56.Vâkıa
الواقعةMekke · 96 ayet
- 1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
56:1
When the Event inevitable cometh to pass,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Olacak vak'a olduğu zaman
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When that which is coming arrives,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O olay (Son Saat)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When the event befalleth -
M. Pickthall · EN · public-domain
When the Occurrence occurs,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إذا قامت القيامة، ليس لقيامها أحد يكذِّب به، هي خافضة لأعداء الله في النار، رافعة لأوليائه في الجنة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
56:2
Then will no (soul) entertain falsehood concerning its coming.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
no one will be able to deny it has come,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Meydana gelişini yalanlayan kimse olmayacaktır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There is no denying that it will befall -
M. Pickthall · EN · public-domain
There is, at its occurrence, no denial.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إذا قامت القيامة، ليس لقيامها أحد يكذِّب به، هي خافضة لأعداء الله في النار، رافعة لأوليائه في الجنة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ
56:3
(Many) will it bring low; (many) will it exalt;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
bringing low and raising high.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(O, bazılarını) alçaltıcı, (bazılarını) yükselticidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Abasing (some), exalting (others);
M. Pickthall · EN · public-domain
It will bring down [some] and raise up [others].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إذا قامت القيامة، ليس لقيامها أحد يكذِّب به، هي خافضة لأعداء الله في النار، رافعة لأوليائه في الجنة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا
56:4
When the earth shall be shaken to its depths,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yer şiddetle sarsıldığı
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the earth is shaken violently
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When the earth is shaken with a shock
M. Pickthall · EN · public-domain
When the earth is shaken with convulsion
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إذا حُرِّكت الأرض تحريكًا شديدًا، وفُتِّتت الجبال تفتيتًا دقيقًا، فصارت غبارًا متطايرًا في الجو قد ذَرَتْه الريح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا
56:5
And the mountains shall be crumbled to atoms,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dağlar serpildikçe serpildiği
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the mountains are ground to powder
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the hills are ground to powder
M. Pickthall · EN · public-domain
And the mountains are broken down, crumbling
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إذا حُرِّكت الأرض تحريكًا شديدًا، وفُتِّتت الجبال تفتيتًا دقيقًا، فصارت غبارًا متطايرًا في الجو قد ذَرَتْه الريح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا
56:6
Becoming dust scattered abroad,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dağılıp toz duman haline geldiği
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and turn to scattered dust,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So that they become a scattered dust,
M. Pickthall · EN · public-domain
And become dust dispersing,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إذا حُرِّكت الأرض تحريكًا شديدًا، وفُتِّتت الجبال تفتيتًا دقيقًا، فصارت غبارًا متطايرًا في الجو قد ذَرَتْه الريح.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً
56:7
And ye shall be sorted out into three classes.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
then you will be sorted into three classes.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ye will be three kinds:
M. Pickthall · EN · public-domain
And you become [of] three kinds:
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكنتم- أيها الخلق- أصنافًا ثلاثة:
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
56:8
Then (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those on the Right––what people they are!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(First) those on the right hand; what of those on the right hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
Then the companions of the right - what are the companions of the right?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأصحاب اليمين، أهل المنزلة العالية، ما أعظم مكانتهم!! وأصحاب الشمال، أهل المنزلة الدنيئة، ما أسوأ حالهم!!
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
56:9
And the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those on the Left––what people they are!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (then) those on the left hand; what of those on the left hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
And the companions of the left - what are companions of the left?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأصحاب اليمين، أهل المنزلة العالية، ما أعظم مكانتهم!! وأصحاب الشمال، أهل المنزلة الدنيئة، ما أسوأ حالهم!!
