كل السور

44.الدخان

الدخان

مكية · 59 آية

وضع القراءة
  1. 1

    حمٓ

    44:1

    Ha-Mim.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ha, Mim.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hâ, mîm.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ha Mim

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hâ. Mîm.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ha. Mim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Ḥā, Meem.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    (حم) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ

    44:2

    By the Book that makes things clear;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    By the Scripture that makes things clear,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Apaçık Kitaba yemin olsun ki

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the Scripture that maketh plain

    M. Pickthall · EN · public-domain

    By the clear Book,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

    44:3

    We sent it down during a Blessed Night: for We (ever) wish to warn (against Evil).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    truly We sent it down on a blessed night––We have always sent warnings––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz onu (Kur’an’ı) bereketli bir gecede indir(meye başla)dık. Şüphesiz ki biz uyarıcıyız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We revealed it on a blessed night - Lo! We are ever warning -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We sent it down during a blessed night. Indeed, We were to warn [mankind].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ

    44:4

    In the (Night) is made distinct every affair of wisdom,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a night when every matter of wisdom was made distinct

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Whereon every wise command is made clear

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Therein [i.e., on that night] is made distinct every precise matter -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ

    44:5

    By command, from Our Presence. For We (ever) send (revelations),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    at Our command––We have always sent messages to man––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    As a command from Our presence - Lo! We are ever sending -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Every] matter [proceeding] from Us. Indeed, We were to send [a messenger]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    44:6

    As Mercy from thy Lord: for He hears and knows (all things);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    as a mercy [Prophet] from your Lord who sees and knows all,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A mercy from thy Lord. Lo! He, even He is the Hearer, the Knower,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    As mercy from your Lord. Indeed, He is the Hearing, the Knowing,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

    44:7

    The Lord of the heavens and the earth and all between them, if ye (but) have an assured faith.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lord of the heavens and the earth and everything between––if only you people were firm believers––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kesin inananlar olursanız, (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lord of the heavens and the earth and all that is between them, if ye would be sure.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Lord of the heavens and the earth and that between them, if you would be certain.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    44:8

    There is no god but He: It is He Who gives life and gives death,- The Lord and Cherisher to you and your earliest ancestors.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    there is no god but Him: He gives life and death––He is your Lord and the Lord of your forefathers––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O’ndan başka ilah yoktur. (O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is no Allah save Him. He quickeneth and giveth death; your Lord and Lord of your forefathers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    There is no deity except Him; He gives life and causes death. [He is] your Lord and the Lord of your first forefathers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ

    44:9

    Yet they play about in doubt.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    yet in [their state of] doubt they take nothing seriously.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ne var ki onlar şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but they play in doubt.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But they are in doubt, amusing themselves.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل هؤلاء المشركون في شك من الحق، فهم يلهون ويلعبون، ولا يصدقون به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ

    44:10

    Then watch thou for the Day that the sky will bring forth a kind of smoke (or mist) plainly visible,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Prophet], watch out for the Day when the sky brings forth clouds of smoke for all to see.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Şimdi) sen göğün açık bir duman getireceği günü gözetle!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But watch thou (O Muhammad) for the day when the sky will produce visible smoke

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then watch for the Day when the sky will bring a visible smoke

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فانتظر -أيها الرسول- بهؤلاء المشركين يوم تأتي السماء بدخان مبين واضح يعمُّ الناس، ويقال لهم: هذا عذاب مؤلم موجع، ثم يقولون سائلين رفعه وكشفه عنهم: ربنا اكشف عنا العذاب، فإن كشفته عنا فإنا مؤمنون بك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَـٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ

    44:11

    Enveloping the people: this will be a Penalty Grievous.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It will envelop the people. They will cry, ‘This is a terrible torment!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (O duman) insanları kaplayacaktır. Bu, elem verici bir azaptır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That will envelop the people. This will be a painful torment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Covering the people; this is a painful torment.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فانتظر -أيها الرسول- بهؤلاء المشركين يوم تأتي السماء بدخان مبين واضح يعمُّ الناس، ويقال لهم: هذا عذاب مؤلم موجع، ثم يقولون سائلين رفعه وكشفه عنهم: ربنا اكشف عنا العذاب، فإن كشفته عنا فإنا مؤمنون بك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ

