الله: قيل: أصله إله فحذفت همزته، وأدخل عليها الألف واللام، فخص بالباري تعالى، ولتخصصه به قال تعالى: هل تعلم له سميا [مريم/ 65]. وإله جعلوه اسما لكل معبود لهم، وكذا اللات، وسموا الشمس إلاهة لاتخاذهم إياها معبودا. وأله فلان يأله الآلهة: عبد، وقيل: تأله. فالإله على هذا هو المعبود . أفعل للبلوغ في الزمان %~% كذاك في القدر وفي المكان مثاله: أمأت دراهم عمر %~% أصبح أنجد لكي يلقى الزمر والشمس سماها صدوق النبأة %~% إلاهة واضممه للإضراب الله مشتق وقيل: مرتجل %~% وهو أعرف المعرفات جل أله أي: عبد، أو من الأله %~% وهو اعتماد الخلق أو من الوله أو المحجب عن العيان %~% من: لاهت العروس في البنيان أو أله الحيران من قول العرب %~% أو من: ألهت، أي: سكنت للأرب. وقيل: هو من: أله، أي: تحير، وتسميته بذلك إشارة إلى ما قال أمير المؤمنين علي رضي الله عنه: (كل دون صفاته تحبير الصفات، وضل هناك تصاريف اللغات) وذلك أن العبد إذا تفكر في صفاته تحير فيها، ولهذا روي: «تفكروا في آلاء الله ولا تفكروا في الله» . وقيل: أصله: ولاه، فأبدل من الواو همزة، وتسميته بذلك لكون كل مخلوق والها نحوه، إما بالتسخير فقط كالجمادات والحيوانات، وإما بالتسخير والإرادة معا كبعض الناس، ومن هذا الوجه قال بعض الحكماء: الله محبوب الأشياء كلها ، وعليه دل قوله تعالى: وإن من شيء إلا يسبح بحمده ولكن لا تفقهون تسبيحهم [الإسراء/ 44]. وقيل: أصله من: لاه يلوه لياها، أي: احتجب. قالوا: وذلك إشارة إلى ما قال تعالى: لا تدركه الأبصار وهو يدرك الأبصار [الأنعام/ 103]، والمشار إليه بالباطن في قوله: والظاهر والباطن [الحديد/ 3]. وإله حقه ألا يجمع، إذ لا معبود سواه، لكن العرب لاعتقادهم أن هاهنا معبودات جمعوه، فقالوا: الآلهة. قال تعالى: أم لهم آلهة تمنعهم من دوننا [الأنبياء/ 43]، وقال: ويذرك وآلهتك [الأعراف/ 127] وقرئ: (وإلاهتك) أي: عبادتك. ولاه أنت، أي: لله، وحذف إحدى اللامين. «اللهم» قيل: معناه: يا الله، فأبدل من الياء في أوله الميمان في آخره ، وخص بدعاء الله، وقيل: تقديره: يا الله أمنا بخير ، مركب تركيب حيهلا.
