أصل الوجه الجارحة. قال تعالى: فاغسلوا وجوهكم وأيديكم [المائدة/ 6]، وتغشى وجوههم النار [إبراهيم/ 50] ولما كان الوجه أول ما يستقبلك، وأشرف ما في ظاهر البدن استعمل في مستقبل كل شيء، وفي أشرفه ومبدئه، فقيل: وجه كذا، ووجه النهار. وربما مراتب القصد خمس: هاجس ذكروا %~% فخاطر فحديث النفس فاستمعا يليه هم فعزم، كلها رفعت %~% سوى الأخير، ففيه الأخذ قد وقعا عبر عن الذات بالوجه في قول الله: ويبقى وجه ربك ذو الجلال والإكرام [الرحمن/ 27] قيل: ذاته. وقيل: أراد بالوجه هاهنا التوجه إلى الله تعالى بالأعمال الصالحة، وقال: فأينما تولوا فثم وجه الله [البقرة/ 115]، كل شيء هالك إلا وجهه [القصص/ 88]، يريدون وجه الله [الروم/ 38]، إنما نطعمكم لوجه الله [الإنسان/ 9] قيل: إن الوجه في كل هذا زائد، ويعنى بذلك: كل شيء هالك إلا هو، وكذا في أخواته. و# روي أنه قيل ذلك لأبي عبد الله بن الرضا ، فقال: سبحان الله! لقد قالوا قولا عظيما، إنما عني الوجه الذي يؤتى منه ، ومعناه: كل شيء من أعمال العباد هالك وباطل إلا ما أريد به الله، وعلى هذا الآيات الأخر، وعلى هذا قوله: يريدون وجهه [الكهف/ 28]، تريدون وجه الله [الروم/ 39]، وقوله: وأقيموا وجوهكم عند كل مسجد [الأعراف/ 29] فقد قيل: أراد به الجارحة، واستعارها كقولك: فعلت كذا بيدي، وقيل: أراد بالإقامة تحري الاستقامة، وبالوجه التوجه ، والمعنى: أخلصوا العبادة لله في الصلاة. وعلى هذا النحو قوله تعالى: فإن حاجوك فقل أسلمت وجهي لله [آل عمران/ 20]، وقوله: ومن يسلم وجهه إلى الله وهو محسن فقد استمسك بالعروة الوثقى [لقمان/ 22]، ومن أحسن دينا ممن أسلم وجهه لله [النساء/ 125]، وقوله: فأقم وجهك للدين حنيفا [الروم/ 30] فالوجه في كل هذا كما تقدم، أو على الاستعارة للمذهب والطريق. وفلان وجه القوم، كقولهم: عينهم ورأسهم ونحو ذلك. وقال: وما لأحد عنده من نعمة تجزى إلا ابتغاء وجه ربه الأعلى [الأعلى/ 19- 20]، وقوله: آمنوا بالذي أنزل على الذين آمنوا وجه النهار [آل عمران/ 72] أي: صدر النهار. ويقال: واجهت فلانا: جعلت وجهي تلقاء وجهه، ويقال للقصد: وجه، وللمقصد جهة ووجهة، وهي حيثما نتوجه للشيء، قال: ولكل وجهة هو موليها [البقرة/ 148] إشارة إلى الشريعة، كقوله: شرعة [المائدة/ 48] وقال بعضهم: الجاه مقلوب عن الوجه لكن الوجه يقال في العضو والحظوة، والجاه لا يقال إلا في الحظوة. ووجهت الشيء: أرسلته في جهة واحدة فتوجه، وفلان وجيه: ذو جاه. قال تعالى: وجيها في الدنيا والآخرة [آل عمران/ 45] وأحمق ما يتوجه به: كناية عن الجهل بالتفرط، وأحمق ما يتوجه ، بفتح الياء وحذف به عنه، أي: لا يستقيم في أمر من الأمور لحمقه، والتوجيه في الشعر: الحرف الذي بين ألف التأسيس وحرف الروي .
