كل السور

56.الواقعة

الواقعة

مكية · 96 آية

وضع القراءة
  1. 1

    إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

    56:1

    When the Event inevitable cometh to pass,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Olacak vak'a olduğu zaman

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When that which is coming arrives,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O olay (Son Saat)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When the event befalleth -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When the Occurrence occurs,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إذا قامت القيامة، ليس لقيامها أحد يكذِّب به، هي خافضة لأعداء الله في النار، رافعة لأوليائه في الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

    56:2

    Then will no (soul) entertain falsehood concerning its coming.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    no one will be able to deny it has come,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Meydana gelişini yalanlayan kimse olmayacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is no denying that it will befall -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    There is, at its occurrence, no denial.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إذا قامت القيامة، ليس لقيامها أحد يكذِّب به، هي خافضة لأعداء الله في النار، رافعة لأوليائه في الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

    56:3

    (Many) will it bring low; (many) will it exalt;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O, alçaltıcıdır, yükselticidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    bringing low and raising high.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (O, bazılarını) alçaltıcı, (bazılarını) yükselticidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Abasing (some), exalting (others);

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It will bring down [some] and raise up [others].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إذا قامت القيامة، ليس لقيامها أحد يكذِّب به، هي خافضة لأعداء الله في النار، رافعة لأوليائه في الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

    56:4

    When the earth shall be shaken to its depths,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yer şiddetle sarsıldığı

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When the earth is shaken violently

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When the earth is shaken with a shock

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When the earth is shaken with convulsion

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إذا حُرِّكت الأرض تحريكًا شديدًا، وفُتِّتت الجبال تفتيتًا دقيقًا، فصارت غبارًا متطايرًا في الجو قد ذَرَتْه الريح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

    56:5

    And the mountains shall be crumbled to atoms,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dağlar serpildikçe serpildiği

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and the mountains are ground to powder

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the hills are ground to powder

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the mountains are broken down, crumbling

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إذا حُرِّكت الأرض تحريكًا شديدًا، وفُتِّتت الجبال تفتيتًا دقيقًا، فصارت غبارًا متطايرًا في الجو قد ذَرَتْه الريح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

    56:6

    Becoming dust scattered abroad,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dağılıp toz duman haline geldiği

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and turn to scattered dust,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So that they become a scattered dust,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And become dust dispersing,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إذا حُرِّكت الأرض تحريكًا شديدًا، وفُتِّتت الجبال تفتيتًا دقيقًا، فصارت غبارًا متطايرًا في الجو قد ذَرَتْه الريح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً

    56:7

    And ye shall be sorted out into three classes.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then you will be sorted into three classes.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar tamamen parçalanıp toz duman hâline geldiği, (mahşerde) siz üç eş (grup) olacağınız zaman,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ye will be three kinds:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you become [of] three kinds:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكنتم- أيها الخلق- أصنافًا ثلاثة:

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

    56:8

    Then (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those on the Right––what people they are!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (First) those on the right hand; what of those on the right hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then the companions of the right - what are the companions of the right?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأصحاب اليمين، أهل المنزلة العالية، ما أعظم مكانتهم!! وأصحاب الشمال، أهل المنزلة الدنيئة، ما أسوأ حالهم!!

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

    56:9

    And the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those on the Left––what people they are!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (then) those on the left hand; what of those on the left hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the companions of the left - what are companions of the left?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأصحاب اليمين، أهل المنزلة العالية، ما أعظم مكانتهم!! وأصحاب الشمال، أهل المنزلة الدنيئة، ما أسوأ حالهم!!

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ

    56:10

    And those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    And those in front––ahead indeed!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Ahirette) önde olanlar, (dünyada fedakârlıkta da) önde olanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the foremost in the race, the foremost in the race:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the forerunners, the forerunners -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والسابقون إلى الخيرات في الدنيا هم السابقون إلى الدرجات في الآخرة، أولئك هم المقربون عند الله، يُدْخلهم ربهم في جنات النعيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

    56:11

    These will be those Nearest to Allah:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte o yaklaştırılanlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    For these will be the ones brought nearest to God

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those are they who will be brought nigh

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those are the ones brought near [to Allāh]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والسابقون إلى الخيرات في الدنيا هم السابقون إلى الدرجات في الآخرة، أولئك هم المقربون عند الله، يُدْخلهم ربهم في جنات النعيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    56:12