Exdore translation — not part of the source
Allah: Denildi ki aslı إله (ilâh)'tır; hemzesi düşürülmüş, başına elif-lâm getirilmiş, böylece Yüce Yaratıcı'ya (Bârî Teâlâ) has kılınmıştır. Ona has kılındığı içindir ki Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Hiç O'nun bir adaşı olduğunu biliyor musun?" [19:65]. İlâh (kelimesini) ise kendilerine ait her mabud için isim yaptılar; Lât da böyledir. Güneşi mabud edindikleri için ona "ilâhe" adını verdiler. "Elehe fülânun ye'lehu ilâheten" denir: ibadet etti demektir; bir görüşe göre "te'ellehe" (denir). Buna göre İlâh, mabud (ibadet edilen) demektir. "Ef'ale" kalıbı zamanda (bir vakte) erişmek içindir %~% miktarda ve mekânda da aynı şekildedir Örneği: "Ömer'in dirhemleri yüze ulaştı" %~% "sabaha erdi", "Necd'e vardı" — topluluğa kavuşsun diye Güneşi, sözü doğru olan (haberi sadık) kimse %~% "ilâhe" diye adlandırdı; onu idrâb (başka bir okuyuşa geçmek) için ötreli oku Allah (lafzı) müştaktır (türetilmiştir); bir görüşe göre irticâlîdir %~% ve O, marifelerin en belirgin olanıdır; celle (şânı yüce olsun) "Elehe" yani ibadet etti; ya da "el-eleh"ten gelir %~% ki o, mahlukatın (bir şeye) dayanmasıdır; ya da "el-veleh"ten Ya da gözlerden gizlenen (perdelenen) anlamındadır %~% "lâheti'l-arûs" (gelin gerdekte gizlendi) sözünden Ya da Arapların "elihe'l-hayrân" (şaşkın şaşırıp kaldı) sözünden %~% ya da "elihtü" yani bir ihtiyaca yönelip sükûn buldum sözünden Bir görüşe göre o, "elihe" yani şaşırıp kaldı (kökünden gelir). Onun böyle adlandırılması, Müminlerin emîri Ali'nin —Allah ondan razı olsun— şu sözüne işarettir: "Her şey O'nun sıfatlarının, sıfatların en güzel tasvirinin önünde âcizdir; dillerin çekimleri (tasrifleri) orada şaşırıp yolunu yitirir." Şöyle ki: kul O'nun sıfatları üzerine düşündüğünde onlarda şaşırıp kalır. Bunun için şöyle rivayet edilmiştir: "Allah'ın nimetleri üzerine düşünün, Allah'ın (zâtı) üzerine düşünmeyin." Bir görüşe göre aslı "velâh"tır; vâv hemzeye çevrilmiştir. Böyle adlandırılması, her mahlukun O'na doğru (şevkle) yönelmiş olmasındandır: kimi yalnızca teshîr (boyun eğdirilme) yoluyla —cansızlar ve hayvanlar gibi—, kimi de hem teshîr hem irade ile birlikte —bazı insanlar gibi—. Bu yönden bazı hakîmler: "Allah bütün varlıkların sevgilisidir (mahbûbudur)" demişlerdir. Yüce Allah'ın şu sözü de buna delildir: "Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamd ile tesbih etmesin; fakat siz onların tesbihini anlamazsınız." [17:44]. Bir görüşe göre aslı "lâhe yelûhu liyâhâ" yani gizlendi/perdelendi (kökünden)dir. Dediler ki bu, Yüce Allah'ın şu sözüne işarettir: "Gözler O'nu idrak edemez, fakat O gözleri idrak eder." [6:103]; ve şu sözünde "Bâtın" ile işaret edilene: "O, Zâhir'dir, Bâtın'dır." [57:3]. İlâh (kelimesinin) hakkı, çoğul yapılmamasıdır; çünkü O'ndan başka mabud yoktur. Fakat Araplar, burada (birden çok) mabud bulunduğuna inandıkları için onu çoğul yapıp "âlihe" dediler. Yüce Allah buyurdu: "Yoksa onların, kendilerini bizim dışımızda koruyacak tanrıları mı var?" [21:43]. Ve buyurdu: "Seni ve senin tanrılarını bıraksın diye mi?" [7:127]. "(ve ilâhete-ke)" şeklinde de okundu; yani "sana ibadet edilmesi" demektir. "Lâhe ente" denir, yani "lillâh" (Allah'ındır); lâmlardan biri düşürülmüştür. "Allâhumme": denildi ki anlamı "yâ Allah"tır; baştaki (nidâ) yâ'sı, sondaki iki mîm'e çevrilmiştir; ve (bu kalıp) Allah'a dua etmeye has kılınmıştır. Bir görüşe göre takdiri "yâ Allah! Bize hayrı kastet (ümmenâ bi-hayr)"dır; "hayyehelâ" gibi terkip edilmiş bir sözdür.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)