38.ص
صمكية · 88 آية
- 1
صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
38:1
Sad: By the Qur'an, Full of Admonition: (This is the Truth).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Sâd. Bu zikirle dolu Kur'ân'a bak!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Sad By the Quran with its reminding . . .!
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Sâd. Zikr (itibar) sahibi Kur’an’a yemin olsun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Sad. By the renowned Qur'an,
M. Pickthall · EN · public-domain
Ṣād. By the Qur’ān containing reminder...
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(ص) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 2
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
38:2
But the Unbelievers (are steeped) in self-glory and Separatism.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Yet the disbelievers are steeped in arrogance and hostility.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Esasında, kâfir olanlar (haksız) bir gurur ve ayrılık (düşmanlık) içindedir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Nay, but those who disbelieve are in false pride and schism.
M. Pickthall · EN · public-domain
But those who disbelieve are in pride and dissension.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
(ص) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 3
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
38:3
How many generations before them did We destroy? In the end they cried (for mercy)- when there was no longer time for being saved!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How many generations We have destroyed before them! They all cried out, once it was too late, for escape.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik de feryat etmişlerdi; (ancak) kurtulmaları mümkün değildi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How many a generation We destroyed before them, and they cried out when it was no longer the time for escape!
M. Pickthall · EN · public-domain
How many a generation have We destroyed before them, and they [then] called out; but it was not a time for escape.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
كثيرًا من الأمم أهلكناها قبل هؤلاء المشركين، فاستغاثوا حين جاءهم العذاب ونادوا بالتوبة، وليس الوقت وقت قَبول توبة، ولا وقت فرار وخلاص مما أصابهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 4
وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا سَـٰحِرٌ كَذَّابٌ
38:4
So they wonder that a Warner has come to them from among themselves! and the Unbelievers say, "This is a sorcerer telling lies!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: "Bu bir sihirbazdır, yalancıdır" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The disbelievers think it strange that a prophet of their own people has come to warn them: they say, ‘He is just a lying sorcerer.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler “Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they marvel that a warner from among themselves hath come unto them, and the disbelievers say: This is a wizard, a charlatan.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they wonder that there has come to them a warner [i.e., Prophet Muḥammad (ﷺ)] from among themselves. And the disbelievers say, "This is a magician and a liar.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعجِب هؤلاء الكفار مِن بعث الله إليهم بشرا منهم؛ ليدعوهم إلى الله ويخوَّفهم عذابه، وقالوا: إنه ليس رسولا بل هو كاذب في قوله، ساحر لقومه، كيف يصيِّر الآلهة الكثيرة إلهًا واحدًا؟ إنَّ هذا الذي جاء به ودعا إليه لَشيء عجيب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 5
أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَـٰهًا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ
38:5
"Has he made the gods (all) into one Allah? Truly this is a wonderful thing!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
How can he claim that all the gods are but one God? What an astonishing thing [to claim]!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler “Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Maketh he the gods One Allah? Lo! that is an astounding thing.
M. Pickthall · EN · public-domain
Has he made the gods [only] one God? Indeed, this is a curious thing."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعجِب هؤلاء الكفار مِن بعث الله إليهم بشرا منهم؛ ليدعوهم إلى الله ويخوَّفهم عذابه، وقالوا: إنه ليس رسولا بل هو كاذب في قوله، ساحر لقومه، كيف يصيِّر الآلهة الكثيرة إلهًا واحدًا؟ إنَّ هذا الذي جاء به ودعا إليه لَشيء عجيب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 6
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ
38:6
And the leader among them go away (impatiently), (saying), "Walk ye away, and remain constant to your gods! For this is truly a thing designed (against you)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: "İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Their leaders depart, saying, ‘Walk away! Stay faithful to your gods! That is what you must do.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçlerinden yöneticiler öne atılmış, (şöyle demişlerdi:) “(İnancınızda) yürüyün; ilahlarınıza bağlı kalın (onları savunun)! Şüphesiz ki bu, (sizden) istenen şeydir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The chiefs among them go about, exhorting: Go and be staunch to your gods! Lo! this is a thing designed.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the eminent among them went forth, [saying], "Continue, and be patient over [the defense of] your gods. Indeed, this is a thing intended.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وانطلق رؤساء القوم وكبراؤهم يحرِّضون قومهم على الاستمرار على الشرك والصبر على تعدد الآلهة، ويقولون إن ما جاء به هذا الرسول شيء مدبَّر يقصد منه الرئاسة والسيادة، ما سمعنا بما يدعو إليه في دين آبائنا من قريش، ولا في النصرانية، ما هذا إلا كذب وافتراء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 7
مَا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَـٰقٌ
38:7
"We never heard (the like) of this among the people of these latter days: this is nothing but a made-up tale!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Biz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We did not hear any such claim in the last religion: it is all an invention.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Son dinde bile böyle bir şey duymadık. Bu, uydurmadan başka bir şey değildir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We have not heard of this in later religion. This is naught but an invention.
M. Pickthall · EN · public-domain
We have not heard of this in the latest religion. This is not but a fabrication.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وانطلق رؤساء القوم وكبراؤهم يحرِّضون قومهم على الاستمرار على الشرك والصبر على تعدد الآلهة، ويقولون إن ما جاء به هذا الرسول شيء مدبَّر يقصد منه الرئاسة والسيادة، ما سمعنا بما يدعو إليه في دين آبائنا من قريش، ولا في النصرانية، ما هذا إلا كذب وافتراء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 8
أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
38:8
"What! has the Message been sent to him - (Of all persons) among us?"... but they are in doubt concerning My (Own) Message! Nay, they have not yet tasted My Punishment!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur'ân'ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Was the message sent only to him out of all of us?’ In fact they doubt My warning; in fact they have not tasted My punishment yet.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Zikr (Kur’an), aramızdan ona (Muhammed’e) mi indirildi?” Aslında onlar zikrimden (Kur’an’dan) şüphe içindedir. Esasında onlar azabımı henüz tatmadılar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hath the reminder been unto him (alone) among us? Nay, but they are in doubt concerning My reminder; nay but they have not yet tasted My doom.
M. Pickthall · EN · public-domain
Has the message been revealed to him out of [all of] us?" Rather, they are in doubt about My message. Rather, they have not yet tasted My punishment.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أخُص محمد بنزول القرآن عليه من دوننا؟ بل هم في ريب من وحيي إليك -أيها الرسول- وإرسالي لك، بل قالوا ذلك؛ لأنهم لم يذوقوا عذاب الله، فلو ذاقوا عذابه لما تجرؤوا على ما قالوا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 9
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
38:9
Or have they the treasures of the mercy of thy Lord,- the Exalted in Power, the Grantor of Bounties without measure?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa sana o Kur'ân'ı veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they possess the treasures of your Lord’s bounty, the Mighty, the All Giving?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa güçlü, bolca veren Rabbinin merhamet hazineleri onların yanında mı?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or are theirs the treasures of the mercy of thy Lord, the Mighty, the Bestower?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or do they have the depositories of the mercy of your Lord, the Exalted in Might, the Bestower?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أم هم يملكون خزائن فضل ربك العزيز في سلطانه، الوهاب ما يشاء من رزقه وفضله لمن يشاء من خلقه؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 10
أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَـٰبِ
38:10
Or have they the dominion of the heavens and the earth and all between? If so, let them mount up with the ropes and means (to reach that end)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise bütün imkanlarını seferber ederek yükselsinler de görelim!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Do they control the heavens and earth and everything between? Let them climb their ropes:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların otoritesi kendi ellerinde mi? (Öyleyse), sebepler içinde yükselsinler (bahanelere sarılsınlar)!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Or is the kingdom of the heavens and the earth and all that is between them theirs? Then let them ascend by ropes!
M. Pickthall · EN · public-domain
Or is theirs the dominion of the heavens and the earth and what is between them? Then let them ascend through [any] ways of access.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أم لهؤلاء المشركين مُلْك السموات والأرض وما بينهما، فيُعْطوا ويَمْنعوا؟ فليأخذوا بالأسباب الموصلة لهم إلى السماء، حتى يحكموا بما يريدون من عطاء ومنع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 11
جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
38:11
But there - will be put to flight even a host of confederates.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
their armed alliance is weak and will be crushed.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Onlar) orada (Mekke’de) çeşitli (zayıf) gruplardan oluşmuş, bozguna uğratılacak bir ordudur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
A defeated host are (all) the factions that are there.