    44:12

    (They will say:) "Our Lord! remove the Penalty from us, for we do really believe!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lord relieve us from this torment! We believe!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İşte o zaman inkârcılar:) “Rabbimiz! Bizden azabı kaldır! Şüphesiz ki biz (artık) inanıyoruz.” (diyecekler).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Then they will say): Our Lord relieve us of the torment. Lo! we are believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [They will say], "Our Lord, remove from us the torment; indeed, we are believers."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فانتظر -أيها الرسول- بهؤلاء المشركين يوم تأتي السماء بدخان مبين واضح يعمُّ الناس، ويقال لهم: هذا عذاب مؤلم موجع، ثم يقولون سائلين رفعه وكشفه عنهم: ربنا اكشف عنا العذاب، فإن كشفته عنا فإنا مؤمنون بك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ

    44:13

    How shall the message be (effectual) for them, seeing that an Messenger explaining things clearly has (already) come to them,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How will this [sudden] faith benefit them? When a prophet came to warn them plainly,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu hatırlamanın onlara ne yararı olabilir ki! Oysa kendilerine (gerçeği ulaştıran) apaçık bir elçi gelmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    How can there be remembrance for them, when a messenger making plain (the Truth) had already come unto them,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    How will there be for them a reminder [at that time]? And there had come to them a clear Messenger.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كيف يكون لهم التذكر والاتعاظ بعد نزول العذاب بهم، وقد جاءهم رسول مبين، وهو محمد عليه الصلاة والسلام، ثم أعرضوا عنه وقالوا: علَّمه بشر أو الكهنة أو الشياطين، هو مجنون وليس برسول؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ

    44:14

    Yet they turn away from him and say: "Tutored (by others), a man possessed!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they turned their backs on him, saying, ‘He is tutored! He is possessed!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra ondan yüz çevirmiş ve “Bu, cinlenmiş, (başkaları tarafından) öğretilmiş biridir!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they had turned away from him and said: One taught (by others), a madman?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then they turned away from him and said, "[He was] taught [and is] a madman."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كيف يكون لهم التذكر والاتعاظ بعد نزول العذاب بهم، وقد جاءهم رسول مبين، وهو محمد عليه الصلاة والسلام، ثم أعرضوا عنه وقالوا: علَّمه بشر أو الكهنة أو الشياطين، هو مجنون وليس برسول؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ

    44:15

    We shall indeed remove the Penalty for a while, (but) truly ye will revert (to your ways).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We shall hold the torment back for a while ––you are sure to return [to Us]––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Azabı kısa bir süre kaldıracağız; (ama) siz (yine eski hâlinize) döneceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We withdraw the torment a little. Lo! ye return (to disbelief).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We will remove the torment for a little. Indeed, you [disbelievers] will return [to disbelief].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    سنرفع عنكم العذاب قليلا، وسترون أنكم تعودون إلى ما كنتم فيه من الكفر والضلال والتكذيب، وأننا سنعاقبكم على ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

    44:16

    One day We shall seize you with a mighty onslaught: We will indeed (then) exact Retribution!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and on the Day We seize [them] mightily We shall exact retribution.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Fakat) büyük bir darbe vuracağımız gün şüphesiz ki biz intikam alıcıyız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On the day when We shall seize them with the greater seizure, (then) in truth We shall punish.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Day We will strike with the greatest assault, indeed, We will take retribution.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يوم نعذب جميع الكفار العذاب الأكبر يوم القيامة وهو يوم انتقامنا منهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    ۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ

    44:17

    We did, before them, try the people of Pharaoh: there came to them a messenger most honourable,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We tested the people of Pharaoh before them: a noble messenger was sent to them,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki kendilerinden önce Firavun’un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara değerli bir elçi gelmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We tried before them Pharaoh's folk, when there came unto them a noble messenger,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had already tried before them the people of Pharaoh, and there came to them a noble messenger [i.e., Moses],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد اختبرنا وابتلينا قبل هؤلاء المشركين قوم فرعون، وجاءهم رسول كريم، وهو موسى عليه السلام، فكذبوه فهلكوا، فهكذا نفعل بأعدائك أيها الرسول، إن لم يؤمنوا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

    44:18

    Saying: "Restore to me the Servants of Allah: I am to you an messenger worthy of all trust;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    saying, ‘Hand the servants of God over to me! I am a faithful messenger who has been sent to you.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa şöyle demişti:) “Allah’ın kullarını bana verin! Şüphesiz ki ben size (gönderilen) güvenilir elçiyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Saying: Give up to me the slaves of Allah. Lo! I am a faithful messenger unto you.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Saying], "Render to me the servants of Allāh. Indeed, I am to you a trustworthy messenger,"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال لهم موسى: أن سلِّموا إليَّ عباد الله من بني إسرائيل وأرسلوهم معي؛ ليعبدوا الله وحده لا شريك له، إني لكم رسول أمين على وحيه ورسالته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    44:19

    "And be not arrogant as against Allah: for I come to you with authority manifest.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do not consider yourselves to be above God! I come to you with clear authority.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’a büyüklük taslamayın! Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And saying: Be not proud against Allah. Lo! I bring you a clear warrant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [saying], "Be not haughty with Allāh. Indeed, I have come to you with clear evidence.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وألا تتكبروا على الله بتكذيب رسله، إني آتيكم ببرهان واضح على صدق رسالتي، إني استجرت بالله ربي وربكم أن تقتلوني رجمًا بالحجارة، وإن لم تصدقوني على ما جئتكم به فخلُّوا سبيلي، وكفُّوا عن أذاي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ

    44:20

    "For me, I have sought safety with my Lord and your Lord, against your injuring me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I seek refuge in my Lord and yours against your insults!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Beni kovmanızdan benim Rabbime ve (elbette) sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! I have sought refuge in my Lord and your Lord lest ye stone me to death.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, I have sought refuge in my Lord and your Lord, lest you stone me.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وألا تتكبروا على الله بتكذيب رسله، إني آتيكم ببرهان واضح على صدق رسالتي، إني استجرت بالله ربي وربكم أن تقتلوني رجمًا بالحجارة، وإن لم تصدقوني على ما جئتكم به فخلُّوا سبيلي، وكفُّوا عن أذاي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ

    44:21

    "If ye believe me not, at least keep yourselves away from me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If you do not believe me, just let me be.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bana inanmazsanız benden uzaklaşın!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if ye put no faith in me, then let me go.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But if you do not believe me, then leave me alone."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وألا تتكبروا على الله بتكذيب رسله، إني آتيكم ببرهان واضح على صدق رسالتي، إني استجرت بالله ربي وربكم أن تقتلوني رجمًا بالحجارة، وإن لم تصدقوني على ما جئتكم به فخلُّوا سبيلي، وكفُّوا عن أذاي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ

    44:22

    (But they were aggressive:) then he cried to his Lord: "These are indeed a people given to sin."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Moses] cried to his Lord, ‘These people are evildoers!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa:) “Bunlar suç işleyen bir toplumdur.” diye Rabbine dua etmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he cried unto his Lord, (saying): These are guilty folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [finally] he called to his Lord that these were a criminal people.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فدعا موسى ربه- حين كذبه فرعون وقومه ولم يؤمنوا به- قائلا إن هؤلاء قوم مشركون بالله كافرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

    44:23

    (The reply came:) "March forth with My Servants by night: for ye are sure to be pursued.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [God replied], ‘Escape in the night with My servants, for you are sure to be pursued.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah şöyle buyurmuştu): “Kullarımı geceleyin yola çıkar! Şüphesiz ki takip edileceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then (his Lord commanded): Take away My slaves by night. Lo! ye will be followed,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh said], "Then set out with My servants by night. Indeed, you are to be pursued.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأَسْر- يا موسى- بعبادي- الذين صَدَّقوك، وآمنوا بك، واتبعوك، دون الذين كذبوك منهم- ليلا إنكم متبعون من فرعون وجنوده فتنجون، ويغرق فرعون وجنوده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ

    44:24

    "And leave the sea as a furrow (divided): for they are a host (destined) to be drowned."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Leave the sea behind you parted and their army will be drowned.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Denizi rahatça terk edip geç! Şüphesiz ki onlar boğulacak bir ordudur.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And leave the sea behind at rest, for lo! they are a drowned host.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And leave the sea in stillness. Indeed, they are an army to be drowned."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واترك البحر كما هو على حالته التي كان عليها حين سلكته، ساكنًا غير مضطرب، إن فرعون وجنوده مغرقون في البحر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

    44:25

    How many were the gardens and springs they left behind,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Many a garden and spring they left behind,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    How many were the gardens and the watersprings that they left behind,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    How much they left behind of gardens and springs

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كم ترك فرعون وقومه بعد مهلكهم وإغراق الله إياهم من بساتين وجنات ناضرة، وعيون من الماء جارية، وزروع ومنازل جميلة، وعيشة كانوا فيها متنعمين مترفين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

    44:26

    And corn-fields and noble buildings,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    many a cornfield and noble building,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the cornlands and the goodly sites

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And crops and noble sites

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كم ترك فرعون وقومه بعد مهلكهم وإغراق الله إياهم من بساتين وجنات ناضرة، وعيون من الماء جارية، وزروع ومنازل جميلة، وعيشة كانوا فيها متنعمين مترفين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَـٰكِهِينَ

    44:27

    And wealth (and conveniences of life), wherein they had taken such delight!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    many a thing in which they had delighted:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And pleasant things wherein they took delight!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And comfort wherein they were amused.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كم ترك فرعون وقومه بعد مهلكهم وإغراق الله إياهم من بساتين وجنات ناضرة، وعيون من الماء جارية، وزروع ومنازل جميلة، وعيشة كانوا فيها متنعمين مترفين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَـٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ

    44:28

    Thus (was their end)! And We made other people inherit (those things)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We gave these to another people to inherit.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte böylece onları (o nimetleri) başka bir topluma miras bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Even so (it was), and We made it an inheritance for other folk;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Thus. And We caused to inherit it another people.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    مثل ذلك العقاب يعاقب الله مَن كذَّب وبدَّل نعمة الله كفرًا، وأورثنا تلك النعم من بعد فرعون وقومه قومًا آخرين خلفوهم من بني إسرائيل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ

    44:29

    And neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Neither heavens nor earth shed a tear for them, nor were they given any time.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; kendilerine (artık) zaman da tanınmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the heaven and the earth wept not for them, nor were they reprieved.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the heaven and earth wept not for them, nor were they reprieved.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فما بكت السماء والأرض حزنًا على فرعون وقومه، وما كانوا مؤخَّرين عن العقوبة التي حلَّت بهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ

    44:30

    We did deliver aforetime the Children of Israel from humiliating Punishment,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We saved the Children of Israel from their degrading suffering

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun’dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We delivered the Children of Israel from the shameful doom;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We certainly saved the Children of Israel from the humiliating torment -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد نجَّينا بني إسرائيل من العذاب المُذلِّ لهم بقتل أبنائهم واستخدام نسائهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ

    44:31

    Inflicted by Pharaoh, for he was arrogant (even) among inordinate transgressors.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    at the hands of Pharaoh: he was a tyrant who exceeded all bounds.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun’dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (We delivered them) from Pharaoh. Lo! he was a tyrant of the wanton ones.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    From Pharaoh. Indeed, he was a haughty one among the transgressors.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    من فرعون، إنه كان جبارًا من المشركين، مسرفًا في العلو والتكبر على عباد الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَـٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ

    44:32

    And We chose them aforetime above the nations, knowingly,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We chose them knowingly above others:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz bir bilgiye göre onları (İsrailoğullarını) âlemlere (kendi zamanlarının inkârcılarına) seçkin kılmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We chose them, purposely, above (all) creatures.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We certainly chose them by knowledge over [all] the worlds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد اصطفينا بني إسرائيل على عِلْم منا بهم على عالمي زمانهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    وَءَاتَيْنَـٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَـٰتِ مَا فِيهِ بَلَـٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ

    44:33

    And granted them Signs in which there was a manifest trial

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We gave them revelations in which there was a clear test.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara, içinde apaçık bir imtihan bulunan deliller vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We gave them portents wherein was a clear trial.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We gave them of signs that in which there was a clear trial.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وآتيناهم من المعجزات على يد موسى ما فيه ابتلاؤهم واختبارهم رخاء وشدة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

    44:34

    As to these (Quraish), they say forsooth:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    These people here assert,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar (müşrikler)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! these, forsooth, are saying:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, these [disbelievers] are saying,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هؤلاء المشركين مِن قومك -أيها الرسول- ليقولون: ما هي إلا موتتنا التي نموتها، وهي الموتة الأولى والأخيرة، وما نحن بعد مماتنا بمبعوثين للحساب والثواب والعقاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ

    44:35

    "There is nothing beyond our first death, and we shall not be raised again.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘There is nothing beyond our one death: we will not be resurrected.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “İlk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz asla diriltilecek de değiliz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is naught but our first death, and we shall not be raised again.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "There is not but our first death, and we will not be resurrected.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هؤلاء المشركين مِن قومك -أيها الرسول- ليقولون: ما هي إلا موتتنا التي نموتها، وهي الموتة الأولى والأخيرة، وما نحن بعد مماتنا بمبعوثين للحساب والثواب والعقاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    44:36

    "Then bring (back) our forefathers, if what ye say is true!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bring back our forefathers, if what you say is true.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Doğruysanız atalarımızı getirin (de görelim)!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Bring back our fathers, if ye speak the truth!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then bring [back] our forefathers, if you should be truthful."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقولون أيضًا: فَأْتِ- يا محمد أنت ومَن معك- بآبائنا الذين قد ماتوا، إن كنتم صادقين في أن الله يبعث مَن في القبور أحياء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ

    44:37

    What! Are they better than the people of Tubba and those who were before them? We destroyed them because they were guilty of sin.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Are they better than the people of Tubba and those who flourished before them? We destroyed them all- they were guilty.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunlar mı daha hayırlı yoksa Tübba‘ kavmi ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmiştik; şüphesiz ki onlar suçluydular.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Are they better, or the folk of Tubb'a and those before them? We destroyed them, for surely they were guilty.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Are they better or the people of Tubbaʿ and those before them? We destroyed them, [for] indeed, they were criminals.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أهؤلاء المشركون خير أم قوم تُبَّع الحِمْيَري والذين مِن قبلهم من الأمم الكافرة بربها؟ أهلكناهم لإجرامهم وكفرهم، ليس هؤلاء المشركون بخير مِن أولئكم فنصفح عنهم، ولا نهلكهم، وهم بالله كافرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَـٰعِبِينَ

    44:38

    We created not the heavens, the earth, and all between them, merely in (idle) sport:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We were not playing a pointless game when We created the heavens and earth and everything in between;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyuncular olarak (oyun oynamak için) yaratmadık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We created not the heavens and the earth, and all that is between them, in play.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We did not create the heavens and earth and that between them in play.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما خلقنا السماوات والأرض وبينهما لعبًا، ما خلقناهما إلا بالحق الذي هو سنة الله في خَلْقِه وتدبيرُه، ولكن أكثر هؤلاء المشركين لا يعلمون ذلك، فلهذا لم يتفكروا فيهما؛ لأنهم لا يرجون ثوابًا ولا يخافون عقابًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    مَا خَلَقْنَـٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    44:39