    In Gardens of Bliss:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nimet cennetlerindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    in Gardens of Bliss:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu kişiler, nimet cennetlerinde (Allah’a) yakınlaştırılanlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In gardens of delight;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    In the Gardens of Pleasure,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والسابقون إلى الخيرات في الدنيا هم السابقون إلى الدرجات في الآخرة، أولئك هم المقربون عند الله، يُدْخلهم ربهم في جنات النعيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    56:13

    A number of people from those of old,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çoğu önceki ümmetlerden,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    many from the past

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Çoğu önceki (ümmet)lerdendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A multitude of those of old

    M. Pickthall · EN · public-domain

    A [large] company of the former peoples

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    56:14

    And a few from those of later times.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Birazı da sonrakilerden.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and a few from later generations.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a few of those of later time.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And a few of the later peoples,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

    56:15

    (They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On couches of well-woven cloth

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On lined couches,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    On thrones woven [with ornament],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ

    56:16

    Reclining on them, facing each other.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they will sit facing each other;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reclining therein face to face.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Reclining on them, facing each other.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

    56:17

    Round about them will (serve) youths of perpetual (freshness),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    everlasting youths will go round among them

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There wait on them immortal youths

    M. Pickthall · EN · public-domain

    There will circulate among them young boys made eternal.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يطوف عليهم لخدمتهم غلمان لا يهرمون ولا يموتون، بأقداح وأباريق وكأس من عين خمر جارية في الجنة، لا تُصَدَّعُ منها رؤوسهم، ولا تذهب بعقولهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

    56:18

    With goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    with glasses, flagons, and cups of a pure drink

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Uzun ömürlü gençler, kaynağından çıkan (suyla dolu) testiler, ibrikler ve kadehler ile çevrelerinde dolaşırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With bowls and ewers and a cup from a pure spring

    M. Pickthall · EN · public-domain

    With vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يطوف عليهم لخدمتهم غلمان لا يهرمون ولا يموتون، بأقداح وأباريق وكأس من عين خمر جارية في الجنة، لا تُصَدَّعُ منها رؤوسهم، ولا تذهب بعقولهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

    56:19

    No after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    that causes no headache or intoxication;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (içtiklerinden) dolayı başları ağrıtılmaz; sarhoş da olmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Wherefrom they get no aching of the head nor any madness,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يطوف عليهم لخدمتهم غلمان لا يهرمون ولا يموتون، بأقداح وأباريق وكأس من عين خمر جارية في الجنة، لا تُصَدَّعُ منها رؤوسهم، ولا تذهب بعقولهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

    56:20

    And with fruits, any that they may select:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Beğendikleri meyvalar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [there will be] any fruit they choose;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tercih ettikleri meyve(ler),

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And fruit that they prefer

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And fruit of what they select

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    56:21

    And the flesh of fowls, any that they may desire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Canlarının çektiği kuş etleri,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the meat of any bird they like;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Canlarının çektiği kuş et(ler)i,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And flesh of fowls that they desire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the meat of fowl, from whatever they desire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    وَحُورٌ عِينٌ

    56:22

    And (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İri gözlü hûriler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and beautiful companions

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (there are) fair ones with wide, lovely eyes,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

    56:23

    Like unto Pearls well-guarded.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Saklı inciler gibi,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    like hidden pearls:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Like unto hidden pearls,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The likenesses of pearls well-protected,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    56:24

    A Reward for the deeds of their past (life).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yaptıklarına karşılık olarak verilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a reward for what they used to do.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Saklı inciler gibi güzel gözlü huriler yaptıklarının bir karşılığı olarak kendilerine (verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Reward for what they used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    As reward for what they used to do.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

    56:25

    Not frivolity will they hear therein, nor any taint of ill,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will hear no idle or sinful talk there,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There hear they no vain speaking nor recrimination

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will not hear therein ill speech or commission of sin -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا يسمعون في الجنة باطلا ولا ما يتأثمون بسماعه، إلا قولا سالمًا من هذه العيوب، وتسليم بعضهم على بعض.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا

    56:26

    Only the saying, "Peace! Peace".

