السجود أصله: التطامن والتذلل، وجعل ذلك عبارة عن التذلل لله وعبادته، وهو عام في الإنسان، والحيوانات، والجمادات، وذلك ضربان: سجود باختيار، وليس ذلك إلا للإنسان، وبه يستحق الثواب، نحو قوله: فاسجدوا لله واعبدوا [النجم/ 62]، أي: تذللوا له، وسجود تسخير، وهو للإنسان، والحيوانات، والنبات، وعلى ذلك قوله: ولله يسجد من في السماوات والأرض طوعا وكرها وظلالهم بالغدو والآصال [الرعد/ 15]، وقوله: يتفيؤا ظلاله عن اليمين والشمائل سجدا لله [النحل/ 48]، فهذا سجود تسخير، وهو الدلالة الصامتة الناطقة المنبهة على كونها مخلوقة، وأنها خلق فاعل حكيم، وقوله: ولله يسجد ما في السماوات وما في الأرض من دابة والملائكة وهم لا يستكبرون [النحل/ 49]، ينطوي على النوعين من السجود، التسخير والاختيار، وقوله: والنجم والشجر يسجدان [الرحمن/ 6]، فذلك على سبيل التسخير، وقوله: اسجدوا لآدم [البقرة/ 34]، قيل: أمروا بأن يتخذوه قبلة، وقيل: أمروا بالتذلل له، والقيام بمصالحه، ومصالح أولاده، فائتمروا إلا إبليس، وقوله: ادخلوا الباب سجدا [النساء/ 154]، أي: متذللين منقادين، وخص السجود في الشريعة بالركن المعروف من الصلاة، وما يجري مجرى ذلك من سجود القرآن، وسجود الشكر، وقد يعبر به عن الصلاة بقوله: وأدبار السجود [ق/ 40]، أي: أدبار الصلاة، ويسمون صلاة الضحى: سبحة الضحى، وسجود الضحى، وسبح بحمد ربك [طه/ 130] قيل: أريد به الصلاة ، والمسجد: موضع الصلاة اعتبارا بالسجود، وقوله: وأن المساجد لله [الجن/ 18]، قيل: عني به الأرض، إذ قد جعلت الأرض كلها مسجدا وطهورا كما روي في الخبر ، وقيل: المساجد: مواضع السجود: الجبهة والأنف واليدان والركبتان والرجلان، وقوله: ألا يسجدوا لله [النمل/ 25] أي: يا قوم اسجدوا، وقوله: وخروا له سجدا [يوسف/ 100]، أي: متذللين، وقيل: كان السجود على سبيل الخدمة في ذلك الوقت سائغا، وقول الشاعر: 226- وافى بها لدراهم الإسجاد عنى بها دراهم عليها صورة ملك سجدوا له.
Exdore translation — not part of the source
Sücûd (secde) kelimesinin aslı eğilmek ve boyun eğmektir; bu, Allah'a boyun eğmenin ve O'na ibadet etmenin ifadesi kılınmıştır. Bu (kavram) insan, hayvanlar ve cansız varlıklar için geneldir ve iki türlüdür: Biri irade ile yapılan (ihtiyârî) secdedir ki bu yalnızca insana özgüdür ve insan bununla sevaba hak kazanır; nitekim 'Allah'a secde edin ve (O'na) ibadet edin' [53:62], yani O'na boyun eğin, buyrulmuştur. Diğeri teshîr (boyun eğdirme) secdesidir ki bu insan, hayvanlar ve bitkiler için geçerlidir. Şu ayet buna işarettir: 'Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam, ister istemez Allah'a secde eder' [13:15]. Yine: 'Gölgeleri, Allah'a secde ederek sağdan ve sollardan döner' [16:48]. İşte bu, teshîr secdesidir; onların yaratılmış olduğuna ve hikmet sahibi bir failin eseri olduğuna dikkat çeken, dilsiz ama konuşan bir delildir. 'Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamadan Allah'a secde eder' [16:49] ayeti ise secdenin her iki türünü, teshîri ve iradeyi (birlikte) kapsar. 'Yıldız ve ağaç, ikisi de secde eder' [55:6] ayeti ise teshîr yoluyladır. 'Âdem'e secde edin' [2:34] ayeti hakkında, onu kıble edinmelerinin emredildiği söylenmiş; ayrıca ona boyun eğmelerinin, onun ve çocuklarının maslahatlarını gözetmelerinin emredildiği de söylenmiştir; İblis dışında hepsi bu emre uydu. 'Kapıdan secde ederek girin' [4:154], yani boyun eğerek, itaat ederek. Secde, şeriatte namazın bilinen rüknüne ve bunun benzeri olan Kur'an (tilavet) secdesi ile şükür secdesine tahsis edilmiştir. Bazen onunla namaz kastedilir; 'secdelerin ardından' [50:40], yani namazların ardından sözünde olduğu gibi. Kuşluk namazına 'sübhatü'd-duhâ' ve 'sücûdü'd-duhâ' derler. 'Rabbini hamd ile tesbih et' [20:130] ayetiyle namazın kastedildiği söylenmiştir. Mescid, secdeye nispetle namaz kılınan yerdir. 'Mescidler Allah'ındır' [72:18] ayetinde bununla yeryüzünün kastedildiği söylenmiştir; çünkü haberde rivayet edildiği gibi, yeryüzünün tamamı mescid ve temizleyici (tahûr) kılınmıştır. 'el-Mesâcid'in secde uzuvları olduğu da söylenmiştir: alın, burun, iki el, iki diz ve iki ayak. 'Allah'a secde etsinler (diye)' [27:25], yani: Ey kavim, secde edin. 'Ona secde ederek yere kapandılar' [12:100], yani boyun eğerek. O zaman secdenin hizmet amacıyla caiz olduğu da söylenmiştir. Şairin şu sözü de: 'Onları iscâd dirhemleri için getirdi' — bununla, üzerinde kendisine secde edilen bir hükümdarın sureti bulunan dirhemleri kastetmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)