M. Pickthall · EN · public-domain
[They are but] soldiers [who will be] defeated there among the companies [of disbelievers].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هؤلاء الجند المكذِّبون جند مهزومون، كما هُزم غيرهم من الأحزاب قبلهم، كذَّبت قبلهم قوم نوح وعاد وفرعون صاحب القوة العظيمة، وثمود وقوم لوط وأصحاب الأشجار والبساتين وهم قوم شعيب. أولئك الأمم الذين تحزَّبوا على الكفر والتكذيب واجتمعوا عليه. إنْ كلٌّ مِن هؤلاء إلا كذَّب الرسل، فاستحقوا عذاب الله، وحلَّ بهم عقابه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
38:12
Before them (were many who) rejected messengers,- the people of Noah, and 'Ad, and Pharaoh, the Lord of Stakes,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The people of Noah, Ad, and firmly-supported Pharaoh rejected their prophets before them.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The folk of Noah before them denied (their messenger) and (so did the tribe of) A'ad, and Pharaoh firmly planted,
M. Pickthall · EN · public-domain
The people of Noah denied before them, and [the tribe of] ʿAad and Pharaoh, the owner of stakes,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هؤلاء الجند المكذِّبون جند مهزومون، كما هُزم غيرهم من الأحزاب قبلهم، كذَّبت قبلهم قوم نوح وعاد وفرعون صاحب القوة العظيمة، وثمود وقوم لوط وأصحاب الأشجار والبساتين وهم قوم شعيب. أولئك الأمم الذين تحزَّبوا على الكفر والتكذيب واجتمعوا عليه. إنْ كلٌّ مِن هؤلاء إلا كذَّب الرسل، فاستحقوا عذاب الله، وحلَّ بهم عقابه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
38:13
And Thamud, and the people of Lut, and the Companions of the Wood; - such were the Confederates.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Semûd kavmi, Lut kavmi ve Eykeliler (Şuayb kavmi) de yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Thamud, the people of Lot, and the Forest-Dwellers each formed opposition [against theirs].
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (the tribe of) Thamud, and the folk of Lot, and the dwellers in the wood: these were the factions.
M. Pickthall · EN · public-domain
And [the tribe of] Thamūd and the people of Lot and the companions of the thicket [i.e., people of Madyan]. Those are the companies.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هؤلاء الجند المكذِّبون جند مهزومون، كما هُزم غيرهم من الأحزاب قبلهم، كذَّبت قبلهم قوم نوح وعاد وفرعون صاحب القوة العظيمة، وثمود وقوم لوط وأصحاب الأشجار والبساتين وهم قوم شعيب. أولئك الأمم الذين تحزَّبوا على الكفر والتكذيب واجتمعوا عليه. إنْ كلٌّ مِن هؤلاء إلا كذَّب الرسل، فاستحقوا عذاب الله، وحلَّ بهم عقابه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 14
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
38:14
Not one (of them) but rejected the messengers, but My punishment came justly and inevitably (on them).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They all rejected the mes-sengers and they were deservedly struck by My punishment:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hepsi elçileri elbette yalanlamışlardı ve (kendilerine) azabım gerçekleşmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Not one of them but did deny the messengers, therefor My doom was justified,
M. Pickthall · EN · public-domain
Each of them denied the messengers, so My penalty was justified.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هؤلاء الجند المكذِّبون جند مهزومون، كما هُزم غيرهم من الأحزاب قبلهم، كذَّبت قبلهم قوم نوح وعاد وفرعون صاحب القوة العظيمة، وثمود وقوم لوط وأصحاب الأشجار والبساتين وهم قوم شعيب. أولئك الأمم الذين تحزَّبوا على الكفر والتكذيب واجتمعوا عليه. إنْ كلٌّ مِن هؤلاء إلا كذَّب الرسل، فاستحقوا عذاب الله، وحلَّ بهم عقابه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 15
وَمَا يَنظُرُ هَـٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ
38:15
These (today) only wait for a single mighty Blast, which (when it comes) will brook no delay.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Onlar da bir tek haykırışa bakıyorlar. Öyle ki onun gecikmesi de yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
all the disbelievers here are waiting for is a single blast that cannot be postponed.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bunlar da (müşrikler de) geri dönüşü olmayan bir (bela) sesinden başka bir şey beklemiyorlar.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
These wait for but one Shout, there will be no second thereto.
M. Pickthall · EN · public-domain
And these [disbelievers] await not but one blast [of the Horn]; for it there will be no delay.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما ينتظر هؤلاء المشركون لحلول العذاب عليهم إن بقوا على شركهم، إلا نفخة واحدة ما لها من رجوع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 16
وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
38:16
They say: "Our Lord! hasten to us our sentence (even) before the Day of Account!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azabdan payımızı acele ver" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They say, ‘Our Lord! Advance us our share of punishment before the Day of Reckoning!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Müşrikler, alay ederek) “Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce acele ver!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Our Lord! Hasten on for us our fate before the Day of Reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
And they say, "Our Lord, hasten for us our share [of the punishment] before the Day of Account."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقالوا: ربنا عجِّل لنا نصيبنا من العذاب في الدينا قبل يوم القيامة، وكان هذا استهزاءً منهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 17
ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:17
Have patience at what they say, and remember our servant David, the man of strength: for he ever turned (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bear their words patiently [Prophet]. Remember Our servant David, a man of strength who always turned to Us:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onların söylediklerine karşı sabret; güçlü, (Allah’a) çok yönelen kulumuz Davud’u hatırla!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Bear with what they say, and remember Our bondman David, lord of might, Lo! he was ever turning in repentance (toward Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
Be patient over what they say and remember Our servant, David, the possessor of strength; indeed, he was one who repeatedly turned back [to Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
اصبر -أيها الرسول- على ما يقولونه مما تكره، واذكر عبدنا داود صاحب القوة على أعداء الله والصبر على طاعته، إنه توَّاب كثير الرجوع إلى ما يرضي الله. (وفي هذا تسلية للرسول صلى الله عليه وسلم).
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 18
إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
38:18
It was We that made the hills declare, in unison with him, Our Praises, at eventide and at break of day,
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşamsabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We made the mountains join him in glorifying Us at sunset and sunrise;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz dağları (onun) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte tesbih ederler (Allah'ı yüceltirlerdi).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We subdued the hills to hymn the praises (of their Lord) with him at nightfall and sunrise,
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We subjected the mountains [to praise] with him, exalting [Allāh] in the [late] afternoon and [after] sunrise.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا سخَّرنا الجبال مع داود يسبِّحن بتسبيحه أول النهار وآخره، وسخرنا الطير معه مجموعة تسبِّح، وتطيع تبعًا له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 19
وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:19
And the birds gathered (in assemblies): all with him did turn (to Allah).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the birds, too, in flocks, all echoed his praise.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Toplanıp gelen kuşları da (emrine vermiştik). Hepsi de O’na (Allah’a) çok yönelicilerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the birds assembled; all were turning unto Him.
M. Pickthall · EN · public-domain
And the birds were assembled, all with him repeating [praises].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا سخَّرنا الجبال مع داود يسبِّحن بتسبيحه أول النهار وآخره، وسخرنا الطير معه مجموعة تسبِّح، وتطيع تبعًا له.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
38:20
We strengthened his kingdom, and gave him wisdom and sound judgment in speech and decision.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We strengthened his kingdom; We gave him wisdom and a decisive way of speaking.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, ona hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) ve güzel konuşabilme (özelliği) vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
We made his kingdom strong and gave him wisdom and decisive speech.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We strengthened his kingdom and gave him wisdom and discernment in speech.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقوَّينا له ملكه بالهيبة والقوة والنصر، وآتيناه النبوة، والفصل في الكلام والحكم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 21
۞ وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
38:21
Has the Story of the Disputants reached thee? Behold, they climbed over the wall of the private chamber;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Have you heard the story of the two litigants who climbed into his private quarters?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Mabedin (duvarlarına) tırmanan davacıların haberi sana ulaştı (değil) mi?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And hath the story of the litigants come unto thee? How they climbed the wall into the royal chamber;
M. Pickthall · EN · public-domain
And has there come to you the news of the adversaries, when they climbed over the wall of [his] prayer chamber -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهل جاءك -أيها الرسول- خبر المتخاصِمَين اللذَين تسوَّرا على داود في مكان عبادته، فارتاع من دخولهما عليه؟ قالوا له: لا تَخَفْ، فنحن خصمان ظلم أحدنا الآخر، فاقض بيننا بالعدل، ولا تَجُرْ علينا في الحكم، وأرشِدنا إلى سواء السبيل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 22
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
38:22
When they entered the presence of David, and he was terrified of them, they said: "Fear not: we are two disputants, one of whom has wronged the other: Decide now between us with truth, and treat us not with injustice, but guide us to the even Path..
