السكون: ثبوت الشيء بعد تحرك، ويستعمل في الاستيطان نحو: سكن فلان مكان كذا، أي: استوطنه، واسم المكان مسكن، والجمع مساكن، قال تعالى: لا يرى إلا مساكنهم [الأحقاف/ 25]، وقال تعالى: وله ما سكن في الليل والنهار [الأنعام/ 13]، ولتسكنوا فيه [يونس/ 67]، فمن الأول يقال: سكنته، ومن الثاني يقال: أسكنته نحو قوله تعالى: ربنا إني أسكنت من ذريتي [إبراهيم/ 37]، وقال تعالى: أسكنوهن من حيث سكنتم من وجدكم [الطلاق/ 6]، وقوله تعالى: وأنزلنا من السماء ماء بقدر فأسكناه في الأرض [المؤمنون/ 18]، فتنبيه منه على إيجاده وقدرته على إفنائه، والسكن: السكون وما يسكن إليه، قال تعالى: والله جعل لكم من بيوتكم سكنا [النحل/ 80]، وقال تعالى: إن صلاتك سكن لهم [التوبة/ 103]، وجعل الليل سكنا [الأنعام/ 96]، والسكن: النار التي يسكن بها، والسكنى: أن يجعل له السكون في دار بغير أجرة، والسكن: سكان الدار، نحو سفر في جمع سافر، وقيل في جمع ساكن: سكان، وسكان السفينة: ما يسكن به، والسكين سمي لإزالته حركة المذبوح، وقوله تعالى: أنزل السكينة في قلوب المؤمنين [الفتح/ 4]، فقد قيل: هو ملك يسكن قلب المؤمن ويؤمنه ، كما روي أن أمير المؤمنين (عليه السلام) قال: (إن السكينة لتنطق على لسان عمر) ، وقيل: هو العقل، وقيل له سكينة إذا سكن عن الميل إلى الشهوات، وعلى ذلك دل قوله تعالى: وتطمئن قلوبهم بذكر الله [الرعد/ 28]. وقيل: السكينة والسكن واحد، وهو زوال الرعب، وعلى هذا قوله تعالى: أن يأتيكم التابوت فيه سكينة من ربكم [البقرة/ 248]، وما ذكر أنه شيء رأسه كرأس الهر فما أراه قولا يصح . والمسكين قيل: هو الذي لا شيء له، وهو أبلغ من الفقير، وقوله تعالى: أما السفينة فكانت لمساكين [الكهف/ 79]، فإنه جعلهم مساكين بعد ذهاب السفينة، أو لأن سفينتهم غير معتد بها في جنب ما كان لهم من المسكنة، وقوله: ضربت عليهم الذلة والمسكنة [البقرة/ 61]، فالميم في ذلك زائدة في أصح القولين.
Exdore translation — not part of the source
es-Sükûn: Bir şeyin hareket ettikten sonra durması, sabit kalmasıdır. Yerleşmek anlamında da kullanılır; "sekene fülânün mekâne kezâ" (falanca şu yerde sâkin oldu), yani orayı yurt edindi demektir. Yer ismi "mesken"dir, çoğulu "mesâkin"dir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu" [46:25]. Yine şöyle buyurmuştur: "Gecede ve gündüzde sâkin olan (barınan) her şey O'nundur" [6:13]; "onda dinlenesiniz (sükûn bulasınız) diye" [10:67]. Birinci anlamdan (sükûn/yerleşme) "sekentühû" (orada oturdum/yerleştim) denir; ikinci anlamdan ise "eskentühû" (onu oraya yerleştirdim) denir. Nitekim Yüce Allah'ın şu sözü böyledir: "Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını... yerleştirdim" [14:37]. Yine şöyle buyurmuştur: "Onları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun" [65:6]. Yüce Allah'ın "Gökten belli bir ölçüyle su indirdik de onu yeryüzünde durdurduk (iskân ettik)" [23:18] sözü ise, O'nun onu var etmesine ve onu yok etmeye gücünün yettiğine dikkat çekmektedir. es-Seken: Sükûn ve kendisine karşı sükûn duyulan (huzur bulunan) şey demektir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah size evlerinizden bir huzur (seken) yeri kıldı" [16:80]. Yine şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz senin duan onlar için bir sükûndur (huzur kaynağıdır)" [9:103]; "geceyi de bir sükûn (dinlenme vakti) kıldı" [6:96]. es-Seken, kendisiyle huzur bulunan ateş anlamına da gelir. es-Süknâ: Bir kimseye bir evde ücretsiz oturma hakkı tanınmasıdır. es-Seken: Evde oturanlar (sakinler) demektir; "sâfir"in çoğulu olan "sefer" gibi. "Sâkin"in çoğulunun "sükkân" olduğu da söylenmiştir. Geminin "sükkân"ı (dümeni), onunla geminin dengelenip durdurulduğu şeydir. "Sikkîn" (bıçak) da, kesilen hayvanın hareketini gidermesi sebebiyle bu adı almıştır. Yüce Allah'ın "Mü'minlerin kalplerine sekîneti indirdi" [48:4] sözü hakkında şöyle denmiştir: O, mü'minin kalbini yatıştıran ve ona güven veren bir melektir. Nitekim Mü'minlerin Emîri'nin (aleyhisselâm) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Şüphesiz sekîne Ömer'in dili üzere konuşur." Onun akıl olduğu da söylenmiştir; şehvetlere meyletmekten durulduğu (sükûn bulduğu) için ona "sekîne" denilmiştir. Yüce Allah'ın "Ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşur" [13:28] sözü de buna delâlet eder. "Sekîne" ile "seken"in aynı şey olduğu, bunun da korkunun gitmesi anlamına geldiği de söylenmiştir. Yüce Allah'ın "Size Rabbinizden bir sekîne bulunan Tâbût'un gelmesi" [2:248] sözü de bu anlamdadır. Onun, başı kedi başı gibi olan bir şey olduğuna dair söylenene gelince, bunu sahih bir görüş olarak görmüyorum. el-Miskîn hakkında şöyle denmiştir: Hiçbir şeyi olmayan kimsedir; bu "fakir"den daha güçlü (kapsamlı) bir ifadedir. Yüce Allah'ın "Gemiye gelince, o, birtakım yoksullarındı" [18:79] sözünde, gemi gittikten sonra onları "miskînler" saymıştır; yahut da içinde bulundukları yoksulluğun yanında gemilerinin hesaba katılacak bir değeri olmadığı içindir. "Üzerlerine zillet ve miskinlik damgası vuruldu" [2:61] sözündeki mîm harfi ise, iki görüşün en sahih olanına göre zâiddir (kökten değildir).
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)