Tüm sureler

27.Neml

النمل

Mekke · 93 ayet

Okuma modu
  1. 1

    طسٓ ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْقُرْءَانِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ

    27:1

    These are verses of the Qur'an,-a book that makes (things) clear;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Tâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ta Sin These are the verses of the Quran––a scripture that makes things clear;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tâ. Sîn. İşte şu(nlar) Kur’an’ın ve apaçık Kitabın ayetleridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ta. Sin. These are revelations of the Qur'an and a Scripture that maketh plain;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Ṭā, Seen. These are the verses of the Qur’ān [i.e., recitation] and a clear Book

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    (طس) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    هُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

    27:2

    A guide: and glad tidings for the believers,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İman eden müminler için hidayet rehberi ve müjdeci olmak üzere.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a guide and joyful news for the believers

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kur’an) müminler için bir rehber ve müjdedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A guidance and good tidings for believers

    M. Pickthall · EN · public-domain

    As guidance and good tidings for the believers

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهي آيات ترشد إلى طريق الفوز في الدنيا والآخرة، وتبشر بحسن الثواب للمؤمنين الذين صَدَّقوا بها، واهتدَوْا بهديها، الذين يقيمون الصلوات الخمس كاملة الأركان، مستوفية الشروط، ويؤدون الزكاة المفروضة لمستحقيها، وهم يوقنون بالحياة الآخرة، وما فيها مِن ثواب وعقاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

    27:3

    Those who establish regular prayers and give in regular charity, and also have (full) assurance of the hereafter.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who keep up the prayer, pay the prescribed alms, and believe firmly in the life to come.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar namazı kılar, zekatı verir ve ahirete de kesin bir şekilde inanırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who establish worship and pay the poor-due and are sure of the Hereafter.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Who establish prayer and give zakāh, and of the Hereafter they are certain [in faith].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهي آيات ترشد إلى طريق الفوز في الدنيا والآخرة، وتبشر بحسن الثواب للمؤمنين الذين صَدَّقوا بها، واهتدَوْا بهديها، الذين يقيمون الصلوات الخمس كاملة الأركان، مستوفية الشروط، ويؤدون الزكاة المفروضة لمستحقيها، وهم يوقنون بالحياة الآخرة، وما فيها مِن ثواب وعقاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَـٰلَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ

    27:4

    As to those who believe not in the Hereafter, We have made their deeds pleasing in their eyes; and so they wander about in distraction.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    As for those who do not believe in the life to come, We have made their deeds seem alluring to them, so they wander blindly:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ahirete inanmayanların işlerini, kendilerine süslü gösterdik; bocalayıp duruyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! as for those who believe not in the Hereafter, We have made their works fairseeming unto them so that they are all astray.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, for those who do not believe in the Hereafter, We have made pleasing to them their deeds, so they wander blindly.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الذين لا يُصَدِّقون بالدار الآخرة، ولا يعملون لها حسَّنَّا لهم أعمالهم السيئة، فرأوها حسنة، فهم يترددون فيها متحيِّرين. أولئك الذين لهم العذاب السيِّئ في الدنيا قتلا وأَسْرًا وذُلا وهزيمةً، وهم في الآخرة أشد الناس خسرانًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ وَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمُ ٱلْأَخْسَرُونَ

    27:5

    Such are they for whom a grievous Penalty is (waiting); and in the Hereafter theirs will be the greatest loss.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    it is they who will have the worst suffering, and will be the ones to lose most in the life to come.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte onlar, azabı en kötü olanlardır; ahirette en çok kaybedecek olanlar da onlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Those are they for whom is the worst of punishment, and in the Hereafter they will be the greatest losers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those are the ones for whom there will be the worst of punishment, and in the Hereafter they are the greatest losers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الذين لا يُصَدِّقون بالدار الآخرة، ولا يعملون لها حسَّنَّا لهم أعمالهم السيئة، فرأوها حسنة، فهم يترددون فيها متحيِّرين. أولئك الذين لهم العذاب السيِّئ في الدنيا قتلا وأَسْرًا وذُلا وهزيمةً، وهم في الآخرة أشد الناس خسرانًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلْقُرْءَانَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ

    27:6

    As to thee, the Qur'an is bestowed upon thee from the presence of one who is wise and all-knowing.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You [Prophet] receive the Quran from One who is all wise, all knowing.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Kur’an doğru hüküm veren, bilen (Allah) tarafından sana vahyedilmektedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! as for thee (Muhammad), thou verily receivest the Qur'an from the presence of One Wise, Aware.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, [O Muḥammad], you receive the Qur’ān from one Wise and Knowing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنك -أيها الرسول- لتتلقى القرآن من عند الله، الحكيم في خلقه وتدبيره الذي أحاط بكل شيء علمًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا سَـَٔاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

    27:7

    Behold! Moses said to his family: "I perceive a fire; soon will I bring you from there some information, or I will bring you a burning brand to light our fuel, that ye may warm yourselves.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani Musa, ailesine şöyle demişti: "Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said to his family, ‘I have seen a fire. I will bring you news from there, or a burning stick for you to warm yourselves.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani Musa ailesine şöyle demişti: “Ben bir ateş gördüm. Size oradan bir haber getireceğim veya ısınacağınız bir kor getireceğim.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Remember) when Moses said unto his household: Lo! I spy afar off a fire; I will bring you tidings thence, or bring to you a borrowed flame that ye may warm yourselves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Mention] when Moses said to his family, "Indeed, I have perceived a fire. I will bring you from there information or will bring you a burning torch that you may warm yourselves."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    اذكر قصة موسى حين قال لأهله في مسيره من "مدين" إلى "مصر": إني أبصَرْتُ نارًا سآتيكم منها بخبر يدلنا على الطريق، أو آتيكم بشعلة نار؛ كي تستدفئوا بها من البرد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِىَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِى ٱلنَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    27:8

    But when he came to the (fire), a voice was heard: "Blessed are those in the fire and those around: and glory to Allah, the Lord of the worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: "Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When he reached the fire, a voice called: ‘Blessed is the person near this fireand those around it; may God be exalted, the Lord of the Worlds.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Oraya geldiğinde (kendisine) şöyle seslenilmişti: “Ateşin yanındakiler ve çevresindekiler bereketli kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when he reached it, he was called, saying: Blessed is Whosoever is in the fire and Whosoever is round about it! And Glorified be Allah, the Lord of the Worlds!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But when he came to it, he was called, "Blessed is whoever is at the fire and whoever is around it. And exalted is Allāh, Lord of the worlds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاء موسى النارَ ناداه الله وأخبره أن هذا مكانٌ قدَّسه الله وباركه فجعله موضعًا لتكليم موسى وإرساله، وأن الله بارك مَن في النار ومَن حولها مِنَ الملائكة، وتنزيهًا لله رب الخلائق عما لا يليق به. يا موسى إنه أنا الله المستحق للعبادة وحدي، العزيز الغالب في انتقامي من أعدائي، الحكيم في تدبير خلقي. وألق عصاك فألقاها فصارت حية، فلما رآها تتحرك في خفة تَحَرُّكَ الحية السريعة ولَّى هاربًا ولم يرجع إليها، فطمأنه الله بقوله: يا موسى لا تَخَفْ، إني لا يخاف لديَّ من أرسلتهم برسالتي، لكن مَن تجاوز الحدَّ بذنب، ثم تاب فبدَّل حُسْن التوبة بعد قبح الذنب، فإني غفور له رحيم به، فلا ييئس أحدٌ من رحمة الله ومغفرته. وأدخل يدك في جيبك تخرج بيضاء كالثلج من غير بَرَص في جملة تسع معجزات، وهي مع اليد: العصا، والسنون، ونقص الثمرات، والطوفان، والجراد، والقُمَّل، والضفادع، والدم؛ لتأييدك في رسالتك إلى فرعون وقومه، إنهم كانوا قومًا خارجين عن أمر الله كافرين به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    يَـٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    27:9

    "O Moses! verily, I am Allah, the exalted in might, the wise!....

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses, I am God, the Mighty, the Wise.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey Musa! Güçlü, doğru hüküm veren Allah, benim ben!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O Moses! Lo! it is I, Allah, the Mighty, the Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    O Moses, indeed it is I - Allāh, the Exalted in Might, the Wise."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاء موسى النارَ ناداه الله وأخبره أن هذا مكانٌ قدَّسه الله وباركه فجعله موضعًا لتكليم موسى وإرساله، وأن الله بارك مَن في النار ومَن حولها مِنَ الملائكة، وتنزيهًا لله رب الخلائق عما لا يليق به. يا موسى إنه أنا الله المستحق للعبادة وحدي، العزيز الغالب في انتقامي من أعدائي، الحكيم في تدبير خلقي. وألق عصاك فألقاها فصارت حية، فلما رآها تتحرك في خفة تَحَرُّكَ الحية السريعة ولَّى هاربًا ولم يرجع إليها، فطمأنه الله بقوله: يا موسى لا تَخَفْ، إني لا يخاف لديَّ من أرسلتهم برسالتي، لكن مَن تجاوز الحدَّ بذنب، ثم تاب فبدَّل حُسْن التوبة بعد قبح الذنب، فإني غفور له رحيم به، فلا ييئس أحدٌ من رحمة الله ومغفرته. وأدخل يدك في جيبك تخرج بيضاء كالثلج من غير بَرَص في جملة تسع معجزات، وهي مع اليد: العصا، والسنون، ونقص الثمرات، والطوفان، والجراد، والقُمَّل، والضفادع، والدم؛ لتأييدك في رسالتك إلى فرعون وقومه، إنهم كانوا قومًا خارجين عن أمر الله كافرين به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    وَأَلْقِ عَصَاكَ ۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ ۚ يَـٰمُوسَىٰ لَا تَخَفْ إِنِّى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱلْمُرْسَلُونَ

    27:10

    "Now do thou throw thy rod!" But when he saw it moving (of its own accord) as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: "O Moses!" (it was said), "Fear not: truly, in My presence, those called as messengers have no fear,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Asânı at!" (Asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): "Ey Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Throw down your staff,’ but when he saw it moving like a snake, he turned and fled. ‘Moses, do not be afraid! The messengers need have no fear in My presence,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Asanı (yere) bırak!” Onu yılan gibi depreşir görünce, arkasına bakmadan geri dönmüştü. (Ona şöyle söylenmişti): “Ey Musa! Korkma! Çünkü benim huzurumda elçiler korkmaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And throw down thy staff! But when he saw it writhing as it were a demon, he turned to flee headlong; (but it was said unto him): O Moses! Fear not! the emissaries fear not in My presence,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [he was told], "Throw down your staff." But when he saw it writhing as if it were a snake, he turned in flight and did not return. [Allāh said], "O Moses, fear not. Indeed, in My presence the messengers do not fear.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاء موسى النارَ ناداه الله وأخبره أن هذا مكانٌ قدَّسه الله وباركه فجعله موضعًا لتكليم موسى وإرساله، وأن الله بارك مَن في النار ومَن حولها مِنَ الملائكة، وتنزيهًا لله رب الخلائق عما لا يليق به. يا موسى إنه أنا الله المستحق للعبادة وحدي، العزيز الغالب في انتقامي من أعدائي، الحكيم في تدبير خلقي. وألق عصاك فألقاها فصارت حية، فلما رآها تتحرك في خفة تَحَرُّكَ الحية السريعة ولَّى هاربًا ولم يرجع إليها، فطمأنه الله بقوله: يا موسى لا تَخَفْ، إني لا يخاف لديَّ من أرسلتهم برسالتي، لكن مَن تجاوز الحدَّ بذنب، ثم تاب فبدَّل حُسْن التوبة بعد قبح الذنب، فإني غفور له رحيم به، فلا ييئس أحدٌ من رحمة الله ومغفرته. وأدخل يدك في جيبك تخرج بيضاء كالثلج من غير بَرَص في جملة تسع معجزات، وهي مع اليد: العصا، والسنون، ونقص الثمرات، والطوفان، والجراد، والقُمَّل، والضفادع، والدم؛ لتأييدك في رسالتك إلى فرعون وقومه، إنهم كانوا قومًا خارجين عن أمر الله كافرين به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًۢا بَعْدَ سُوٓءٍ فَإِنِّى غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    27:11