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    only clean and wholesome speech.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (cennet)lerde “Selam, selam”dan başka bir söz de boş söz de günaha sokan bir (laf) da duymazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Naught) but the saying: Peace, (and again) Peace.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Only a saying [of] peace, peace.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا يسمعون في الجنة باطلا ولا ما يتأثمون بسماعه، إلا قولا سالمًا من هذه العيوب، وتسليم بعضهم على بعض.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ

    56:27

    The Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sağın adamları, nedir o sağın adamları!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Those on the Right, what people they are!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sağın halkı, ne mutlu insanlardır o sağın halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those on the right hand; what of those on the right hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The companions of the right - what are the companions of the right?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

    56:28

    (They will be) among Lote-trees without thorns,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dalbastı kirazlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will dwell amid thornless lote trees

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İşte onlar) düzgün (dalbastı)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Among thornless lote-trees

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [They will be] among lote trees with thorns removed.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

    56:29

    Among Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Meyva dizili muzlar,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and clustered acacia

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Meyveleri kat kat muz ağaçlar(ın)da,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And clustered plantains,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [banana] trees layered [with fruit].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

    56:30

    In shade long-extended,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Uzamış gölgeler,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    with spreading shade,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Uzamış gölge(lik)te,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And spreading shade,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And shade extended.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

    56:31

    By water flowing constantly,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fışkıran sular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    constantly flowing water,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Çağlayarak akan sularda,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And water gushing,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And water poured out

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

    56:32

    And fruit in abundance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Pek çok meyva arasında,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    abundant fruits,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And fruit in plenty

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And fruit, abundant [and varied],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

    56:33

    Whose season is not limited, nor (supply) forbidden,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Tükenmeyen ve yasaklanmayan

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    unfailing, unforbidden,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Neither out of reach nor yet forbidden,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Neither limited [to season] nor forbidden,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

    56:34

    And on Thrones (of Dignity), raised high.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    with incomparable companions

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And raised couches;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [upon] beds raised high.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً

    56:35

    We have created (their Companions) of special creation.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have specially created––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have created them a (new) creation

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We have produced them [i.e., the women of Paradise] in a [new] creation

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا

    56:36

    And made them virgin - pure (and undefiled), -

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onları bâkireler yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    virginal,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And made them virgins,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And made them virgins,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    عُرُبًا أَتْرَابًا

    56:37

    Beloved (by nature), equal in age,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hep yaşıt sevgililer,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    loving, of matching age––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Uyumlu), yepyeni olarak şekillendirdiğimiz ve tamamen yeni bir yaratılışla oluşturduğumuz kabartılmış döşeklerde (onlara ödüller verilecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lovers, friends,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Devoted [to their husbands] and of equal age,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

    56:38

    For the Companions of the Right Hand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sağın adamları içindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    for those on the Right,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For those on the right hand;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    For the companions of the right [who are]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    56:39

    A (goodly) number from those of old,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir çoğu öncekilerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    many from the past

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A multitude of those of old

    M. Pickthall · EN · public-domain

    A company of the former peoples

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهم جماعة كثيرة من الأولين، وجماعة كثيرة من الآخرين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    56:40

    And a (goodly) number from those of later times.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir çoğu da sonrakilerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and many from later generations.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bütün bunlar) bir bölümü önceki (ümmet)lerden, bir bölümü de sonrakilerden oluşan sağın halkı içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a multitude of those of later time.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And a company of the later peoples.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهم جماعة كثيرة من الأولين، وجماعة كثيرة من الآخرين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ

    56:41

    The Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Solun adamları, nedir o solcular!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But those on the Left, what people they are!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those on the left hand: What of those on the left hand?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the companions of the left - what are the companions of the left?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

    56:42

    (They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will dwell amid scorching wind and scalding water

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In scorching wind and scalding water

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [They will be] in scorching fire and scalding water

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

    56:43

    And in the shades of Black Smoke:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    in the shadow of black smoke,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And shadow of black smoke,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And a shade of black smoke,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

    56:44

    Nothing (will there be) to refresh, nor to please:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki ne serindir, ne de faydalı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    neither cool nor refreshing.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Neither cool nor refreshing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Neither cool nor beneficial.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

    56:45

    For that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Before, they overindulged in luxury

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyada) şımartılmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! heretofore they were effete with luxury