Exdore translation — not part of the source
el-Vech'in aslı organdır (uzuvdur). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Yüzlerinizi ve ellerinizi yıkayın" [5:6], "ve yüzlerini ateş kaplar" [14:50]. Yüz, seni karşılayan ilk şey ve bedenin dış kısmındaki en şerefli uzuv olduğu için, her şeyin ön/karşı gelen kısmı, en şereflisi ve başlangıcı için kullanılmıştır; nitekim "vechü kezâ" ve "vechü'n-nehâr" (günün başı) denmiştir. Bazen de: Kastın mertebeleri beştir: önce hâcis -dediler- %~% sonra hâtır, sonra hadîsü'n-nefs; dinle onu hemm, sonra azm izler; sonuncusu dışında %~% hepsi (sorumluluktan) kaldırılmıştır; hesaba çekilme ise onda vaki olmuştur Zât, "vech" ile ifade edilmiştir; Allah'ın şu sözünde: "Celâl ve ikram sahibi Rabbinin vechi bâki kalır" [55:27]. Denilmiştir ki: zâtı. Denilmiştir ki: burada "vech" ile, sâlih amellerle Allah'a yönelmek kastedilmiştir. Şöyle buyurmuştur: "Nereye dönerseniz, Allah'ın vechi oradadır" [2:115], "O'nun vechi hariç her şey helâk olucudur" [28:88], "Allah'ın vechini isteyerek" [30:38], "Biz sizi ancak Allah'ın vechi için doyuruyoruz" [76:9]. Denilmiştir ki: bütün bunlarda "vech" zâiddir; bununla şu kastedilir: "O'ndan başka her şey helâk olucudur"; benzerlerinde de böyledir. Rivayet edilmiştir ki bu (görüş) Ebû Abdillah b. er-Rızâ'ya söylenmiş, o da şöyle demiştir: "Sübhânallah! Gerçekten pek ağır bir söz söylediler; "vech" ile ancak, kendisinden gelinen (varılan) yön kastedilmiştir"; manası da: kulların amellerinden, Allah için murad edilen dışında her şey helâk olucu ve bâtıldır. Diğer âyetler de bunun üzeredir; şu sözü de bunun üzeredir: "O'nun vechini isterler" [18:28], "Allah'ın vechini istersiniz" [30:39]. "Her mescitte vechlerinizi doğrultun" [7:29] sözüne gelince: denilmiştir ki, onunla organı (yüzü) kastetti ve onu, "şunu elimle yaptım" demen gibi istiare etti; denilmiştir ki, "ikâme" ile istikameti gözetmeyi, "vech" ile de teveccühü kastetti; mana: namazda ibadeti Allah'a hâlis kılın. Bu minvalde şu âyet de vardır: "Seninle tartışırlarsa de ki: Ben vechimi Allah'a teslim ettim" [3:20]; şu sözü: "Kim muhsin olarak vechini Allah'a teslim ederse, muhakkak sağlam kulpa yapışmıştır" [31:22]; "Vechini Allah'a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir?" [4:125]; ve şu sözü: "Vechini hanîf olarak dine doğrult" [30:30]. Bütün bunlarda "vech" ya daha önce geçtiği gibidir, ya da mezhep ve yol için istiare olarak kullanılmıştır. "Fülân, kavmin vechidir (ileri gelenidir)"; tıpkı "onların gözü ve başı" ve benzerini demeleri gibi. Şöyle buyurmuştur: "Onun yanında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti yoktur; ancak yüce Rabbinin vechini arzulaması hariç" [87:19, 87:20]. Şu sözü: "İman edenlere indirilene günün başında (vechü'n-nehâr) inanın" [3:72], yani günün başında. "Vâcehtü fülânen" denir: yüzümü onun yüzünün karşısına koydum. Kasta "vech" denir; hedefe ise "cihet" ve "vichet" denir, ki bu, bir şeye yöneldiğimiz her neresi ise orasıdır. Şöyle buyurmuştur: "Herkesin ona yöneldiği bir yönü (vichet) vardır" [2:148]; bu, şeriata işarettir; tıpkı "şir'a" [5:48] sözü gibi. Bazıları demiştir ki: "câh" (itibar), "vech"ten kalbedilmiştir (harflerinin yeri değiştirilmiştir); fakat "vech" hem uzuv hem de itibar/gözde olma için kullanılırken, "câh" ancak itibar için kullanılır. "Veccehtü'ş-şey'": onu tek bir yöne gönderdim de o yöneldi. "Fülân vecîhtir": itibar sahibidir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Dünyada ve ahirette vecîh (itibarlı)" [3:45]. "Ahmaku mâ yüteveccehu bih": ifrat derecesinde cehalet için bir kinayedir; "ahmaku mâ yeteveccehu" da -yâ'nın fethasıyla ve "bih"in düşürülmesiyle- yani ahmaklığından ötürü hiçbir işte doğru davranamaz demektir. Şiirde "tevcîh": te'sis elifi ile revî harfi arasındaki harftir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)