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When they reached David, he took fright, but they said, ‘Do not be afraid. We are two litigants, one of whom has wronged the other: judge between us fairly- do not be unjust- and guide us to the right path.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Davud’un (yanına) girdiklerinde (Davud) onlardan korkmuştu. Onlar da “Korkma! Biz bir kısmı diğer kısmına haksızlık eden iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet! Haksızlık etme; bize doğru yolu göster!” demişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
How they burst in upon David, and he was afraid of them. They said: Be not afraid! (We are) two litigants, one of whom hath wronged the other, therefor judge aright between us; be not unjust; and show us the fair way.
M. Pickthall · EN · public-domain
When they entered upon David and he was alarmed by them? They said, "Fear not. [We are] two adversaries, one of whom has wronged the other, so judge between us with truth and do not exceed [it] and guide us to the sound path.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وهل جاءك -أيها الرسول- خبر المتخاصِمَين اللذَين تسوَّرا على داود في مكان عبادته، فارتاع من دخولهما عليه؟ قالوا له: لا تَخَفْ، فنحن خصمان ظلم أحدنا الآخر، فاقض بيننا بالعدل، ولا تَجُرْ علينا في الحكم، وأرشِدنا إلى سواء السبيل.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 23
إِنَّ هَـٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
38:23
"This man is my brother: He has nine and ninety ewes, and I have (but) one: Yet he says, 'commit her to my care,' and is (moreover) harsh to me in speech."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is my brother. He had ninety-nine ewes and I just the one, and he said, “Let me take charge of her,” and overpowered me with his words.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Davacılardan biri): “Şüphesiz ki bu benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. (Durum) böyleyken ‘Onun (bakımını) bana ver!’ dedi ve hitapta bana üstün geldi (beni ikna etti).”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this my brother hath ninety and nine ewes while I had one ewe; and he said: Entrust it to me, and he conquered me in speech.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed this, my brother, has ninety-nine ewes, and I have one ewe; so he said, 'Entrust her to me,' and he overpowered me in speech."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال أحدهما: إن هذا أخي له تسع وتسعون من النعاج، وليس عندي إلا نعجة واحدة، فطمع فيها، وقال: أعطنيها، وغلبني بحجته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 24
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّـٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ ۩
38:24
(David) said: "He has undoubtedly wronged thee in demanding thy (single) ewe to be added to his (flock of) ewes: truly many are the partners (in business) who wrong each other: Not so do those who believe and work deeds of righteousness, and how few are they?"... and David gathered that We had tried him: he asked forgiveness of his Lord, fell down, bowing (in prostration), and turned (to Allah in repentance).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
David said, ‘He has done you wrong by demanding to add your ewe to his flock. Many partners treat each other unfairly. Those who sincerely believe and do good deeds do not do this, but these are very few.’ [Then] David realized that We had been testing him, so he asked his Lord for forgiveness, fell down on his knees, and repented:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Davud şöyle demişti): “Şüphesiz ki (kardeşin) senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu iman edip iyi işler yapanlar hariç –ki böyleleri azdır– ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler.” Davud kendisini denediğimizi anlamış, Rabbinden bağışlanma dileyerek eğilip boyun eğmiş ve (Allah’a) yönelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(David) said: He hath wronged thee in demanding thine ewe in addition to his ewes, and lo! many partners oppress one another, save such as believe and do good works, and they are few. And David guessed that We had tried him, and he sought forgiveness of his Lord, and he bowed himself and fell down prostrate and repented.
M. Pickthall · EN · public-domain
[David] said, "He has certainly wronged you in demanding your ewe [in addition] to his ewes. And indeed, many associates oppress one another, except for those who believe and do righteous deeds - and few are they." And David became certain that We had tried him, and he asked forgiveness of his Lord and fell down bowing [in prostration] and turned in repentance [to Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال داود: لقد ظلمك أخوك بسؤاله ضم نعجتك إلى نعاجه، وإن كثيرًا من الشركاء ليعتدي بعضهم على بعض، ويظلمه بأخذ حقه وعدم إنصافه مِن نفسه إلا المؤمنين الصالحين، فلا يبغي بعضهم على بعض، وهم قليل. وأيقن داود أننا فتنَّاه بهذه الخصومة، فاستغفر ربه، وسجد تقربًا لله، ورجع إليه وتاب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 25
فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
38:25
So We forgave him this (lapse): he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful place of (Final) Return.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We forgave him [his misdeed]. His reward will be nearness to Us, a good place to return to.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Biz de bu işte onu bağışlamıştık. Şüphesiz ki yanımızda onun için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We forgave him that; and lo! he had access to Our presence and a happy journey's end.
M. Pickthall · EN · public-domain
So We forgave him that; and indeed, for him is nearness to Us and a good place of return.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فغفرنا له ذلك، وجعلناه من المقرَّبين عندنا، وأعددنا له حسن المصير في الآخرة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 26
يَـٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَـٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
38:26
O David! We did indeed make thee a vicegerent on earth: so judge thou between men in truth (and justice): Nor follow thou the lusts (of thy heart), for they will mislead thee from the Path of Allah: for those who wander astray from the Path of Allah, is a Penalty Grievous, for that they forget the Day of Account.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘David, We have given you mastery over the land. Judge fairly between people. Do not follow your desires, lest they divert you from God’s path: those who wander from His path will have a painful torment because they ignore the Day of Reckoning.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife (sorumlu olarak) görevlendirdik. İnsanlar arasında adaletle hükmet! Arzu(n)a uyma; sonra (bu durum) seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık şiddetli bir azap vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it was said unto him): O David! Lo! We have set thee as a viceroy in the earth; therefor judge aright between mankind, and follow not desire that it beguile thee from the way of Allah. Lo! those who wander from the way of Allah have an awful doom, forasmuch as they forgot the Day of Reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
[We said], "O David, indeed We have made you a successor upon the earth, so judge between the people in truth and do not follow [your own] desire, as it will lead you astray from the way of Allāh." Indeed, those who go astray from the way of Allāh will have a severe punishment for having forgotten the Day of Account.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
يا داود إنا استخلفناك في الأرض وملَّكناك فيها، فاحكم بين الناس بالعدل والإنصاف، ولا تتبع الهوى في الأحكام، فيُضلك ذلك عن دين الله وشرعه، إن الذين يَضِلُّون عن سبيل الله لهم عذاب أليم في النار؛ بغفلتهم عن يوم الجزاء والحساب. وفي هذا توصية لولاة الأمر أن يحكموا بالحق المنزل من الله، تبارك وتعالى، ولا يعدلوا عنه، فيضلوا عن سبيله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 27
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَـٰطِلًا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
38:27
Not without purpose did We create heaven and earth and all between! that were the thought of Unbelievers! but woe to the Unbelievers because of the Fire (of Hell)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
It was not without purpose that We created the heavens and the earth and everything in between. That may be what the disbelievers assume- how they will suffer from the Fire!-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri batıl olarak (boş yere) yaratmadık. Bu (iddia), kâfir olanların zannıdır. Ateşi hak eden o kâfir olanların vay hâllerine!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We created not the heaven and the earth and all that is between them in vain. That is the opinion of those who disbelieve. And woe unto those who disbelieve, from the Fire!
M. Pickthall · EN · public-domain
And We did not create the heaven and the earth and that between them aimlessly. That is the assumption of those who disbelieve, so woe to those who disbelieve from the Fire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وما خلقنا السماء والأرض وما بينهما عبثًا ولهوًا، ذلك ظنُّ الذين كفروا، فويل لهم من النار يوم القيامة؛ لظنهم الباطل، وكفرهم بالله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 28
أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
38:28
Shall We treat those who believe and work deeds of righteousness, the same as those who do mischief on earth? Shall We treat those who guard against evil, the same as those who turn aside from the right?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız?
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but would We treat those who believe and do good deeds and those who spread corruption on earth as equal? Would We treat those who are aware of God and those who recklessly break all bounds in the same way?
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yoksa biz iman edip iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi veya muttakîleri (duyarlı olanları) yoldan çıkanlar (ile bir) mi tutacağız!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Shall We treat those who believe and do good works as those who spread corruption in the earth; or shall We treat the pious as the wicked?
M. Pickthall · EN · public-domain
Or should We treat those who believe and do righteous deeds like corrupters in the land? Or should We treat those who fear Allāh like the wicked?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
أنجعل الذين آمنوا وعملوا الصالحات كالمفسدين في الأرض، أم نجعل أهل التقوى المؤمنين كأصحاب الفجور الكافرين؟ هذه التسوية غير لائقة بحكمة الله وحُكْمه، فلا يستوون عند الله، بل يثيب الله المؤمنين الأتقياء، ويعاقب المفسدين الأشقياء.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 29
كِتَـٰبٌ أَنزَلْنَـٰهُ إِلَيْكَ مُبَـٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَـٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ
38:29
(Here is) a Book which We have sent down unto thee, full of blessings, that they may mediate on its Signs, and that men of understanding may receive admonition.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is a blessed Scripture which We sent down to you [Muhammad], for people to think about its messages, and for those with understanding to take heed.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Bu Kur’an), ayetlerini derinlemesine düşünsünler ve derin akıl sahipleri (gerçeği) hatırlasınlar diye sana indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(This is) a Scripture that We have revealed unto thee, full of blessing, that they may ponder its revelations, and that men of understanding may reflect.