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ
56:10
And those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And those in front––ahead indeed!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ahirette) önde olanlar, (dünyada fedakârlıkta da) önde olanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the foremost in the race, the foremost in the race:
M. Pickthall · EN · public-domain
And the forerunners, the forerunners -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والسابقون إلى الخيرات في الدنيا هم السابقون إلى الدرجات في الآخرة، أولئك هم المقربون عند الله، يُدْخلهم ربهم في جنات النعيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
56:11
These will be those Nearest to Allah:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte o yaklaştırılanlar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
For these will be the ones brought nearest to God
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Those are they who will be brought nigh
M. Pickthall · EN · public-domain
Those are the ones brought near [to Allāh]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والسابقون إلى الخيرات في الدنيا هم السابقون إلى الدرجات في الآخرة، أولئك هم المقربون عند الله، يُدْخلهم ربهم في جنات النعيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
56:12
In Gardens of Bliss:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Nimet cennetlerindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in Gardens of Bliss:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In gardens of delight;
M. Pickthall · EN · public-domain
In the Gardens of Pleasure,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
والسابقون إلى الخيرات في الدنيا هم السابقون إلى الدرجات في الآخرة، أولئك هم المقربون عند الله، يُدْخلهم ربهم في جنات النعيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
56:13
A number of people from those of old,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çoğu önceki ümmetlerden,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
many from the past
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Çoğu önceki (ümmet)lerdendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A multitude of those of old
M. Pickthall · EN · public-domain
A [large] company of the former peoples
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
56:14
And a few from those of later times.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Birazı da sonrakilerden.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and a few from later generations.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And a few of those of later time.
M. Pickthall · EN · public-domain
And a few of the later peoples,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ
56:15
(They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
On couches of well-woven cloth
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
On lined couches,
M. Pickthall · EN · public-domain
On thrones woven [with ornament],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ
56:16
Reclining on them, facing each other.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they will sit facing each other;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Reclining therein face to face.
M. Pickthall · EN · public-domain
Reclining on them, facing each other.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ
56:17
Round about them will (serve) youths of perpetual (freshness),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
everlasting youths will go round among them
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There wait on them immortal youths
M. Pickthall · EN · public-domain
There will circulate among them young boys made eternal.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يطوف عليهم لخدمتهم غلمان لا يهرمون ولا يموتون، بأقداح وأباريق وكأس من عين خمر جارية في الجنة، لا تُصَدَّعُ منها رؤوسهم، ولا تذهب بعقولهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ
56:18
With goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
with glasses, flagons, and cups of a pure drink
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
With bowls and ewers and a cup from a pure spring
M. Pickthall · EN · public-domain
With vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يطوف عليهم لخدمتهم غلمان لا يهرمون ولا يموتون، بأقداح وأباريق وكأس من عين خمر جارية في الجنة، لا تُصَدَّعُ منها رؤوسهم، ولا تذهب بعقولهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
56:19
No after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that causes no headache or intoxication;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (içtiklerinden) dolayı başları ağrıtılmaz; sarhoş da olmazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wherefrom they get no aching of the head nor any madness,
M. Pickthall · EN · public-domain
No headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يطوف عليهم لخدمتهم غلمان لا يهرمون ولا يموتون، بأقداح وأباريق وكأس من عين خمر جارية في الجنة، لا تُصَدَّعُ منها رؤوسهم، ولا تذهب بعقولهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
56:20
And with fruits, any that they may select:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Beğendikleri meyvalar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[there will be] any fruit they choose;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Tercih ettikleri meyve(ler),
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And fruit that they prefer
M. Pickthall · EN · public-domain
And fruit of what they select
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
56:21
And the flesh of fowls, any that they may desire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Canlarının çektiği kuş etleri,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
the meat of any bird they like;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Canlarının çektiği kuş et(ler)i,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And flesh of fowls that they desire.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the meat of fowl, from whatever they desire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
وَحُورٌ عِينٌ
56:22
And (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İri gözlü hûriler,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and beautiful companions
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (there are) fair ones with wide, lovely eyes,
M. Pickthall · EN · public-domain
And [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
56:23
Like unto Pearls well-guarded.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Saklı inciler gibi,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
like hidden pearls:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Like unto hidden pearls,
M. Pickthall · EN · public-domain
The likenesses of pearls well-protected,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
56:24
A Reward for the deeds of their past (life).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
a reward for what they used to do.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Reward for what they used to do.
M. Pickthall · EN · public-domain
As reward for what they used to do.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
56:25
Not frivolity will they hear therein, nor any taint of ill,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will hear no idle or sinful talk there,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
There hear they no vain speaking nor recrimination
M. Pickthall · EN · public-domain
They will not hear therein ill speech or commission of sin -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا يسمعون في الجنة باطلا ولا ما يتأثمون بسماعه، إلا قولا سالمًا من هذه العيوب، وتسليم بعضهم على بعض.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا
56:26
Only the saying, "Peace! Peace".
