كان : عبارة عما مضى من الزمان، وفي كثير من وصف الله تعالى تنبئ عن معنى الأزلية، قال: وكان الله بكل شيء عليما [الأحزاب/ 40]، وكان الله على كل شيء قديرا [الأحزاب/ 27] وما استعمل منه في جنس الشيء متعلقا بوصف له هو موجود فيه فتنبيه على أن ذلك الوصف لازم له، قليل الانفكاك منه. نحو قوله في الإنسان: وكان الإنسان كفورا [الإسراء/ 67] وكان الإنسان قتورا [الإسراء/ 100]، وكان الإنسان أكثر شيء جدلا [الكهف/ 54] فذلك تنبيه على أن ذلك الوصف لازم له قليل الانفكاك منه، وقوله في وصف الشيطان: وكان الشيطان للإنسان خذولا [الفرقان/ 29]، وكان الشيطان لربه كفورا [الإسراء/ 27]. وإذا استعمل في الزمان الماضي فقد يجوز أن يكون المستعمل فيه بقي على حالته كما تقدم ذكره آنفا، ويجوز أن يكون قد تغير نحو: كان فلان كذا ثم صار كذا. ولا فرق بين أن يكون الزمان المستعمل فيه كان قد تقدم تقدما كثيرا، نحو أن تقول: كان في أول ما أوجد الله تعالى، وبين أن يكون في زمان قد تقدم بآن واحد عن الوقت الذي استعملت فيه كان، نحو أن تقول: كان آدم كذا، وبين أن يقال: كان زيد هاهنا، ويكون بينك وبين ذلك الزمان أدنى وقت، ولهذا صح أن يقال: كيف نكلم من كان في المهد صبيا [مريم/ 29] فأشار بكان أن عيسى وحالته التي شاهده عليها قبيل. وليس قول من قال: هذا إشارة إلى الحال بشيء، لأن ذلك إشارة إلى ما تقدم، لكن إلى زمان يقرب من زمان قولهم هذا. وقوله: كنتم خير أمة [آل عمران/ 110] فقد قيل: معنى كنتم معنى الحال ، وليس ذلك بشيء بل إنما ذلك إشارة إلى أنكم كنتم كذلك في تقدير الله تعالى وحكمه، وقوله: وإن كان ذو عسرة [البقرة/ 280] فقد قيل: معناه: حصل ووقع، والكون يستعمله بعض الناس في استحالة جوهر إلى ما هو دونه، وكثير من المتكلمين يستعملونه في معنى الإبداع. وكينونة عند بعض النحويين فعلولة، وأصله: كونونة، وكرهوا الضمة والواو فقلبوا، وعند سيبويه كيونونة على وزن فيعلولة، ثم أدغم فصار كينونة، ثم حذف فصار كينونة، كقولهم في ميت: ميت. وأصل ميت: ميوت، ولم يقولوا كينونة على الأصل، كما قالوا: ميت، لثقل لفظها. و«المكان» قيل أصله من: كان يكون، فلما كثر في كلامهم توهمت الميم أصلية فقيل: تمكن كما قيل في المسكين: تمسكن، واستكان فلان: تضرع وكأنه سكن وترك الدعة لضراعته. قال تعالى: فما استكانوا لربهم [المؤمنون/ 76].
