الفرق يقارب الفلق لكن الفلق يقال اعتبارا بالانشقاق، والفرق يقال اعتبارا بالانفصال. قال تعالى: وإذ فرقنا بكم البحر [البقرة/ 50]، والفرق: القطعة المنفصلة، ومنه: الفرقة للجماعة المتفردة من الناس، وقيل: فرق الصبح، وفلق الصبح. قال: فانفلق فكان كل فرق كالطود العظيم [الشعراء/ 63]، كأن الرحل منها فوق صعل والفريق: الجماعة المتفرقة عن آخرين، قال: وإن منهم لفريقا يلوون ألسنتهم بالكتاب [آل عمران/ 78]، ففريقا كذبتم وفريقا تقتلون [البقرة/ 87]، فريق في الجنة وفريق في السعير [الشورى/ 7]، إنه كان فريق من عبادي [المؤمنون/ 109]، أي الفريقين [مريم/ 73]، وتخرجون فريقا منكم من ديارهم [البقرة/ 85]، وإن فريقا منهم ليكتمون الحق [البقرة/ 146]، وفرقت بين الشيئين: فصلت بينهما سواء كان ذلك بفصل يدركه البصر، أو بفصل تدركه البصيرة. قال تعالى: فافرق بيننا وبين القوم الفاسقين [المائدة/ 25]، وقوله تعالى: فالفارقات فرقا [المرسلات/ 4]، يعني: الملائكة الذين يفصلون بين الأشياء حسبما أمرهم الله، وعلى هذا قوله: فيها يفرق كل أمر حكيم [الدخان/ 4]، وقيل: عمر الفاروق رضي الله عنه لكونه فارقا بين الحق والباطل، وقوله: وقرآنا فرقناه [الإسراء/ 106]، أي: بينا فيه الأحكام وفصلناه. وقيل: (فرقناه) أي: أنزلناه مفرقا، والتفريق أصله للتكثير، ويقال ذلك في تشتيت الشمل والكلمة. نحو: يفرقون به بين المرء وزوجه [البقرة/ 102]، فرقت بين بني إسرائيل [طه/ 94]، وقوله: لا نفرق بين أحد من رسله [البقرة/ 285]، وقوله: لا نفرق بين أحد منهم [البقرة/ 136]، إنما جاز أن يجعل التفريق منسوبا إلى (أحد) من حيث إن لفظ (أحد) يفيد في النفي، وقال: إن الذين فرقوا دينهم [الأنعام/ 159]، وقرئ: فارقوا والفراق والمفارقة تكون بالأبدان أكثر. قال: هذا فراق بيني وبينك [الكهف/ 78]، وقوله: وظن أنه الفراق [القيامة/ 28]، أي: غلب على قلبه أنه حين مفارقته الدنيا بالموت، وقوله: ويريدون أن يفرقوا بين الله ورسله [النساء/ 150]، أي: يظهرون الإيمان بالله ويكفرون بالرسل خلاف ما أمرهم الله به. وقوله: ولم يفرقوا بين أحد منهم [النساء/ 152]، أي: آمنوا برسل الله جميعا، والفرقان أبلغ من الفرق، لأنه يستعمل في الفرق بين الحق والباطل، وتقديره كتقدير: رجل قنعان: يقنع به في الحكم، وهو اسم لا مصدر فيما قيل، والفرق يستعمل في ذلك وفي غيره، وقوله: يوم الفرقان [الأنفال/ 41]، أي: اليوم الذي يفرق فيه بين الحق والباطل، والحجة والشبهة، وقوله: يا أيها الذين آمنوا إن تتقوا الله يجعل لكم فرقانا [الأنفال/ 29]، أي: نورا وتوفيقا على قلوبكم يفرق به بين الحق والباطل ، فكان الفرقان هاهنا كالسكينة والروح في غيره، وقوله: وما أنزلنا على عبدنا يوم الفرقان [الأنفال/ 41]، قيل: أريد به يوم بدر ، فإنه أول يوم فرق فيه بين الحق والباطل، والفرقان: كلام الله تعالى، لفرقه بين الحق والباطل في الاعتقاد، والصدق والكذب في المقال، والصالح والطالح في الأعمال، وذلك في القرآن والتوراة والإنجيل، قال: وإذ آتينا موسى الكتاب والفرقان [البقرة/ 53]، ولقد آتينا موسى وهارون الفرقان [الأنبياء/ 48]، تبارك الذي نزل الفرقان [الفرقان/ 1]، شهر رمضان الذي أنزل فيه القرآن هدى للناس وبينات من الهدى والفرقان [البقرة/ 185]. والفرق: تفرق القلب من الخوف، واستعمال الفرق فيه كاستعمال الصدع والشق فيه. قال تعالى: ولكنهم قوم يفرقون [التوبة/ 56]، ويقال: رجل فروق وفروقة، وامرأة كذلك، ومنه قيل للناقة التي تذهب في الأرض نادة من وجع المخاض: فارق وفارقة ، وبها شبه السحابة المنفردة فقيل: فارق، والأفرق من الديك: ما عرفه مفروق، ومن الخيل: ما أحد وركيه أرفع من الآخر، والفريقة: تمر يطبخ بحلبة، والفروقة: شحم الكليتين.