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
only clean and wholesome speech.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Naught) but the saying: Peace, (and again) Peace.
M. Pickthall · EN · public-domain
Only a saying [of] peace, peace.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لا يسمعون في الجنة باطلا ولا ما يتأثمون بسماعه، إلا قولا سالمًا من هذه العيوب، وتسليم بعضهم على بعض.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ
56:27
The Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Those on the Right, what people they are!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those on the right hand; what of those on the right hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
The companions of the right - what are the companions of the right?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
56:28
(They will be) among Lote-trees without thorns,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dalbastı kirazlar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will dwell amid thornless lote trees
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İşte onlar) düzgün (dalbastı)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Among thornless lote-trees
M. Pickthall · EN · public-domain
[They will be] among lote trees with thorns removed.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ
56:29
Among Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Meyva dizili muzlar,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and clustered acacia
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Meyveleri kat kat muz ağaçlar(ın)da,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And clustered plantains,
M. Pickthall · EN · public-domain
And [banana] trees layered [with fruit].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ
56:30
In shade long-extended,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Uzamış gölgeler,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
with spreading shade,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Uzamış gölge(lik)te,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And spreading shade,
M. Pickthall · EN · public-domain
And shade extended.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ
56:31
By water flowing constantly,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fışkıran sular.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
constantly flowing water,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Çağlayarak akan sularda,
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And water gushing,
M. Pickthall · EN · public-domain
And water poured out
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
56:32
And fruit in abundance.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Pek çok meyva arasında,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
abundant fruits,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And fruit in plenty
M. Pickthall · EN · public-domain
And fruit, abundant [and varied],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
56:33
Whose season is not limited, nor (supply) forbidden,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Tükenmeyen ve yasaklanmayan
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
unfailing, unforbidden,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Neither out of reach nor yet forbidden,
M. Pickthall · EN · public-domain
Neither limited [to season] nor forbidden,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
56:34
And on Thrones (of Dignity), raised high.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
with incomparable companions
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And raised couches;
M. Pickthall · EN · public-domain
And [upon] beds raised high.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً
56:35
We have created (their Companions) of special creation.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We have specially created––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We have created them a (new) creation
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We have produced them [i.e., the women of Paradise] in a [new] creation
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا
56:36
And made them virgin - pure (and undefiled), -
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onları bâkireler yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
virginal,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And made them virgins,
M. Pickthall · EN · public-domain
And made them virgins,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
عُرُبًا أَتْرَابًا
56:37
Beloved (by nature), equal in age,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hep yaşıt sevgililer,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
loving, of matching age––
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lovers, friends,
M. Pickthall · EN · public-domain
Devoted [to their husbands] and of equal age,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
56:38
For the Companions of the Right Hand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sağın adamları içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
for those on the Right,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
For those on the right hand;
M. Pickthall · EN · public-domain
For the companions of the right [who are]
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
56:39
A (goodly) number from those of old,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir çoğu öncekilerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
many from the past
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A multitude of those of old
M. Pickthall · EN · public-domain
A company of the former peoples
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهم جماعة كثيرة من الأولين، وجماعة كثيرة من الآخرين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ
56:40
And a (goodly) number from those of later times.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir çoğu da sonrakilerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and many from later generations.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And a multitude of those of later time.
M. Pickthall · EN · public-domain
And a company of the later peoples.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهم جماعة كثيرة من الأولين، وجماعة كثيرة من الآخرين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ
56:41
The Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Solun adamları, nedir o solcular!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But those on the Left, what people they are!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And those on the left hand: What of those on the left hand?
M. Pickthall · EN · public-domain
And the companions of the left - what are the companions of the left?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
56:42
(They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will dwell amid scorching wind and scalding water
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In scorching wind and scalding water
M. Pickthall · EN · public-domain
[They will be] in scorching fire and scalding water
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
56:43
And in the shades of Black Smoke:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in the shadow of black smoke,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And shadow of black smoke,
M. Pickthall · EN · public-domain
And a shade of black smoke,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
56:44
Nothing (will there be) to refresh, nor to please:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki ne serindir, ne de faydalı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
neither cool nor refreshing.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Neither cool nor refreshing.