Exdore translation — not part of the source
Kâne: Geçmiş zamandan haber veren bir ifadedir. Allah Teâlâ'nın vasfedilmesinde çoğu yerde ezelîlik anlamını bildirir. Şöyle dedi: "Allah her şeyi hakkıyla bilendir" [33:40], "Allah her şeye kadirdir" [33:27]. Onun, bir şeyin cinsi hakkında o şeyde bulunan bir vasfa bağlı olarak kullanılması ise, o vasfın ona lazım (ayrılmaz) olduğuna, ondan pek az ayrıldığına dikkat çekmek içindir. İnsan hakkındaki şu sözü gibi: "İnsan çok nankördür" [17:67], "İnsan çok cimridir" [17:100], "İnsan, tartışmaya en düşkün varlıktır" [18:54]. İşte bu, o vasfın ona lazım olduğuna, ondan pek az ayrıldığına dikkat çekmektir. Şeytanın vasfındaki şu sözü de böyledir: "Şeytan insanı yüzüstü bırakandır" [25:29], "Şeytan Rabbine karşı çok nankördür" [17:27]. Geçmiş zaman hakkında kullanıldığında, hakkında kullanıldığı şeyin -az önce anıldığı gibi- durumu üzere kalmış olması mümkün olduğu gibi, değişmiş olması da mümkündür; "Falanca şöyleydi, sonra böyle oldu" sözünde olduğu gibi. Kâne'nin kullanıldığı zamanın çok önce geçmiş olması -meselâ "Allah Teâlâ'nın (varlıkları) ilk var ettiği sırada şöyleydi" demen gibi- ile, kâne'yi kullandığın vakitten yalnızca bir an önce geçmiş bir zamanda olması -meselâ "Âdem şöyleydi" demen gibi-, hatta "Zeyd buradaydı" deyip seninle o zaman arasında en kısa bir vaktin bulunması arasında fark yoktur. Bunun için "Beşikte bir çocuk olan kimseyle nasıl konuşuruz?" [19:29] denmesi doğru olmuştur; (burada) kâne ile İsa'ya ve onu az önce üzerinde gördükleri o hâline işaret etmiştir. "Bu, hâle (şimdiki zamana) işarettir" diyenin sözü isabetli değildir; çünkü o, geçmişe işarettir; ne var ki, bu sözü söyledikleri zamana yakın bir zamana işaret eder. "Siz en hayırlı ümmet oldunuz" [3:110] sözüne gelince: "kuntum"un anlamı hâl (şimdiki zaman) anlamındadır denmiştir; ama bu isabetli değildir; bilakis bu, Allah Teâlâ'nın takdiri ve hükmünde sizin böyle olduğunuza işarettir. "Eğer (borçlu) darlık içinde olursa" [2:280] sözüne gelince de: anlamı "meydana geldi, vuku buldu"dur denmiştir. el-Kevn (oluş) kelimesini bazı insanlar, bir cevherin kendisinden daha aşağı olan bir şeye dönüşmesi (istihâle) anlamında kullanır; kelâmcıların çoğu ise onu ibdâ' (yoktan var etme) anlamında kullanır. Keynûne (كينونة) kelimesi, bazı nahivcilere göre "fa'lûle" (فعلولة) kalıbındadır; aslı "kevnûne"dir (كونونة); damme ile vâv'ı yan yana hoş görmedikleri için kalb yaptılar. Sîbeveyh'e göre ise aslı "kayvenûne"dir (كيونونة), "fay'alûle" (فيعلولة) vezninde; sonra idgam yapıldı ve "kayyinûne" (كيّنونة) oldu; sonra bir harf hazfedildi ve "keynûne" (كينونة) oldu; tıpkı "meyyit" (ميّت) yerine "meyt" (ميت) demeleri gibi. "Meyyit" (مَيِّت) kelimesinin aslı "meyvit"tir (مَيْوِت); onlar, tıpkı (meyyit yerine hafifletilmiş) "meyt" dedikleri gibi, keynûne'yi de asıl (idgamlı tam) biçimi üzere söylemediler; çünkü bu lafzın telaffuzu ağırdır. "el-Mekân" (mekân) kelimesinin aslının "kâne-yekûnu"dan olduğu söylenmiştir. Sözlerinde çokça kullanılınca mîm harfi asli (kökten) sanıldı da "temekkene" (mekân edindi/yerleşti) dendi; tıpkı "el-miskîn"den "temeskene" dendiği gibi. "İstekâne fülân": (Falanca) yalvarıp yakardı; sanki boyun eğip durulmuş ve yalvarışı sebebiyle rahat/huzurlu yaşamı terk etmiştir. Allah Teâlâ şöyle dedi: "Yine de Rablerine boyun eğmediler" [23:76].
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)