana uğratacak şeyleri yapmasına bir işaret olması da mümkündür ki o zaman haklarında "Kimlerin de tartıları hafif gelirse" [7:9] denilen kimselerden olur. Her iki anlam da birbirini gerektirir. Yüce Allah'ın Kur'an'da zikrettiği her "husrân", dünyevî kazanımlara ve insanî ticaretlere ilişkin ziyan değil, bu son anlam üzeredir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)