M. Pickthall · EN · public-domain
Neither cool nor beneficial.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
56:45
For that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury),
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Before, they overindulged in luxury
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyada) şımartılmışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! heretofore they were effete with luxury
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed they were, before that, indulging in affluence,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنهم كانوا في الدنيا متنعِّمين بالحرام، معرِضين عما جاءتهم به الرسل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
56:46
And persisted obstinately in wickedness supreme!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and persisted in great sin,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And used to persist in the awful sin.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they used to persist in the great violation,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكانوا يقيمون على الكفر بالله والإشراك به ومعصيته، ولا ينوون التوبة من ذلك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
56:47
And they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again?-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
always saying, ‘What? When we are dead and have become dust and bones, shall we then be raised up?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they used to say: When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised again,
M. Pickthall · EN · public-domain
And they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وكانوا يقولون إنكارًا للبعث: أنُبعث إذا متنا وصرنا ترابًا وعظامًا بالية؟ وهذا استبعاد منهم لأمر البعث وتكذيب له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
56:48
"(We) and our fathers of old?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Önceki atalarımızda mı?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And our earliest forefathers too?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And also our forefathers?
M. Pickthall · EN · public-domain
And our forefathers [as well]?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أنُبعث نحن وآبناؤنا الأقدمون الذين صاروا ترابًا، قد تفرَّق في الأرض؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ
56:49
Say: "Yea, those of old and those of later times,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say [Prophet], ‘The earliest and latest generations
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Hem öncekiler (atalarınız)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): Lo! those of old and those of later time
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "Indeed, the former and later peoples
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل لهم -أيها الرسول-: إن الأولين والآخرين من بني آدم سيُجمَعون في يوم مؤقت بوقت محدد، وهو يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
56:50
"All will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
will all be gathered on a predetermined Day
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bilinen bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaksınız.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Will all be brought together to the tryst of an appointed day.
M. Pickthall · EN · public-domain
Are to be gathered together for the appointment of a known Day."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل لهم -أيها الرسول-: إن الأولين والآخرين من بني آدم سيُجمَعون في يوم مؤقت بوقت محدد، وهو يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
56:51
"Then will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and you who have gone astray and denied the truth
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sonra siz ey yalancı sapkınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then lo! ye, the erring, the deniers,
M. Pickthall · EN · public-domain
Then indeed you, O those astray [who are] deniers,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
56:52
"Ye will surely taste of the Tree of Zaqqum.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
will eat from the bitter tree of Zaqqum,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Ye verily will eat of a tree called Zaqqum
M. Pickthall · EN · public-domain
Will be eating from trees of zaqqūm
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
56:53
"Then will ye fill your insides therewith,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
filling your bellies with it,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And will fill your bellies therewith;
M. Pickthall · EN · public-domain
And filling with it your bellies
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
56:54
"And drink Boiling Water on top of it:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and drink scalding water,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And thereon ye will drink of boiling water,
M. Pickthall · EN · public-domain
And drinking on top of it from scalding water.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
56:55
"Indeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
lapping it like thirsty camels.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Drinking even as the camel drinketh.
M. Pickthall · EN · public-domain
And will drink as the drinking of thirsty camels.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 56
هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
56:56
Such will be their entertainment on the Day of Requital!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This will be their welcome on the Day of Judgement.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hesap gününde onların ağırlanması(!) böyle (olacak)tır!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This will be their welcome on the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
That is their accommodation on the Day of Recompense.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا الذي يلقونه من العذاب هو ما أُعدَّ لهم من الزاد يوم القيامة. وفي هذا توبيخ لهم وتهكُّم بهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 57
نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
56:57
It is We Who have created you: why will ye not witness the Truth?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It was We who created you: will you not believe?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sizi biz yaratmıştık. (Gerçekleri) onaylamanız gerekmez miydi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We created you. Will ye then admit the truth?