    "But if any have done wrong and have thereafter substituted good to take the place of evil, truly, I am Oft-Forgiving, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ancak, kim haksızlık yapar, sonra yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I am truly most forgiving and merciful to those who do wrong,and then replace their evil with good.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ancak haksızlık edip sonra da işlediği kötülüğün ardından güzel davranan kişi (bilsin ki) ben çok bağışlayanım; çok merhametliyim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him who hath done wrong and afterward hath changed evil for good. And lo! I am Forgiving, Merciful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Otherwise, he who wrongs, then substitutes good after evil - indeed, I am Forgiving and Merciful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاء موسى النارَ ناداه الله وأخبره أن هذا مكانٌ قدَّسه الله وباركه فجعله موضعًا لتكليم موسى وإرساله، وأن الله بارك مَن في النار ومَن حولها مِنَ الملائكة، وتنزيهًا لله رب الخلائق عما لا يليق به. يا موسى إنه أنا الله المستحق للعبادة وحدي، العزيز الغالب في انتقامي من أعدائي، الحكيم في تدبير خلقي. وألق عصاك فألقاها فصارت حية، فلما رآها تتحرك في خفة تَحَرُّكَ الحية السريعة ولَّى هاربًا ولم يرجع إليها، فطمأنه الله بقوله: يا موسى لا تَخَفْ، إني لا يخاف لديَّ من أرسلتهم برسالتي، لكن مَن تجاوز الحدَّ بذنب، ثم تاب فبدَّل حُسْن التوبة بعد قبح الذنب، فإني غفور له رحيم به، فلا ييئس أحدٌ من رحمة الله ومغفرته. وأدخل يدك في جيبك تخرج بيضاء كالثلج من غير بَرَص في جملة تسع معجزات، وهي مع اليد: العصا، والسنون، ونقص الثمرات، والطوفان، والجراد، والقُمَّل، والضفادع، والدم؛ لتأييدك في رسالتك إلى فرعون وقومه، إنهم كانوا قومًا خارجين عن أمر الله كافرين به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ۖ فِى تِسْعِ ءَايَـٰتٍ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِۦٓ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ

    27:12

    "Now put thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (or harm): (these are) among the nine Signs (thou wilt take) to Pharaoh and his people: for they are a people rebellious in transgression."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Elini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Put your hand inside your cloak and it will come out white, but unharmed. These are among the nine signs that you will show Pharaoh and his people; they have really gone too far.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Elini koynuna sok ki kusursuz bembeyaz çıksın! (Sen de) dokuz delil (mucize) ile Firavun’a ve kavmine (git)! Çünkü onlar, yoldan çıkmış bir topluluk oldular.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And put thy hand into the bosom of thy robe, it will come forth white but unhurt. (This will be one) among nine tokens unto Pharaoh and his people Lo! they were ever evil-living folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And put your hand into the opening of your garment [at the breast]; it will come out white without disease. [These are] among the nine signs [you will take] to Pharaoh and his people. Indeed, they have been a people defiantly disobedient."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاء موسى النارَ ناداه الله وأخبره أن هذا مكانٌ قدَّسه الله وباركه فجعله موضعًا لتكليم موسى وإرساله، وأن الله بارك مَن في النار ومَن حولها مِنَ الملائكة، وتنزيهًا لله رب الخلائق عما لا يليق به. يا موسى إنه أنا الله المستحق للعبادة وحدي، العزيز الغالب في انتقامي من أعدائي، الحكيم في تدبير خلقي. وألق عصاك فألقاها فصارت حية، فلما رآها تتحرك في خفة تَحَرُّكَ الحية السريعة ولَّى هاربًا ولم يرجع إليها، فطمأنه الله بقوله: يا موسى لا تَخَفْ، إني لا يخاف لديَّ من أرسلتهم برسالتي، لكن مَن تجاوز الحدَّ بذنب، ثم تاب فبدَّل حُسْن التوبة بعد قبح الذنب، فإني غفور له رحيم به، فلا ييئس أحدٌ من رحمة الله ومغفرته. وأدخل يدك في جيبك تخرج بيضاء كالثلج من غير بَرَص في جملة تسع معجزات، وهي مع اليد: العصا، والسنون، ونقص الثمرات، والطوفان، والجراد، والقُمَّل، والضفادع، والدم؛ لتأييدك في رسالتك إلى فرعون وقومه، إنهم كانوا قومًا خارجين عن أمر الله كافرين به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ ءَايَـٰتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا۟ هَـٰذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

    27:13

    But when Our Signs came to them, that should have opened their eyes, they said: "This is sorcery manifest!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But when Our enlightening signs came to them, they said, ‘This is clearly [just] sorcery!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gerçeği ortaya koyucu delillerimiz kendilerine gelince ‘Bu, apaçık bir büyüdür!’ demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when Our tokens came unto them, plain to see, they said: This is mere magic,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But when there came to them Our visible signs, they said, "This is obvious magic."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاءتهم هذه المعجزات ظاهرة بيِّنة يبصر بها مَن نظر إليها حقيقةَ ما دلت عليه، قالوا: هذا سحرٌ واضحٌ بيِّن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا ۚ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ

    27:14

    And they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They denied them, in their wickedness and their pride, even though their souls acknowledged them as true. See how those who spread corruption met their end!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendileri bu delillere kesin olarak (kalben) inandıkları hâlde, haksızlık ve kibirleri nedeniyle onları (bile bile) inkâr etmişlerdi. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they denied them, though their souls acknowledged them, for spite and arrogance. Then see the nature of the consequence for the wrong-doers!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they rejected them, while their [inner] selves were convinced thereof, out of injustice and haughtiness. So see how was the end of the corrupters.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكذَّبوا بالمعجزات التسع الواضحة الدلالة على صدق موسى في نبوته وصدق دعوته، وأنكروا بألسنتهم أن تكون من عند الله، وقد استيقنوها في قلوبهم اعتداءً على الحق وتكبرًا على الاعتراف به، فانظر -أيها الرسول- كيف كان مصير الذين كفروا بآيات الله وأفسدوا في الأرض، إذ أغرقهم الله في البحر؟ وفي ذلك عبرة لمن يعتبر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَـٰنَ عِلْمًا ۖ وَقَالَا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ مِّنْ عِبَادِهِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    27:15

    We gave (in the past) knowledge to David and Solomon: And they both said: "Praise be to Allah, Who has favoured us above many of his servants who believe!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We gave knowledge to David and Solomon, and they both said, ‘Praise be to God, who has favoured us over many of His believing servants.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz Davud’a ve Süleyman’a bir ilim vermiştik; (onlar) “Bizi mümin kullarından birçoğuna üstün kılan Allah’a hamd (övgü) olsun.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave knowledge unto David and Solomon, and they said: Praise be to Allah, Who hath preferred us above many of His believing slaves!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had certainly given to David and Solomon knowledge, and they said, "Praise [is due] to Allāh, who has favored us over many of His believing servants."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد آتينا داود وسليمان علمًا فعملا به، وقالا الحمد لله الذي فضَّلنا بهذا على كثير من عباده المؤمنين. وفي الآية دليل على شرف العلم، وارتفاع أهله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    وَوَرِثَ سُلَيْمَـٰنُ دَاوُۥدَ ۖ وَقَالَ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَىْءٍ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ

    27:16

    And Solomon was David's heir. He said: "O ye people! We have been taught the speech of birds, and on us has been bestowed (a little) of all things: this is indeed Grace manifest (from Allah.)"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Süleyman Davud'a varis olup dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Solomon succeeded David. He said, ‘People, we have been taught the speech of birds, and we have been given a share of everything: this is a clearly a great favour.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Süleyman, Davud’a mirasçı olmuş ve şöyle demişti: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize (yararlı) her şeyden (pay) verildi.” Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Solomon was David's heir. And he said: O mankind! Lo! we have been taught the language of birds, and have been given (abundance) of all things. This surely is evident favour.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And Solomon inherited David. He said, "O people, we have been taught the language of birds, and we have been given from all things. Indeed, this is evident bounty."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وورث سليمان أباه داود في النبوة والعلم والملك، وقال سليمان لقومه: يا أيها الناس عُلِّمنا وفُهِّمنا كلام الطير، وأُعطينا مِن كل شيء تدعو إليه الحاجة، إن هذا الذي أعطانا الله تعالى إياه لهو الفضل الواضح الذي يُمَيِّزنا على مَن سوانا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    وَحُشِرَ لِسُلَيْمَـٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ وَٱلطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

    27:17

    And before Solomon were marshalled his hosts,- of Jinns and men and birds, and they were all kept in order and ranks.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Solomon’s hosts of jinn, men, and birds were marshalled in ordered ranks before him,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Süleyman için cinden, insandan ve kuştan oluşan orduları toplanmıştı; hepsi düzenli olarak sevk ediliyor(du).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there were gathered together unto Solomon his armies of the jinn and humankind, and of the birds, and they were set in battle order;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And gathered for Solomon were his soldiers of the jinn and men and birds, and they were [marching] in rows

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجُمِع لسليمان جنوده من الجن والإنس والطير في مسيرة لهم، فهم على كثرتهم لم يكونوا مهمَلين، بل كان على كل جنس من يَرُدُّ أولهم على آخرهم؛ كي يقفوا جميعًا منتظمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَـٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَـٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    27:18

    At length, when they came to a (lowly) valley of ants, one of the ants said: "O ye ants, get into your habitations, lest Solomon and his hosts crush you (under foot) without knowing it."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and when they came to the Valley of the Ants, one ant said, ‘Ants! Go into your homes, in case Solomon and his hosts unwittingly crush you.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonunda Karınca Vadisi’ne geldikleri zaman bir karınca “Ey karıncalar! Meskenlerinize (yuvalarınıza) girin! Süleyman ve ordusu, farkına varmadan sizi ezip kırmasın!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Till, when they reached the Valley of the Ants, an ant exclaimed: O ants! Enter your dwellings lest Solomon and his armies crush you, unperceiving.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Until, when they came upon the valley of the ants, an ant said, "O ants, enter your dwellings that you not be crushed by Solomon and his soldiers while they perceive not."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حتى إذا بلغوا وادي النمل قالت نملة: يا أيها النمل ادخلوا مساكنكم لا يهلكنَّكم سليمان وجنوده، وهم لا يعلمون بذلك. فتبسم ضاحكًا من قول هذه النملة لفهمها واهتدائها إلى تحذير النمل، واستشعر نعمة الله عليه، فتوجَّه إليه داعيًا: ربِّ ألْهِمْني، ووفقني، أن أشكر نعمتك التي أنعمت عليَّ وعلى والديَّ، وأن أعمل عملا صالحًا ترضاه مني، وأدخلني برحمتك في نعيم جنتك مع عبادك الصالحين الذين ارتضيت أعمالهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَـٰلِحًا تَرْضَىٰهُ وَأَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    27:19

    So he smiled, amused at her speech; and he said: "O my Lord! so order me that I may be grateful for Thy favours, which thou hast bestowed on me and on my parents, and that I may work the righteousness that will please Thee: And admit me, by Thy Grace, to the ranks of Thy righteous Servants."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Solomon smiled broadly at her words and said, ‘Lord, inspire me to be thankful for the blessings You have granted me and my parents, and to do good deeds that please You; admit me by Your grace into the ranks of Your righteous servants.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Süleyman, karıncanın) sözünden dolayı neşeyle tebessüm etmiş ve şöyle demişti: “Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimet(ler)e şükretmemde ve razı olacağın iyi iş(ler) yapmamda beni başarılı kıl! Beni merhametinle iyi kullarının arasına kat!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (Solomon) smiled, laughing at her speech, and said: My Lord, arouse me to be thankful for Thy favour wherewith Thou hast favoured me and my parents, and to do good that shall be pleasing unto Thee, and include me in (the number of) Thy righteous slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So [Solomon] smiled, amused at her speech, and said, "My Lord, enable me to be grateful for Your favor which You have bestowed upon me and upon my parents and to do righteousness of which You approve. And admit me by Your mercy into [the ranks of] Your righteous servants."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حتى إذا بلغوا وادي النمل قالت نملة: يا أيها النمل ادخلوا مساكنكم لا يهلكنَّكم سليمان وجنوده، وهم لا يعلمون بذلك. فتبسم ضاحكًا من قول هذه النملة لفهمها واهتدائها إلى تحذير النمل، واستشعر نعمة الله عليه، فتوجَّه إليه داعيًا: ربِّ ألْهِمْني، ووفقني، أن أشكر نعمتك التي أنعمت عليَّ وعلى والديَّ، وأن أعمل عملا صالحًا ترضاه مني، وأدخلني برحمتك في نعيم جنتك مع عبادك الصالحين الذين ارتضيت أعمالهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِىَ لَآ أَرَى ٱلْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ ٱلْغَآئِبِينَ

    27:20

    And he took a muster of the Birds; and he said: "Why is it I see not the Hoopoe? Or is he among the absentees?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Solomon inspected the birds and said, ‘Why do I not see the hoopoe? Is he absent?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Süleyman) kuşları denetlemiş ve “Neden Hüdhüd’ü göremiyorum? Yoksa kayıplardan mı oldu?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he sought among the birds and said: How is it that I see not the hoopoe, or is he among the absent?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he took attendance of the birds and said, "Why do I not see the hoopoe - or is he among the absent?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وتفقد سليمان حال الطير المسخرة له وحال ما غاب منها، وكان عنده هدهد متميز معروف فلم يجده، فقال: ما لي لا أرى الهدهد الذي أعهده؟ أسَتَره ساتر عني، أم أنه كان من الغائبين عني، فلم أره لغيبته؟ فلما ظهر أنه غائب قال: لأعذبنَّ هذا الهدهد عذابًا شديدًا لغيابه تأديبًا له، أو لأذبحنَّه عقوبة على ما فعل حيث أخلَّ بما سُخِّر له، أو ليأتينِّي بحجة ظاهرة، فيها عذر لغيبته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّى بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

