كل السور

37.الصافات

الصافات

مكية · 182 آية

وضع القراءة
  1. 1

    وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا

    37:1

    By those who range themselves in ranks,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun o saf bağlayıp duranlara.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    By those [angels] ranged in rows,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun: Sıra sıra dizilenlere,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By those who set the ranks in battle order

    M. Pickthall · EN · public-domain

    By those [angels] lined up in rows

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

    37:2

    And so are strong in repelling (evil),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O haykırıp da sürenlere.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who rebuke reproachfully

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Engel olanlara,

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who drive away (the wicked) with reproof

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And those who drive [the clouds]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا

    37:3

    And thus proclaim the Message (of Allah)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve o yolda zikir okuyanlara.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and recite God’s word,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Zikr (Kur’an)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And those who read (the Word) for a reminder,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And those who recite the message,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

    37:4

    Verily, verily, your Allah is one!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki sizin ilâhınız birdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    truly your God is One,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ilahınız tektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thy Lord is surely One;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, your God is One,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أقسم الله تعالى بالملائكة تصف في عبادتها صفوفًا متراصة، وبالملائكة تزجر السحاب وتسوقه بأمر الله، وبالملائكة تتلو ذكر الله وكلامه تعالى. إن معبودكم -أيها الناس- لواحد لا شريك له، فأخلصوا له العبادة والطاعة. ويقسم الله بما شاء مِن خلقه، أما المخلوق فلا يجوز له القسم إلا بالله، فالحلف بغير الله شرك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ

    37:5

    Lord of the heavens and of the earth and all between them, and Lord of every point at the rising of the sun!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lord of the heavens and earth and everything between them, Lord of every sunrise.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir hem de doğuların Rabbidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lord of the heavens and of the earth and all that is between them, and Lord of the sun's risings.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Lord of the heavens and the earth and that between them and Lord of the sunrises.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هو خالق السموات والأرض وما بينهما، ومدبِّر الشمس في مطالعها ومغاربها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

    37:6

    We have indeed decked the lower heaven with beauty (in) the stars,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have adorned the lowest heaven with stars,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz yakın göğü gezegenlerden (ve yıldızlardan) oluşan süsle süsledik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have adorned the lowest heaven with an ornament, the planets;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We have adorned the nearest heaven with an adornment of stars

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنَّا زينَّا السماء الدنيا بزينة هي النجوم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ

    37:7

    (For beauty) and for guard against all obstinate rebellious evil spirits,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onu her inatçı şeytandan koruduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and made them a safeguard against every rebellious devil:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onu) isyankâr her şeytandan koruduk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With security from every froward devil.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And as protection against every rebellious devil

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وحفظنا السماء بالنجوم مِن كل شيطان متمرِّد عاتٍ رجيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

    37:8

    (So) they should not strain their ears in the direction of the Exalted Assembly but be cast away from every side,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they cannot eavesdrop on the Higher Assembly––pelted from every side,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They cannot listen to the Highest Chiefs for they are pelted from every side,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [So] they may not listen to the exalted assembly [of angels] and are pelted from every side,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا تستطيع الشياطين أن تصل إلى الملأ الأعلى، وهي السموات ومَن فيها مِن الملائكة، فتستمع إليهم إذا تكلموا بما يوحيه الله تعالى مِن شرعه وقدره، ويُرْجَمون بالشهب من كل جهة؛ طردًا لهم عن الاستماع، ولهم في الدار الآخرة عذاب دائم موجع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

    37:9

    Repulsed, for they are under a perpetual penalty,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    driven away, they will have perpetual torment––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Outcast, and theirs is a perpetual torment;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Repelled; and for them is a constant punishment,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا تستطيع الشياطين أن تصل إلى الملأ الأعلى، وهي السموات ومَن فيها مِن الملائكة، فتستمع إليهم إذا تكلموا بما يوحيه الله تعالى مِن شرعه وقدره، ويُرْجَمون بالشهب من كل جهة؛ طردًا لهم عن الاستماع، ولهم في الدار الآخرة عذاب دائم موجع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

    37:10

    Except such as snatch away something by stealth, and they are pursued by a flaming fire, of piercing brightness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    if any [of them] stealthily snatches away a fragment, he will be pursued by a piercing flame.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz çalmaya kalkışan olursa, onu hemen delip geçen parlak bir ışık takip eder.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him who snatcheth a fragment, and there pursueth him a piercing flame.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except one who snatches [some words] by theft, but they are pursued by a burning flame, piercing [in brightness].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إلا مَنِ اختطف من الشياطين الخطفة، وهي الكلمة يسمعها من السماء بسرعة، فيلقيها إلى الذي تحته، ويلقيها الآخر إلى الذي تحته، فربما أدركه الشهاب المضيء قبل أن يلقيها، وربما ألقاها بقَدَر الله تعالى قبل أن يأتيه الشهاب، فيحرقه فيذهب بها الآخر إلى الكهنة، فيكذبون معها مائة كذبة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

    37:11

    Just ask their opinion: are they the more difficult to create, or the (other) beings We have created? Them have We created out of a sticky clay!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So [Prophet], ask the disbelievers: is it harder to create them than other beings We have created? We created them from sticky clay.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Şimdi) sor onlara! Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (diğer) bilinçli (varlıkları yaratmak) mı? Şüphesiz ki biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then ask them (O Muhammad): Are they stronger as a creation, or those (others) whom we have created? Lo! We created them of plastic clay.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then inquire of them, [O Muḥammad], "Are they a stronger [or more difficult] creation or those [others] We have created?" Indeed, We created them [i.e., men] from sticky clay.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاسأل -أيها الرسول- منكري البعث أَهُم أشد خلقًا أم من خلقنا من هذه المخلوقات؟ إنا خلقنا أباهم آدم من طين لزج، يلتصق بعضه ببعض.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

    37:12

    Truly dost thou marvel, while they ridicule,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You marvel as they scoff,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar alay ediyorlarken elbette sen (Allah’ın kudretine) şaşırıyorsun (hayran oluyorsun).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but thou dost marvel when they mock

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But you wonder, while they mock,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل عجبتَ -أيها الرسول- من تكذيبهم وإنكارهم البعث، وأعجب من إنكارهم وأبلغ أنهم يستهزئون بك، ويسخرون من قولك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

    37:13

    And, when they are admonished, pay no heed,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    take no heed when they are warned,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendilerine (gerçekler) hatırlatıldığı zaman (gerçeği) hatırlamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And heed not when they are reminded,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when they are reminded, they remember not.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإذا ذكِّروا بما نسوه أو غَفَلوا عنه لا ينتفعون بهذا الذكر ولا يتدبَّرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

    37:14

    And, when they see a Sign, turn it to mockery,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and resort to ridicule when they see a sign,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bir ayet (herhangi bir delil) gördüklerinde alay ederler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And seek to scoff when they behold a portent.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when they see a sign, they ridicule.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإذا رأوا معجزة دالَّة على نبوَّتك يسخرون منها ويعجبون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

    37:15

    And say, "This is nothing but evident sorcery!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    saying, ‘This is no more than blatant sorcery.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şöyle derler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: Lo! this is mere magic;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And say, "This is not but obvious magic.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقالوا: ما هذا الذي جئت به إلا سحر ظاهر بيِّن. أإذا متنا وصِرْنا ترابًا وعظامًا بالية أإنا لمبعوثون من قبورنا أحياء، أو يُبعث آباؤنا الذين مضوا من قبلنا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    37:16