M. Pickthall · EN · public-domain
We have created you, so why do you not believe?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
نحن خلقناكم- أيها الناس- ولم تكونوا شيئًا، فهلا تصدِّقون بالبعث.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
56:58
Do ye then see?- The (human Seed) that ye throw out,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Attığınız meniyi gördünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Consider [the semen] you eject-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Atmakta olduğunuz meniyi (spermi) hiç düşündünüz mü?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye seen that which ye emit?
M. Pickthall · EN · public-domain
Have you seen that which you emit?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم النُّطَف التي تقذفونها في أرحام نسائكم، هل أنتم تخلقون ذلك بشرًا أم نحن الخالقون؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ
56:59
Is it ye who create it, or are We the Creators?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
do you create it yourselves or are We the Creator?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onu siz mi yaratıyorsunuz; yoksa yaratanlar biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Do ye create it or are We the Creator?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is it you who creates it, or are We the Creator?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم النُّطَف التي تقذفونها في أرحام نسائكم، هل أنتم تخلقون ذلك بشرًا أم نحن الخالقون؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
56:60
We have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We ordained death to be among you. Nothing could stop Us
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We mete out death among you, and We are not to be outrun,
M. Pickthall · EN · public-domain
We have decreed death among you, and We are not to be outdone
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
نحن قَدَّرنا بينكم الموت، وما نحن بعاجزين عن أن نغيِّر خلقكم يوم القيامة، وننشئكم فيما لا تعلمونه من الصفات والأحوال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
56:61
from changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
if We intended to change you and recreate you in a way unknown to you.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That We may transfigure you and make you what ye know not.
M. Pickthall · EN · public-domain
In that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
نحن قَدَّرنا بينكم الموت، وما نحن بعاجزين عن أن نغيِّر خلقكم يوم القيامة، وننشئكم فيما لا تعلمونه من الصفات والأحوال.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
56:62
And ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
You have learned how you were first created: will you not reflect?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Üstelik ilk yaratılışı biliyorsunuz. (Buna rağmen gerçeği) hatırlamanız gerekmez mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily ye know the first creation. Why, then, do ye not reflect?
M. Pickthall · EN · public-domain
And you have already known the first creation, so will you not remember?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد علمتم أن الله أنشأكم النشأة الأولى ولم تكونوا شيئًا، فهلا تذكَّرون قدرة الله على إنشائكم مرة أخرى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
56:63
See ye the seed that ye sow in the ground?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ektiğinizi gördünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Consider the seeds you sow in the ground-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ektiğinizi (tohumu) düşündünüz mü hiç?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye seen that which ye cultivate?
M. Pickthall · EN · public-domain
And have you seen that [seed] which you sow?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
56:64
Is it ye that cause it to grow, or are We the Cause?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
is it you who make them grow or We?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onu siz mi yetiştiriyorsunuz; yoksa yetiştirenler biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it ye who foster it, or are We the Fosterer?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is it you who makes it grow, or are We the grower?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
56:65
Were it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If We wished, We could turn your harvest into chaff and leave you to wail,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If We willed, We verily could make it chaff, then would ye cease not to exclaim:
M. Pickthall · EN · public-domain
If We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
56:66
(Saying), "We are indeed left with debts (for nothing):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Doğrusu borç altına girdik."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘We are burdened with debt;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! we are laden with debt!
M. Pickthall · EN · public-domain
[Saying], "Indeed, we are [now] in debt;
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
56:67
"Indeed are we shut out (of the fruits of our labour)"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
we are bereft.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but we are deprived!
M. Pickthall · EN · public-domain
Rather, we have been deprived."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
56:68
See ye the water which ye drink?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçtiğiniz suya baktınız mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Consider the water you drink-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü hiç?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye observed the water which ye drink?
M. Pickthall · EN · public-domain
And have you seen the water that you drink?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم الماء الذي تشربونه لتحْيَوا به، أأنتم أنزلتموه من السحاب إلى قرار الأرض، أم نحن الذين أنزلناه رحمة بكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
56:69
Do ye bring it down (in rain) from the cloud or do We?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
was it you who brought it down from the rain-cloud or We?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onu bulutlardan siz mi indirdiniz; yoksa indirenler biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it ye who shed it from the raincloud, or are We the Shedder?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم الماء الذي تشربونه لتحْيَوا به، أأنتم أنزلتموه من السحاب إلى قرار الأرض، أم نحن الذين أنزلناه رحمة بكم؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
56:70
Were it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If We wanted, We could make it bitter: will you not be thankful?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Dileseydik onu da tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
If We willed We verily could make it bitter. Why then, give ye not thanks?