    27:21

    "I will certainly punish him with a severe penalty, or execute him, unless he bring me a clear reason (for absence)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I will punish him severely, or kill him, unless he brings me a convincing excuse for his absence.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ya onu şiddetli bir şekilde cezalandıracağım veya onu keseceğim ya da bana apaçık bir delil (mazeret) getirecek!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    I verily will punish him with hard punishment or I verily will slay him, or he verily shall bring me a plain excuse.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    I will surely punish him with a severe punishment or slaughter him unless he brings me clear authorization."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وتفقد سليمان حال الطير المسخرة له وحال ما غاب منها، وكان عنده هدهد متميز معروف فلم يجده، فقال: ما لي لا أرى الهدهد الذي أعهده؟ أسَتَره ساتر عني، أم أنه كان من الغائبين عني، فلم أره لغيبته؟ فلما ظهر أنه غائب قال: لأعذبنَّ هذا الهدهد عذابًا شديدًا لغيابه تأديبًا له، أو لأذبحنَّه عقوبة على ما فعل حيث أخلَّ بما سُخِّر له، أو ليأتينِّي بحجة ظاهرة، فيها عذر لغيبته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍۭ بِنَبَإٍ يَقِينٍ

    27:22

    But the Hoopoe tarried not far: he (came up and) said: "I have compassed (territory) which thou hast not compassed, and I have come to thee from Saba with tidings true.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But the hoopoe did not stay away long: he came and said, ‘I have learned something you did not know: I come to you from Sheba with firm news.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Çok geçmeden (Hüdhüd) gelmiş ve şöyle demişti: “Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sebe’den sana kesin bir haber getirdim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But he was not long in coming, and he said: I have found out (a thing) that thou apprehendest not, and I come unto thee from Sheba with sure tidings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But he [i.e., the hoopoe] stayed not long and said, "I have encompassed [in knowledge] that which you have not encompassed, and I have come to you from Sheba with certain news.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فمكث الهدهد زمنًا غير بعيد ثم حضر فعاتبه سليمان على مغيبه وتخلُّفه، فقال له الهدهد: علمت ما لم تعلمه من الأمر على وجه الإحاطة، وجئتك من مدينة "سبأ" بـ "اليمن" بخبر خطير الشأن، وأنا على يقين منه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    إِنِّى وَجَدتُّ ٱمْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَىْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ

    27:23

    "I found (there) a woman ruling over them and provided with every requisite; and she has a magnificent throne.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I found a woman ruling over the people, who has been given a share of everything- she has a magnificent throne-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendisine her şeyden (bolca) verilmiş ve büyük de bir tahtı olan bir hanımı (Belkıs’ı) onları yönetir buldum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I found a woman ruling over them, and she hath been given (abundance) of all things, and hers is a mighty throne.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, I found [there] a woman ruling them, and she has been given of all things, and she has a great throne.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إني وجدت امرأةً تحكم أهل "سبأ"، وأوتيت من كل شيء من أسباب الدنيا، ولها سرير عظيم القدر، تجلس عليه لإدارة ملكها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَعْمَـٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ

    27:24

    "I found her and her people worshipping the sun besides Allah: Satan has made their deeds seem pleasing in their eyes, and has kept them away from the Path,- so they receive no guidance,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [but] I found that she and her people worshipped the sun instead of God. Satan has made their deeds seem alluring to them, and diverted them from the right path: they cannot find the right path.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onu ve kavmini, Allah’ın peşi sıra Güneş için secde eder buldum. Şeytan, yaptıkları işleri kendilerine süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Onlar doğru yolu bulamıyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    I found her and her people worshipping the sun instead of Allah; and Satan maketh their works fairseeming unto them, and debarreth them from the way (of Truth), so that they go not aright;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    I found her and her people prostrating to the sun instead of Allāh, and Satan has made their deeds pleasing to them and averted them from [His] way, so they are not guided,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجدتُها هي وقومها يعبدون الشمس معرضين عن عبادة الله، وحسَّن لهم الشيطان أعمالهم السيئة التي كانوا يعملونها، فصرفهم عن الإيمان بالله وتوحيده، فهم لا يهتدون إلى الله وتوحيده وعبادته وحده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    أَلَّا يَسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى يُخْرِجُ ٱلْخَبْءَ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

    27:25

    "(Kept them away from the Path), that they should not worship Allah, Who brings to light what is hidden in the heavens and the earth, and knows what ye hide and what ye reveal.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Should they not worship God, who brings forth what is hidden in the heavens and earth and knows both what you people conceal and what you declare?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Oysa) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen, (asıl en) büyük tahtın sahibi, kendisinden başka ilah olmayan Allah için secde etmeleri gerekmez mi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So that they worship not Allah, Who bringeth forth the hidden in the heavens and the earth, and knoweth what ye hide and what ye proclaim,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [And] so they do not prostrate to Allāh, who brings forth what is hidden within the heavens and the earth and knows what you conceal and what you declare -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حسَّن لهم الشيطان ذلك؛ لئلا يسجدوا لله الذي يُخرج المخبوء المستور في السموات والأرض من المطر والنبات وغير ذلك، ويعلم ما تُسرُّون وما تظهرون. الله الذي لا معبود يستحق العبادة سواه، رب العرش العظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ ۩

    27:26

    "Allah!- there is no god but He!- Lord of the Throne Supreme!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tapılacak yoktur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He is God, there is no god but Him, the Lord of the mighty throne.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Oysa) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen, (asıl en) büyük tahtın sahibi, kendisinden başka ilah olmayan Allah için secde etmeleri gerekmez mi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah; there is no Allah save Him, the Lord of the Tremendous Throne.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Allāh - there is no deity except Him, Lord of the Great Throne."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حسَّن لهم الشيطان ذلك؛ لئلا يسجدوا لله الذي يُخرج المخبوء المستور في السموات والأرض من المطر والنبات وغير ذلك، ويعلم ما تُسرُّون وما تظهرون. الله الذي لا معبود يستحق العبادة سواه، رب العرش العظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    ۞ قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ

    27:27

    (Solomon) said: "Soon shall we see whether thou hast told the truth or lied!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Solomon said, ‘We shall see whether you are telling the truth or lying.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Süleyman, Hüdhüd’e) şöyle demişti: “Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Solomon) said: We shall see whether thou speakest truth or whether thou art of the liars.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Solomon] said, "We will see whether you were truthful or were of the liars.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال سليمان للهدهد: سنتأمل فيما جئتنا به من الخبر أصدقت في ذلك أم كنت من الكاذبين فيه؟ اذهب بكتابي هذا إلى أهل "سبأ" فأعطهم إياه، ثم تنحَّ عنهم قريبًا منهم بحيث تسمع كلامهم، فتأمل ما يتردد بينهم من الكلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    ٱذْهَب بِّكِتَـٰبِى هَـٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱنظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

    27:28

    "Go thou, with this letter of mine, and deliver it to them: then draw back from them, and (wait to) see what answer they return"...

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Take this letter of mine and deliver it to them, then withdraw and see what answer they send back.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şu mektubumu götür ve kendilerine ver; sonra (kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bak!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Go with this my letter and throw it down unto them; then turn away and see what (answer) they return,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Take this letter of mine and deliver it to them. Then leave them and see what [answer] they will return."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال سليمان للهدهد: سنتأمل فيما جئتنا به من الخبر أصدقت في ذلك أم كنت من الكاذبين فيه؟ اذهب بكتابي هذا إلى أهل "سبأ" فأعطهم إياه، ثم تنحَّ عنهم قريبًا منهم بحيث تسمع كلامهم، فتأمل ما يتردد بينهم من الكلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    قَالَتْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ إِنِّىٓ أُلْقِىَ إِلَىَّ كِتَـٰبٌ كَرِيمٌ

    27:29

    (The queen) said: "Ye chiefs! here is delivered to me - a letter worthy of respect.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The Queen of Sheba said, ‘Counsellors, a gracious letter has been delivered to me.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (The Queen of Sheba) said (when she received the letter): O chieftains! Lo! there hath been thrown unto me a noble letter.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    She said, "O eminent ones, indeed, to me has been delivered a noble letter.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ذهب الهدهد وألقى الكتاب إلى الملكة فقرأته، فجمعت أشراف قومها، وسمعها تقول لهم: إني وصل إليَّ كتاب جليل المقدار من شخص عظيم الشأن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    إِنَّهُۥ مِن سُلَيْمَـٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

    27:30

    "It is from Solomon, and is (as follows): 'In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It is from Solomon, and it says, “In the name of God, the Lord of Mercy, the Giver of Mercy,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it is from Solomon, and lo! it is: In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, it is from Solomon, and indeed, it is [i.e., reads]: 'In the name of Allāh, the Entirely Merciful, the Especially Merciful,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم بيَّنت ما فيه فقالت: إنه من سليمان، وإنه مفتتح بـ "بسم الله الرحمن الرحيم" ألا تتكبروا ولا تتعاظموا عما دعوتكم إليه، وأقْبِلوا إليَّ منقادين لله بالوحدانية والطاعة مسلمين له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    أَلَّا تَعْلُوا۟ عَلَىَّ وَأْتُونِى مُسْلِمِينَ

    27:31

    "'Be ye not arrogant against me, but come to me in submission (to the true Religion).'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    do not put yourselves above me, and come to me in submission to God.”’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Belkıs) “Ey yöneticiler! Bana Süleyman’dan gelen, ‘Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla’ diye (başlayan ve) ‘Bana baş kaldırmayın; teslim olarak bana gelin!’ (mesajını içeren) çok değerli bir mektup gönderildi.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Exalt not yourselves against me, but come unto me as those who surrender.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Be not haughty with me but come to me in submission [as Muslims].'"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم بيَّنت ما فيه فقالت: إنه من سليمان، وإنه مفتتح بـ "بسم الله الرحمن الرحيم" ألا تتكبروا ولا تتعاظموا عما دعوتكم إليه، وأقْبِلوا إليَّ منقادين لله بالوحدانية والطاعة مسلمين له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    قَالَتْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَفْتُونِى فِىٓ أَمْرِى مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ

    27:32

    She said: "Ye chiefs! advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Sonra Melike) dedi ki: "Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    She said, ‘Counsellors, give me your counsel in the matter I now face: I only ever decide on matters in your presence.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Belkıs:) “Ey yöneticiler! Bu işimde bana bir fikir verin! Bana şahit oluncaya (çözüm üretinceye) kadar hiçbir işe kesin karar vermeyeceğim.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    She said: O chieftains! Pronounce for me in my case. I decide no case till ye are present with me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    She said, "O eminent ones, advise me in my affair. I would not decide a matter until you witness [for] me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالت: يا أيها الأشراف أشيروا عليَّ في هذا الأمر، ما كنت لأفصل في أمر إلا بمحضركم ومشورتكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    قَالُوا۟ نَحْنُ أُو۟لُوا۟ قُوَّةٍ وَأُو۟لُوا۟ بَأْسٍ شَدِيدٍ وَٱلْأَمْرُ إِلَيْكِ فَٱنظُرِى مَاذَا تَأْمُرِينَ

    27:33

    They said: "We are endued with strength, and given to vehement war: but the command is with thee; so consider what thou wilt command."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar, şöyle cevap verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They replied, ‘We possess great force and power in war, but you are in command, so consider what orders to give us.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Yöneticiler) şöyle demişti: “Biz kuvvet sahibi ve şiddetli savaş bilen kişileriz. Emir senindir; artık ne emredeceğine sen karar ver!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We are lords of might and lords of great prowess, but it is for thee to command; so consider what thou wilt command.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "We are men of strength and of great military might, but the command is yours, so see what you will command."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالوا مجيبين لها: نحن أصحاب قوة في العدد والعُدَّة وأصحاب النجدة والشجاعة في شدة الحرب، والأمر موكول إليكِ، وأنتِ صاحبة الرأي، فتأملي ماذا تأمريننا به؟ فنحن سامعون لأمرك مطيعون لك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    قَالَتْ إِنَّ ٱلْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا۟ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةً ۖ وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