M. Pickthall · EN · public-domain
[This is] a blessed Book which We have revealed to you, [O Muḥammad], that they might reflect upon its verses and that those of understanding would be reminded.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا الموحى به إليك -أيها الرسول- كتاب أنزلناه إليك مبارك؛ ليتفكروا في آياته، ويعملوا بهداياته ودلالاته، وليتذكر أصحاب العقول السليمة ما كلفهم الله به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَـٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:30
To David We gave Solomon (for a son),- How excellent in Our service! Ever did he turn (to Us)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We gave David Solomon. He was an excellent servant who always turned to God.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Davud’a Süleyman’ı vermiştik; o ne güzel bir kuldu; daima (Allah’a) yönelendi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We bestowed on David, Solomon. How excellent a slave! Lo! he was ever turning in repentance (toward Allah).
M. Pickthall · EN · public-domain
And to David We gave Solomon. An excellent servant, indeed he was one repeatedly turning back [to Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ووهبنا لداود ابنه سليمان، فأنعمنا به عليه، وأقررنا به عينه، نِعْم العبد سليمان، إنه كان كثير الرجوع إلى الله والإنابة إليه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 31
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ ٱلْجِيَادُ
38:31
Behold, there were brought before him, at eventide coursers of the highest breeding, and swift of foot;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When well-bred light-footed horses were paraded before him near the close of day,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani akşama doğru kendisine safkan atlar sunulmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When there were shown to him at eventide lightfooted coursers
M. Pickthall · EN · public-domain
[Mention] when there were exhibited before him in the afternoon the poised [standing] racehorses.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
اذكر حين عُرِضت عليه عصرًا الخيول الأصيلة السريعة، تقف على ثلاث قوائم وترفع الرابعة؛ لنجابتها وخفتها، فما زالت تُعرض عليه حتى غابت الشمس.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 32
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
38:32
And he said, "Truly do I love the love of good, with a view to the glory of my Lord,"- until (the sun) was hidden in the veil (of night):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
he kept saying, ‘My love of fine things is part of my remembering my Lord!’ until [the horses] disappeared from sight-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Süleyman) “Şüphesiz ki ben Rabbimi hatırlatmaları nedeniyle iyi şeyleri sevmekten hoşlanırım.” demişti. Sonunda onlar (atlar) perdeleninceye (gözden kayboluncaya) kadar (bu durum sürmüştü).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And he said: Lo! I have preferred the good things (of the world) to the remembrance of my Lord; till they were taken out of sight behind the curtain.
M. Pickthall · EN · public-domain
And he said, "Indeed, I gave preference to the love of good [things] over the remembrance of my Lord until it [i.e., the sun] disappeared into the curtain [of darkness]."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فقال: إنني آثرت حب المال عن ذكر ربي حتى غابت الشمس عن عينيه، رُدُّوا عليَّ الخيل التي عُرضت من قبل، فشرع يمسح سوقها وأعناقها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 33
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
38:33
"Bring them back to me." then began he to pass his hand over (their) legs and their necks.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Bring them back!’ [he said] and started to stroke their legs and necks.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Sonra) “Onları (atları) tekrar bana getirin!” demiş ve ayaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Then he said): Bring them back to me, and fell to slashing (with his sword their) legs and necks.
M. Pickthall · EN · public-domain
[He said], "Return them to me," and set about striking [their] legs and necks.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فقال: إنني آثرت حب المال عن ذكر ربي حتى غابت الشمس عن عينيه، رُدُّوا عليَّ الخيل التي عُرضت من قبل، فشرع يمسح سوقها وأعناقها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 34
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَـٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
38:34
And We did try Solomon: We placed on his throne a body (without life); but he did turn (to Us in true devotion):
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Andolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We certainly tested Solomon, reducing him to a mere skeleton on his throne.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yemin olsun ki Süleyman’ı imtihan etmiş; tahtına bir ceset bırakmıştık da bir süre sonra (bize) yönelmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And verily We tried Solomon, and set upon his throne a (mere) body. Then did he repent.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We certainly tried Solomon and placed on his throne a body; then he returned.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد ابتلينا سليمان وألقينا على كرسيه شق وَلَد، وُلِد له حين أقسم ليطوفنَّ على نسائه، وكلهن تأتي بفارس يجاهد في سبيل الله، ولم يقل: إن شاء الله، فطاف عليهن جميعًا، فلم تحمل منهن إلا امرأة واحدة جاءت بشق ولد، ثم رجع سليمان إلى ربه وتاب، قال: رب اغفر لي ذنبي، وأعطني ملكًا عظيمًا خاصًا لا يكون مثله لأحد من البشر بعدي، إنك- سبحانك- كثير الجود والعطاء. فاستجبنا له، وذللنا الريح تجري بأمره طيِّعة مع قوتها وشدتها حيث أراد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 35
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
38:35
He said, "O my Lord! Forgive me, and grant me a kingdom which, (it may be), suits not another after me: for Thou art the Grantor of Bounties (without measure).
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
He turned to Us and prayed: ‘Lord forgive me! Grant me such power as no one after me will have- You are the Most Generous Provider.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
“Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümdarlık ver (lütfet)! Şüphesiz ki bolca veren sadece sensin!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Forgive me and bestow on me sovereignty such as shall not belong to any after me. Lo! Thou art the Bestower.
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "My Lord, forgive me and grant me a kingdom such as will not belong to anyone after me. Indeed, You are the Bestower."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد ابتلينا سليمان وألقينا على كرسيه شق وَلَد، وُلِد له حين أقسم ليطوفنَّ على نسائه، وكلهن تأتي بفارس يجاهد في سبيل الله، ولم يقل: إن شاء الله، فطاف عليهن جميعًا، فلم تحمل منهن إلا امرأة واحدة جاءت بشق ولد، ثم رجع سليمان إلى ربه وتاب، قال: رب اغفر لي ذنبي، وأعطني ملكًا عظيمًا خاصًا لا يكون مثله لأحد من البشر بعدي، إنك- سبحانك- كثير الجود والعطاء. فاستجبنا له، وذللنا الريح تجري بأمره طيِّعة مع قوتها وشدتها حيث أراد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 36
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
38:36
Then We subjected the wind to his power, to flow gently to his order, Whithersoever he willed,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
So We gave him power over the wind, which at his request ran gently wherever he willed,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bunun üzerine O’nun (Allah’ın) emriyle istediği yere yumuşakça akan rüzgârı hizmetine vermiştik.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
So We made the wind subservient unto him, setting fair by his command whithersoever he intended.
M. Pickthall · EN · public-domain
So We subjected to him the wind blowing by his command, gently, wherever he directed,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولقد ابتلينا سليمان وألقينا على كرسيه شق وَلَد، وُلِد له حين أقسم ليطوفنَّ على نسائه، وكلهن تأتي بفارس يجاهد في سبيل الله، ولم يقل: إن شاء الله، فطاف عليهن جميعًا، فلم تحمل منهن إلا امرأة واحدة جاءت بشق ولد، ثم رجع سليمان إلى ربه وتاب، قال: رب اغفر لي ذنبي، وأعطني ملكًا عظيمًا خاصًا لا يكون مثله لأحد من البشر بعدي، إنك- سبحانك- كثير الجود والعطاء. فاستجبنا له، وذللنا الريح تجري بأمره طيِّعة مع قوتها وشدتها حيث أراد.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 37
وَٱلشَّيَـٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ
38:37
As also the evil ones, (including) every kind of builder and diver,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and the jinn––every kind of builder and diver
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Ayrıca), şeytanları yani her tür (maharetli)
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And the unruly, every builder and diver (made We subservient),
M. Pickthall · EN · public-domain
And [also] the devils [of jinn] - every builder and diver.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وسخَّرنا له الشياطين يستعملهم في أعماله: فمنهم البناؤون والغوَّاصون في البحار، وآخرون، وهم مردة الشياطين، موثوقون في الأغلال. هذا المُلْك العظيم والتسخير الخاص عطاؤنا لك يا سليمان، فأعط مَن شئت وامنع مَن شئت، لا حساب عليك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 38
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
38:38
As also others bound together in fetters.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik).