M. Pickthall · EN · public-domain
If We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
لو نشاء جعلنا هذا الماء شديد الملوحة، لا يُنتفع به في شرب ولا زرع، فهلا تشكرون ربكم على إنزال الماء العذب لنفعكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
56:71
See ye the Fire which ye kindle?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Consider the fire you kindle-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Tutuşturmakta olduğunuz ateşi hiç düşündünüz mü?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Have ye observed the fire which ye strike out;
M. Pickthall · EN · public-domain
And have you seen the fire that you ignite?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم النار التي توقدون، أأنتم أوجدتم شجرتها التي تقدح منها النار، أم نحن الموجدون لها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
56:72
Is it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
is it you who make the wood for it grow or We?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onun ağacını siz mi yetiştirdiniz; yoksa oluşturanlar biz miyiz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Was it ye who made the tree thereof to grow, or were We the grower?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is it you who produced its tree, or are We the producer?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفرأيتم النار التي توقدون، أأنتم أوجدتم شجرتها التي تقدح منها النار، أم نحن الموجدون لها؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 73
نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ
56:73
We have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We made it a reminder, and useful to those who kindle it,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte, biz onu (ağacı, gerçeğin) hatırlatması ve ihtiyacı olanlar için geçimlik yaptık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We, even We, appointed it a memorial and a comfort for the dwellers in the wilderness.
M. Pickthall · EN · public-domain
We have made it a reminder and provision for the travelers,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
نحن جعلنا ناركم التي توقدون تذكيرًا لكم بنار جهنم ومنفعة للمسافرين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
56:74
Then celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so [Prophet] glorify the name of your Lord, the Supreme.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor (O Muhammad), praise the name of thy Lord, the Tremendous.
M. Pickthall · EN · public-domain
So exalt the name of your Lord, the Most Great.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فنزِّه -أيها النبي- ربك العظيم كامل الأسماء والصفات، كثير الإحسان والخيرات.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
56:75
Furthermore I call to witness the setting of the Stars,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I swear by the positions of the stars-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hayır! Nücûm’un yerlerine yemin ederim.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, I swear by the places of the stars -
M. Pickthall · EN · public-domain
Then I swear by the setting of the stars,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بمساقط النجوم في مغاربها في السماء، وإنه لَقَسم لو تعلمون قَدَره عظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
56:76
And that is indeed a mighty adjuration if ye but knew,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
a mighty oath, if you only knew-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bilirseniz şüphesiz ki o (yemin) büyük bir yemindir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! that verily is a tremendous oath, if ye but knew -
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, it is an oath - if you could know - [most] great.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أقسم الله تعالى بمساقط النجوم في مغاربها في السماء، وإنه لَقَسم لو تعلمون قَدَره عظيم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ
56:77
That this is indeed a qur'an Most Honourable,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that this is truly a noble Quran,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki o değerli bir Kur’an’dır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That (this) is indeed a noble Qur'an
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, it is a noble Qur’ān.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن هذا القرآن الذي نزل على محمد لقرآن عظيم المنافع، كثير الخير، غزير العلم، في كتاب مَصُون مستور عن أعين الخلق، وهو الكتاب الذي بأيدي الملائكة. لا يَمَسُّ القرآن إلا الملائكة الكرام الذين طهرهم الله من الآفات والذنوب، ولا يَمَسُّه أيضًا إلا المتطهرون من الشرك والجنابة والحدث.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 78
فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ
56:78
In Book well-guarded,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Korunmuş bir kitaptadır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
in a protected Record
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Saklı bir kitaptadır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
In a Book kept hidden
M. Pickthall · EN · public-domain
In a Register well-protected;.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن هذا القرآن الذي نزل على محمد لقرآن عظيم المنافع، كثير الخير، غزير العلم، في كتاب مَصُون مستور عن أعين الخلق، وهو الكتاب الذي بأيدي الملائكة. لا يَمَسُّ القرآن إلا الملائكة الكرام الذين طهرهم الله من الآفات والذنوب، ولا يَمَسُّه أيضًا إلا المتطهرون من الشرك والجنابة والحدث.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
56:79
Which none shall touch but those who are clean:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
that only the purified can touch,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ona arındırılmış (melek)lerin dışında kimse dokunamaz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Which none toucheth save the purified,
M. Pickthall · EN · public-domain
None touch it except the purified [i.e., the angels].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن هذا القرآن الذي نزل على محمد لقرآن عظيم المنافع، كثير الخير، غزير العلم، في كتاب مَصُون مستور عن أعين الخلق، وهو الكتاب الذي بأيدي الملائكة. لا يَمَسُّ القرآن إلا الملائكة الكرام الذين طهرهم الله من الآفات والذنوب، ولا يَمَسُّه أيضًا إلا المتطهرون من الشرك والجنابة والحدث.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 80
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
56:80
A Revelation from the Lord of the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
sent down from the Lord of all being.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Alemlerin Rabbinden indir(il)medir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A revelation from the Lord of the Worlds.