    27:34

    She said: "Kings, when they enter a country, despoil it, and make the noblest of its people its meanest thus do they behave.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Melike, "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    She said, ‘Whenever kings go into a city, they ruin it and humiliate its leaders- that is what they do-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Belkıs) şöyle demişti: “Hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orayı perişan eder ve halkının itibarlılarını alçaltırlar. (Herhâlde) onlar da böyle yapacaklar(dır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    She said: Lo! kings, when they enter a township, ruin it and make the honour of its people shame. Thus will they do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    She said, "Indeed kings - when they enter a city, they ruin it and render the honored of its people humbled. And thus do they do.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالت محذرةً لهم من مواجهة سليمان بالعداوة، ومبيِّنة لهم سوء مغبَّة القتال: إن الملوك إذا دخلوا بجيوشهم قريةً عنوةً وقهرًا خرَّبوها وصيَّروا أعزَّة أهلها أذلة، وقتلوا وأسروا، وهذه عادتهم المستمرة الثابتة لحمل الناس على أن يهابوهم. وإني مرسلة إلى سليمان وقومه بهديَّة مشتملة على نفائس الأموال أصانعه بها، ومنتظرة ما يرجع به الرسل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    وَإِنِّى مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌۢ بِمَ يَرْجِعُ ٱلْمُرْسَلُونَ

    27:35

    "But I am going to send him a present, and (wait) to see with what (answer) return (my) ambassadors."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but I am going to send them a gift, then see what answer my envoys bring back.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ben (şimdi) onlara bir hediye ile elçi göndereceğim; bakalım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But lo! I am going to send a present unto them, and to see with what (answer) the messengers return.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But indeed, I will send to them a gift and see with what [reply] the messengers will return."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالت محذرةً لهم من مواجهة سليمان بالعداوة، ومبيِّنة لهم سوء مغبَّة القتال: إن الملوك إذا دخلوا بجيوشهم قريةً عنوةً وقهرًا خرَّبوها وصيَّروا أعزَّة أهلها أذلة، وقتلوا وأسروا، وهذه عادتهم المستمرة الثابتة لحمل الناس على أن يهابوهم. وإني مرسلة إلى سليمان وقومه بهديَّة مشتملة على نفائس الأموال أصانعه بها، ومنتظرة ما يرجع به الرسل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    فَلَمَّا جَآءَ سُلَيْمَـٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَآ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَيْرٌ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُم بَلْ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ

    27:36

    Now when (the embassy) came to Solomon, he said: "Will ye give me abundance in wealth? But that which Allah has given me is better than that which He has given you! Nay it is ye who rejoice in your gift!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman şöyle dedi: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When her envoy came to Solomon, Solomon said, ‘What! Are you offering me wealth? What God has given me is better than what He has given you, though you rejoice in this gift of yours.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Elçiler, hediye ile) Süleyman’a gelince o şöyle demişti: “Siz bana mal (hediye) ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır. Hediyenizle (ben değil), aksine siz sevinirsiniz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So when (the envoy) came unto Solomon, (the King) said: What! Would ye help me with wealth? But that which Allah hath given me is better than that which He hath given you. Nay it is ye (and not I) who exult in your gift.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So when they came to Solomon, he said, "Do you provide me with wealth? But what Allāh has given me is better than what He has given you. Rather, it is you who rejoice in your gift.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلمَّا جاء رسول الملكة بالهديَّة إلى سليمان، قال مستنكرًا ذلك متحدثًا بأَنْعُمِ الله عليه: أتمدونني بمالٍ تَرْضيةً لي؟ فما أعطاني الله من النبوة والملك والأموال الكثيرة خير وأفضل مما أعطاكم، بل أنتم الذين تفرحون بالهدية التي تُهدى إليكم؛ لأنكم أهل مفاخرة بالدنيا ومكاثرة بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُم بِجُنُودٍ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَآ أَذِلَّةً وَهُمْ صَـٰغِرُونَ

    27:37

    "Go back to them, and be sure we shall come to them with such hosts as they will never be able to meet: We shall expel them from there in disgrace, and they will feel humbled (indeed)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Go back to your people: we shall certainly come upon them with irresistible forces, and drive them, disgraced and humbled, from their land.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Ey elçi!) Onlara (kavmine) dön (ve de ki): “Kendilerine asla karşı koyamayacakları orduyla geleceğiz; onları aşağılanmış bir şekilde hor ve değersiz olarak oradan çıkaracağız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Return unto them. We verily shall come unto them with hosts that they cannot resist, and we shall drive them out from thence with shame, and they will be abased.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Return to them, for we will surely come to them with soldiers that they will be powerless to encounter, and we will surely expel them therefrom in humiliation, and they will be debased."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال سليمان عليه السلام لرسول أهل "سبأ": ارجع إليهم، فوالله لنأتينَّهم بجنود لا طاقة لهم بمقاومتها ومقابلتها، ولنخرجنَّهم مِن أرضهم أذلة وهم صاغرون مهانون، إن لم ينقادوا لدين الله وحده، ويتركوا عبادة من سواه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    قَالَ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَيُّكُمْ يَأْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِى مُسْلِمِينَ

    27:38

    He said (to his own men): "Ye chiefs! which of you can bring me her throne before they come to me in submission?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then he said, ‘Counsellors, which of you can bring me her throne before they come to me in submission?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Süleyman devamla) şöyle demişti: “Ey yöneticiler! Onların teslimiyet gösterip bana gelmesinden önce hanginiz o (Belkıs)’ın tahtını bana getirebilir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: O chiefs! Which of you will bring me her throne before they come unto me, surrendering?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Solomon] said, "O assembly [of jinn], which of you will bring me her throne before they come to me in submission?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال سليمان مخاطبًا من سَخَّرهم الله له من الجن والإنس: أيُّكم يأتيني بسرير ملكها العظيم قبل أن يأتوني منقادين طائعين؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    قَالَ عِفْرِيتٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ ۖ وَإِنِّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ أَمِينٌ

    27:39

    Said an 'Ifrit, of the Jinns: "I will bring it to thee before thou rise from thy council: indeed I have full strength for the purpose, and may be trusted."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    A powerful and crafty jinn replied, ‘I will bring it to you before you can even rise from your place. I am strong and trustworthy enough,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Cinlerden bir ifrit “Oturduğun yerden kalkmadan önce onu sana getiririm. Ben bu konuda güçlüyüm, güvenilirim!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A stalwart of the jinn said: I will bring it thee before thou canst rise from thy place. Lo! I verily am strong and trusty for such work.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    A powerful one from among the jinn said, "I will bring it to you before you rise from your place, and indeed, I am for this [task] strong and trustworthy."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال مارد قويٌّ شديد من الجن: أنا آتيك به قبل أن تقوم من مجلسك هذا، وإني لقويٌّ على حَمْله، أمين على ما فيه، آتي به كما هو لا أُنقِص منه شيئًا ولا أبدله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    قَالَ ٱلَّذِى عِندَهُۥ عِلْمٌ مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ۚ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَـٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّى لِيَبْلُوَنِىٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ ۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّى غَنِىٌّ كَرِيمٌ

    27:40

    Said one who had knowledge of the Book: "I will bring it to thee within the twinkling of an eye!" Then when (Solomon) saw it placed firmly before him, he said: "This is by the Grace of my Lord!- to test me whether I am grateful or ungrateful! and if any is grateful, truly his gratitude is (a gain) for his own soul; but if any is ungrateful, truly my Lord is Free of all Needs, Supreme in Honour!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but one of them who had some knowledge of the Scripture said, ‘I will bring it to you in the twinkling of an eye.’ When Solomon saw it set before him, he said, ‘This is a favour from my Lord, to test whether I am grateful or not: if anyone is grateful, it is for his own good, if anyone is ungrateful, then my Lord is self-sufficient and most generous.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendisinde Kitaptan bir bilgi olan kimse ise “Gözünü açıp kapamadan önce onu ben sana getiririm!” demişti. (Süleyman, Belkıs’ın) tahtını yanında yerleşmiş görünce şunu söylemişti: “Bu, şükür mü edeceğimi yoksa nankörlük mü yapacağımı denemek üzere Rabbimin (bana verdiği) iyiliklerindendir. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; kâfir olana gelince, şüphesiz ki benim Rabbim zengindir, cömerttir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    One with whom was knowledge of the Scripture said: I will bring it thee before thy gaze returneth unto thee. And when he saw it set in his presence, (Solomon) said: This is of the bounty of my Lord, that He may try me whether I give thanks or am ungrateful. Whosoever giveth thanks he only giveth thanks for (the good of) his own soul; and whosoever is ungrateful (is ungrateful only to his own soul's hurt). For lo! my Lord is Absolute in independence, Bountiful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Said one who had knowledge from the Scripture, "I will bring it to you before your glance returns to you." And when [Solomon] saw it placed before him, he said, "This is from the favor of my Lord to test me whether I will be grateful or ungrateful. And whoever is grateful - his gratitude is only for [the benefit of] himself. And whoever is ungrateful - then indeed, my Lord is Free of need and Generous."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الذي عنده علم من الكتاب: أنا آتيك بهذا العرش قبل ارتداد أجفانك إذا تحرَّكَتْ للنظر في شيء. فأذن له سليمان فدعا الله، فأتى بالعرش. فلما رآه سليمان حاضرًا لديه ثابتًا عنده قال: هذا مِن فضل ربي الذي خلقني وخلق الكون كله؛ ليختبرني: أأشكر بذلك اعترافًا بنعمته تعالى عليَّ أم أكفر بترك الشكر؟ ومن شكر لله على نعمه فإنَّ نَفْعَ ذلك يرجع إليه، ومن جحد النعمة وترك الشكر فإن ربي غني عن شكره، كريم يعم بخيره في الدنيا الشاكر والكافر، ثم يحاسبهم ويجازيهم في الآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِىٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ

    27:41

    He said: "Transform her throne out of all recognition by her: let us see whether she is guided (to the truth) or is one of those who receive no guidance."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Süleyman devamla) dedi ki: "Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then he said, ‘Disguise her throne, and we shall see whether or not she recognizes it.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Süleyman) şöyle demişti: “Onun (denenmesi) için tahtını değiştirin; bakalım doğruyu bulabilecek mi, yoksa doğruyu bulamayanlardan mı olacak?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Disguise her throne for her that we may see whether she will go aright or be of those not rightly guided.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "Disguise for her her throne; we will see whether she will be guided [to truth] or will be of those who is not guided."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال سليمان لمن عنده: غيِّروا سرير ملكها الذي تجلس عليه إلى حال تنكره إذا رأته؛ لنرى أتهتدي إلى معرفته أم تكون من الذين لا يهتدون؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَـٰكَذَا عَرْشُكِ ۖ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ ۚ وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ

    27:42

    So when she arrived, she was asked, "Is this thy throne?" She said, "It was just like this; and knowledge was bestowed on us in advance of this, and we have submitted to Allah (in Islam)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Melike gelince, "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When she arrived, she was asked, ‘Is this your throne?’ She replied, ‘It looks like it.’ [Solomon said], ‘We were given knowledge before her, and we devoted ourselves to God;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Belkıs oraya) gelince, kendisine “Senin tahtın da böyle mi?” denmiş, o da “Sanki o! Bu olaydan önce bize bilgi verilmiş ve biz müslümanlar olmuştuk.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So, when she came, it was said (unto her): Is thy throne like this? She said: (It is) as though it were the very one. And (Solomon said): We were given the knowledge before her and we had surrendered (to Allah).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So when she arrived, it was said [to her], "Is your throne like this?" She said, "[It is] as though it was it." [Solomon said], "And we were given knowledge before her, and we have been Muslims [in submission to Allāh].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاءت ملكة "سبأ" إلى سليمان في مجلسه قيل لها: أهكذا عرشك؟ قالت: إنه يشبهه. فظهر لسليمان أنها أصابت في جوابها، وقد علمت قدرة الله وصحة نبوة سليمان عليه السلام، فقال: وأوتينا العلم بالله وبقدرته مِن قبلها، وكنا منقادين لأمر الله متبعين لدين الاسلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّهَا كَانَتْ مِن قَوْمٍ كَـٰفِرِينَ

    27:43

    And he diverted her from the worship of others besides Allah: for she was (sprung) of a people that had no faith.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    she was prevented by what she worshipped instead of God, for she came from a disbelieving people.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onu (Belkıs’ı), Allah’ın peşi sıra taptığı şeyler (gerçeklerden) alıkoymuştu. Şüphesiz ki o da inkârcı bir toplumdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (all) that she was wont to worship instead of Allah hindered her, for she came of disbelieving folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And that which she was worshipping other than Allāh had averted her [from submission to Him]. Indeed, she was from a disbelieving people."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومَنَعَها عن عبادة الله وحده ما كانت تعبده مِن دون الله تعالى، إنها كانت كافرة ونشأت بين قوم كافرين، واستمرت على دينهم، وإلا فلها من الذكاء والفطنة ما تعرف به الحق من الباطل، ولكن العقائد الباطلة تُذهب بصيرة القلب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    قِيلَ لَهَا ٱدْخُلِى ٱلصَّرْحَ ۖ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَن سَاقَيْهَا ۚ قَالَ إِنَّهُۥ صَرْحٌ مُّمَرَّدٌ مِّن قَوَارِيرَ ۗ قَالَتْ رَبِّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَـٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    27:44