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and others chained in fetters.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Zincirlerle birbirlerine bağlanmış diğerlerini de (hizmetine sunmuştuk).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And others linked together in chains,
M. Pickthall · EN · public-domain
And others bound together in irons.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وسخَّرنا له الشياطين يستعملهم في أعماله: فمنهم البناؤون والغوَّاصون في البحار، وآخرون، وهم مردة الشياطين، موثوقون في الأغلال. هذا المُلْك العظيم والتسخير الخاص عطاؤنا لك يا سليمان، فأعط مَن شئت وامنع مَن شئت، لا حساب عليك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 39
هَـٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
38:39
"Such are Our Bounties: whether thou bestow them (on others) or withhold them, no account will be asked."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘This is Our gift, so give or withhold as you wish without account.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bütün bu (verdiklerimiz ona) lütfumuzdur. “İster (dilediğine) ver (serbest bırak); ister hesapsız bir şekilde (elinde) tut!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(Saying): This is Our gift, so bestow thou, or withhold, without reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
[We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وسخَّرنا له الشياطين يستعملهم في أعماله: فمنهم البناؤون والغوَّاصون في البحار، وآخرون، وهم مردة الشياطين، موثوقون في الأغلال. هذا المُلْك العظيم والتسخير الخاص عطاؤنا لك يا سليمان، فأعط مَن شئت وامنع مَن شئت، لا حساب عليك.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 40
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
38:40
And he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful Place of (Final) Return.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
His reward will be nearness to Us, and a good place to return to.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki yanımızda o (Süleyman) için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! he hath favour with Us, and a happy journey's end.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, for him is nearness to Us and a good place of return.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وإن لسليمان عندنا في الدار الآخرة لَقربةً وحسن مرجع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 41
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَـٰنُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
38:41
Commemorate Our Servant Job. Behold he cried to his Lord: "The Evil One has afflicted me with distress and suffering!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Bring to mind Our servant Job who cried to his Lord, ‘Satan has afflicted me with weariness and suffering.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kulumuz Eyüp’ü de hatırla! Hani Rabbine “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.” diye seslenmişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention (O Muhammad) of Our bondman Job, when he cried unto his Lord (saying): Lo! the devil doth afflict me with distress and torment.
M. Pickthall · EN · public-domain
And remember Our servant Job, when he called to his Lord, "Indeed, Satan has touched me with hardship and torment."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها الرسول- عبدنا أيوب، حين دعا ربه أن الشيطان تسبب لي بتعب ومشقة، وألم في جسدي ومالي وأهلي.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 42
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَـٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
38:42
(The command was given:) "Strike with thy foot: here is (water) wherein to wash, cool and refreshing, and (water) to drink."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Stamp your foot! Here is cool water for you to wash in and drink,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Biz de ona) “Ayağını yere vur! İşte hem yıkanılacak soğuk (bir su) hem de içilecek (bir su)!” (demiştik).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
(And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink.
M. Pickthall · EN · public-domain
[So he was told], "Strike [the ground] with your foot; this is a [spring for a] cool bath and drink."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فقلنا له: اضرب برجلك الأرض ينبع لك منها ماء بارد، فاشرب منه، واغتسِلْ فيذهب عنك الضر والأذى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 43
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ
38:43
And We gave him (back) his people, and doubled their number,- as a Grace from Ourselves, and a thing for commemoration, for all who have Understanding.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and We restored his family to him, with many more like them: a sign of Our mercy and a lesson to all who understand.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Katımızdan bir merhamet ve derin akıl sahiplerine (gerçeği) hatırla(t)mak için ona hem ailesini hem de onlarla birlikte bir mislini bağışlamıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And We bestowed on him (again) his household and therewith the like thereof, a mercy from Us, and a memorial for men of understanding.
M. Pickthall · EN · public-domain
And We granted him his family and a like [number] with them as mercy from Us and a reminder for those of understanding.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فكشفنا عنه ضره وأكرمناه ووهبنا له أهله من زوجة وولد، وزدناه مثلهم بنين وحفدة، كل ذلك رحمة منَّا به وإكرامًا له على صبره، وعبرة وذكرى لأصحاب العقول السليمة؛ ليعلموا أن عاقبة الصبر الفرج وكشف الضر.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 44
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَـٰهُ صَابِرًا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
38:44
"And take in thy hand a little grass, and strike therewith: and break not (thy oath)." Truly We found him full of patience and constancy. How excellent in Our service! ever did he turn (to Us)!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Take a small bunch of grass in your hand, and strike [her] with that so as not to break your oath.’ We found him patient in adversity; an excellent servant! He, too, always turned to God.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Eyüp’e) “Eline bir demet sap al da onunla vur (yola çık); doğrudan sapma.” (demiştik). Şüphesiz ki Eyüp’ü sabırlı (bir kul) bulmuştuk; o, hep (Allah’a) yönelen ne güzel bir kuldu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And (it was said unto him): Take in thine hand a branch and smite therewith, and break not thine oath. Lo! We found him steadfast, how excellent a slave! Lo! he was ever turning in repentance (to his Lord).
M. Pickthall · EN · public-domain
[We said], "And take in your hand a bunch [of grass] and strike with it and do not break your oath." Indeed, We found him patient, an excellent servant. Indeed, he was one repeatedly turning back [to Allāh].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقلنا له: خذ بيدك حُزمة شماريخ، فاضرب بها زوجك إبرارًا بيمينك، فلا تحنث؛ إذ أقسم ليضربنَّها مائة جلدة إذا شفاه الله، لـمَّا غضب عليها من أمر يسير أثناء مرضه، وكانت امرأة صالحة، فرحمها الله ورحمه بهذه الفتوى. إنا وجدنا أيوب صابرًا على البلاء، نِعم العبد هو، إنه رجَّاع إلى طاعة الله.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 45
وَٱذْكُرْ عِبَـٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَـٰرِ
38:45
And commemorate Our Servants Abraham, Isaac, and Jacob, possessors of Power and Vision.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Onlar eller ve gözler sahipleri idiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Remember Our servants Abraham, Isaac, and Jacob, all men of strength and vision.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Güçlü ve öngörü sahibi kullarımızı (yani) İbrahim’i, İshak’ı ve Yakup’u da hatırla!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention of Our bondmen, Abraham, Isaac and Jacob, men of parts and vision.
M. Pickthall · EN · public-domain
And remember Our servants, Abraham, Isaac and Jacob - those of strength and [religious] vision.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها الرسول- عبادنا وأنبياءنا: إبراهيم وإسحاق ويعقوب؛ فإنهم أصحاب قوة في طاعة الله، وبصيرة في دينه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 46
إِنَّآ أَخْلَصْنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
38:46
Verily We did choose them for a special (purpose)- proclaiming the Message of the Hereafter.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
We caused them to be devoted to Us through their sincere remembrance of the Final Home:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onları ahiret yurdunu hatırlama duygusuyla arı duru bir özellikle saflaştırmıştık.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! We purified them with a pure thought, remembrance of the Home (of the Hereafter).
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, We chose them for an exclusive quality: remembrance of the home [of the Hereafter].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا خصصناهم بخاصة عظيمة، حيث جعلنا ذكرى الدار الآخرة في قلوبهم، فعملوا لها بطاعتنا، ودعوا الناس إليها، وذكَّروهم بها. وإنهم عندنا لمن الذين اخترناهم لطاعتنا، واصطفيناهم لرسالتنا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 47
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
38:47
They were, in Our sight, truly, of the company of the Elect and the Good.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Çünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
with Us they will be among the elect, the truly good.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki onlar katımızda en hayırlı güzide seçkinlerdendirler.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! in Our sight they are verily of the elect, the excellent.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed they are, to Us, among the chosen and outstanding.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إنا خصصناهم بخاصة عظيمة، حيث جعلنا ذكرى الدار الآخرة في قلوبهم، فعملوا لها بطاعتنا، ودعوا الناس إليها، وذكَّروهم بها. وإنهم عندنا لمن الذين اخترناهم لطاعتنا، واصطفيناهم لرسالتنا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 48
وَٱذْكُرْ إِسْمَـٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
38:48
And commemorate Isma'il, Elisha, and Zul-Kifl: Each of them was of the Company of the Good.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İsmail'i, Elyasa'yı, Zü'lKifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
And remember Our servants Ishmael, Elisha, and Dhu ’l-Kifl, each of them truly good.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İsmail’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de hatırla! Hepsi de en hayırlılardandır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And make mention of Ishmael and Elisha and Dhu'l-Kifl. All are of the chosen.