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed they were, before that, indulging in affluence,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنهم كانوا في الدنيا متنعِّمين بالحرام، معرِضين عما جاءتهم به الرسل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

    56:46

    And persisted obstinately in wickedness supreme!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and persisted in great sin,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And used to persist in the awful sin.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they used to persist in the great violation,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكانوا يقيمون على الكفر بالله والإشراك به ومعصيته، ولا ينوون التوبة من ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    56:47

    And they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    always saying, ‘What? When we are dead and have become dust and bones, shall we then be raised up?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they used to say: When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised again,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكانوا يقولون إنكارًا للبعث: أنُبعث إذا متنا وصرنا ترابًا وعظامًا بالية؟ وهذا استبعاد منهم لأمر البعث وتكذيب له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    56:48

    "(We) and our fathers of old?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Önceki atalarımızda mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    And our earliest forefathers too?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şöyle diyorlardı: “Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And also our forefathers?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And our forefathers [as well]?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أنُبعث نحن وآبناؤنا الأقدمون الذين صاروا ترابًا، قد تفرَّق في الأرض؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

    56:49

    Say: "Yea, those of old and those of later times,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say [Prophet], ‘The earliest and latest generations

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Hem öncekiler (atalarınız)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (unto them, O Muhammad): Lo! those of old and those of later time

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, [O Muḥammad], "Indeed, the former and later peoples

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل لهم -أيها الرسول-: إن الأولين والآخرين من بني آدم سيُجمَعون في يوم مؤقت بوقت محدد، وهو يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  50. 50

    لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    56:50

    "All will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    will all be gathered on a predetermined Day

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bilinen bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaksınız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will all be brought together to the tryst of an appointed day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Are to be gathered together for the appointment of a known Day."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل لهم -أيها الرسول-: إن الأولين والآخرين من بني آدم سيُجمَعون في يوم مؤقت بوقت محدد، وهو يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  51. 51

    ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

    56:51

    "Then will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and you who have gone astray and denied the truth

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra siz ey yalancı sapkınlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! ye, the erring, the deniers,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then indeed you, O those astray [who are] deniers,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  52. 52

    لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

    56:52

    "Ye will surely taste of the Tree of Zaqqum.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    will eat from the bitter tree of Zaqqum,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye verily will eat of a tree called Zaqqum

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Will be eating from trees of zaqqūm

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  53. 53

    فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    56:53

    "Then will ye fill your insides therewith,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    filling your bellies with it,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Elbette zakkum ağacından yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And will fill your bellies therewith;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And filling with it your bellies

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  54. 54

    فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

    56:54

    "And drink Boiling Water on top of it:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Üstüne de kaynar su içeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and drink scalding water,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thereon ye will drink of boiling water,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And drinking on top of it from scalding water.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  55. 55

    فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

    56:55

    "Indeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    lapping it like thirsty camels.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üzerine (bir) de insanın içine işleyen kaynar sudan içenler (olacaksınız). Susamış develerin (su) içişi gibi içenler (olacaksınız).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Drinking even as the camel drinketh.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And will drink as the drinking of thirsty camels.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم؛ لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  56. 56

    هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

    56:56

    Such will be their entertainment on the Day of Requital!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This will be their welcome on the Day of Judgement.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hesap gününde onların ağırlanması(!) böyle (olacak)tır!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This will be their welcome on the Day of Judgment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That is their accommodation on the Day of Recompense.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا الذي يلقونه من العذاب هو ما أُعدَّ لهم من الزاد يوم القيامة. وفي هذا توبيخ لهم وتهكُّم بهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  57. 57

    نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

    56:57

    It is We Who have created you: why will ye not witness the Truth?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It was We who created you: will you not believe?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizi biz yaratmıştık. (Gerçekleri) onaylamanız gerekmez miydi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We created you. Will ye then admit the truth?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We have created you, so why do you not believe?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    نحن خلقناكم- أيها الناس- ولم تكونوا شيئًا، فهلا تصدِّقون بالبعث.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  58. 58

    أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

    56:58

    Do ye then see?- The (human Seed) that ye throw out,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Attığınız meniyi gördünüz mü?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Consider [the semen] you eject-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Atmakta olduğunuz meniyi (spermi) hiç düşündünüz mü?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye seen that which ye emit?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Have you seen that which you emit?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم النُّطَف التي تقذفونها في أرحام نسائكم، هل أنتم تخلقون ذلك بشرًا أم نحن الخالقون؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  59. 59

    ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ

    56:59

    Is it ye who create it, or are We the Creators?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    do you create it yourselves or are We the Creator?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onu siz mi yaratıyorsunuz; yoksa yaratanlar biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Do ye create it or are We the Creator?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is it you who creates it, or are We the Creator?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم النُّطَف التي تقذفونها في أرحام نسائكم، هل أنتم تخلقون ذلك بشرًا أم نحن الخالقون؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  60. 60

    نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

    56:60

    We have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We ordained death to be among you. Nothing could stop Us

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We mete out death among you, and We are not to be outrun,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We have decreed death among you, and We are not to be outdone

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    نحن قَدَّرنا بينكم الموت، وما نحن بعاجزين عن أن نغيِّر خلقكم يوم القيامة، وننشئكم فيما لا تعلمونه من الصفات والأحوال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  61. 61

    عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

    56:61

    from changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    if We intended to change you and recreate you in a way unknown to you.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Aranızda ölümü belirleyen biziz. Sizi, benzerlerinizle değiştirmemiz ve yine sizi bilemeyeceğiniz şekilde (ahirette) yeniden yaratmamızda kimse bizim önümüze geçemez.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That We may transfigure you and make you what ye know not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    In that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    نحن قَدَّرنا بينكم الموت، وما نحن بعاجزين عن أن نغيِّر خلقكم يوم القيامة، وننشئكم فيما لا تعلمونه من الصفات والأحوال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  62. 62

    وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

    56:62

    And ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You have learned how you were first created: will you not reflect?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üstelik ilk yaratılışı biliyorsunuz. (Buna rağmen gerçeği) hatırlamanız gerekmez mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily ye know the first creation. Why, then, do ye not reflect?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you have already known the first creation, so will you not remember?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد علمتم أن الله أنشأكم النشأة الأولى ولم تكونوا شيئًا، فهلا تذكَّرون قدرة الله على إنشائكم مرة أخرى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  63. 63

    أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

    56:63

    See ye the seed that ye sow in the ground?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ektiğinizi gördünüz mü?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Consider the seeds you sow in the ground-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ektiğinizi (tohumu) düşündünüz mü hiç?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye seen that which ye cultivate?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And have you seen that [seed] which you sow?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  64. 64

    ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

    56:64

    Is it ye that cause it to grow, or are We the Cause?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    is it you who make them grow or We?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onu siz mi yetiştiriyorsunuz; yoksa yetiştirenler biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it ye who foster it, or are We the Fosterer?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is it you who makes it grow, or are We the grower?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  65. 65

    لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

    56:65

    Were it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If We wished, We could turn your harvest into chaff and leave you to wail,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If We willed, We verily could make it chaff, then would ye cease not to exclaim:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    If We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  66. 66

    إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

    56:66

    (Saying), "We are indeed left with debts (for nothing):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Doğrusu borç altına girdik."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘We are burdened with debt;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we are laden with debt!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Saying], "Indeed, we are [now] in debt;

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  67. 67

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    56:67

    "Indeed are we shut out (of the fruits of our labour)"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    we are bereft.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dileseydik onu elbette kuru bir çöp yapardık da “Şüphesiz ki borçlandık (zarardayız); dahası biz (üründen) mahrum bırakıldık!” diyerek şaşar kalırdınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but we are deprived!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Rather, we have been deprived."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض. لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  68. 68

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

    56:68

    See ye the water which ye drink?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İçtiğiniz suya baktınız mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Consider the water you drink-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İçmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü hiç?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye observed the water which ye drink?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And have you seen the water that you drink?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم الماء الذي تشربونه لتحْيَوا به، أأنتم أنزلتموه من السحاب إلى قرار الأرض، أم نحن الذين أنزلناه رحمة بكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  69. 69

    ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

    56:69

    Do ye bring it down (in rain) from the cloud or do We?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    was it you who brought it down from the rain-cloud or We?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onu bulutlardan siz mi indirdiniz; yoksa indirenler biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it ye who shed it from the raincloud, or are We the Shedder?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم الماء الذي تشربونه لتحْيَوا به، أأنتم أنزلتموه من السحاب إلى قرار الأرض، أم نحن الذين أنزلناه رحمة بكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  70. 70

    لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

    56:70

    Were it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If We wanted, We could make it bitter: will you not be thankful?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dileseydik onu da tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If We willed We verily could make it bitter. Why then, give ye not thanks?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    If We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لو نشاء جعلنا هذا الماء شديد الملوحة، لا يُنتفع به في شرب ولا زرع، فهلا تشكرون ربكم على إنزال الماء العذب لنفعكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  71. 71

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

    56:71

    See ye the Fire which ye kindle?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yaktığınız ateşi gördünüz mü?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Consider the fire you kindle-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tutuşturmakta olduğunuz ateşi hiç düşündünüz mü?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have ye observed the fire which ye strike out;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And have you seen the fire that you ignite?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم النار التي توقدون، أأنتم أوجدتم شجرتها التي تقدح منها النار، أم نحن الموجدون لها؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  72. 72

    ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

    56:72

    Is it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    is it you who make the wood for it grow or We?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onun ağacını siz mi yetiştirdiniz; yoksa oluşturanlar biz miyiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Was it ye who made the tree thereof to grow, or were We the grower?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is it you who produced its tree, or are We the producer?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفرأيتم النار التي توقدون، أأنتم أوجدتم شجرتها التي تقدح منها النار، أم نحن الموجدون لها؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  73. 73

    نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

    56:73

    We have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We made it a reminder, and useful to those who kindle it,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte, biz onu (ağacı, gerçeğin) hatırlatması ve ihtiyacı olanlar için geçimlik yaptık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We, even We, appointed it a memorial and a comfort for the dwellers in the wilderness.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We have made it a reminder and provision for the travelers,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    نحن جعلنا ناركم التي توقدون تذكيرًا لكم بنار جهنم ومنفعة للمسافرين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  74. 74

    فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    56:74

    Then celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so [Prophet] glorify the name of your Lord, the Supreme.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O Muhammad), praise the name of thy Lord, the Tremendous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So exalt the name of your Lord, the Most Great.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فنزِّه -أيها النبي- ربك العظيم كامل الأسماء والصفات، كثير الإحسان والخيرات.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  75. 75

    ۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

    56:75

    Furthermore I call to witness the setting of the Stars,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I swear by the positions of the stars-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hayır! Nücûm’un yerlerine yemin ederim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, I swear by the places of the stars -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then I swear by the setting of the stars,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بمساقط النجوم في مغاربها في السماء، وإنه لَقَسم لو تعلمون قَدَره عظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  76. 76

    وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

    56:76

    And that is indeed a mighty adjuration if ye but knew,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bilirseniz bu büyük bir yemindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a mighty oath, if you only knew-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bilirseniz şüphesiz ki o (yemin) büyük bir yemindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! that verily is a tremendous oath, if ye but knew -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, it is an oath - if you could know - [most] great.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بمساقط النجوم في مغاربها في السماء، وإنه لَقَسم لو تعلمون قَدَره عظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  77. 77

    إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

    56:77

    That this is indeed a qur'an Most Honourable,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    that this is truly a noble Quran,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o değerli bir Kur’an’dır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That (this) is indeed a noble Qur'an

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, it is a noble Qur’ān.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذا القرآن الذي نزل على محمد لقرآن عظيم المنافع، كثير الخير، غزير العلم، في كتاب مَصُون مستور عن أعين الخلق، وهو الكتاب الذي بأيدي الملائكة. لا يَمَسُّ القرآن إلا الملائكة الكرام الذين طهرهم الله من الآفات والذنوب، ولا يَمَسُّه أيضًا إلا المتطهرون من الشرك والجنابة والحدث.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  78. 78

    فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ

    56:78

    In Book well-guarded,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Korunmuş bir kitaptadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    in a protected Record

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Saklı bir kitaptadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In a Book kept hidden

    M. Pickthall · EN · public-domain

    In a Register well-protected;.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذا القرآن الذي نزل على محمد لقرآن عظيم المنافع، كثير الخير، غزير العلم، في كتاب مَصُون مستور عن أعين الخلق، وهو الكتاب الذي بأيدي الملائكة. لا يَمَسُّ القرآن إلا الملائكة الكرام الذين طهرهم الله من الآفات والذنوب، ولا يَمَسُّه أيضًا إلا المتطهرون من الشرك والجنابة والحدث.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  79. 79

    لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

    56:79

    Which none shall touch but those who are clean:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona temizlenenlerden başkası el süremez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    that only the purified can touch,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona arındırılmış (melek)lerin dışında kimse dokunamaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Which none toucheth save the purified,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    None touch it except the purified [i.e., the angels].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذا القرآن الذي نزل على محمد لقرآن عظيم المنافع، كثير الخير، غزير العلم، في كتاب مَصُون مستور عن أعين الخلق، وهو الكتاب الذي بأيدي الملائكة. لا يَمَسُّ القرآن إلا الملائكة الكرام الذين طهرهم الله من الآفات والذنوب، ولا يَمَسُّه أيضًا إلا المتطهرون من الشرك والجنابة والحدث.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  80. 80

    تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    56:80

    A Revelation from the Lord of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    sent down from the Lord of all being.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Alemlerin Rabbinden indir(il)medir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A revelation from the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [It is] a revelation from the Lord of the worlds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهذا القرآن الكريم منزل من رب العالمين، فهو الحق الذي لا مرية فيه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  81. 81

    أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

    56:81

    Is it such a Message that ye would hold in light esteem?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How can you scorn this statement?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it this Statement that ye scorn,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then is it to this statement that you are indifferent

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفبهذا القرآن أنتم -أيها المشركون- مكذِّبون؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  82. 82

    وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

    56:82

    And have ye made it your livelihood that ye should declare it false?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    And how, in return for the livelihood you are given, can you deny it?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rızkınızı yalanlamaya (mı) dönüştürüyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And make denial thereof your livelihood?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وتجعلون شكركم لنعم الله عليكم أنكم تكذِّبون بها وتكفرون؟ وفي هذا إنكار على من يتهاون بأمر القرآن ولا يبالي بدعوته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  83. 83

    فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

    56:83

    Then why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Can boğaza dayandığı zaman

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When the soul of a dying man comes up to his throat

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Peki (ya can) boğaza dayandığı zaman (haliniz nasıl olacak)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Why, then, when (the soul) cometh up to the throat (of the dying)

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then why, when it [i.e., the soul at death] reaches the throat

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فهل تستطيعون إذا بلغت نفس أحدكم الحلقوم عند النزع، وأنتم حضور تنظرون إليه، أن تمسكوا روحه في جسده؟ لن تستطيعوا ذلك، ونحن أقرب إليه منكم بملائكتنا، ولكنكم لا ترونهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  84. 84

    وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

    56:84

    And ye the while (sit) looking on,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    while you gaze on-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O zaman siz (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ye are at that moment looking

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you are at that time looking on -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فهل تستطيعون إذا بلغت نفس أحدكم الحلقوم عند النزع، وأنتم حضور تنظرون إليه، أن تمسكوا روحه في جسده؟ لن تستطيعوا ذلك، ونحن أقرب إليه منكم بملائكتنا، ولكنكم لا ترونهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  85. 85

    وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

    56:85

    But We are nearer to him than ye, and yet see not,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We are nearer to him than you, though you do not see Us-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    - And We are nearer unto him than ye are, but ye see not -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We [i.e., Our angels] are nearer to him than you, but you do not see -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فهل تستطيعون إذا بلغت نفس أحدكم الحلقوم عند النزع، وأنتم حضور تنظرون إليه، أن تمسكوا روحه في جسده؟ لن تستطيعوا ذلك، ونحن أقرب إليه منكم بملائكتنا، ولكنكم لا ترونهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  86. 86

    فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

    56:86

    Then why do ye not,- If you are exempt from (future) account,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer cezalandırılmayacak iseniz,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    why, if you are not to be judged,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Why then, if ye are not in bondage (unto Us),

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then why do you not, if you are not to be recompensed,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهل تستطيعون إن كنتم غير محاسبين ولا مجزيين بأعمالكم أن تعيدوا الروح إلى الجسد، إن كنتم صادقين؟ لن ترجعوها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  87. 87

    تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    56:87

    Call back the soul, if ye are true (in the claim of independence)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    do you not restore his soul to him, if what you say is true?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Mademki hesaba çekilmeyeceksiniz, doğruysanız (ölmekte olanı geri) döndürsenize!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Do ye not force it back, if ye are truthful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Bring it back, if you should be truthful?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهل تستطيعون إن كنتم غير محاسبين ولا مجزيين بأعمالكم أن تعيدوا الروح إلى الجسد، إن كنتم صادقين؟ لن ترجعوها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  88. 88

    فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    56:88

    Thus, then, if he be of those Nearest to Allah,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If that dying person is one of those who will be brought near to God,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus if he is of those brought nigh,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if he [i.e., the deceased] was of those brought near [to Allāh],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأما إن كان الميت من السابقين المقربين، فله عند موته الرحمة الواسعة والفرح وما تطيب به نفسه، وله جنة النعيم في الآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  89. 89

    فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

    56:89

    (There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    he will have rest, ease, and a Garden of Bliss;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then breath of life, and plenty, and a Garden of delight.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأما إن كان الميت من السابقين المقربين، فله عند موته الرحمة الواسعة والفرح وما تطيب به نفسه، وله جنة النعيم في الآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  90. 90

    وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

    56:90

    And if he be of the Companions of the Right Hand,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer O, sağın adamlarından ise,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    if he is one of those on the Right,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if he is of those on the right hand,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if he was of the companions of the right,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأما إن كان الميت من أصحاب اليمين، فيقال له: سلامة لك وأمن؛ لكونك من أصحاب اليمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  91. 91

    فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ

    56:91

    (For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [he will hear], ‘Peace be on you,’ from his companions on the Right;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sağın halkından ise (kendisine) “Sana (senin gibi olan) sağın halkından selam olsun!” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then (the greeting) "Peace be unto thee" from those on the right hand.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأما إن كان الميت من أصحاب اليمين، فيقال له: سلامة لك وأمن؛ لكونك من أصحاب اليمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  92. 92

    وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

    56:92

    And if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer, sapık yalancılardan ise,

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but if he is one of those who denied the truth and went astray,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But if he is of the rejecters, the erring,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But if he was of the deniers [who were] astray,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأما إن كان الميت من المكذبين بالبعث، الضالين عن الهدى، فله ضيافة من شراب جهنم المغلي المتناهي الحرارة، والنار يحرق بها، ويقاسي عذابها الشديد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  93. 93

    فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

    56:93

    For him is Entertainment with Boiling Water.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona kaynar sudan konukluk sunulur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    he will be welcomed with scalding water.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then the welcome will be boiling water

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then [for him is] accommodation of scalding water

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأما إن كان الميت من المكذبين بالبعث، الضالين عن الهدى، فله ضيافة من شراب جهنم المغلي المتناهي الحرارة، والنار يحرق بها، ويقاسي عذابها الشديد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  94. 94

    وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

    56:94

    And burning in Hell-Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cehenneme sokulur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve cehenneme atılma vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will burn in Hell.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sapkınlık yapan, yalanlayanlardan ise ona da kaynar sudan bir ziyafet(!) ve cehenneme yaslanma vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And roasting at hell-fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And burning in Hellfire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأما إن كان الميت من المكذبين بالبعث، الضالين عن الهدى، فله ضيافة من شراب جهنم المغلي المتناهي الحرارة، والنار يحرق بها، ويقاسي عذابها الشديد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  95. 95

    إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

    56:95

    Verily, this is the Very Truth and Certainly.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu kesin gerçek budur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kesin gerçek budur işte.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is the certain truth:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte bu, gerçeğin ta kendisidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this is certain truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, this is the true certainty,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذا الذي قصصناه عليك -أيها الرسول- لهو حق اليقين الذي لا مرية فيه، فسبِّح باسم ربك العظيم، ونزِّهه عما يقول الظالمون والجاحدون، تعالى الله عما يقولون علوًا كبيرًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  96. 96

    فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    56:96

    So celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Prophet], glorify the name of your Lord the Supreme.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O Muhammad) praise the name of thy Lord, the Tremendous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So exalt the name of your Lord, the Most Great.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذا الذي قصصناه عليك -أيها الرسول- لهو حق اليقين الذي لا مرية فيه، فسبِّح باسم ربك العظيم، ونزِّهه عما يقول الظالمون والجاحدون، تعالى الله عما يقولون علوًا كبيرًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)