    She was asked to enter the lofty Palace: but when she saw it, she thought it was a lake of water, and she (tucked up her skirts), uncovering her legs. He said: "This is but a palace paved smooth with slabs of glass." She said: "O my Lord! I have indeed wronged my soul: I do (now) submit (in Islam), with Solomon, to the Lord of the Worlds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona "köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman "Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then it was said to her, ‘Enter the hall,’ but when she saw it, she thought it was a deep pool of water, and bared her legs. Solomon explained, ‘It is just a hall paved with glass,’ and she said, ‘My Lord, I have wronged myself: I devote myself, with Solomon, to God, the Lord of the Worlds.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Belkıs’a) “Saraya gir!” denmişti. O, (zemini) görünce derin bir su var sanmış ve ayaklarını açmıştı (eteğinin ucunu sıvamıştı). (Süleyman) “Bu, billurdan yapılmış bir köşk (zemini)dir” deyince, (Belkıs) şunu söylemişti: “Rabbim! Şüphesiz ki ben (Güneş'e tapmakla) kendime yazık etmişim. Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It was said unto her: Enter the hall. And when she saw it she deemed it a pool and bared her legs. (Solomon) said: Lo! it is a hall, made smooth, of glass. She said: My Lord! Lo! I have wronged myself, and I surrender with Solomon unto Allah, the Lord of the Worlds.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    She was told, "Enter the palace." But when she saw it, she thought it was a body of water and uncovered her shins [to wade through]. He said, "Indeed, it is a palace [whose floor is] made smooth with glass." She said, "My Lord, indeed I have wronged myself, and I submit with Solomon to Allāh, Lord of the worlds."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قيل لها: ادخلي القصر، وكان صحنه مِن زجاج تحته ماء، فلما رأته ظنته ماء تتردد أمواجه، وكشفت عن ساقيها لتخوض الماء، فقال لها سليمان: إنه صحن أملس من زجاج صاف والماء تحته. فأدركت عظمة ملك سليمان، وقالت: رب إني ظلمت نفسي بما كنت عليه من الشرك، وانقدتُ متابعة لسليمان داخلة في دين رب العالمين أجمعين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَـٰلِحًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ

    27:45

    We sent (aforetime), to the Thamud, their brother Salih, saying, "Serve Allah": But behold, they became two factions quarrelling with each other.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    To the people of Thamud We sent their brother, Salih, saying, ‘Worship God alone,’ but they split into two rival factions.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki “Allah’a kulluk edin!” (demesi için) Semûd’a kardeşleri Salih’i (peygamber olarak) göndermiştik ve birdenbire birbiriyle çekişen iki gruba ayrılmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily sent unto Thamud their brother Salih, saying: Worship Allah. And lo! they (then became two parties quarrelling.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had certainly sent to Thamūd their brother Ṣāliḥ, [saying], "Worship Allāh," and at once they were two parties conflicting.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد أرسلنا إلى ثمود أخاهم صالحًا: أن وحِّدوا الله، ولا تجعلوا معه إلهًا آخر، فلما أتاهم صالحٌ داعيًا إلى توحيد الله وعبادته وحده صار قومه فريقين: أحدهما مؤمن به، والآخر كافر بدعوته، وكل منهم يزعم أن الحق معه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    قَالَ يَـٰقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبْلَ ٱلْحَسَنَةِ ۖ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    27:46

    He said: "O my people! why ask ye to hasten on the evil in preference to the good? If only ye ask Allah for forgiveness, ye may hope to receive mercy.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Salih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Salih said, ‘My people, why do you rush to bring [forward] what is bad rather than good? Why do you not ask forgiveness of God, so that you may be given mercy?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Salih) şöyle demişti: “Ey kavmim! İyiliğin öncesinde niçin kötülüğe (kötülüğün gelmesine) acele ediyorsunuz? Merhamete ulaştırılasınız diye Allah’tan bağışlanma dilesenize!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: O my people! Why will ye hasten on the evil rather than the good? Why will ye not ask pardon of Allah, that ye may receive mercy.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "O my people, why are you impatient for evil before [i.e., instead of] good? Why do you not seek forgiveness of Allāh that you may receive mercy?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال صالح للفريق الكافر: لِمَ تبادرون الكفر وعمل السيئات الذي يجلب لكم العذاب، وتؤخرون الإيمان وفِعْل الحسنات الذي يجلب لكم الثواب؟ هلا تطلبون المغفرة من الله ابتداء، وتتوبون إليه؛ رجاء أن ترحموا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    قَالُوا۟ ٱطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَ ۚ قَالَ طَـٰٓئِرُكُمْ عِندَ ٱللَّهِ ۖ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ

    27:47

    They said: "Ill omen do we augur from thee and those that are with thee". He said: "Your ill omen is with Allah; yea, ye are a people under trial."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Cevap verdiler: "Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘We see you and your fol-lowers as an evil omen.’ He replied, ‘God will decide on any omen you may see: you people are being put to the test.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kavmi) şöyle demişti: “Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.” (Salih ise) “Size gelen uğursuzluk (yapıp ettikleriniz nedeniyle) Allah katında(n gelmiş)tir. Aslında siz deneniyorsunuz.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We augur evil of thee and those with thee. He said: Your evil augury is with Allah. Nay, but ye are folk that are being tested.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "We consider you a bad omen, you and those with you." He said, "Your omen [i.e., fate] is with Allāh. Rather, you are a people being tested."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال قوم صالح له: تَشاءَمْنا بك وبمن معك ممن دخل في دينك، قال لهم صالح: ما أصابكم الله مِن خير أو شر فهو مقدِّره عليكم ومجازيكم به، بل أنتم قوم تُخْتَبرون بالسراء والضراء والخير والشر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    وَكَانَ فِى ٱلْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

    27:48

    There were in the city nine men of a family, who made mischief in the land, and would not reform.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    There were nine men in the city who spread corruption in the land without making amends.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O şehirde bozgunculuk yapan ve ıslah etmeyen dokuzlu çete vardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there were in the city nine persons who made mischief in the land and reformed not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And there were in the city nine family heads causing corruption in the land and not amending [its affairs].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكان في مدينة صالح -وهي "الحِجْر" الواقعة في شمال غرب جزيرة العرب- تسعة رجال، شأنهم الإفساد في الأرض، الذي لا يخالطه شيء من الصلاح.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    قَالُوا۟ تَقَاسَمُوا۟ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ أَهْلِهِۦ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ

    27:49

    They said: "Swear a mutual oath by Allah that we shall make a secret night attack on him and his people, and that we shall then say to his heir (when he seeks vengeance): 'We were not present at the slaughter of his people, and we are positively telling the truth.'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘Swear by God: we shall attack this man and his household in the night, then say to his next of kin, “We did not witness the destruction of his household. We are telling the truth.”’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bu çete) Allah adına karşılıklı yeminleşerek birbirlerine şöyle demişlerdi: “Ona (Salih'e) ve ailesine gece baskın yapıp (hepsini öldürelim); sonra da (Salih’in) dostu olan kişiye ‘Biz onun ailesinin yok edilişini görmedik, gerçekten doğru söylüyoruz!’ diyelim.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Swear one to another by Allah that we verily will attack him and his household by night, and afterward we will surely say unto his friend: We witnessed not the destruction of his household. And lo! we are truthtellers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Take a mutual oath by Allāh that we will kill him by night, he and his family. Then we will say to his executor, 'We did not witness the destruction of his family, and indeed, we are truthful.'"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال هؤلاء التسعة بعضهم لبعض: تقاسموا بالله بأن يحلف كل واحد للآخرين: لنأتينَّ صالحًا بغتة في الليل فنقتله ونقتل أهله، ثم لنقولَنَّ لوليِّ الدم مِن قرابته: ما حضرنا قتلهم، وإنا لصادقون فيما قلناه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  50. 50

    وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    27:50

    They plotted and planned, but We too planned, even while they perceived it not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So they devised their evil plan, but We too made a plan of which they were unaware.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar tuzak kurmuşlardı. Onlar farkına varmadan biz de (buna karşı) tuzakkurmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So they plotted a plot: and We plotted a plot, while they perceived not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they planned a plan, and We planned a plan, while they perceived not.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ودبَّروا هذه الحيلة لإهلاك صالح وأهله مكرًا منهم، فنصرنا نبينا صالحًا عليه السلام، وأخذناهم بالعقوبة على غِرَّة، وهم لا يتوقعون كيدنا لهم جزاءً على كيدهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  51. 51

    فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَـٰهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ

    27:51

    Then see what was the end of their plot!- this, that We destroyed them and their people, all (of them).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    See how their scheming ended: We destroyed them utterly, along with all their people.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bak tuzaklarının sonu nasıl oldu! Onları da toplumlarını da toptan helak etmiştik!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then see the nature of the consequence of their plotting, for lo! We destroyed them and their people, every one.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then look how was the outcome of their plan - that We destroyed them and their people, all.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فانظر -أيها الرسول- نظرة اعتبار إلى عاقبة غَدْر هؤلاء الرهط بنبيهم صالح؟ أنا أهلكناهم وقومهم أجمعين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  52. 52

    فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةًۢ بِمَا ظَلَمُوٓا۟ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    27:52

    Now such were their houses, - in utter ruin, - because they practised wrong-doing. Verily in this is a Sign for people of knowledge.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    As a result of their evil deeds, their homes are desolate ruins- there truly is a sign in this for those who know-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleri! Gerçeği bilen bir toplum için şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    See, yonder are their dwellings empty and in ruins because they did wrong. Lo! herein is indeed a portent for a people who have knowledge.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So those are their houses, desolate because of the wrong they had done. Indeed in that is a sign for people who know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتلك مساكنهم خالية ليس فيها منهم أحد، أهلكهم الله؛ بسبب ظلمهم لأنفسهم بالشرك، وتكذيب نبيهم. إن في ذلك التدمير والإهلاك لَعظة لقوم يعلمون ما فعلناه بهم، وهذه سنتنا فيمن يكذب المرسلين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  53. 53

    وَأَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ

    27:53

    And We saved those who believed and practised righteousness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları da kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but We saved those who believed and were mindful of God.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İman edip takvâlı (duyarlı) davranmış olanları ise kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we saved those who believed and used to ward off (evil).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We saved those who believed and used to fear Allāh.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنجينا مما حلَّ بثمود من الهلاك صالحًا والمؤمنين به، الذين كانوا يتقون بإيمانهم عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  54. 54

    وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَـٰحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ

    27:54

    (We also sent) Lut (as a messenger): behold, He said to his people, "Do ye do what is shameful though ye see (its iniquity)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We also sent Lot to his people. He said to them, ‘How can you commit this outrage with your eyes wide open?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Lut’u da (peygamber olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre o çirkinliği (hâlâ) yapıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Lot! when he said unto his folk: Will ye commit abomination knowingly?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [mention] Lot, when he said to his people, "Do you commit immorality while you are seeing?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واذكر لوطًا إذ قال لقومه: أتأتون الفعلة المتناهية في القبح، وأنتم تعلمون قبحها؟ أإنكم لتأتون الرجال في أدبارهم للشهوة عوضًا عن النساء؟ بل أنتم قوم تجهلون حقَّ الله عليكم، فخالفتم بذلك أمره، وعَصَيْتُم رسوله بفعلتكم القبيحة التي لم يسبقكم بها أحد من العالمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  55. 55

    أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ

    27:55

    Would ye really approach men in your lusts rather than women? Nay, ye are a people (grossly) ignorant!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Siz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How can you lust after men instead of women? What fools you are!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Siz, kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Doğrusu siz cahillikte devam eden bir topluluksunuz!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Must ye needs lust after men instead of women? Nay, but ye are folk who act senselessly.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Do you indeed approach men with desire instead of women? Rather, you are a people behaving ignorantly."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واذكر لوطًا إذ قال لقومه: أتأتون الفعلة المتناهية في القبح، وأنتم تعلمون قبحها؟ أإنكم لتأتون الرجال في أدبارهم للشهوة عوضًا عن النساء؟ بل أنتم قوم تجهلون حقَّ الله عليكم، فخالفتم بذلك أمره، وعَصَيْتُم رسوله بفعلتكم القبيحة التي لم يسبقكم بها أحد من العالمين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  56. 56

    ۞ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوٓا۟ ءَالَ لُوطٍ مِّن قَرْيَتِكُمْ ۖ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