    We created them not except for just ends: but most of them do not understand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We created them for a true purpose, but most people do not comprehend.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları sadece bir amaçla yarattık. Fakat çoğu (bunu) bilmez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We created them not save with truth; but most of them know not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We did not create them except in truth, but most of them do not know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما خلقنا السماوات والأرض وبينهما لعبًا، ما خلقناهما إلا بالحق الذي هو سنة الله في خَلْقِه وتدبيرُه، ولكن أكثر هؤلاء المشركين لا يعلمون ذلك، فلهذا لم يتفكروا فيهما؛ لأنهم لا يرجون ثوابًا ولا يخافون عقابًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَـٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ

    44:40

    Verily the Day of sorting out is the time appointed for all of them,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The Day of Decision is the time appointed for all;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ayrılma (mahşer) günü, hepsinin bir arada buluşacağı (gündür).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Assuredly the Day of Decision is the term for all of them,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the Day of Judgement is the appointed time for them all -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن يوم القضاء بين الخلق بما قدَّموا في دنياهم من خير أو شر هو ميقاتهم أجمعين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    44:41

    The Day when no protector can avail his client in aught, and no help can they receive,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a Day when no friend can take another’s place.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün, dostun dosta hiçbir yararı olmaz; kendilerine yardım da edilmez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A day when friend can in naught avail friend, nor can they be helped,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Day when no relation will avail a relation at all, nor will they be helped -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يوم لا يدفع صاحب عن صاحبه شيئًا، ولا ينصر بعضهم بعضًا، إلا مَن رحم الله من المؤمنين، فإنه قد يشفع له عند ربه بعد إذن الله له. إن الله هو العزيز في انتقامه مِن أعدائه، الرحيم بأوليائه وأهل طاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    44:42

    Except such as receive Allah's Mercy: for He is Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    No one will receive any help except for those to whom God shows mercy: He is the Mighty, the Merciful Lord.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ancak Allah’ın merhamet ettiği kişiler böyle değildir. Şüphesiz ki sadece ve sadece O güçlüdür, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him on whom Allah hath mercy. Lo! He is the Mighty, the Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except those [believers] on whom Allāh has mercy. Indeed, He is the Exalted in Might, the Merciful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يوم لا يدفع صاحب عن صاحبه شيئًا، ولا ينصر بعضهم بعضًا، إلا مَن رحم الله من المؤمنين، فإنه قد يشفع له عند ربه بعد إذن الله له. إن الله هو العزيز في انتقامه مِن أعدائه، الرحيم بأوليائه وأهل طاعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

    44:43

    Verily the tree of Zaqqum

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten zakkum ağacı,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The tree of Zaqqum

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the tree of Zaqqum,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the tree of zaqqūm

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن شجرة الزقوم التي تخرج في أصل الجحيم، ثمرها طعام صاحب الآثام الكثيرة، وأكبر الآثام الشرك بالله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ

    44:44

    Will be the food of the Sinful,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Günahkârların yemeğidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    will be food for the sinners:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The food of the sinner!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is food for the sinful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن شجرة الزقوم التي تخرج في أصل الجحيم، ثمرها طعام صاحب الآثام الكثيرة، وأكبر الآثام الشرك بالله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ

    44:45

    Like molten brass; it will boil in their insides.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O pota gibi karınlarda kaynar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [hot] as molten metal, it boils in their bellies

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Like molten brass, it seetheth in their bellies

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Like murky oil, it boils within bellies

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثمر شجرة الزقوم كالمَعْدِن المذاب يغلي في بطون المشركين، كغلي الماء الذي بلغ الغاية في الحرارة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ

    44:46

    Like the boiling of scalding water.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    like seething water.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki zakkum ağacı, kaynar suyun kaynamasına benzer şekilde suçluların karınlar(ın)da erimiş maden gibi kaynayan yemeğidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    As the seething of boiling water.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Like the boiling of scalding water.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثمر شجرة الزقوم كالمَعْدِن المذاب يغلي في بطون المشركين، كغلي الماء الذي بلغ الغاية في الحرارة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