M. Pickthall · EN · public-domain
And remember Ishmael, Elisha and Dhul-Kifl, and all are among the outstanding.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
واذكر -أيها الرسول- عبادنا: إسماعيل، واليسع، وذا الكفل، بأحسن الذكر؛ إن كلا منهم من الأخيار الذين اختارهم الله من الخلق، واختار لهم أكمل الأحوال والصفات.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 49
هَـٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍ
38:49
This is a Message (of admonition): and verily, for the righteous, is a beautiful Place of (Final) Return,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is a lesson. The devout will have a good place to return to:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte (Kur’an) bir hatırla(t)madır. Şüphesiz ki muttakîlere (duyarlı olanlara) güzel bir varış yeri vardır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This is a reminder. And lo! for those who ward off (evil) is a happy journey's end,
M. Pickthall · EN · public-domain
This is a reminder. And indeed, for the righteous is a good place of return -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن ذِكْر وشرف لك -أيها الرسول- ولقومك. وإن لأهل تقوى الله وطاعته لَحسنَ مصير عندنا في جنات إقامة، مفتَّحة لهم أبوابها، متكئين فيها على الأرائك المزيَّنات، يطلبون ما يشتهون من أنواع الفواكه الكثيرة والشراب، من كل ما تشتهيه نفوسهم، وتلذه أعينهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 50
جَنَّـٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
38:50
Gardens of Eternity, whose doors will (ever) be open to them;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Gardens of lasting bliss with gates wide open.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Gardens of Eden, whereof the gates are opened for them,
M. Pickthall · EN · public-domain
Gardens of perpetual residence, whose doors will be opened to them.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن ذِكْر وشرف لك -أيها الرسول- ولقومك. وإن لأهل تقوى الله وطاعته لَحسنَ مصير عندنا في جنات إقامة، مفتَّحة لهم أبوابها، متكئين فيها على الأرائك المزيَّنات، يطلبون ما يشتهون من أنواع الفواكه الكثيرة والشراب، من كل ما تشتهيه نفوسهم، وتلذه أعينهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 51
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
38:51
Therein will they recline (at ease): Therein can they call (at pleasure) for fruit in abundance, and (delicious) drink;
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will be comfortably seated; they will call for abundant fruit and drink;
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Wherein, reclining, they call for plenteous fruit and cool drink (that is) therein.
M. Pickthall · EN · public-domain
Reclining within them, they will call therein for abundant fruit and drink.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا القرآن ذِكْر وشرف لك -أيها الرسول- ولقومك. وإن لأهل تقوى الله وطاعته لَحسنَ مصير عندنا في جنات إقامة، مفتَّحة لهم أبوابها، متكئين فيها على الأرائك المزيَّنات، يطلبون ما يشتهون من أنواع الفواكه الكثيرة والشراب، من كل ما تشتهيه نفوسهم، وتلذه أعينهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 52
۞ وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
38:52
And beside them will be chaste women restraining their glances, (companions) of equal age.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yanlarında da bakışları yalnız kocalarına dönük hep aynı yaşta dilberler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
they will have well-matched [wives] with modest gaze.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Yanlarında yaşlarına uygun, bakışlarını kendilerine yöneltenler (bulunacaktır).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And with them are those of modest gaze, companions.
M. Pickthall · EN · public-domain
And with them will be women limiting [their] glances and of equal age.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعندهم نساء قاصرات أبصارهن على أزواجهن متساويات في السن.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 53
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
38:53
Such is the Promise made, to you for the Day of Account!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
O hesap günü için size vaad edilen işte budur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘This is what you are promised for the Day of Reckoning:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hesap günü için size vadedilen budur.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This it is that ye are promised for the Day of Reckoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
This is what you, [the righteous], are promised for the Day of Account.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا النعيم هو ما توعدون به- أيها المتقون- يوم القيامة، إنه لَرزقنا لكم، ليس له فناء ولا انقطاع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 54
إِنَّ هَـٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
38:54
Truly such will be Our Bounty (to you); it will never fail;-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Our provision for you will never end.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bu(nlar), bitip tükenmek bilmeyen rızıklarımızdır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! this in truth is Our provision, which will never waste away.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, this is Our provision; for it there is no depletion.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا النعيم هو ما توعدون به- أيها المتقون- يوم القيامة، إنه لَرزقنا لكم، ليس له فناء ولا انقطاع.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 55
هَـٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّـٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ
38:55
Yea, such! but - for the wrong-doers will be an evil place of (Final) Return!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
But the evildoers will have the worst place to return to:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
This (is for the righteous). And lo! for the transgressors there with be an evil journey's end,
M. Pickthall · EN · public-domain
This [is so]. But indeed, for the transgressors is an evil place of return -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا الذي سبق وصفه للمتقين. وأما المتجاوزون الحدَّ في الكفر والمعاصي، فلهم شر مرجع ومصير، وهو النار يُعذَّبون فيها، تغمرهم من جميع جوانبهم، فبئس الفراش فراشهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 56
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
38:56
Hell!- they will burn therein, - an evil bed (indeed, to lie on)!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Cehennem! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Hell to burn in, an evil place to stay-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Hell, where they will burn, an evil resting-place.
M. Pickthall · EN · public-domain
Hell, which they will [enter to] burn, and wretched is the resting place.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا الذي سبق وصفه للمتقين. وأما المتجاوزون الحدَّ في الكفر والمعاصي، فلهم شر مرجع ومصير، وهو النار يُعذَّبون فيها، تغمرهم من جميع جوانبهم، فبئس الفراش فراشهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 57
هَـٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
38:57
Yea, such! - then shall they taste it,- a boiling fluid, and a fluid dark, murky, intensely cold!-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
all this will be theirs: let them taste it- a scalding, dark, foul fluid,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Here is a boiling and an ice-cold draught, so let them taste it,
M. Pickthall · EN · public-domain
This - so let them taste it - is scalding water and [foul] purulence.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا العذاب ماء شديد الحرارة، وصديد سائل من أجساد أهل النار فليشربوه، ولهم عذاب آخر من هذا القبيل أصناف وألوان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 58
وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
38:58
And other Penalties of a similar kind, to match them!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ve o şekilden çifter çifter tadacakları diğer acılar da vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and other such torments.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And other (torment) of the kind in pairs (the two extremes)!
M. Pickthall · EN · public-domain
And other [punishments] of its type [in various] kinds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
هذا العذاب ماء شديد الحرارة، وصديد سائل من أجساد أهل النار فليشربوه، ولهم عذاب آخر من هذا القبيل أصناف وألوان.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 59
هَـٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
38:59
Here is a troop rushing headlong with you! No welcome for them! truly, they shall burn in the Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İşte şunlar da sizin peşinize düşenlerdir. Onlara merhaba yok. Çünkü onlar cehenneme salınıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[It will be said], ‘Here is another crowd of people rushing headlong to join you.’ [The response will be], ‘They are not welcome! They will burn in the Fire.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Cehennemlik liderler suçlamak için birbirlerine) "İşte bunlar, sizin peşinize takılan topluluktur; (bakın işte) rahat yüzü görmeyecekler; onlar mutlaka ateşe gireceklerdir!" (diyeceklerdir).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Here is an army rushing blindly with you. (Those who are already in the Fire say): No word of welcome for them. Lo! they will roast at the Fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
[Its inhabitants will say], "This is a company bursting in with you. No welcome for them. Indeed, they will burn in the Fire."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وعند توارد الطاغين على النار يَشْتم بعضهم بعضًا، ويقول بعضهم لبعض: هذه جماعة من أهل النار داخلة معكم، فيجيبون: لا مرحبًا بهم، ولا اتسعت منازلهم في النار، إنهم مقاسون حرَّ النار كما قاسيناها.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 60
قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
38:60
(The followers shall cry to the misleaders:) "Nay, ye (too)! No welcome for you! It is ye who have brought this upon us! Now evil is (this) place to stay in!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
(Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak!"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will say to them, ‘You are not welcome! It was you who brought this on us, an evil place to stay,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Saptırılanlar ise bunu söyleyen liderlerine) "Esasında siz rahat yüzü görmeyin! Onu (ateşi) bize siz sundunuz! Burası ne kötü bir yerdir!" diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Nay, but you (misleaders), for you there is no word of welcome. Ye prepared this for us (by your misleading). Now hapless is the plight.
M. Pickthall · EN · public-domain
They will say, "Nor you! No welcome for you. You, [our leaders], brought this upon us, and wretched is the settlement."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال فوج الأتباع للطاغين: بل أنتم لا مرحبًا بكم؛ لأنكم قدَّمتم لنا سكنى النار لإضلالكم لنا في الدنيا، فبئس دار الاستقرار جهنم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 61
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَـٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ
38:61
They will say: "Our Lord! whoever brought this upon us,- Add to him a double Penalty in the Fire!"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ey Rabbimiz! Bize bunu takdim edenin ateşteki azabını kat kat artır" derler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
adding, ‘Our Lord, give double punishment to those who brought this upon us.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Saptırılanlar devamla), “Rabbimiz! Bunu önümüze (başımıza) kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır!” diyeceklerdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
They say: Our Lord! Whoever did prepare this for us, oh, give him double portion of the Fire!