    27:56

    But his people gave no other answer but this: they said, "Drive out the followers of Lut from your city: these are indeed men who want to be clean and pure!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Milletinin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Buna kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar (bizim yaptıklarımızdan) temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The only answer his people gave was to say, ‘Expel Lot’s followers from your town! These men mean to stay chaste!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kavminin cevabı ise “Lut’un ailesini şehrinizden çıkarın; şüphesiz ki onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!” sözünden başka bir şey olmamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But the answer of his folk was naught save that they said: Expel the household of Lot from your township, for they (forsooth) are folk who would keep clean!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But the answer of his people was not except that they said, "Expel the family of Lot from your city. Indeed, they are people who keep themselves pure."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فما كان لقوم لوط جواب له إلا قول بعضهم لبعض: أَخْرجوا آل لوط من قريتكم، إنهم أناس يتنزهون عن إتيان الذكران. قالوا لهم ذلك استهزاءً بهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  57. 57

    فَأَنجَيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَـٰهَا مِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ

    27:57

    But We saved him and his family, except his wife; her We destined to be of those who lagged behind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We saved him and his family- except for his wife: We made her stay behind-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bunun üzerine onu (Lut’u) ve ailesini kurtarmıştık. Hanımı hariç; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını uygun görmüştük.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We saved him and his household save his wife; We destined her to be of those who stayed behind.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So We saved him and his family, except for his wife; We destined her to be of those who remained behind.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأنجينا لوطًا وأهله من العذاب الذي سيقع بقوم لوط، إلا امرأته قدَّرناها من الباقين في العذاب حتى تهلك مع الهالكين؛ لأنها كانت عونًا لقومها على أفعالهم القبيحة راضية بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  58. 58

    وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

    27:58

    And We rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onların üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and We brought rain down on them. How dreadful that rain was for those who had been warned!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üzerlerine büyük bir bela yağmuru yağdırmıştık. Uyarılanların (ama yola gelmeyenlerin) bela yağmuru ne de kötü (olmuştu)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We rained a rain upon them. Dreadful is the rain of those who have been warned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمطرنا عليهم من السماء حجارة مِن طين مهلكة، فقَبُحَ مطر المنذَرين، الذين قامت عليهم الحجة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  59. 59

    قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَـٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَىٰٓ ۗ ءَآللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ

    27:59

    Say: Praise be to Allah, and Peace on his servants whom He has chosen (for his Message). (Who) is better?- Allah or the false gods they associate (with Him)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Resulüm!) de ki: "Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say [Prophet], ‘Praise be to God and peace on the servants He has chosen. Who is better: God, or those they set up as partners with Him?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Hamd (övgü) Allah’a, selam (esenlik) de seçkin kıldığı kullarına olsun!” Allah mı hayırlıdır; yoksa ortak koşma(ya çalıştıkları) mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad): Praise be to Allah, and peace be on His slaves whom He hath chosen! Is Allah best, or (all) that ye ascribe as partners (unto Him)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, [O Muḥammad], "Praise be to Allāh, and peace upon His servants whom He has chosen. Is Allāh better or what they associate with Him?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل -أيها الرسول-: الثناء والشكر لله، وسلام منه، وأَمَنَةٌ على عباده الذين تخيرهم لرسالته، ثم اسأل مشركي قومك هل الله الذي يملك النفع والضر خير أو الذي يشركون من دونه، ممن لا يملك لنفسه ولا لغيره نفعًا ولا ضرًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  60. 60

    أَمَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَّا كَانَ لَكُمْ أَن تُنۢبِتُوا۟ شَجَرَهَآ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ

    27:60

    Or, Who has created the heavens and the earth, and Who sends you down rain from the sky? Yea, with it We cause to grow well-planted orchards full of beauty of delight: it is not in your power to cause the growth of the trees in them. (Can there be another) god besides Allah? Nay, they are a people who swerve from justice.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devameden bir güruhtur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Who created the heavens and earth? Who sends down water from the sky for you- with which We cause gardens of delight to grow: you have no power to make the trees grow in them- is it another god beside God? No! But they are people who take others to be equal with God.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren (Allah) mı? Bir ağacını bile yetiştiremeyeceğiniz güzel bahçeleri o (su) sayesinde yetiştirdik. Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Doğrusu onlar, (putları Allah’a) denk tutan (yoldan çıkmış) bir topluluktur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who created the heavens and the earth, and sendeth down for you water from the sky wherewith We cause to spring forth joyous orchards, whose trees it never hath been yours to cause to grow. Is there any Allah beside Allah? Nay, but they are folk who ascribe equals (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [More precisely], is He [not best] who created the heavens and the earth and sent down for you rain from the sky, causing to grow thereby gardens of joyful beauty which you could not [otherwise] have grown the trees thereof? Is there a deity with Allāh? [No], but they are a people who ascribe equals [to Him].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واسألهم مَن خلق السموات والأرض، وأنزل لكم من السماء ماء، فأنبت به حدائق ذات منظر حسن؟ ما كان لكم أن تنبتوا شجرها، لولا أن الله أنزل عليكم الماء من السماء. إن عبادته سبحانه هي الحق، وعبادة ما سواه هي الباطل. أمعبود مع الله فعل هذه الأفعال حتى يُعبد معه ويُشرك به؟ بل هؤلاء المشركون قوم ينحرفون عن طريق الحق والإيمان، فيسوون بالله غيره في العبادة والتعظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  61. 61

    أَمَّن جَعَلَ ٱلْأَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَـٰلَهَآ أَنْهَـٰرًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ ٱلْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    27:61

    Or, Who has made the earth firm to live in; made rivers in its midst; set thereon mountains immovable; and made a separating bar between the two bodies of flowing water? (can there be another) god besides Allah? Nay, most of them know not.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Who is it that made the earth a stable place to live? Who made rivers flow through it? Who set immovable mountains on it and created a barrier between the fresh and salt water? Is it another god beside God? No! But most of them do not know.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, arasında nehirler yaratan, yeryüzü için ağırlıklar var eden ve iki deniz arasına engel koyan (Allah) mı? Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Doğrusu onların pek çoğu, gerçeği bil(mek iste)miyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who made the earth a fixed abode, and placed rivers in the folds thereof, and placed firm hills therein, and hath set a barrier between the two seas? Is there any Allah beside Allah? Nay, but most of them know not!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is He [not best] who made the earth a stable ground and placed within it rivers and made for it firmly set mountains and placed between the two seas a barrier? Is there a deity with Allāh? [No], but most of them do not know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أعبادة ما تشركون بربكم خير أم الذي جعل لكم الأرض مستقرًا وجعل وسطها أنهارًا، وجعل لها الجبال ثوابت، وجعل بين البحرين العذب والملح حاجزًا حتى لا يُفسد أحدهما الآخر؟ أمعبود مع الله فَعَلَ ذلك حتى تشركوه معه في عبادتكم؟ بل أكثر هؤلاء المشركين لا يعلمون قَدْر عظمة الله، فهم يشركون به تقليدًا وظلمًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  62. 62

    أَمَّن يُجِيبُ ٱلْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَآءَ ٱلْأَرْضِ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ

    27:62

    Or, Who listens to the (soul) distressed when it calls on Him, and Who relieves its suffering, and makes you (mankind) inheritors of the earth? (Can there be another) god besides Allah? Little it is that ye heed!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mi? Pek kıt düşünüyorsunuz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Who is it that answers the distressed when they call upon Him? Who removes their suffering? Who makes you successors in the earth? Is it another god beside God? Little notice you take!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa kendine yalvardığında zorda kalana cevap veren, sıkıntıyı açan (gideren) ve sizi yeryüzünün halifeleri (sorumluları) olarak görevlendiren (Allah) mı? Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who answereth the wronged one when he crieth unto Him and removeth the evil, and hath made you viceroys of the earth? Is there any Allah beside Allah? Little do they reflect!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is He [not best] who responds to the desperate one when he calls upon Him and removes evil and makes you inheritors of the earth? Is there a deity with Allāh? Little do you remember.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أعبادة ما تشركون بالله خير أم الذي يجيب المكروب إذا دعاه، ويكشف السوء النازل به، ويجعلكم خلفاء لمن سبقكم في الأرض؟ أمعبود مع الله ينعم عليكم هذه النعم؟ قليلا ما تذكرون وتعتبرون، فلذلك أشركتم بالله غيره في عبادته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  63. 63

    أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِى ظُلُمَـٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَمَن يُرْسِلُ ٱلرِّيَـٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦٓ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ تَعَـٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    27:63

    Or, Who guides you through the depths of darkness on land and sea, and Who sends the winds as heralds of glad tidings, going before His Mercy? (Can there be another) god besides Allah?- High is Allah above what they associate with Him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Who is it that guides you through the darkness on land and sea? Who sends the winds as heralds of good news before His mercy? Is it another god beside God? God is far above the partners they put beside him!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen (Allah) mı?Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! Allah onların ortak koştuklarından yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who guideth you in the darkness of the land and the sea, He Who sendeth the winds as heralds of His mercy? Is there any Allah beside Allah? High Exalted be Allah from all that they ascribe as partner (unto Him)!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is He [not best] who guides you through the darknesses of the land and sea and who sends the winds as good tidings before His mercy? Is there a deity with Allāh? High is Allāh above whatever they associate with Him.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أعبادة ما تشركون بالله خير أم الذي يرشدكم في ظلمات البر والبحر إذا ضللتم فأظلمت عليكم السبل، والذي يرسل الرياح مبشرات بما يرحم به عباده مِن غيث يحيي موات الأرض؟ أمعبود مع الله يفعل بكم شيئًا من ذلك فتدعونه من دونه؟ تنزَّه الله وتقدَّس عما يشركون به غيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  64. 64

    أَمَّن يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَـٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    27:64

    Or, Who originates creation, then repeats it, and who gives you sustenance from heaven and earth? (Can there be another) god besides Allah? Say, "Bring forth your argument, if ye are telling the truth!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Who is it that creates life and reproduces it? Who is it that gives you provision from the heavens and earth? Is it another god beside God?’ Say, ‘Show me your evidence then, if what you say is true.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlar mı hayırlı) yoksa yaratmaya başlayan, sonra onu iade (tekrar) eden, gökten ve yerden sizi rızıklandıran (Allah) mı? Allah’la birlikte bir ilah mı (varmış)! De ki: “Doğruysanız kesin delilinizi getirin!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He (best) Who produceth creation, then reproduceth it, and Who provideth for you from the heaven and the earth? Is there any Allah beside Allah? Say: Bring your proof, if ye are truthful!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is He [not best] who begins creation and then repeats it and who provides for you from the heaven and earth? Is there a deity with Allāh? Say, "Produce your proof, if you should be truthful."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واسألهم من الذي ينشئ الخلق ثم يفنيه إذا شاء، ثم يعيده، ومَن الذي يرزقكم من السماء بإنزال المطر، ومن الأرض بإنبات الزرع وغيره؟ أمعبود سوى الله يفعل ذلك؟ قل: هاتوا حجتكم إن كنتم صادقين في زعمكم أن لله تعالى شريكًا في ملكه وعبادته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  65. 65

    قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلْغَيْبَ إِلَّا ٱللَّهُ ۚ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

    27:65

    Say: None in the heavens or on earth, except Allah, knows what is hidden: nor can they perceive when they shall be raised up (for Judgment).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘No one in the heavens or on earth knows the unseen except God.’ They do not know when they will be raised from the dead:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı (bilinemeyeni) bilemez.” Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilemezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad): None in the heavens and the earth knoweth the Unseen save Allah; and they know not when they will be raised (again).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "None in the heavens and earth knows the unseen except Allāh, and they do not perceive when they will be resurrected."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل -أيها الرسول- لهم: لا يعلم أحد في السموات ولا في الأرض ما استأثر الله بعلمه من المغيَّبات، ولا يدرون متى هم مبعوثون مِن قبورهم عند قيام الساعة؟ بل تكامل علمهم في الآخرة، فأيقنوا بالدار الآخرة، وما فيها مِن أهوال حين عاينوها، وقد كانوا في الدنيا في شك منها، بل عميت عنها بصائرهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  66. 66

    بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلْمُهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّنْهَا ۖ بَلْ هُم مِّنْهَا عَمُونَ

    27:66

    Still less can their knowledge comprehend the Hereafter: Nay, they are in doubt and uncertainty thereanent; nay, they are blind thereunto!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ahirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar bundan yana kördürler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    their knowledge cannot comprehend the Hereafter; they are in doubt about it; they are blind to it.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Aksine ahiret hakkındaki bilgiler art arda kendilerine gelmesine rağmen, esasında ondan şüphelenmeye devam etmektedir; ahiretten yana da kördürler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but doth their knowledge reach to the Hereafter? Nay, for they are in doubt concerning it. Nay, for they cannot see it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Rather, their knowledge is arrested concerning the Hereafter. Rather, they are in doubt about it. Rather, they are, concerning it, blind.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل -أيها الرسول- لهم: لا يعلم أحد في السموات ولا في الأرض ما استأثر الله بعلمه من المغيَّبات، ولا يدرون متى هم مبعوثون مِن قبورهم عند قيام الساعة؟ بل تكامل علمهم في الآخرة، فأيقنوا بالدار الآخرة، وما فيها مِن أهوال حين عاينوها، وقد كانوا في الدنيا في شك منها، بل عميت عنها بصائرهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  67. 67

    وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ

    27:67

    The Unbelievers say: "What! when we become dust,- we and our fathers,- shall we really be raised (from the dead)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So the disbelievers say, ‘What! When we and our forefathers have become dust, shall we be brought back to life again?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kâfir olanlar şöyle demişlerdi: “Biz ve atalarımız toprak olduğumuz zaman, gerçekten (diriltilip topraktan) mı çıkartılacağız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet those who disbelieve say: When we have become dust like our fathers, shall we verily be brought forth (again)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And those who disbelieve say, "When we have become dust as well as our forefathers, will we indeed be brought out [of the graves]?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال الذين جحدوا وحدانية الله: أنحن وآباؤنا مبعوثون أحياء كهيئتنا من بعد مماتنا بعد أن صرنا ترابًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  68. 68

    لَقَدْ وُعِدْنَا هَـٰذَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    27:68

    "It is true we were promised this,- we and our fathers before (us): these are nothing but tales of the ancients."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "And olsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have heard such promises before, and so did our forefathers. These are just ancient fables.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bu, daha önce bize de atalarımıza da vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We were promised this, forsooth, we and our fathers. (All) this is naught but fables of the men of old.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We have been promised this, we and our forefathers, before. This is not but legends of the former peoples."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لقد وُعدنا هذا البعث نحن وآباؤنا مِن قبل، فلم نر لذلك حقيقة ولم نؤمن به، ما هذا الوعد إلا مما سطَّره الأولون من الأكاذيب في كتبهم وافتروه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  69. 69

    قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ

    27:69

    Say: "Go ye through the earth and see what has been the end of those guilty (of sin)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: "Hele bir yeryüzünde gezin de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Prophet], say, ‘Travel through the earth and see how the evildoers ended up.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onlara) de ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonu nasıl olmuş, bakın!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (unto them, O Muhammad): Travel in the land and see the nature of the sequel for the guilty!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, [O Muḥammad], "Proceed [i.e., travel] through the land and observe how was the end of the criminals."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل -أيها الرسول- لهؤلاء المكذبين: سيروا في الأرض، فانظروا إلى ديار مَن كان قبلكم من المجرمين، كيف كان عاقبة المكذبين للرسل؟ أهلكهم الله بتكذيبهم، والله فاعل بكم مثلهم إن لم تؤمنوا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  70. 70

    وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُن فِى ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ

    27:70

    But grieve not over them, nor distress thyself because of their plots.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Habibim!) Onlara karşı mahzun olma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Prophet], do not grieve over them; do not be distressed by their schemes.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlardan dolayı üzülme; kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden sıkıntı içinde olma!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And grieve thou not for them, nor be in distress because of what they plot (against thee).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And grieve not over them or be in distress from what they conspire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولا تحزن على إعراض المشركين عنك وتكذيبهم لك، ولا يَضِقْ صدرك مِن مكرهم بك، فإن الله ناصرك عليهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  71. 71

    وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    27:71

    They also say: "When will this promise (come to pass)? (Say) if ye are truthful."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They also say, ‘When will this promise be fulfilled if what you say is true?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: When (will) this promise (be fulfilled), if ye are truthful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they say, "When is [the fulfillment of] this promise, if you should be truthful?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقول مشركو قومك -أيها الرسول-: متى يكون هذا الوعد بالعذاب الذي تَعِدُنا به أنت وأتباعك إن كنتم صادقين فيما تعدوننا به؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  72. 72

    قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ ٱلَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ

    27:72

    Say: "It may be that some of the events which ye wish to hasten on may be (close) in your pursuit!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: "Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize binecektir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘Maybe some of what you seek to hasten is near at hand.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Acele gelmesini istediğiniz (azab)ın bir kısmı başınıza gelmek üzeredir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: It may be that a part of that which ye would hasten on is close behind you.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "Perhaps it is close behind you [i.e., very near] - some of that for which you are impatient.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل لهم -أيها الرسول-: عسى أن يكون قد اقترب لكم بعض الذي تستعجلون من عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  73. 73

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ

    27:73

    But verily thy Lord is full of grace to mankind: Yet most of them are ungrateful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Your Lord is bountiful to people, though most of them are ungrateful.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord is full of bounty for mankind, but most of them do not give thanks.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, your Lord is the possessor of bounty for the people, but most of them are not grateful."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ ربك لذو فضل على الناس؛ بتركه معاجلتهم بالعقوبة على معصيتهم إياه وكفرهم به، ولكن أكثرهم لا يشكرون له على ذلك، فيؤمنوا به ويخلصوا له العبادة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  74. 74

    وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ

    27:74

    And verily thy Lord knoweth all that their hearts do hide. As well as all that they reveal.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rabbin elbette onların sinelerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He knows everything their hearts conceal and everything they reveal:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Rabbin kalplerinin gizlediğini de açıkladıklarını da elbette bilir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord knoweth surely all that their bosoms hide, and all that they proclaim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, your Lord knows what their breasts conceal and what they declare.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن ربك لَيعلم ما تخفيه صدور خلقه وما يظهرونه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  75. 75

    وَمَا مِنْ غَآئِبَةٍ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَـٰبٍ مُّبِينٍ

    27:75

    Nor is there aught of the unseen, in heaven or earth, but is (recorded) in a clear record.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehvi mahfuzda) bulunmasın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    there is nothing hidden in the heavens or on earth that is not in a clear Record.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gökte ve yerde gaib (yaratılmışların bilemeyeceği) ne varsa hepsi ancak ve ancak apaçık bir kitaptadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there is nothing hidden in the heaven or the earth but it is in a clear Record.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And there is nothing concealed within the heaven and the earth except that it is in a clear Register.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما مِن شيء غائب عن أبصار الخلق في السماء والأرض إلا في كتاب واضح عند الله. قد أحاط ذلك الكتاب بجميع ما كان وما يكون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  76. 76

    إِنَّ هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَكْثَرَ ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

    27:76

    Verily this Qur'an doth explain to the Children of Israel most of the matters in which they disagree.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Haberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Truly, this Quran explains to the Children of Israel most of what they differ about,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bu Kur’an İsrailoğullarına, tartıştıkları şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this Qur'an narrateth unto the Children of Israel most of that concerning which they differ.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, this Qur’ān relates to the Children of Israel most of that over which they disagree.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن هذا القرآن يقصُّ على بني إسرائيل الحق في أكثر الأشياء التي اختلفوا فيها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  77. 77

    وَإِنَّهُۥ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

    27:77

    And it certainly is a Guide and a Mercy to those who believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and it is guidance and grace for those who believe.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o (Kur’an), müminler için bir rehber ve rahmettir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! it is a guidance and a mercy for believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, it is guidance and mercy for the believers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن هذا القرآن لهداية من الضلال ورحمة من العذاب، لمن صدَّق به واهتدى بهداه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  78. 78

    إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُم بِحُكْمِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ

    27:78

    Verily thy Lord will decide between them by His Decree: and He is Exalted in Might, All-Knowing.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Rabbin şüphesiz, onlar arasında kendi hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Truly, your Lord will judge between them in His wisdom- He is the Almighty, the All Knowing-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Rabbin onların arasında hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord will judge between them of His wisdom, and He is the Mighty, the Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, your Lord will judge between them by His [wise] judgement. And He is the Exalted in Might, the Knowing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن ربك يقضي بين المختلفين من بني إسرائيل وغيرهم بحكمه فيهم، فينتقم من المبطل، ويجازي المحسن. وهو العزيز الغالب، فلا يُرَدُّ قضاؤه، العليم، فلا يلتبس عليه حق بباطل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  79. 79

    فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنَّكَ عَلَى ٱلْحَقِّ ٱلْمُبِينِ

    27:79

    So put thy trust in Allah: for thou art on (the path of) manifest Truth.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so [Prophet], put your trust in God, you are on the path of clear truth.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’a güven! Şüphesiz ki sen apaçık hakikat üzeresin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O Muhammad) put thy trust in Allah, for thou (standest) on the plain Truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So rely upon Allāh; indeed, you are upon the clear truth.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاعتمد -أيها الرسول- في كل أمورك على الله، وثق به؛ فإنه كافيك، إنك على الحق الواضح الذي لا شك فيه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  80. 80

    إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ

    27:80

    Truly thou canst not cause the dead to listen, nor canst thou cause the deaf to hear the call, (especially) when they turn back in retreat.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You cannot make the dead hear, you cannot make the deaf listen to your call when they turn their backs and leave,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki sen ölülere duyuramazsın; sağırlara da arkalarını dönüp giderlerken çağrıyı işittiremezsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thou canst not make the dead to hear, nor canst thou make the deaf to hear the call when they have turned to flee;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, you will not make the dead hear, nor will you make the deaf hear the call when they have turned their backs retreating.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنك -أيها الرسول- لا تقدر أن تُسمع الحق مَن طبع الله على قلبه فأماته، ولا تُسمع دعوتك مَن أصمَّ الله سمعه عن سماع الحق عند إدبارهم معرضين عنك، فإن الأصم لا يسمع الدعاء إذا كان مقبلا، فكيف إذا كان معرضًا عنه موليًا مدبرًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  81. 81

    وَمَآ أَنتَ بِهَـٰدِى ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَـٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ

    27:81

    Nor canst thou be a guide to the blind, (to prevent them) from straying: only those wilt thou get to listen who believe in Our Signs, and they will bow in Islam.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you cannot guide the blind out of their error: you cannot make anyone hear you except those who believe in Our signs and submit [to Us].

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen körleri şaşkınlıklarından (çevirip) doğru yola iletemezsin. Ayetlerimize inanıp teslim olanlardan başkasına duyuramazsın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nor canst thou lead the blind out of their error. Thou canst make none to hear, save those who believe Our revelations and who have surrendered.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you cannot guide the blind away from their error. You will only make hear those who believe in Our verses so they are Muslims [i.e., submitting to Allāh].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما أنت -أيها الرسول- بهادٍ عن الضلالة مَن أعماه الله عن الهدى والرشاد، ولا يمكنك أن تُسمع إلا مَن يصدِّق بآياتنا، فهم مسلمون مطيعون، مستجيبون لما دعوتهم إليه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  82. 82

    ۞ وَإِذَا وَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَآبَّةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ

    27:82

    And when the Word is fulfilled against them (the unjust), we shall produce from the earth a beast to (face) them: He will speak to them, for that mankind did not believe with assurance in Our Signs.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When the verdict is given against them, We shall bring a creature out of the earth, which will tell them that people had no faith in Our revelations.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar hakkında o (azap) sözü gerçekleştiği zaman, onlar için yerden bir canlı çıkarmış olacağız ve bu (inkârcı) insanların ayetlerimize kesin bir şekilde inanmamış olduklarını kendilerine söyleyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when the word is fulfilled concerning them, We shall bring forth a beast of the earth to speak unto them because mankind had not faith in Our revelations.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when the word [i.e., decree] befalls them, We will bring forth for them a creature from the earth speaking to them, [saying] that the people were, of Our verses, not certain [in faith].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإذا وجب العذاب عليهم؛ لتماديهم في المعاصي والطغيان، وإعراضهم عن شرع الله وحكمه، حتى صاروا من شرار خلقه، أخرجنا لهم من الأرض في آخر الزمان علامة من علامات الساعة الكبرى، وهي "الدابة"، تحدثهم أن الناس المنكرين للبعث كانوا بالقرآن ومحمد صلى الله عليه وسلم ودينه لا يصدقون ولا يعملون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  83. 83

    وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ فَوْجًا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِـَٔايَـٰتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ

    27:83

    One day We shall gather together from every people a troop of those who reject our Signs, and they shall be kept in ranks,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün her ümmetin ayetlerimizi yalanlayanlarını toplarız. Onlar bir arada tutulup, hesap yerine sevkedilirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The Day will come when We gather from every community a crowd of those who disbelieved in Our signs and they will be led in separate groups

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün, her ümmet içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan (çeşitli) grup(ları) toplayacağız; onlar, (hesap yerine) sevk edilecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (remind them of) the Day when We shall gather out of every nation a host of those who denied Our revelations, and they will be set in array;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [warn of] the Day when We will gather from every nation a company of those who deny Our signs, and they will be [driven] in rows

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويوم نجمع يوم الحشر من كل أمة جماعة، ممن يكذب بأدلتنا وحججنا، يُحْبَس أولهم على آخرهم؛ ليجتمعوا كلهم، ثم يساقون إلى الحساب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  84. 84

    حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُو قَالَ أَكَذَّبْتُم بِـَٔايَـٰتِى وَلَمْ تُحِيطُوا۟ بِهَا عِلْمًا أَمَّاذَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    27:84

    Until, when they come (before the Judgment-seat), (Allah) will say: "Did ye reject My Signs, though ye comprehended them not in knowledge, or what was it ye did?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geldikleri zaman Allah: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    until, when they come before Him, He will say, ‘Did you deny My messages without even taking them in? Or what were you doing?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonunda, (hesap yerine) geldikleri zaman (Allah) kendilerine şöyle soracaktır: “Bilip kavramadan ayetlerimi yalanladınız, öyle mi? (Değilse, bu) yaptığınız neydi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Till, when they come (before their Lord), He will say: Did ye deny My revelations when ye could not compass them in knowledge, or what was it that ye did?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Until, when they arrive [at the place of Judgement], He will say, "Did you deny My signs while you encompassed them not in knowledge, or what [was it that] you were doing?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حتى إذا جاء من كل أمة فوج ممن يكذب بآياتنا فاجتمعوا قال الله: أكذَّبْتم بآياتي التي أنزلتها على رسلي، وبالآيات التي أقمتها دلالة على توحيدي واستحقاقي وحدي للعبادة ولم تحيطوا علمًا ببطلانها، حتى تُعرضوا عنها وتُكَذِّبوا بها، أم أي شيء كنتم تعملون؟ وحقت عليهم كلمة العذاب بسبب ظلمهم وتكذيبهم، فهم لا ينطقون بحجة يدفعون بها عن أنفسهم ما حلَّ بهم من سوء العذاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  85. 85

    وَوَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِم بِمَا ظَلَمُوا۟ فَهُمْ لَا يَنطِقُونَ

    27:85

    And the Word will be fulfilled against them, because of their wrong-doing, and they will be unable to speak (in plea).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Haksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The verdict will be given against them because of their wrongdoing: they will not speak.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yaptıkları haksızlıktan dolayı haklarında (azap) sözü gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the Word will be fulfilled concerning them because they have done wrong, and they will not speak.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the decree will befall them for the wrong they did, and they will not [be able to] speak.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حتى إذا جاء من كل أمة فوج ممن يكذب بآياتنا فاجتمعوا قال الله: أكذَّبْتم بآياتي التي أنزلتها على رسلي، وبالآيات التي أقمتها دلالة على توحيدي واستحقاقي وحدي للعبادة ولم تحيطوا علمًا ببطلانها، حتى تُعرضوا عنها وتُكَذِّبوا بها، أم أي شيء كنتم تعملون؟ وحقت عليهم كلمة العذاب بسبب ظلمهم وتكذيبهم، فهم لا ينطقون بحجة يدفعون بها عن أنفسهم ما حلَّ بهم من سوء العذاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  86. 86

    أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِيَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    27:86

    See they not that We have made the Night for them to rest in and the Day to give them light? Verily in this are Signs for any people that believe!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Görmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did they not see that We gave them the night for rest, and the day for light? There truly are signs in this for those who believe.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dinlensinler diye geceyi (karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü aydınlık kıldığımızı hiç mi düşünmediler? İman eden bir topluluk için şüphesiz ki bunda dersler vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not seen how We have appointed the night that they may rest therein, and the day sight-giving? Lo! therein verily are portents for a people who believe.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Do they not see that We made the night that they may rest therein and the day giving sight? Indeed in that are signs for a people who believe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ألم ير هؤلاء المكذبون بآياتنا أنا جعلنا الليل يستقرُّون فيه وينامون، والنهار يبصرون فيه للسعي في معاشهم؟ إن في تصريفهما لَدلالة لقوم يؤمنون بكمال قدرة الله ووحدانيَّته وعظيم نعمه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  87. 87

    وَيَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُ ۚ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَٰخِرِينَ

    27:87

    And the Day that the Trumpet will be sounded - then will be smitten with terror those who are in the heavens, and those who are on earth, except such as Allah will please (to exempt): and all shall come to His (Presence) as beings conscious of their lowliness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On the Day the Trumpet sounds, everyone in heaven and on earth will be terrified- except such as God wills- and all will come to Him in utter humility.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sûr’a üfleneceği gün, –Allah’ın diledikleri hariç– göklerde ve yerde bulunanlar şiddetli bir şekilde korkacaktır. Hepsi boynu bükük olarak O’na gelecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (remind them of) the Day when the Trumpet will be blown, and all who are in the heavens and the earth will start in fear, save him whom Allah willeth. And all come unto Him, humbled.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [warn of] the Day the Horn will be blown, and whoever is in the heavens and whoever is on the earth will be terrified except whom Allāh wills. And all will come to Him humbled.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واذكر -أيها الرسول- يوم يَنفخ الملَك في "القرن" ففزع مَن في السموات ومَن في الأرض فزعًا شديدًا مِن هول النفخة، إلا مَنِ استثناه الله ممن أكرمه وحفظه من الفزع، وكل المخلوقات يأتون إلى ربهم صاغرين مطيعين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  88. 88

    وَتَرَى ٱلْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِ ۚ صُنْعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِىٓ أَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ ۚ إِنَّهُۥ خَبِيرٌۢ بِمَا تَفْعَلُونَ

    27:88

    Thou seest the mountains and thinkest them firmly fixed: but they shall pass away as the clouds pass away: (such is) the artistry of Allah, who disposes of all things in perfect order: for he is well acquainted with all that ye do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You will see the mountains and think they are firmly fixed, but they will float away like clouds: this is the handiwork of God who has perfected all things. He is fully aware of what you do:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Görüp sabit sandığın dağlar, her şeyi en güçlü biçimde şekillendiren Allah’ın bir sanatı olarak, bulutların gidişi (gibi) gidiyor (olacaktır). Şüphesiz ki Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thou seest the hills thou deemest solid flying with the flight of clouds: the doing of Allah Who perfecteth all things. Lo! He is Informed of what ye do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you see the mountains, thinking them motionless, while they will pass as the passing of clouds. [It is] the work of Allāh, who perfected all things. Indeed, He is Aware of that which you do.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وترى الجبال تظنها واقفة مستقرة، وهي تسير سيرًا حثيثًا كسير السحاب الذي تسيِّره الرياح، وهذا مِن صنع الله الذي أحسن كل شيء خلقه وأتقنه. إن الله خبير بما يفعل عباده من خير وشر، وسيجازيهم على ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  89. 89

    مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ ءَامِنُونَ

    27:89

    If any do good, good will (accrue) to them therefrom; and they will be secure from terror that Day.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    whoever comes with a good deed will be rewarded with something better, and be secure from the terrors of that Day,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kim bir iyilikle gelirse onun için çok daha hayırlısı olacaktır. Onlar o gün korkudan güvende olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Whoso bringeth a good deed will have better than its worth; and such are safe from fear that Day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Whoever comes [at Judgement] with a good deed will have better than it, and they, from the terror of that Day, will be safe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    من جاء بتوحيد الله والإيمان به وعبادته وحده، والأعمال الصالحة يوم القيامة، فله عند الله من الأجر العظيم ما هو خير منها وأفضل، وهو الجنة، وهم يوم الفزع الأكبر آمنون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  90. 90

    وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    27:90

    And if any do evil, their faces will be thrown headlong into the Fire: "Do ye receive a reward other than that which ye have earned by your deeds?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Her kim de kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını çekeceksiniz." (denir).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but whoever comes with evil deeds will be cast face downwards into the Fire. ‘Are you rewarded for anything except what you have done?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kötülükle gelen kişiler ise yüzüstü cehenneme atılacaklardır ve (kendilerine) “Sadece yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz.” (denecektir).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And whoso bringeth an ill-deed, such will be flung down on their faces in the Fire. Are ye rewarded aught save what ye did?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And whoever comes with an evil deed - their faces will be overturned into the Fire, [and it will be said], "Are you recompensed except for what you used to do?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن جاء بالشرك والأعمال السيئة المنكرة، فجزاؤهم أن يكبَّهم الله على وجوههم في النار يوم القيامة، ويقال لهم توبيخًا: هل تجزون إلا ما كنتم تعملون في الدنيا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  91. 91

    إِنَّمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَـٰذِهِ ٱلْبَلْدَةِ ٱلَّذِى حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَىْءٍ ۖ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    27:91

    For me, I have been commanded to serve the Lord of this city, Him Who has sanctified it and to Whom (belong) all things: and I am commanded to be of those who bow in Islam to Allah's Will,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Say Prophet], ‘What I am commanded to do is to serve the Sustainer of this town, which He has made inviolable. Everything belongs to Him; I am commanded to be one of those devoted to Him;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (De ki:) “Ben her şey sadece kendisine ait olan ve saygın kıldığı bu şehrin (Mekke’nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Ben müslümanlardan olmakla emrolundum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Say): I (Muhammad) am commanded only to serve the Lord of this land which He hath hallowed, and unto Whom all things belong. And I am commanded to be of those who surrender (unto Him),

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Say, O Muḥammad], "I have only been commanded to worship the Lord of this city, who made it sacred and to whom [belongs] all things. And I am commanded to be of the Muslims [i.e., those who submit to Allāh].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل -أيها الرسول- للناس: إنما أُمرت أن أعبد رب هذه البلدة، وهي "مكة"، الذي حَرَّمها على خلقه أن يسفكوا فيها دمًا حرامًا، أو يظلموا فيها أحدًا، أو يصيدوا صيدها، أو يقطعوا شجرها، وله سبحانه كل شيء، وأُمرت أن أعبده وحده دون مَن سواه، وأُمرت أن أكون من المنقادين لأمره، المبادرين لطاعته، وأن أتلو القرآن على الناس، فمن اهتدى بما فيه واتبع ما جئت به، فإنما خير ذلك وجزاؤه لنفسه، ومن ضلَّ عن الحق فقل -أيها الرسول-: إنما أنا نذير لكم من عذاب الله وعقابه إن لم تؤمنوا، فأنا واحد من الرسل الذين أنذروا قومهم، وليس بيدي من الهداية شيء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  92. 92

    وَأَنْ أَتْلُوَا۟ ٱلْقُرْءَانَ ۖ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

    27:92

    And to rehearse the Qur'an: and if any accept guidance, they do it for the good of their own souls, and if any stray, say: "I am only a Warner".

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ve Kur'ân'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I am commanded to recite the Quran.’ Whoever chooses to follow the right path does so for his own good. Say to whoever deviates from it, ‘I am only here to warn.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kur’an’ı tilavetle (okuyup aktarmakla) da (emrolundum). Kim doğru yola gelirse yalnızca kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa (ona) de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And to recite the Qur'an. And whoso goeth right, goeth right only for (the good of) his own soul; and as for him who goeth astray - (Unto him) say: Lo! I am only a warner.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And to recite the Qur’ān." And whoever is guided is only guided for [the benefit of] himself; and whoever strays - say, "I am only [one] of the warners."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل -أيها الرسول- للناس: إنما أُمرت أن أعبد رب هذه البلدة، وهي "مكة"، الذي حَرَّمها على خلقه أن يسفكوا فيها دمًا حرامًا، أو يظلموا فيها أحدًا، أو يصيدوا صيدها، أو يقطعوا شجرها، وله سبحانه كل شيء، وأُمرت أن أعبده وحده دون مَن سواه، وأُمرت أن أكون من المنقادين لأمره، المبادرين لطاعته، وأن أتلو القرآن على الناس، فمن اهتدى بما فيه واتبع ما جئت به، فإنما خير ذلك وجزاؤه لنفسه، ومن ضلَّ عن الحق فقل -أيها الرسول-: إنما أنا نذير لكم من عذاب الله وعقابه إن لم تؤمنوا، فأنا واحد من الرسل الذين أنذروا قومهم، وليس بيدي من الهداية شيء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  93. 93

    وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ فَتَعْرِفُونَهَا ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    27:93

    And say: "Praise be to Allah, Who will soon show you His Signs, so that ye shall know them"; and thy Lord is not unmindful of all that ye do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘Praise belongs to God: He will show you His signs so that you will recognize them.’ Your Lord is never unmindful of what you all do.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Hamd (övgü) Allah içindir. O, ayetlerini size gösterecektir; siz de onları (görüp) tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: Praise be to Allah Who will show you His portents so that ye shall know them. And thy Lord is not unaware of what ye (mortals) do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And say, "[All] praise is [due] to Allāh. He will show you His signs, and you will recognize them. And your Lord is not unaware of what you do."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقل -أيها الرسول-: الثناء الجميل لله، سيريكم آياته في أنفسكم وفي السماء والأرض، فتعرفونها معرفة تدلكم على الحق، وتبيِّن لكم الباطل، وما ربك بغافل عما تعملون، وسيجازيكم على ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)