    44:47

    (A voice will cry: "Seize ye him and drag him into the midst of the Blazing Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Take him! Thrust him into the depths of Hell!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah meleklere şöyle emredecek): “Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it will be said): Take him and drag him to the midst of hell,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [It will be commanded], "Seize him and drag him into the midst of the Hellfire,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    خذوا هذا الأثيم الفاجر فادفعوه، وسوقوه بعنف إلى وسط الجحيم يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ

    44:48

    "Then pour over his head the Penalty of Boiling Water,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Pour scalding water over his head as punishment!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then pour upon his head the torment of boiling water.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then pour over his head from the torment of scalding water."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم صبُّوا فوق رأس هذا الأثيم الماء الذي تناهت شدة حرارته، فلا يفارقه العذاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ

    44:49

    "Taste thou (this)! Truly wast thou mighty, full of honour!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Taste this, you powerful, respected man!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Cehennemlik kişiye:) “Tat bakalım! Sen -evet sen- (hani) güçlü(ydün); itibarlı(ydın)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Saying): Taste! Lo! thou wast forsooth the mighty, the noble!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [It will be said], "Taste! Indeed, you are the honored, the noble!

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقال لهذا الأثيم الشقيِّ: ذق هذا العذاب الذي تعذَّب به اليوم، إنك أنت العزيز في قومك، الكريم عليهم. وفي هذا تهكم به وتوبيخ له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  50. 50

    إِنَّ هَـٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ

    44:50

    "Truly this is what ye used to doubt!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is what you doubted.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this is that whereof ye used to doubt.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, this is what you used to dispute."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذا العذاب الذي تعذَّبون به اليوم هو العذاب الذي كنتم تشكُّون فيه في الدنيا، ولا توقنون به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  51. 51

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ

    44:51

    As to the Righteous (they will be) in a position of Security,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But those mindful of God will be in a safe place

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) ise güvenilir bir makamda, bahçelerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who kept their duty will be in a place secured.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the righteous will be in a secure place:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الذين اتقوا الله بامتثال أوامره، واجتناب نواهيه في الدنيا في موضع إقامة آمنين من الآفات والأحزان وغير ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  52. 52

    فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

    44:52

    Among Gardens and Springs;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    amid Gardens and springs,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) ise güvenilir bir makamda, bahçelerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Amid gardens and watersprings,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Within gardens and springs,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    في جنات وعيون جارية.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  53. 53

    يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

    44:53

    Dressed in fine silk and in rich brocade, they will face each other;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    clothed in silk and fine brocade, facing one another:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Karşılıklı oturarak ince ipek ve parlak atlastan giyinecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Attired in silk and silk embroidery, facing one another.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Wearing [garments of] fine silk and brocade, facing each other.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يَلْبَسون ما رَقَّ من الديباج وما غَلُظَ منه، يقابل بعضهم بعضًا بالوجوه، ولا ينظر بعضهم في قفا بعض، يدور بهم مجلسهم حيث داروا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  54. 54

    كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ

    44:54

    So; and We shall join them to fair women with beautiful, big, and lustrous eyes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so it will be. We shall wed them to maidens with large, dark eyes.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte böyle! Biz onları, (güzel) gözlü hurilerle (de) eşleştirmiş (olacağ)ız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Even so (it will be). And We shall wed them unto fair ones with wide, lovely eyes.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Thus. And We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كما أعطينا هؤلاء المتقين في الآخرة من الكرامة بإدخالهم الجنات وإلباسهم فيها السندس والإستبرق، كذلك أكرمناهم بأن زوَّجناهم بالحسان من النساء واسعات الأعين جميلاتها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  55. 55

    يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَـٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

    44:55

    There can they call for every kind of fruit in peace and security;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Secure and contented, they will call for every kind of fruit.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orada, güven içinde (canlarının istediği) her meyveyi isteyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They call therein for every fruit in safety.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will call therein for every [kind of] fruit - safe and secure.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يطلب هؤلاء المتقون في الجنة كل نوع من فواكه الجنة اشتهوه، آمنين من انقطاع ذلك عنهم وفنائه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  56. 56

    لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

    44:56

    Nor will they there taste Death, except the first death; and He will preserve them from the Penalty of the Blazing Fire,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    After the one death they will taste death no more. God will guard them from the torment of Hell,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İlk (tattıkları) ölüm dışında, orada artık ölüm tatmayacaklar. (Allah) onları, Rabbinden bir lütuf olarak cehennem azabından korumuş (olacak)tır. Asıl büyük kurtuluş işte budur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They taste not death therein, save the first death. And He hath saved them from the doom of hell,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will not taste death therein except the first death, and He will have protected them from the punishment of Hellfire

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا يذوق هؤلاء المتقون في الجنة الموت بعد الموتة الأولى التي ذاقوها في الدنيا، ووقى الله هؤلاء التقين عذاب الجحيم؛ تفضلا وإحسانًا منه سبحانه وتعالى، هذا الذي أعطيناه المتقين في الآخرة من الكرامات هو الفوز العظيم الذي لا فوز بعده. فإنما سهَّلنا لفظ القرآن ومعناه بلغتك أيها الرسول؛ لعلهم يتعظون وينزجرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  57. 57

    فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    44:57

    As a Bounty from thy Lord! that will be the supreme achievement!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a bounty from your Lord. That is the supreme triumph.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İlk (tattıkları) ölüm dışında, orada artık ölüm tatmayacaklar. (Allah) onları, Rabbinden bir lütuf olarak cehennem azabından korumuş (olacak)tır. Asıl büyük kurtuluş işte budur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A bounty from thy Lord. That is the supreme triumph.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    As bounty from your Lord. That is what is the great attainment.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا يذوق هؤلاء المتقون في الجنة الموت بعد الموتة الأولى التي ذاقوها في الدنيا، ووقى الله هؤلاء التقين عذاب الجحيم؛ تفضلا وإحسانًا منه سبحانه وتعالى، هذا الذي أعطيناه المتقين في الآخرة من الكرامات هو الفوز العظيم الذي لا فوز بعده. فإنما سهَّلنا لفظ القرآن ومعناه بلغتك أيها الرسول؛ لعلهم يتعظون وينزجرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  58. 58

    فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

    44:58

    Verily, We have made this (Qur'an) easy, in thy tongue, in order that they may give heed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have made this Quran easy to understand- in your own language [Prophet]- so that they may take heed.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz onu (Kur’an’ı gerçeği) hatırlasınlar diye senin diline kolaylaştırdık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have made (this Scripture) easy in thy language only that they may heed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, We have eased it [i.e., the Qur’ān] in your tongue that they might be reminded.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا يذوق هؤلاء المتقون في الجنة الموت بعد الموتة الأولى التي ذاقوها في الدنيا، ووقى الله هؤلاء التقين عذاب الجحيم؛ تفضلا وإحسانًا منه سبحانه وتعالى، هذا الذي أعطيناه المتقين في الآخرة من الكرامات هو الفوز العظيم الذي لا فوز بعده. فإنما سهَّلنا لفظ القرآن ومعناه بلغتك أيها الرسول؛ لعلهم يتعظون وينزجرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  59. 59

    فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ

    44:59

    So wait thou and watch; for they (too) are waiting.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So wait; the disbelievers too are waiting.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen (durumu bekleyip) gözetle; şüphesiz ki onlar da gözetlemektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Wait then (O Muhammad). Lo! they (too) are waiting.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So watch, [O Muḥammad]; indeed, they are watching [for your end].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فانتظر -أيها الرسول- ما وعدتك من النصر على هؤلاء المشركين بالله، وما يحلُّ بهم من العقاب، إنهم منتظرون موتك وقهرك، سيعلمون لمن تكون النصرة والظَّفَر وعلو الكلمة في الدنيا والآخرة، إنها لك -أيها الرسول- ولمن اتبعك من المؤمنين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)