الخلود: هو تبري الشيء من اعتراض الفساد، وبقاؤه على الحالة التي هو عليها، وكل ما يتباطأ عنه التغيير والفساد تصفه العرب بالخلود، كقولهم للأثافي: خوالد، وذلك لطول مكثها لا لدوام بقائها. يقال: خلد يخلد خلودا ، قال تعالى: لعلكم تخلدون [الشعراء/ 129]، والخلد: اسم للجزء الذي يبقى من الإنسان على حالته، فلا يستحيل ما دام الإنسان حيا استحالة سائر أجزائه ، وأصل المخلد: الذي يبقى مدة طويلة ومنه قيل: رجل مخلد لمن أبطأ عنه الشيب، ودابة مخلدة: هي التي تبقى ثناياها حتى تخرج رباعيتها، ثم استعير للمبقي دائما. والخلود في الجنة: بقاء الأشياء على الحالة التي عليها من غير اعتراض الفساد عليها، قال تعالى: أولئك أصحاب الجنة هم فيها خالدون [البقرة/ 82]، أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون [البقرة/ 39]، ومن يقتل مؤمنا متعمدا فجزاؤه جهنم خالدا فيها [النساء/ 93]، وقوله تعالى: يطوف عليهم ولدان مخلدون [الواقعة/ 17]، قيل: مبقون بحالتهم لا يعتريهم استحالة، وقيل: مقرطون بخلدة، والخلدة: ضرب من القرطة ، وإخلاد الشيء: جعله مبقى، والحكم عليه بكونه مبقى، وعلى هذا قوله سبحانه: ولكنه أخلد إلى الأرض [الأعراف/ 176]، أي: ركن إليها ظانا أنه يخلد فيها.
Exdore translation — not part of the source
el-Hulûd: Bir şeyin bozulmanın ilişmesinden uzak kalması ve bulunduğu hâl üzere kalıcı olmasıdır. Değişmesi ve bozulması ağır olan her şeyi Araplar "hulûd" ile nitelerler; nitekim ocak taşlarına (esâfî) "havâlid" demeleri gibi; bu da uzun süre kalmaları sebebiyledir, kalıcılıklarının sürekliliği sebebiyle değil. "Halede yahludu hulûden" denir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Belki ebedî kalırsınız (diye)" [26:129]. el-Huld: İnsandan, hâli üzere kalan ve insan hayatta olduğu sürece diğer parçaları gibi başkalaşıma uğramayan cüzün adıdır. "el-Muhled"in aslı: uzun süre kalandır. Bundan dolayı, saçının ağarması geciken kimseye "racul muhled" denmiştir. "Dâbbe muhlede": ön dişleri, rebâiyye dişleri çıkıncaya kadar duran hayvandır. Sonra bu (kelime), sürekli kalıcı kılınan için istiare yoluyla kullanılmıştır. Cennette hulûd: Şeylerin, bozulma kendilerine ilişmeksizin bulundukları hâl üzere kalmalarıdır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İşte onlar cennet ehlidir; onlar orada ebedî kalıcıdırlar" [2:82]; "İşte onlar ateş ehlidir; onlar orada ebedî kalıcıdırlar" [2:39]; "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir" [4:93]. Yüce Allah'ın "Çevrelerinde muhalled (ebedî kılınmış) gençler dolaşır" [56:17] sözü hakkında denildi ki: hâlleri üzere bırakılmışlardır, kendilerine bir başkalaşım ârız olmaz; ve denildi ki: kendilerine "hulde" takılmıştır (küpelendirilmişlerdir); "el-hulde" ise bir küpe çeşididir. "İhlâdu'ş-şey'": onu kalıcı kılmak ve kalıcı olduğuna hükmetmektir. Yüce Allah'ın şu sözü de bunun üzerinedir: "Fakat o, yere meyletti (ahlede)" [7:176], yani orada ebedî kalacağını zannederek ona yaslandı.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)