Exdore translation — not part of the source
"Fark" (الفرق) "falk" (الفلق) sözcüğüne yakındır; ancak "falk" yarılma (inşikāk) dikkate alınarak, "fark" ise ayrılma (infisâl) dikkate alınarak söylenir. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Hani sizin için denizi yarmıştık (feraknâ)" [2:50]. "Fark", ayrılmış parça demektir. İnsanlardan ayrı duran topluluğa "fırka" denmesi de buradandır. "Feraku's-subh" (sabahın ayrılması/sökmesi) ve "faleku's-subh" (sabahın yarılması) da denir. Allah buyurdu: "Derhal yarıldı ve her bir parça (firk) koca bir dağ gibi oldu" [26:63]. %~% Sanki ondaki semer, küçük başlı [bir devenin] üstünde gibiydi %~% "Ferîk": başkalarından ayrılmış topluluktur. Allah buyurdu: "Onlardan bir grup (ferîkan) vardır ki, dillerini Kitab'a eğip bükerler" [3:78]; "Bir kısmını (ferîkan) yalanladınız, bir kısmını (ferîkan) da öldürüyorsunuz" [2:87]; "Bir grup cennette, bir grup da çılgın alevli ateştedir" [42:7]; "Kullarımdan bir grup vardı" [23:109]; "İki topluluktan hangisi?" [19:73]; "Sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz" [2:85]; "Onlardan bir grup, bile bile hakkı gizlemektedir" [2:146]. "Ferektü beyne'ş-şey'eyn": İki şeyin arasını ayırdım; bu, ister gözle algılanan bir ayırma ile olsun, ister basîretle (kavrayışla) algılanan bir ayırma ile olsun [aynıdır]. Yüce Allah buyurdu: "Artık bizimle şu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır" [5:25]. Yüce Allah'ın "Ayırdıkça ayıranlara (el-fârikāt)" [77:4] sözüne gelince, bununla, Allah'ın kendilerine emrettiği şekilde şeylerin arasını ayıran melekler kastedilmektedir. "Onda, hikmetli her iş ayrılır (yufraku)" [44:4] sözü de bu kabîldendir. Hz. Ömer'e -Allah ondan razı olsun- "Fârûk" denmesi de, hak ile bâtılın arasını ayıran olması sebebiyledir. "Bir de Kur'an'ı bölüm bölüm ayırdık (feraknâhu)" [17:106] sözü, "onda hükümleri açıkladık ve ayırt ettik" demektir. "Feraknâhu"nun "onu parça parça (mufarrakan) indirdik" anlamına geldiği de söylenmiştir. "Tefrîk"in aslı çokluk (teksîr) bildirmek içindir. Bu, dağınıklığa düşürme ve söz birliğini bozma hakkında kullanılır. Şu ayetlerde olduğu gibi: "Onunla kişi ile eşinin arasını açıyorlardı" [2:102]; "İsrâiloğulları arasında ayrılık çıkardın" [20:94]. "Biz O'nun elçilerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız" [2:285] ve "Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız" [2:136] sözlerine gelince: ayırmanın "ehad" (hiçbiri) sözcüğüne nispet edilmesi ancak "ehad" lafzının olumsuzluk bağlamında [genel bir anlam] ifade etmesi bakımından caiz olmuştur. Allah buyurdu: "Şüphesiz, dinlerini parça parça edenler (ferrakū)" [6:159]; "fâraku" (ayrıldılar) şeklinde de okunmuştur. "Firâk" ve "müfârakat" daha çok bedenlerle olur. Allah buyurdu: "İşte bu, benimle senin ayrılışımızdır" [18:78]. "Ve ayrılık zamanı olduğunu anladı" [75:28] sözü, "artık bunun, ölümle dünyadan ayrılma vakti olduğu kalbine ağır bastı" demektir. "Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isterler" [4:150] sözü, "Allah'a iman ettiklerini gösterirler, ama elçileri inkâr ederler; bu da Allah'ın kendilerine emrettiğinin tersidir" demektir. "Ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmadılar" [4:152] sözü ise, "Allah'ın bütün elçilerine iman ettiler" demektir. "Furkān", "fark"tan daha güçlü/kapsamlıdır (ebleğ); çünkü o, hak ile bâtıl arasındaki ayırım hakkında kullanılır. Vezni, "recülün kan'ân" (hükümde kendisiyle yetinilen adam) örneğindeki gibidir. Söylenene göre o bir isimdir, masdar değildir. "Fark" ise hem bu konuda hem de başka konularda kullanılır. "Furkān günü" [8:41] sözü, "hak ile bâtılın, delil ile şüphenin birbirinden ayrıldığı gün" demektir. "Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle davranırsanız, size bir furkān verir" [8:29] sözü, "kalplerinize, kendisiyle hak ile bâtılın arasını ayıracağınız bir nur ve başarı [verir]" demektir. Böylece buradaki "furkān", başka yerlerdeki "sekîne" ve "rûh" gibi olmuş olur. "Furkān günü kulumuza indirdiklerimiz" [8:41] sözüyle Bedir gününün kastedildiği söylenmiştir; çünkü o, hak ile bâtılın arasının ayrıldığı ilk gündür. "Furkān" Yüce Allah'ın kelâmıdır; çünkü o, inançta hak ile bâtılın, sözde doğru ile yalanın, işlerde iyi ile kötünün arasını ayırır. Bu da Kur'an'da, Tevrat'ta ve İncil'de vardır. Allah buyurdu: "Hani Mûsâ'ya Kitab'ı ve Furkān'ı vermiştik" [2:53]; "Andolsun, Mûsâ ile Hârûn'a Furkān'ı verdik" [21:48]; "Furkān'ı indiren [Allah] ne yücedir" [25:1]; "Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet, doğru yolun ve hak ile bâtılı ayırmanın (furkān) apaçık delilleri olarak Kur'an onda indirilmiştir" [2:185]. "Ferak": kalbin korkudan parçalanmasıdır. "Ferak"ın bu anlamda kullanılması, "sad'" (çatlama) ve "şakk" (yarılma) sözcüklerinin bu anlamda kullanılması gibidir. Yüce Allah buyurdu: "Fakat onlar korkak (yefrakūn) bir topluluktur" [9:56]. "Recülün ferûk" ve "ferûka" (çok korkan adam) denir; kadın için de aynı şekilde [kullanılır]. Doğum sancısının acısından ürküp yeryüzünde başını alıp giden dişi deveye "fârik" ve "fârika" denmesi de buradandır. Tek başına duran buluta da bunun benzetilmesiyle "fârik" denmiştir. Horozdan "efrak" olan, ibiği ikiye ayrık olandır; attan "efrak" olan ise kalçalarından biri diğerinden daha yüksek olandır. "Ferîka": çemenotuyla (hulbe) pişirilen hurmadır. "Ferrûka" ise böbrek yağıdır.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)