M. Pickthall · EN · public-domain
They will say, "Our Lord, whoever brought this upon us - increase for him double punishment in the Fire."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال فوج الأتباع: ربنا مَن أضلَّنا في الدنيا عن الهدى فضاعِف عذابه في النار.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 62
وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
38:62
And they will say: "What has happened to us that we see not men whom we used to number among the bad ones?
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bir de derler ki: "Kötülerden saydığımız birtakım adamları (fakir müminleri) niye göremiyoruz?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
They will say, ‘Why do we not see those we thought were bad
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Saptıranlar ise) şöyle diyeceklerdir: “Kendilerini dünyadayken kötülerden saydığımız erkekleri (insanları) niçin görmüyoruz?
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And they say: What aileth us that we behold not men whom we were wont to count among the wicked?
M. Pickthall · EN · public-domain
And they will say, "Why do we not see men whom we used to count among the worst?
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال الطاغون: ما بالنا لا نرى معنا في النار رجالا كنا نعدهم في الدنيا من الأشرار الأشقياء؟ هل تحقيرنا لهم واستهزاؤنا بهم خطأ، أو أنهم معنا في النار، لكن لم تقع عليهم الأبصار؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 63
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَـٰرُ
38:63
"Did we treat them (as such) in ridicule, or have (our) eyes failed to perceive them?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Onları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
and took as a laughing-stock? Have our eyes missed them?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Kendileriyle de alay ediyorduk değil mi? Yoksa gözler onlardan kaydı mı?”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Did we take them (wrongly) for a laughing-stock, or have our eyes missed them?
M. Pickthall · EN · public-domain
Is it [because] we took them in ridicule, or has [our] vision turned away from them?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
وقال الطاغون: ما بالنا لا نرى معنا في النار رجالا كنا نعدهم في الدنيا من الأشرار الأشقياء؟ هل تحقيرنا لهم واستهزاؤنا بهم خطأ، أو أنهم معنا في النار، لكن لم تقع عليهم الأبصار؟
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 64
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
38:64
Truly that is just and fitting,- the mutual recriminations of the People of the Fire!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Şüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
This is how it will really be: the inhabitants of the Fire will blame one another in this way.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İşte cehennem halkının bu tür tartışması şüphesiz bir gerçektir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! that is very truth: the wrangling of the dwellers in the Fire.
M. Pickthall · EN · public-domain
Indeed, that is truth [i.e., reality] - the quarreling of the people of the Fire.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
إن ذلك من جدال أهل النار وخصامهم حق واقع لا مرية فيه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 65
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
38:65
Say: "Truly am I a Warner: no god is there but the one Allah, Supreme and Irresistible,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet] say, ‘I am only here to give warning. There is no god but God the One, the All Powerful,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah’tan başka ilah yoktur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (unto them, O Muhammad): I am only a warner, and there is no Allah save Allah, the One, the Absolute,
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "I am only a warner, and there is not any deity except Allāh, the One, the Prevailing,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لقومك: إنما أنا منذر لكم من عذاب الله أن يحل بكم؛ بسبب كفركم به، ليس هناك إله مستحق للعبادة إلا الله وحده، فهو المتفردُ بعظمته وأسمائه وصفاته وأفعاله، القهَّارُ الذي قهر كل شيء وغلبه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 66
رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّـٰرُ
38:66
"The Lord of the heavens and the earth, and all between,- Exalted in Might, able to enforce His Will, forgiving again and again."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Lord of the heavens and earth and everything between, the Almighty, the Most Forgiving.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah’tan başka ilah yoktur.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lord of the heavens and the earth and all that is between them, the Mighty, the Pardoning.
M. Pickthall · EN · public-domain
Lord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Exalted in Might, the Perpetual Forgiver."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
مالك السموات والأرض وما بينهما العزيز في انتقامه، الغفار لذنوب مَن تاب وأناب إلى مرضاته.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 67
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
38:67
Say: "That is a Message Supreme (above all),-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
De ki: "Bu, bir büyük haberdir."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Say, ‘This message is a mighty one,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur’an), büyük bir haberdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say: It is tremendous tidings
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, "It is great news
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لقومك: إن هذا القرآن خبر عظيم النفع. أنتم عنه غافلون منصرفون، لا تعملون به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 68
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
38:68
"From which ye do turn away!
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
yet you ignore it.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur’an), büyük bir haberdir.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Whence ye turn away!
M. Pickthall · EN · public-domain
From which you turn away.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لقومك: إن هذا القرآن خبر عظيم النفع. أنتم عنه غافلون منصرفون، لا تعملون به.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 69
مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
38:69
"No knowledge have I of the Chiefs on high, when they discuss (matters) among themselves.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Münakaşa ederlerken, benim melekler yüksek topluluğuna ait ne bilgim olabilirdi?"
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I have no knowledge of what those on high discuss:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Onlar konuşup tartışırken benim yüce toplulukta (olup bitenler) hakkında hiçbir bilgim yoktu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
I had no knowledge of the Highest Chiefs when they disputed;
M. Pickthall · EN · public-domain
I had no knowledge of the exalted assembly [of angels] when they were disputing [the creation of Adam].
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ليس لي علم باختصام ملائكة السماء في شأن خلق آدم، لولا تعليم الله إياي، وإيحاؤه إليَّ.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 70
إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
38:70
'Only this has been revealed to me: that I am to give warning plainly and publicly."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ancak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
it is only revealed to me that I am here to give clear warning.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bana sadece ‘apaçık bir uyarıcı olduğum’ vahyediliyor.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
It is revealed unto me only that I may be a plain warner.
M. Pickthall · EN · public-domain
It has not been revealed to me except that I am a clear warner."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما يوحي الله إليَّ مِن عِلْم ما لا علم لي به إلا لأني نذير لكم من عذابه، مبيِّن لكم شرعه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 71
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن طِينٍ
38:71
Behold, thy Lord said to the angels: "I am about to create man from clay:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Your Lord said to the angels, ‘I will create a man from clay.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
When thy Lord said unto the angels: Lo! I am about to create a mortal out of mire,
M. Pickthall · EN · public-domain
[So mention] when your Lord said to the angels, "Indeed, I am going to create a human being from clay.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
اذكر لهم -أيها الرسول-: حين قال ربك للملائكة: إني خالق بشرًا من طين. فإذا سوَّيت جسده وخلقه ونفخت فيه الروح، فدبت فيه الحياة، فاسجدوا له سجود تحية وإكرام، لا سجود عبادة وتعظيم؛ فالعبادة لا تكون إلا لله وحده. وقد حرَّم الله في شريعة الإسلام السجود للتحية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 72
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ
38:72
"When I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
When I have shaped him and breathed from My Spirit into him, bow down before him.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Ona düzgün şekil verip kendisine rûhumdan üflediğim zaman, onun için (bana) secde edin!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And when I have fashioned him and breathed into him of My Spirit, then fall down before him prostrate,
M. Pickthall · EN · public-domain
So when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
اذكر لهم -أيها الرسول-: حين قال ربك للملائكة: إني خالق بشرًا من طين. فإذا سوَّيت جسده وخلقه ونفخت فيه الروح، فدبت فيه الحياة، فاسجدوا له سجود تحية وإكرام، لا سجود عبادة وتعظيم؛ فالعبادة لا تكون إلا لله وحده. وقد حرَّم الله في شريعة الإسلام السجود للتحية.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 73
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
38:73
So the angels prostrated themselves, all of them together:
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
The angels all bowed down together,
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Bütün melekler hemen secde etmişlerdi.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
The angels fell down prostrate, every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
So the angels prostrated - all of them entirely,
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فسجد الملائكة كلهم أجمعون طاعة وامتثالا غير إبليس؛ فإنه لم يسجد أنَفَةً وتكبرًا، وكان من الكافرين في علم الله تعالى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 74
إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
38:74
Not so Iblis: he was haughty, and became one of those who reject Faith.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but not Iblis, who was too proud. He became a rebel.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
İblis hariç. Kibirlenmiş ve kâfirlerden olmuştu.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Saving Iblis; he was scornful and became one of the disbelievers.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except Iblees; he was arrogant and became among the disbelievers.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
فسجد الملائكة كلهم أجمعون طاعة وامتثالا غير إبليس؛ فإنه لم يسجد أنَفَةً وتكبرًا، وكان من الكافرين في علم الله تعالى.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 75
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
38:75
(Allah) said: "O Iblis! What prevents thee from prostrating thyself to one whom I have created with my hands? Art thou haughty? Or art thou one of the high (and mighty) ones?"