M. Pickthall · EN · public-domain
[It is] a revelation from the Lord of the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهذا القرآن الكريم منزل من رب العالمين، فهو الحق الذي لا مرية فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 81
أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
56:81
Is it such a Message that ye would hold in light esteem?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How can you scorn this statement?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Is it this Statement that ye scorn,
M. Pickthall · EN · public-domain
Then is it to this statement that you are indifferent
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أفبهذا القرآن أنتم -أيها المشركون- مكذِّبون؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
56:82
And have ye made it your livelihood that ye should declare it false?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And how, in return for the livelihood you are given, can you deny it?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Rızkınızı yalanlamaya (mı) dönüştürüyorsunuz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make denial thereof your livelihood?
M. Pickthall · EN · public-domain
And make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وتجعلون شكركم لنعم الله عليكم أنكم تكذِّبون بها وتكفرون؟ وفي هذا إنكار على من يتهاون بأمر القرآن ولا يبالي بدعوته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
56:83
Then why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Can boğaza dayandığı zaman
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When the soul of a dying man comes up to his throat
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Peki (ya can) boğaza dayandığı zaman (haliniz nasıl olacak)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why, then, when (the soul) cometh up to the throat (of the dying)
M. Pickthall · EN · public-domain
Then why, when it [i.e., the soul at death] reaches the throat
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فهل تستطيعون إذا بلغت نفس أحدكم الحلقوم عند النزع، وأنتم حضور تنظرون إليه، أن تمسكوا روحه في جسده؟ لن تستطيعوا ذلك، ونحن أقرب إليه منكم بملائكتنا، ولكنكم لا ترونهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
56:84
And ye the while (sit) looking on,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
while you gaze on-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O zaman siz (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ye are at that moment looking
M. Pickthall · EN · public-domain
And you are at that time looking on -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فهل تستطيعون إذا بلغت نفس أحدكم الحلقوم عند النزع، وأنتم حضور تنظرون إليه، أن تمسكوا روحه في جسده؟ لن تستطيعوا ذلك، ونحن أقرب إليه منكم بملائكتنا، ولكنكم لا ترونهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
56:85
But We are nearer to him than ye, and yet see not,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We are nearer to him than you, though you do not see Us-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
- And We are nearer unto him than ye are, but ye see not -
M. Pickthall · EN · public-domain
And We [i.e., Our angels] are nearer to him than you, but you do not see -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فهل تستطيعون إذا بلغت نفس أحدكم الحلقوم عند النزع، وأنتم حضور تنظرون إليه، أن تمسكوا روحه في جسده؟ لن تستطيعوا ذلك، ونحن أقرب إليه منكم بملائكتنا، ولكنكم لا ترونهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
56:86
Then why do ye not,- If you are exempt from (future) account,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
why, if you are not to be judged,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Why then, if ye are not in bondage (unto Us),
M. Pickthall · EN · public-domain
Then why do you not, if you are not to be recompensed,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهل تستطيعون إن كنتم غير محاسبين ولا مجزيين بأعمالكم أن تعيدوا الروح إلى الجسد، إن كنتم صادقين؟ لن ترجعوها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
56:87
Call back the soul, if ye are true (in the claim of independence)?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
do you not restore his soul to him, if what you say is true?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Do ye not force it back, if ye are truthful?