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah: "Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God said, ‘Iblis, what prevents you from bowing down to the man I have made with My own hands? Are you too high and mighty?’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) “Ey İblis! İki elimle (kudretimle) yarattığım varlık için (bana) secde etmekten seni engelleyen neydi! Kibirlendin öyle mi; yoksa (haksız yere) büyüklenenlerden mi oldun!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: O Iblis! What hindereth thee from falling prostrate before that which I have created with both My hands? Art thou too proud or art thou of the high exalted?
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "O Iblees, what prevented you from prostrating to that which I created with My hands? Were you arrogant [then], or were you [already] among the haughty?"
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله لإبليس: ما الذي منعك من السجود لمن أكرمتُه فخلقتُه بيديَّ؟ أستكبرت على آدم، أم كنت من المتكبرين على ربك؟ وفي الآية إثبات صفة اليدين لله تبارك وتعالى، على الوجه اللائق به سبحانه.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 76
قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ
38:76
(Iblis) said: "I am better than he: thou createdst me from fire, and him thou createdst from clay."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Iblis said, ‘I am better than him: You made me from fire, and him from clay.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis de) “Ben ondan hayırlıyım (üstünüm). Beni ateşten yarattın; onu çamurdan yarattın.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: I am better than him. Thou createdst me of fire, whilst him Thou didst create of clay.
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "I am better than him. You created me from fire and created him from clay."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس معارضًا لربه: لم أسجد له؛ لأنني أفضل منه، حيث خلقتني من نارٍ، وخلقته من طين. (والنار خير من الطين).
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 77
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
38:77
(Allah) said: "Then get thee out from here: for thou art rejected, accursed.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah: "Hemen çık oradan, artık sen kovuldun."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
‘Get out of here! You are rejected:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) şöyle demişti: “Çık oradan! Şüphesiz ki sen kovuldun.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Go forth from hence, for lo! thou art outcast,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "Then get out of it [i.e., Paradise], for indeed, you are expelled.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله له: فاخرج من الجنة فإنك مرجوم بالقول، مدحور ملعون، وإن عليك طردي وإبعادي إلى يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 78
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
38:78
"And My curse shall be on thee till the Day of Judgment."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ve elbette lanetim ceza gününe kadar senin üzerindedir." buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
My rejection will follow you till the Day of Judgement!’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Hesap gününe kadar lanetim senin üzerinedir!”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And lo! My curse is on thee till the Day of Judgment.
M. Pickthall · EN · public-domain
And indeed, upon you is My curse until the Day of Recompense."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله له: فاخرج من الجنة فإنك مرجوم بالقول، مدحور ملعون، وإن عليك طردي وإبعادي إلى يوم القيامة.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 79
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
38:79
(Iblis) said: "O my Lord! Give me then respite till the Day the (dead) are raised."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İblis: "Ya Rab! O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver." dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but Iblis said, ‘My Lord, grant me respite until the Day when they are raised from the dead,’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis) “Rabbim! (İnsanların) diriltilecekleri güne kadar bana zaman tanı.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: My Lord! Reprieve me till the day when they are raised.
M. Pickthall · EN · public-domain
He said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس: ربِّ فأخِّر أجلي، ولا تهلكني إلى حين تَبعث الخلق من قبورهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 80
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
38:80
(Allah) said: "Respite then is granted thee-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
so He said, ‘You have respite
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah da) “Şüphesiz ki sen bilinen vaktin gününe kadar zaman tanınanlardansın.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Lo! thou art of those reprieved
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "So indeed, you are of those reprieved
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله له: فإنك من المؤخَّرين إلى يوم الوقت المعلوم، وهو يوم النفخة الأولى عندما تموت الخلائق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 81
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
38:81
"Till the Day of the Time Appointed."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
till the Appointed Day.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah da) “Şüphesiz ki sen bilinen vaktin gününe kadar zaman tanınanlardansın.” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Until the day of the time appointed.
M. Pickthall · EN · public-domain
Until the Day of the time well-known."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله له: فإنك من المؤخَّرين إلى يوم الوقت المعلوم، وهو يوم النفخة الأولى عندما تموت الخلائق.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 82
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
38:82
(Iblis) said: "Then, by Thy power, I will put them all in the wrong,-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
İblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
Iblis said, ‘I swear by Your might! I will tempt all
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis) “kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: Then, by Thy might, I surely will beguile them every one,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Iblees] said, "By Your might, I will surely mislead them all.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس: فبعزتك- يا رب- وعظمتك لأضلنَّ بني آدم أجمعين، إلا مَن أخلصتَه منهم لعبادتك، وعصمتَه من إضلالي، فلم تجعل لي عليهم سبيلا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 83
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
38:83
"Except Thy Servants amongst them, sincere and purified (by Thy Grace)."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
but Your true servants.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(İblis) “kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!” demişti.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Save Thy single-minded slaves among them.
M. Pickthall · EN · public-domain
Except, among them, Your chosen servants."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال إبليس: فبعزتك- يا رب- وعظمتك لأضلنَّ بني آدم أجمعين، إلا مَن أخلصتَه منهم لعبادتك، وعصمتَه من إضلالي، فلم تجعل لي عليهم سبيلا.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 84
قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
38:84
(Allah) said: "Then it is just and fitting- and I say what is just and fitting-
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Allah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
God said, ‘This is the truth- I speak only the truth-
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
(Allah) şöyle demişti: “İşte bu doğru (samimi kullarımı azdıramazsın).
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
He said: The Truth is, and the Truth I speak,
M. Pickthall · EN · public-domain
[Allāh] said, "The truth [is My oath], and the truth I say -
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله: فالحقُّ مني، ولا أقول إلا الحق، لأملان جهنم منك ومن ذريتك وممن تبعك من بني آدم أجمعين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 85
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
38:85
"That I will certainly fill Hell with thee and those that follow thee,- every one."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
I will fill Hell with you and all those that follow you.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Cehennemi seninle ve onlardan (insanlardan) sana uyanlarla dolduracağım.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
That I shall fill hell with thee and with such of them as follow thee, together.
M. Pickthall · EN · public-domain
[That] I will surely fill Hell with you and those of them that follow you all together."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قال الله: فالحقُّ مني، ولا أقول إلا الحق، لأملان جهنم منك ومن ذريتك وممن تبعك من بني آدم أجمعين.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 86
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
38:86
Say: "No reward do I ask of you for this (Qur'an), nor am I a pretender.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
Ey Muhammed! De ki: "Ben o Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
[Prophet], say, ‘I ask no reward from you for this, nor do I claim to be what I am not:
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
De ki: “Buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ben asla zorluk çıkartanlardan da değilim.”
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Say (O Muhammad, unto mankind): I ask of you no fee for this, and I am no simulating.
M. Pickthall · EN · public-domain
Say, [O Muḥammad], "I do not ask you for it [i.e., the Qur’ān] any payment, and I am not of the pretentious.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين من قومك: لا أطلب منكم أجرًا أو جزاءً على دعوتكم وهدايتكم، ولا أدَّعي أمرًا ليس لي، بل أتبع ما يوحى إليَّ، ولا أتكلف تخرُّصًا وافتراءً.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 87
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
38:87
"This is no less than a Message to (all) the Worlds.
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"O Kur'ân, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür. "
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
this is only a warning for all people.
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
O (Kur’an) ancak âlemler için bir hatırla(t)madır.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
Lo! it is naught else than a reminder for all peoples
M. Pickthall · EN · public-domain
It is but a reminder to the worlds.
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ما هذا القرآن إلا تذكير للعالمين من الجن والإنس، يتذكرون به ما ينفعهم من مصالح دينهم ودنياهم.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
- 88
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ
38:88
"And ye shall certainly know the truth of it (all) after a while."
A. Yusuf Ali · EN · public-domain
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."
Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved
"Herhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz."
Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain
In time you will certainly come to know its truth.’
M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved
Haberini bir süre sonra öğreneceksiniz.
Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved
And ye will come in time to know the truth thereof.
M. Pickthall · EN · public-domain
And you will surely know [the truth of] its information after a time."
Saheeh International · EN · all-rights-reserved
ولتعلمن- أيها المشركون- خبر هذا القرآن وصدقه، حين يَغْلب الإسلام، ويدخل الناس فيه أفواجًا، وكذلك حين يقع عليكم العذاب، وتنقطع عنكم الأسباب.
Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution
مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)