M. Pickthall · EN · public-domain
Bring it back, if you should be truthful?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهل تستطيعون إن كنتم غير محاسبين ولا مجزيين بأعمالكم أن تعيدوا الروح إلى الجسد، إن كنتم صادقين؟ لن ترجعوها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
56:88
Thus, then, if he be of those Nearest to Allah,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
If that dying person is one of those who will be brought near to God,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Thus if he is of those brought nigh,
M. Pickthall · EN · public-domain
And if he [i.e., the deceased] was of those brought near [to Allāh],
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأما إن كان الميت من السابقين المقربين، فله عند موته الرحمة الواسعة والفرح وما تطيب به نفسه، وله جنة النعيم في الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 89
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
56:89
(There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he will have rest, ease, and a Garden of Bliss;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then breath of life, and plenty, and a Garden of delight.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فأما إن كان الميت من السابقين المقربين، فله عند موته الرحمة الواسعة والفرح وما تطيب به نفسه، وله جنة النعيم في الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
56:90
And if he be of the Companions of the Right Hand,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Eğer O, sağın adamlarından ise,
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
if he is one of those on the Right,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And if he is of those on the right hand,
M. Pickthall · EN · public-domain
And if he was of the companions of the right,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما إن كان الميت من أصحاب اليمين، فيقال له: سلامة لك وأمن؛ لكونك من أصحاب اليمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 91
فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ
56:91
(For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[he will hear], ‘Peace be on you,’ from his companions on the Right;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then (the greeting) "Peace be unto thee" from those on the right hand.
M. Pickthall · EN · public-domain
Then [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما إن كان الميت من أصحاب اليمين، فيقال له: سلامة لك وأمن؛ لكونك من أصحاب اليمين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
56:92
And if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Eğer, sapık yalancılardan ise,
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but if he is one of those who denied the truth and went astray,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
But if he is of the rejecters, the erring,
M. Pickthall · EN · public-domain
But if he was of the deniers [who were] astray,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما إن كان الميت من المكذبين بالبعث، الضالين عن الهدى، فله ضيافة من شراب جهنم المغلي المتناهي الحرارة، والنار يحرق بها، ويقاسي عذابها الشديد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 93
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
56:93
For him is Entertainment with Boiling Water.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he will be welcomed with scalding water.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Then the welcome will be boiling water
M. Pickthall · EN · public-domain
Then [for him is] accommodation of scalding water
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما إن كان الميت من المكذبين بالبعث، الضالين عن الهدى، فله ضيافة من شراب جهنم المغلي المتناهي الحرارة، والنار يحرق بها، ويقاسي عذابها الشديد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
56:94
And burning in Hell-Fire.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cehenneme sokulur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve cehenneme atılma vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He will burn in Hell.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And roasting at hell-fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
And burning in Hellfire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وأما إن كان الميت من المكذبين بالبعث، الضالين عن الهدى، فله ضيافة من شراب جهنم المغلي المتناهي الحرارة، والنار يحرق بها، ويقاسي عذابها الشديد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 95
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
56:95
Verily, this is the Very Truth and Certainly.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu kesin gerçek budur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kesin gerçek budur işte.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is the certain truth:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte bu, gerçeğin ta kendisidir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this is certain truth.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, this is the true certainty,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن هذا الذي قصصناه عليك -أيها الرسول- لهو حق اليقين الذي لا مرية فيه، فسبِّح باسم ربك العظيم، ونزِّهه عما يقول الظالمون والجاحدون، تعالى الله عما يقولون علوًا كبيرًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
56:96
So celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], glorify the name of your Lord the Supreme.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Therefor (O Muhammad) praise the name of thy Lord, the Tremendous.
M. Pickthall · EN · public-domain
So exalt the name of your Lord, the Most Great.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن هذا الذي قصصناه عليك -أيها الرسول- لهو حق اليقين الذي لا مرية فيه، فسبِّح باسم ربك العظيم، ونزِّهه عما يقول الظالمون والجاحدون، تعالى الله عما يقولون علوًا كبيرًا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)