    "What! when we die, and become dust and bones, shall we (then) be raised up (again)

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘What! After we have died and become dust and bones, shall we really be raised up again,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When we are dead and have become dust and bones, shall we then, forsooth, be raised (again)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقالوا: ما هذا الذي جئت به إلا سحر ظاهر بيِّن. أإذا متنا وصِرْنا ترابًا وعظامًا بالية أإنا لمبعوثون من قبورنا أحياء، أو يُبعث آباؤنا الذين مضوا من قبلنا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    37:17

    "And also our fathers of old?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Önceki atalarımız da mı?.."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    along with our forefathers?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Önceki atalarımız da mı (diriltilecek)?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And our forefathers?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And our forefathers [as well]?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقالوا: ما هذا الذي جئت به إلا سحر ظاهر بيِّن. أإذا متنا وصِرْنا ترابًا وعظامًا بالية أإنا لمبعوثون من قبورنا أحياء، أو يُبعث آباؤنا الذين مضوا من قبلنا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

    37:18

    Say thou: "Yea, and ye shall then be humiliated (on account of your evil)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘Yes indeed, and you will be humiliated.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Evet hem de hor ve değersiz olarak (diriltileceksiniz).”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say (O Muhammad): Ye, in truth; and ye will be brought low.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "Yes, and you will be [rendered] contemptible."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل لهم -أيها الرسول-: نعم سوف تُبعثون، وأنتم أذلاء صاغرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

    37:19

    Then it will be a single (compelling) cry; and behold, they will begin to see!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Just one blast and––lo and behold!––they will look

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak; bir de bakarsın ki onlar etrafa bakacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is but one Shout, and lo! they behold,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It will be only one shout, and at once they will be observing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإنما هي نفخة واحدة، فإذا هم قائمون من قبورهم ينظرون أهوال يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

    37:20

    They will say, "Ah! Woe to us! This is the Day of Judgment!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and say, ‘Woe to us! This is the Day of Judgement.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kâfirler:) “Ah, eyvah bize! Bu hesap günüymüş!” demiş (olacak)lardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And say: Ah, woe for us! This is the Day of Judgment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "O woe to us! This is the Day of Recompense."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقالوا: يا هلاكنا هذا يوم الحساب والجزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    37:21

    (A voice will say,) "This is the Day of Sorting Out, whose truth ye (once) denied!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [It will be said], ‘This is the Day of Decision, which you used to deny.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte bu, yalanlamış olduğunuz ayrılma (gerçeklerin ortaya çıkma) günüdür.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This is the Day of Separation, which ye used to deny.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [They will be told], "This is the Day of Judgement which you used to deny."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فيقال لهم: هذا يوم القضاء بين الخلق بالعدل الذي كنتم تكذبون به في الدنيا وتنكرونه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    ۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

    37:22

    "Bring ye up", it shall be said, "The wrong-doers and their wives, and the things they worshipped-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Angels], gather together those who did wrong, and others like them, as well as whatever they worshipped

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And it is said unto the angels): Assemble those who did wrong, together with their wives and what they used to worship

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [The angels will be ordered], "Gather those who committed wrong, their kinds, and what they used to worship

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقال للملائكة: اجمَعُوا الذين كفروا بالله ونظراءهم وآلهتهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، فسوقوهم سوقًا عنيفًا إلى جهنم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

    37:23

    "Besides Allah, and lead them to the Way to the (Fierce) Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    beside God, lead them all to the path of Hell,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Instead of Allah, and lead them to the path to hell;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Other than Allāh, and guide them to the path of Hellfire

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقال للملائكة: اجمَعُوا الذين كفروا بالله ونظراءهم وآلهتهم التي كانوا يعبدونها من دون الله، فسوقوهم سوقًا عنيفًا إلى جهنم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

    37:24

    "But stop them, for they must be asked:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and halt them for questioning:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları tutuklayın; şüphesiz ki onlar sorguya çekilecekler!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And stop them, for they must be questioned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And stop them; indeed, they are to be questioned."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واحبسوهم قبل أن يصلوا إلى جهنم؛ إنهم مسؤولون عن أعمالهم وأقوالهم التي صدرت عنهم في الدنيا، مساءلة إنكار عليهم وتبكيت لهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

    37:25

    "'What is the matter with you that ye help not each other?'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Why do you not support each other now?” ’––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What aileth you that ye help not one another?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [They will be asked], "What is [wrong] with you? Why do you not help each other?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقال لهم توبيخًا: ما لكم لا ينصر بعضكم بعضًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

    37:26

    Nay, but that day they shall submit (to Judgment);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    no indeed! They will be in complete submission on that Day––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hayır! Onlar o gün boyun eğmiş olacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but this day they make full submission.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But they, that Day, are in surrender.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل هم اليوم منقادون لأمر الله، لا يخالفونه ولا يحيدون عنه، غير منتصرين لأنفسهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    37:27

    And they will turn to one another, and question one another.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Birbirlerine dönüp soruşurlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they will turn on one another accusingly.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onların bir kısmı bir kısmına dönüp (hesap) soracaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And some of them draw near unto others, mutually questioning.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they will approach one another asking [i.e., blaming] each other.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأقبل بعض الكفار على بعض يتلاومون ويتخاصمون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

    37:28

    They will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will say, ‘You came to us from a position of power.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Sapanlar, saptıranlara) “Şüphesiz ki siz bize (hep) sağdan gelirdiniz!” diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They say: Lo! ye used to come unto us, imposing, (swearing that ye spoke the truth).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "Indeed, you used to come at us from the right."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الأتباع للمتبوعين: إنكم كنتم تأتوننا من قِبَل الدين والحق، فتهوِّنون علينا أمر الشريعة، وتُنَفِّروننا عنها، وتزينون لنا الضلال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    37:29

    They will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will say, ‘No! It was you who would not believe-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Saptıranlar ise) şöyle diyecekler: “Aksine siz inananlar değildiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They answer: Nay, but ye (yourselves) were not believers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They [i.e., the oppressors] will say, "Rather, you [yourselves] were not believers,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المتبوعون للتابعين: ما الأمر كما تزعمون، بل كانت قلوبكم منكرة للإيمان، قابلة للكفر والعصيان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ

    37:30

    "Nor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    we had no power over you- and you were already exceeding all limits.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bizim sizi zorlayacak hiçbir gücümüz yoktu. Aslında siz azgın bir toplumdunuz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We had no power over you, but ye were wayward folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And we had over you no authority, but you were a transgressing people.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما كان لنا عليكم من حجة أو قوَّة، فنصدكم بها عن الإيمان، بل كنتم -أيها المشركون- قومًا طاغين متجاوزين للحق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

    37:31

    "So now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Our Lord’s sentence on us is just and we must all taste the punishment.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbimizin (azap) sözü bizim aleyhimize gerçekleşti. Biz (azabı) mutlaka tadacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now the Word of our Lord hath been fulfilled concerning us. Lo! we are about to taste (the doom).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So the word [i.e., decree] of our Lord has come into effect upon us; indeed, we will taste [punishment].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلزِمَنا جميعًا وعيد ربنا، إنا لذائقو العذاب، نحن وأنتم، بما قدمنا من ذنوبنا ومعاصينا في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ

    37:32

    "We led you astray: for truly we were ourselves astray."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We led you astray as we ourselves were astray.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus we misled you. Lo! we were (ourselves) astray.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And we led you to deviation; indeed, we were deviators."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأضللناكم عن سبيل الله والإيمان به، إنا كنا ضالين من قبلكم، فهلكنا؛ بسبب كفرنا، وأهلكناكم معنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

    37:33

    Truly, that Day, they will (all) share in the Penalty.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün hepsi azabda birleşirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On that Day they will all share the torment:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o gün onlar azapta ortaktırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then lo! this day they (both) are sharers in the doom.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So indeed they, that Day, will be sharing in the punishment.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإن الأتباع والمتبوعين مشتركون يوم القيامة في العذاب، كما اشتركوا في الدنيا في معصية الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

    37:34

    Verily that is how We shall deal with Sinners.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu suçlulara böyle yaparız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte biz günahkarlara böyle yaparız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    this is how We deal with the guilty.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus deal We with the guilty.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, that is how We deal with the criminals.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا هكذا نفعل بالذين اختاروا معاصي الله في الدنيا على طاعته، فنذيقهم العذاب الأليم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

    37:35

    For they, when they were told that there is no god except Allah, would puff themselves up with Pride,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Whenever it was said to them, ‘There is no deity but God,’ they became arrogant,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki onlara “Allah’tan başka ilah yoktur.” dendiği zaman kibir gösterirlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For when it was said unto them, There is no Allah save Allah, they were scornful

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed they, when it was said to them, "There is no deity but Allāh," were arrogant

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن أولئك المشركين كانوا في الدنيا إذا قيل لهم: لا إله إلا الله، ودعوا إليها، وأُمروا بترك ما ينافيها، يستكبرون عنها وعلى من جاء بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

    37:36

    And say: "What! shall we give up our gods for the sake of a Poet possessed?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and said, ‘Are we to forsake our gods for a mad poet?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Cinlenmiş bir şair için mi ilahlarımızı terk edeceğiz!” derlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And said: Shall we forsake our gods for a mad poet?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And were saying, "Are we to leave our gods for a mad poet?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقولون: أنترك عبادة آلهتنا لقول رجل شاعر مجنون؟ يعنون رسول الله صلى الله عليه وسلم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:37

    Nay! he has come with the (very) Truth, and he confirms (the Message of) the messengers (before him).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘No: he brought the truth and confirmed the earlier messengers;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Aksine o (elçi), gerçeği getirmiş ve (önceki) elçileri de doğrulamıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Nay, but he brought the Truth, and he confirmed those sent (before him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Rather, he [i.e., the Prophet (ﷺ)] has come with the truth and confirmed the [previous] messengers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كذَبوا، ما محمد كما وصفوه به، بل جاء بالقرآن والتوحيد، وصدَّق المرسلين فيما أخبروا به عنه من شرع الله وتوحيده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

    37:38

    Ye shall indeed taste of the Grievous Penalty;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you will taste the painful torment,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! (now) verily ye taste the painful doom -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, you [disbelievers] will be tasters of the painful punishment,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنكم -أيها المشركون- بقولكم وكفركم وتكذيبكم لذائقو العذاب الأليم الموجع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    37:39

    But it will be no more than the retribution of (the Evil) that ye have wrought;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and be repaid only according to your deeds.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Size yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye are requited naught save what ye did -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And you will not be recompensed except for what you used to do -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما تجزون في الآخرة إلا بما كنتم تعملونه في الدنيا من المعاصي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:40

    But the sincere (and devoted) Servants of Allah,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Not so God’s true servants.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’ın samimi kulları hariç.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But not the chosen servants of Allāh.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إلا عباد الله تعالى الذين أخلصوا له في عبادته، فأخلصهم واختصهم برحمته؛ فإنهم ناجون من العذاب الأليم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

    37:41

    For them is a Sustenance determined,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte onlar için belli bir rızık vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will have familiar provisions––

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For them there is a known provision,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Those will have a provision determined -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أولئك المخلصون لهم في الجنة رزق معلوم لا ينقطع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

    37:42

    Fruits (Delights); and they (shall enjoy) honour and dignity,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    fruits- and will be honoured

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Fruits. And they will be honoured

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Fruits; and they will be honored

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ذلك الرزق فواكه متنوعة، وهم مكرمون بكرامة الله لهم في جنات النعيم الدائم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    37:43

    In Gardens of Felicity,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    in gardens of delight;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    In the Gardens of delight,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    In gardens of pleasure

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ذلك الرزق فواكه متنوعة، وهم مكرمون بكرامة الله لهم في جنات النعيم الدائم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

    37:44

    Facing each other on Thrones (of Dignity):

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    seated on couches, facing one another.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On couches facing one another;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    On thrones facing one another.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن كرامتهم عند ربهم وإكرام بعضهم بعضًا أنهم على سرر متقابلين فيما بينهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

    37:45

    Round will be passed to them a Cup from a clear-flowing fountain,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    A drink will be passed round among them from a flowing spring:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A cup from a gushing spring is brought round for them,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    There will be circulated among them a cup [of wine] from a flowing spring,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يدار عليهم في مجالسهم بكؤوس خمر من أنهار جارية، لا يخافون انقطاعها، بيضاء في لونها، لذيذة في شربها، ليس فيها أذى للجسم ولا للعقل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ

    37:46

    Crystal-white, of a taste delicious to those who drink (thereof),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    white, delicious to those who taste it,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    White, delicious to the drinkers,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    White and delicious to the drinkers;

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يدار عليهم في مجالسهم بكؤوس خمر من أنهار جارية، لا يخافون انقطاعها، بيضاء في لونها، لذيذة في شربها، ليس فيها أذى للجسم ولا للعقل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

    37:47

    Free from headiness; nor will they suffer intoxication therefrom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    causing no headiness or intoxication.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlarda (içtiklerinde) sersemletme (baş ağrısı) yoktur; ondan dolayı sarhoş da edilmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Wherein there is no headache nor are they made mad thereby.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    No bad effect is there in it, nor from it will they be intoxicated.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يدار عليهم في مجالسهم بكؤوس خمر من أنهار جارية، لا يخافون انقطاعها، بيضاء في لونها، لذيذة في شربها، ليس فيها أذى للجسم ولا للعقل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

    37:48

    And besides them will be chaste women, restraining their glances, with big eyes (of wonder and beauty).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    With them will be spouses- modest of gaze and beautiful of eye-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yanlarında bakışlarını yalnız onlara özel kılmış (güzel) gözlüler vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And with them are those of modest gaze, with lovely eyes,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And with them will be women limiting [their] glances, with large, [beautiful] eyes,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وعندهم في مجالسهم نساء عفيفات، لا ينظرن إلى غير أزواجهن حسان الأعين، كأنهن بَيْض مصون لم تمسه الأيدي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

    37:49

    As if they were (delicate) eggs closely guarded.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    like protected eggs.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar saklı yumurta gibi bembeyazdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pure) as they were hidden eggs (of the ostrich).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    As if they were [delicate] eggs, well-protected.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وعندهم في مجالسهم نساء عفيفات، لا ينظرن إلى غير أزواجهن حسان الأعين، كأنهن بَيْض مصون لم تمسه الأيدي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  50. 50

    فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    37:50

    Then they will turn to one another and question one another.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Birbirlerine dönüp sorarlar:

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derken birbirine dönüp sorarlar:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will turn to one another with questions:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Cennette) onların bir kısmı, diğerlerine yönelip birbirlerine sormaya başlayacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And some of them draw near unto others, mutually questioning.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they will approach one another, inquiring of each other.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأقبل بعضهم على بعض يتساءلون عن أحوالهم في الدنيا وما كانوا يعانون فيها، وما أنعم الله به عليهم في الجنة، وهذا من تمام الأنس.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  51. 51

    قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

    37:51

    One of them will start the talk and say: "I had an intimate companion (on the earth),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    one will say, ‘I had a close companion on earth

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İçlerinden bir (mümin) şöyle diyecektir: “Benim yakın (bir arkadaş)ım vardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A speaker of them saith: Lo! I had a comrade

    M. Pickthall · EN · public-domain

    A speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال قائل من أهل الجنة: لقد كان لي في الدنيا صاحب ملازم لي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  52. 52

    يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

    37:52

    "Who used to say, 'what! art thou amongst those who bear witness to the Truth (of the Message)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    who used to ask me, “Do you really believe that

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Der(di) ki: ‘Sen de (diriltilmeye) inananlardan mısın?'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who used to say: Art thou in truth of those who put faith (in his words)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Who would say, 'Are you indeed of those who believe

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقول: كيف تصدِّق بالبعث الذي هو في غاية الاستغراب؟ أإذا متنا وتمزقنا وصرنا ترابًا وعظامًا، نُبعث ونُحاسب ونُجازى بأعمالنا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  53. 53

    أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

    37:53

    "'When we die and become dust and bones, shall we indeed receive rewards and punishments?'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    after we die and become dust and bone, we shall be brought for judgement?”’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi (diriltilip) cezalandırılacağız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Can we, when we are dead and have become mere dust and bones - can we (then) verily be brought to book?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed?'"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقول: كيف تصدِّق بالبعث الذي هو في غاية الاستغراب؟ أإذا متنا وتمزقنا وصرنا ترابًا وعظامًا، نُبعث ونُحاسب ونُجازى بأعمالنا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  54. 54

    قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

    37:54

    (A voice) said: "Would ye like to look down?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Siz onu tanır mısınız?" der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then he will say, ‘Shall we look for him?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Mümin kişi), “(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?” diyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: Will ye look?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He will say, "Would you [care to] look?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال هذا المؤمن الذي أُدخل الجنة لأصحابه: هل أنتم مُطَّلعون لنرى مصير ذلك القرين؟ فاطلع فرأى قرينه في وسط النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  55. 55

    فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

    37:55

    He looked down and saw him in the midst of the Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He will look down and see him in the midst of the Fire,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Ardından) bakıp arkadaşını cehennemin ortasında görecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then looketh he and seeth him in the depth of hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he will look and see him in the midst of the Hellfire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال هذا المؤمن الذي أُدخل الجنة لأصحابه: هل أنتم مُطَّلعون لنرى مصير ذلك القرين؟ فاطلع فرأى قرينه في وسط النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  56. 56

    قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

    37:56

    He said: "By Allah! thou wast little short of bringing me to perdition!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and say to him, ‘By God, you almost brought me to ruin!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Mümin olan, ateşteki arkadaşına) şöyle diyecektir: “Allah’a yemin olsun: Sen az daha beni de helak edecektin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He saith: By Allah, thou verily didst all but cause my ruin,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He will say, "By Allāh, you almost ruined me.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المؤمن لقرينه المنكر للبعث: لقد قاربت أن تهلكني بصدك إياي عن الإيمان لو أطعتك. ولولا فضل ربي بهدايتي إلى الإيمان وتثبيتي عليه، لكنت من المحضرين في العذاب معك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  57. 57

    وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

    37:57

    "Had it not been for the Grace of my Lord, I should certainly have been among those brought (there)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Had it not been for the grace of my Lord, I too would have been taken to Hell.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olacaktım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And had it not been for the favour of my Lord, I too had been of those haled forth (to doom).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    If not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المؤمن لقرينه المنكر للبعث: لقد قاربت أن تهلكني بصدك إياي عن الإيمان لو أطعتك. ولولا فضل ربي بهدايتي إلى الإيمان وتثبيتي عليه، لكنت من المحضرين في العذاب معك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  58. 58

    أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

    37:58

    "Is it (the case) that we shall not die,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then he will say [to his blessed companions], ‘Are we never to die again after our earlier death?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Are we then not to die

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then, are we not to die

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أحقًا أننا مخلَّدون منعَّمون، فما نحن بميتين إلا موتتنا الأولى في الدنيا، وما نحن بمعذَّبين بعد دخولنا الجنة؟ إنَّ ما نحن فيه من نعيم لهُوَ الظَّفَر العظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  59. 59

    إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

    37:59

    "Except our first death, and that we shall not be punished?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Shall we never suffer?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Saving our former death, and are we not to be punished?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except for our first death, and we will not be punished?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أحقًا أننا مخلَّدون منعَّمون، فما نحن بميتين إلا موتتنا الأولى في الدنيا، وما نحن بمعذَّبين بعد دخولنا الجنة؟ إنَّ ما نحن فيه من نعيم لهُوَ الظَّفَر العظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  60. 60

    إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    37:60

    Verily this is the supreme achievement!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte bu büyük kurtuluştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This truly is the supreme triumph!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bu, büyük bir kurtuluştur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! this is the supreme triumph.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, this is the great attainment.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أحقًا أننا مخلَّدون منعَّمون، فما نحن بميتين إلا موتتنا الأولى في الدنيا، وما نحن بمعذَّبين بعد دخولنا الجنة؟ إنَّ ما نحن فيه من نعيم لهُوَ الظَّفَر العظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  61. 61

    لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ

    37:61

    For the like of this let all strive, who wish to strive.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çalışanlar bunun için çalışsın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Everyone should strive to attain this.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Çalışanlar böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For the like of this, then, let the workers work.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    For the like of this let the workers [on earth] work.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لمثل هذا النعيم الكامل، والخلود الدائم، والفوز العظيم، فليعمل العاملون في الدنيا؛ ليصيروا إليه في الآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  62. 62

    أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

    37:62

    Is that the better entertainment or the Tree of Zaqqum?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Is this the better welcome, or the tree of Zaqqum,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şimdi ziyafet olarak bu (nimetler) mi hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is this better as a welcome, or the tree of Zaqqum?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is that [i.e., Paradise] a better accommodation or the tree of zaqqūm?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أذلك الذي سبق وصفه مِن نعيم الجنة خير ضيافة وعطاء من الله، أم شجرة الزقوم الخبيثة الملعونة، طعام أهل النار؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  63. 63

    إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ

    37:63

    For We have truly made it (as) a trial for the wrong-doers.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    which we have made a test for the evildoers?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (sıkıntı) kıldık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have appointed it a torment for wrong-doers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We have made it a torment for the wrongdoers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا جعلناها فتنة افتتن بها الظالمون لأنفسهم بالكفر والمعاصي، وقالوا مستنكرين: إن صاحبكم ينبئكم أن في النار شجرة، والنار تأكل الشجر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  64. 64

    إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

    37:64

    For it is a tree that springs out of the bottom of Hell-Fire:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This tree grows in the heart of the blazing Fire,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it is a tree that springeth in the heart of hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  65. 65

    طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ

    37:65

    The shoots of its fruit-stalks are like the heads of devils:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tomurcukları şeytan başı gibidir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Tomurcukları şeytanların başları gibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and its fruits are like devils’ heads.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Its crop is as it were the heads of devils

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Its emerging fruit as if it was heads of the devils.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  66. 66

    فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    37:66

    Truly they will eat thereof and fill their bellies therewith.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will fill their bellies eating from it;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Cehennemdekiler) ondan yer ve karınlarını ondan doldururlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! they verily must eat thereof, and fill (their) bellies therewith.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, they will eat from it and fill with it their bellies.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  67. 67

    ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

    37:67

    Then on top of that they will be given a mixture made of boiling water.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then drink scalding water on top of it;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra (zakkumun) üzerinde onlar için kaynar sudan bir içecek vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And afterward, lo! thereupon they have a drink of boiling water

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then indeed, they will have after it a mixture of scalding water.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  68. 68

    ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

    37:68

    Then shall their return be to the (Blazing) Fire.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then return to the blazing Fire.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And afterward, lo! their return is surely unto hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then indeed, their return will be to the Hellfire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنها شجرة تنبت في قعر جهنم، ثمرها قبيح المنظر كأنه رؤوس الشياطين، فإذا كانت كذلك فلا تَسْألْ بعد هذا عن طعمها، فإن المشركين لآكلون من تلك الشجرة فمالئون منها بطونهم. ثم إنهم بعد الأكل منها لشاربون شرابًا خليطًا قبيحًا حارًّا، ثم إن مردَّهم بعد هذا العذاب إلى عذاب النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  69. 69

    إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

    37:69

    Truly they found their fathers on the wrong Path;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They found their forefathers astray,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki onlar, atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They indeed found their fathers astray,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed they found their fathers astray.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنهم وجدوا آباءهم على الشرك والضلال، فسارعوا إلى متابعتهم على ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  70. 70

    فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

    37:70

    So they (too) were rushed down on their footsteps!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and rushed to follow in their footsteps- before the disbelievers [of Mecca],

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they make haste (to follow) in their footsteps.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So they hastened [to follow] in their footsteps.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنهم وجدوا آباءهم على الشرك والضلال، فسارعوا إلى متابعتهم على ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  71. 71

    وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    37:71

    And truly before them, many of the ancients went astray;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    most men in the past went astray,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki kendilerinden önceki eski toplumların çoğu sapmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily most of the men of old went astray before them,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And there had already strayed before them most of the former peoples,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد ضلَّ عن الحق قبل قومك -أيها الرسول- أكثر الأمم السابقة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  72. 72

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

    37:72

    But We sent aforetime, among them, (messengers) to admonish them;-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    even though We sent messengers to warn them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz onlara uyarıcılar göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We sent among them warners.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had already sent among them warners.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد أرسلنا في تلك الأمم مرسلين أنذروهم بالعذاب فكفروا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  73. 73

    فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

    37:73

    Then see what was the end of those who were admonished (but heeded not),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    See how those who were warned met their end!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then see the nature of the consequence for those warned,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then look how was the end of those who were warned -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتأمَّل كيف كانت نهاية تلك الأمم التي أنذرت، فكفرت؟ فقد عُذِّبت، وصارت للناس عبرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  74. 74

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:74

    Except the sincere (and devoted) Servants of Allah.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Not so the true servants of God.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But not the chosen servants of Allāh.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إلا عباد الله الذين أخلصهم الله، وخصَّهم برحمته لإخلاصهم له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  75. 75

    وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

    37:75

    (In the days of old), Noah cried to Us, and We are the best to hear prayer.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Noah cried to Us, and how excellent was Our response!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki Nuh, bize yalvarıp yakarmıştı. Biz duayı ne güzel kabul edeniz!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Noah verily prayed unto Us, and gracious was the Hearer of his prayer

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد نادانا نبينا نوح؛ لننصره على قومه، فلنعم المجيبون له نحن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  76. 76

    وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    37:76

    And We delivered him and his people from the Great Calamity,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We saved him and his people from great distress,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendisini ve ailesini (destekçilerini) büyük felaketten kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We saved him and his household from the great distress,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We saved him and his family from the great affliction.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ونجيناه وأهله والمؤمنين معه مِن أذى المشركين، ومن الغرق بالطوفان العظيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  77. 77

    وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

    37:77

    And made his progeny to endure (on this earth);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ancak onun soyunu sürekli kıldık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We let his offspring remain on the earth,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz onun (Nuh’un) soyunu -işte onları- kalıcı kılmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And made his seed the survivors,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We made his descendants those remaining [on the earth]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا ذرية نوح هم الباقين بعد غرق قومه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  78. 78

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:78

    And We left (this blessing) for him among generations to come in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We let him be praised by later generations:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And left for him among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And left for him [favorable mention] among later generations:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأبقينا له ذِكْرًا جميلا وثناءً حسنًا فيمن جاء بعده من الناس يذكرونه به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  79. 79

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ

    37:79

    "Peace and salutation to Noah among the nations!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Peace be upon Noah among all the nations!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bütün âlemlerde Nuh’a selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Noah among the peoples!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "Peace upon Noah among the worlds."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أمان لنوح وسلامة له من أن يُذْكر بسوء في الآخِرين، بل تُثني عليه الأجيال من بعده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  80. 80

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:80

    Thus indeed do we reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is how We reward those who do good:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We thus reward the doers of good.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    مثل جزاء نوح نجزي كلَّ مَن أحسن من العباد في طاعة الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  81. 81

    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:81

    For he was one of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    he was truly one of Our faithful servants.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! he is one of Our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, he was of Our believing servants.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن نوحًا من عبادنا المصدقين المخلصين العاملين بأوامر الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  82. 82

    ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    37:82

    Then the rest we overwhelmed in the Flood.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra, diğerlerini suda boğduk.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra diğerlerini suda boğduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We drowned the rest.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We did drown the others.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We drowned the others [i.e., disbelievers].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أغرقنا الآخرين المكذبين من قومه بالطوفان، فلم تبق منهم عين تَطْرِف.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  83. 83

    ۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

    37:83

    Verily among those who followed his Way was Abraham.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Abraham was of the same faith:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki İbrahim de onun (Nuh’un) tarafındandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! of his persuasion verily was Abraham

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, among his kind was Abraham,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  84. 84

    إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

    37:84

    Behold! he approached his Lord with a sound heart.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    he came to his Lord with a devoted heart.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani o, Rabbine teslim olan (tertemiz) bir kalp ile gelmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he came unto his Lord with a whole heart;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When he came to his Lord with a sound heart

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  85. 85

    إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

    37:85

    Behold! he said to his father and to his people, "What is that which ye worship?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said to his father and his people, ‘What are you worshipping?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani babasına ve halkına şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he said unto his father and his folk: What is it that ye worship?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [And] when he said to his father and his people, "What do you worship?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  86. 86

    أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

    37:86

    "Is it a falsehood- gods other than Allah- that ye desire?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How can you choose false gods instead of the true God?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’ın peşi sıra uydurma ilahlar(a) mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it a falsehood - gods beside Allah - that ye desire?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is it falsehood [as] gods other than Allāh you desire?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  87. 87

    فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    37:87

    "Then what is your idea about the Lord of the worlds?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So what is your opinion about the Lord of all the Worlds?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What then is your opinion of the Lord of the Worlds?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then what is your thought about the Lord of the worlds?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ من أشياع نوح على منهاجه وملَّته نبيَّ الله إبراهيم، حين جاء ربه بقلب بريء من كل اعتقاد باطل وخُلُق ذميم، حين قال لأبيه وقومه منكرًا عليهم: ما الذي تعبدونه من دون الله؟ أتريدون آلهة مختلَقَة تعبدونها، وتتركون عبادة الله المستحق للعبادة وحده؟ فما ظنكم برب العالمين أنه فاعل بكم إذا أشركتم به وعبدتم معه غيره؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  88. 88

    فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

    37:88

    Then did he cast a glance at the Stars.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then he looked up to the stars.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonra yıldızlara bakmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he glanced a glance at the stars

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he cast a look at the stars.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فنظر إبراهيم نظرة في النجوم متفكرًا فيما يعتذر به عن الخروج معهم إلى أعيادهم، فقال لهم: إني مريض. وهذا تعريض منه. فتركوه وراء ظهورهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  89. 89

    فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

    37:89

    And he said, "I am indeed sick (at heart)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘I am sick,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Ben hâlsizim (hastayım)!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then said: Lo! I feel sick!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And said, "Indeed, I am [about to be] ill."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فنظر إبراهيم نظرة في النجوم متفكرًا فيما يعتذر به عن الخروج معهم إلى أعيادهم، فقال لهم: إني مريض. وهذا تعريض منه. فتركوه وراء ظهورهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  90. 90

    فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

    37:90

    So they turned away from him, and departed.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu bırakıp gittiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so [his people] turned away from him and left.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar (kavmi) de ona arkalarını dönüp (gitmiş)lerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they turned their backs and went away from him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So they turned away from him, departing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فنظر إبراهيم نظرة في النجوم متفكرًا فيما يعتذر به عن الخروج معهم إلى أعيادهم، فقال لهم: إني مريض. وهذا تعريض منه. فتركوه وراء ظهورهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  91. 91

    فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

    37:91

    Then did he turn to their gods and said, "will ye not eat (of the offerings before you)?...

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He turned to their gods and said, ‘Do you not eat?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then turned he to their gods and said: Will ye not eat?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then he turned to their gods and said, "Do you not eat?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فمال مسرعًا إلى أصنام قومه فقال مستهزئًا بها: ألا تاكلون هذا الطعام الذي يقدمه لكم سدنتكم؟ ما لكم لا تنطقون ولا تجيبون مَن يسألكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  92. 92

    مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

    37:92

    "What is the matter with you that ye speak not (intelligently)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Why do you not speak?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (önlerine konmuş yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What aileth you that ye speak not?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    What is [wrong] with you that you do not speak?".

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فمال مسرعًا إلى أصنام قومه فقال مستهزئًا بها: ألا تاكلون هذا الطعام الذي يقدمه لكم سدنتكم؟ ما لكم لا تنطقون ولا تجيبون مَن يسألكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  93. 93

    فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

    37:93

    Then did he turn upon them, striking (them) with the right hand.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    then he turned and struck them with his right arm.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Yanlarına giderek) sağ eliyle (güçlü bir şekilde) onlara vurmuştu (kırmıştı).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he attacked them, striking with his right hand.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he turned upon them a blow with [his] right hand.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأقبل على آلهتهم يضربها ويكسِّرها بيده اليمني؛ ليثبت لقومه خطأ عبادتهم لها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  94. 94

    فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

    37:94

    Then came (the worshippers) with hurried steps, and faced (him).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    His people hurried towards him,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Putperestler) koşarak ona gelmişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (his people) came toward him, hastening.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then they [i.e., the people] came toward him, hastening.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأقبلوا إليه يَعْدُون مسرعين غاضبين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  95. 95

    قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

    37:95

    He said: "Worship ye that which ye have (yourselves) carved?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but he said, ‘How can you worship things you carve with your own hands,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Worship ye that which ye yourselves do carve

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "Do you worship that which you [yourselves] carve,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلقيهم إبراهيم بثبات قائلا كيف تعبدون أصنامًا تنحتونها أنتم، وتصنعونها بأيديكم، وتتركون عبادة ربكم الذي خلقكم، وخلق عملكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  96. 96

    وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

    37:96

    "But Allah has created you and your handwork!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    when it is God who has created you and all your handiwork?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When Allah hath created you and what ye make?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    While Allāh created you and that which you do?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلقيهم إبراهيم بثبات قائلا كيف تعبدون أصنامًا تنحتونها أنتم، وتصنعونها بأيديكم، وتتركون عبادة ربكم الذي خلقكم، وخلق عملكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  97. 97

    قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

    37:97

    They said, "Build him a furnace, and throw him into the blazing fire!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘Build a pyre and throw him into the blazing fire.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Putperestler ise) “Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Build for him a building and fling him in the red-hotfire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Construct for him a structure [i.e., furnace] and throw him into the burning fire."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    (فلما قامت عليهم الحجة لجؤوا إلى القوة) وقالوا: ابنوا له بنيانًا واملؤوه حطبًا، ثم ألقوه فيه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  98. 98

    فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

    37:98

    (This failing), they then sought a stratagem against him, but We made them the ones most humiliated!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They wanted to harm him, but We humiliated them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona bir tuzak kurmayı istemişlerdi. Fakat biz onları alçaklardan kılmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they designed a snare for him, but We made them the undermost.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they intended for him a plan [i.e., harm], but We made them the most debased.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأراد قوم إبراهيم به كيدًا لإهلاكه، فجعلناهم المقهورين المغلوبين، وردَّ الله كيدهم في نحورهم، وجعل النار على إبراهيم بردًا وسلامًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  99. 99

    وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

    37:99

    He said: "I will go to my Lord! He will surely guide me!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘I will go to my Lord: He is sure to guide me.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he said: Lo! I am going unto my Lord Who will guide me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [then] he said, "Indeed, I will go to [where I am ordered by] my Lord; He will guide me.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال إبراهيم: إني مهاجر إلى ربي من بلد قومي إلى حيث أتمكن من عبادة ربي؛ فإنه سيدلني على الخير في ديني ودنياي. رب أعطني ولدًا صالحًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  100. 100

    رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    37:100

    "O my Lord! Grant me a righteous (son)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lord, grant me a righteous son,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    My Lord! Vouchsafe me of the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    My Lord, grant me [a child] from among the righteous."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال إبراهيم: إني مهاجر إلى ربي من بلد قومي إلى حيث أتمكن من عبادة ربي؛ فإنه سيدلني على الخير في ديني ودنياي. رب أعطني ولدًا صالحًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  101. 101

    فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ

    37:101

    So We gave him the good news of a boy ready to suffer and forbear.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so We gave him the good news that he would have a patient son.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz de onu çok hoşgörülü bir oğul ile müjdelemiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So We gave him tidings of a gentle son.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So We gave him good tidings of a forbearing boy.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأجبنا له دعوته، وبشَّرناه بغلام حليم، أي: يكون حليمًا في كبره، وهو إسماعيل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  102. 102

    فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

    37:102

    Then, when (the son) reached (the age of) (serious) work with him, he said: "O my son! I see in vision that I offer thee in sacrifice: Now see what is thy view!" (The son) said: "O my father! Do as thou art commanded: thou will find me, if Allah so wills one practising Patience and Constancy!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When the boy was old enough to work with his father, Abraham said, ‘My son, I have seen myself sacrificing you in a dream. What do you think?’ He said, ‘Father, do as you are commanded and, God willing, you will find me steadfast.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Oğlu) onunla birlikte koşmaya (çalışıp çabalama çağına) ulaşınca, (İbrahim) “Ey yavrucuğum! Rüyada seni kesmekte olduğumu görüyorum; bir düşün, ne dersin?” demişti. (O da) “Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when (his son) was old enough to walk with him, (Abraham) said: O my dear son, I have seen in a dream that I must sacrifice thee. So look, what thinkest thou? He said: O my father! Do that which thou art commanded. Allah willing, thou shalt find me of the steadfast.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when he reached with him [the age of] exertion, he said, "O my son, indeed I have seen in a dream that I [must] sacrifice you, so see what you think." He said, "O my father, do as you are commanded. You will find me, if Allāh wills, of the steadfast."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما كَبِر إسماعيل ومشى مع أبيه قال له أبوه: إني أرى في المنام أني أذبحك، فما رأيك؟ (ورؤيا الأنبياء حق) فقال إسماعيل مُرْضيًا ربه، بارًّا بوالده، معينًا له على طاعة الله: أمض ما أمرك الله به مِن ذبحي، ستجدني -إن شاء الله- صابرًا طائعًا محتسبًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  103. 103

    فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

    37:103

    So when they had both submitted their wills (to Allah), and he had laid him prostrate on his forehead (for sacrifice),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When they had both submitted to God, and he had laid his son down on the side of his face,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Her ikisi de teslim olup, onu (oğlunu)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then, when they had both surrendered (to Allah), and he had flung him down upon his face,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when they had both submitted and he put him down upon his forehead,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما استسلما لأمر الله وانقادا له، وألقى إبراهيم ابنه على جبينه -وهو جانب الجبهة- على الأرض؛ ليذبحه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  104. 104

    وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ

    37:104

    We called out to him "O Abraham!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We called out to him, ‘Abraham,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We called unto him: O Abraham!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We called to him, "O Abraham,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ونادينا إبراهيم في تلك الحالة العصيبة: أن يا إبراهيم، قد فعلتَ ما أُمرت به وصَدَّقْتَ رؤياك، إنا كما جزيناك على تصديقك نجزي الذين أحسنوا مثلك، فنخلِّصهم من الشدائد في الدنيا والآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  105. 105

    قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:105

    "Thou hast already fulfilled the vision!" - thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you have fulfilled the dream.’ This is how We reward those who do good-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thou hast already fulfilled the vision. Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    You have fulfilled the vision." Indeed, We thus reward the doers of good.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ونادينا إبراهيم في تلك الحالة العصيبة: أن يا إبراهيم، قد فعلتَ ما أُمرت به وصَدَّقْتَ رؤياك، إنا كما جزيناك على تصديقك نجزي الذين أحسنوا مثلك، فنخلِّصهم من الشدائد في الدنيا والآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  106. 106

    إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

    37:106

    For this was obviously a trial-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    it was a test to prove [their true characters]-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu, apaçık bir imtihandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! that verily was a clear test.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, this was the clear trial.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الأمر بذبح ابنك هو الابتلاء الشاق الذي أبان عن صدق إيمانك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  107. 107

    وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

    37:107

    And We ransomed him with a momentous sacrifice:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We ransomed his son with a momentous sacrifice,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz (oğlunun yerine) ona büyük bir kurban fidye vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We ransomed him with a tremendous victim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We ransomed him with a great sacrifice,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واستنقذنا إسماعيل، فجعلنا بديلا عنه كبشًا عظيمًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  108. 108

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:108

    And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and We let him be praised by succeeding generations:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We left for him among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We left for him [favorable mention] among later generations:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأبقينا لإبراهيم ثناءً حسنًا في الأمم بعده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  109. 109

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

    37:109

    "Peace and salutation to Abraham!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Selam olsun İbrahim'e...

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Peace be upon Abraham!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İbrahim’e de selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Abraham!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "Peace upon Abraham."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تحيةٌ لإبراهيم من عند الله، ودعاءٌ له بالسلامة من كل آفة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  110. 110

    كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:110

    Thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is how We reward those who do good:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte (biz) güzel davrananları böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We thus reward the doers of good.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كما جزينا إبراهيم على طاعته لنا وامتثاله أمرنا، نجزي المحسنين من عبادنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  111. 111

    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:111

    For he was one of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    truly he was one of Our faithful servants.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! he is one of Our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, he was of Our believing servants.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنه من عبادنا المؤمنين الذين أعطَوا العبودية حقها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  112. 112

    وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

    37:112

    And We gave him the good news of Isaac - a prophet,- one of the Righteous.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We gave Abraham the good news of Isaac- a prophet and a righteous man-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İyilerden bir peygamber olarak ona İshak’ı müjdelemiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we gave him tidings of the birth of Isaac, a prophet of the righteous.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We gave him good tidings of Isaac, a prophet from among the righteous.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وبشَّرنا إبراهيم بولده إسحاق نبيًّا من الصالحين؛ جزاء له على صبره ورضاه بأمر ربه، وطاعته له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  113. 113

    وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

    37:113

    We blessed him and Isaac: but of their progeny are (some) that do right, and (some) that obviously do wrong, to their own souls.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and blessed him and Isaac too: some of their offspring were good, but some clearly wronged themselves.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona ve İshak’a bereketler vermiştik. Her ikisinin neslinden iyilik yapan da kendisine açıkça haksızlık eden de çıkacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We blessed him and Isaac. And of their seed are some who do good, and some who plainly wrong themselves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We blessed him and Isaac. But among their descendants is the doer of good and the clearly unjust to himself [i.e., sinner].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنزلنا عليهما البركة. ومِن ذريتهما من هو مطيع لربه، محسن لنفسه، ومَن هو ظالم لها ظلمًا بيِّنًا بكفره ومعصيته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  114. 114

    وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    37:114

    Again (of old) We bestowed Our favour on Moses and Aaron,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We also bestowed Our favour on Moses and Aaron:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz Musa’ya ve Harun’a da nimetler vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily gave grace unto Moses and Aaron,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We did certainly confer favor upon Moses and Aaron.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد مننَّا على موسى وهارون بالنبوة والرسالة، ونجيناهما وقومهما من الغرق، وما كانوا فيه من عبودية ومَذلَّة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  115. 115

    وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    37:115

    And We delivered them and their people from (their) Great Calamity;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We saved them and their people from great distress;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And saved them and their people from the great distress,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We saved them and their people from the great affliction,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد مننَّا على موسى وهارون بالنبوة والرسالة، ونجيناهما وقومهما من الغرق، وما كانوا فيه من عبودية ومَذلَّة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  116. 116

    وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

    37:116

    And We helped them, so they overcame (their troubles);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We helped them, so they were the ones to succeed;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendilerine yardım etmiştik ve galip gelenler işte onlar olmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And helped them so that they became the victors.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We supported them so it was they who overcame.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ونصرناهم، فكانت لهم العزة والنصرة والغلبة على فرعون وآله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  117. 117

    وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

    37:117

    And We gave them the Book which helps to make things clear;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We gave them the Scripture that makes things clear;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İkisine de apaçık anlaşılan Kitabı vermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We gave them the clear Scripture

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We gave them the explicit Scripture [i.e., the Torah],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وآتيناهما التوراة البينة، وهديناهما الطريق المستقيم الذي لا اعوجاج فيه، وهو الإسلام دين الله الذي ابتعث به أنبياءه، وأبقينا لهما ثناءً حسنًا وذكرًا جميلا فيمن بعدهما.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  118. 118

    وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

    37:118

    And We guided them to the Straight Way.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kendilerini doğru yola çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We guided them to the right path;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Her ikisini de doğru yola ulaştırmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And showed them the right path.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We guided them on the straight path.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وآتيناهما التوراة البينة، وهديناهما الطريق المستقيم الذي لا اعوجاج فيه، وهو الإسلام دين الله الذي ابتعث به أنبياءه، وأبقينا لهما ثناءً حسنًا وذكرًا جميلا فيمن بعدهما.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  119. 119

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:119

    And We left (this blessing) for them among generations (to come) in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We let them be praised by succeeding generations:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonrakiler arasında o ikisine (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We left for them among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We left for them [favorable mention] among later generations:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وآتيناهما التوراة البينة، وهديناهما الطريق المستقيم الذي لا اعوجاج فيه، وهو الإسلام دين الله الذي ابتعث به أنبياءه، وأبقينا لهما ثناءً حسنًا وذكرًا جميلا فيمن بعدهما.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  120. 120

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

    37:120

    "Peace and salutation to Moses and Aaron!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Selam olsun, Musa ile Harun'a.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Peace be upon Moses and Aaron!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Musa'ya ve Harun’a da selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Moses and Aaron!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "Peace upon Moses and Aaron."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تحيةٌ لموسى وهارون من عند الله، وثناءٌ ودعاءٌ لهما بالسلامة من كل آفة، كما جزيناهما الجزاء الحسن نجزي المحسنين من عبادنا المخلصين لنا بالصدق والإيمان والعمل. إنهما من عبادنا الراسخين في الإيمان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  121. 121

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:121

    Thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is how We reward those who do good:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We thus reward the doers of good.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تحيةٌ لموسى وهارون من عند الله، وثناءٌ ودعاءٌ لهما بالسلامة من كل آفة، كما جزيناهما الجزاء الحسن نجزي المحسنين من عبادنا المخلصين لنا بالصدق والإيمان والعمل. إنهما من عبادنا الراسخين في الإيمان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  122. 122

    إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:122

    For they were two of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    truly they were among Our faithful servants.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o ikisi de inanmış kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! they are two of Our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, they were of Our believing servants.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تحيةٌ لموسى وهارون من عند الله، وثناءٌ ودعاءٌ لهما بالسلامة من كل آفة، كما جزيناهما الجزاء الحسن نجزي المحسنين من عبادنا المخلصين لنا بالصدق والإيمان والعمل. إنهما من عبادنا الراسخين في الإيمان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  123. 123

    وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:123

    So also was Elias among those sent (by Us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Elijah too was one of the messengers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki İlyas da elbette elçilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! Elias was of those sent (to warn),

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, Elias was from among the messengers,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  124. 124

    إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

    37:124

    Behold, he said to his people, "Will ye not fear (Allah)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said to his people, ‘Have you no fear of God?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani kavmine şöyle demişti: “(Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he said unto his folk: Will ye not ward off (evil)?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When he said to his people, "Will you not fear Allāh?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  125. 125

    أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ

    37:125

    "Will ye call upon Baal and forsake the Best of Creators,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How can you invoke Baal and forsake the Most Gracious Creator,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    "Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will ye cry unto Baal and forsake the Best of creators,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Do you call upon Baʿl and leave the best of creators -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  126. 126

    ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    37:126

    "Allah, your Lord and Cherisher and the Lord and Cherisher of your fathers of old?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God, your Lord and the Lord of your forefathers?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    "Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba‘l’e mi yalvarıyorsunuz?” (diye devam etmişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah, your Lord and Lord of your forefathers?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Allāh, your Lord and the Lord of your first forefathers?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا إلياس لمن الذين أكرمناهم بالنبوة والرسالة، إذ قال لقومه من بني إسرائيل: اتقوا الله وحده وخافوه، ولا تشركوا معه غيره، كيف تعبدون صنمًا، وتتركون عبادة الله أحسن الخالقين، وهو ربكم الذي خلقكم، وخلق آباءكم الماضين قبلكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  127. 127

    فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    37:127

    But they rejected him, and they will certainly be called up (for punishment),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but they rejected him. They will be brought to punishment as a consequence;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kavmi) onu (İlyas’ı) yalanlamıştı. Şüphesiz ki onlar (cehennemde) hazır kılınacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But they denied him, so they surely will be haled forth (to the doom)

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they denied him, so indeed, they will be brought [for punishment],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فكذب قوم إلياس نبيهم، فليجمعنهم الله يوم القيامة للحساب والعقاب، إلا عباد الله الذين أخلصوا دينهم لله، فإنهم ناجون من عذابه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  128. 128

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:128

    Except the sincere and devoted Servants of Allah (among them).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    not so the true servants of God.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’ın samimi kulları hariç.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except the chosen servants of Allāh.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فكذب قوم إلياس نبيهم، فليجمعنهم الله يوم القيامة للحساب والعقاب، إلا عباد الله الذين أخلصوا دينهم لله، فإنهم ناجون من عذابه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  129. 129

    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    37:129

    And We left (this blessing) for him among generations (to come) in later times:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We let him be praised by succeeding generations:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And we left for him among the later folk (the salutation):

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We left for him [favorable mention] among later generations:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  130. 130

    سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

    37:130

    "Peace and salutation to such as Elias!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Selam olsun İlyâsîn'e.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Peace be to Elijah!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İlyas’a selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Peace be unto Elias!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "Peace upon Elias."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  131. 131

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    37:131

    Thus indeed do We reward those who do right.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is how We reward those who do good:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thus do We reward the good.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We thus reward the doers of good.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  132. 132

    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

    37:132

    For he was one of our believing Servants.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, inanmış kullarımızdandı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    truly he was one of Our faithful servants.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! he is one of our believing slaves.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, he was of Our believing servants.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا لإلياس ثناءً جميلا في الأمم بعده. تحية من الله، وثناءٌ على إلياس. وكما جزينا إلياس الجزاء الحسن على طاعته، نجزي المحسنين من عبادنا المؤمنين. إنه من عباد الله المؤمنين المخلصين له العاملين بأوامره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  133. 133

    وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:133

    So also was Lut among those sent (by Us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Lot was also one of the messengers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Lut da elbette elçilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! Lot verily was of those sent (to warn).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, Lot was among the messengers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا لوطًا اصطفيناه، فجعلناه من المرسلين، إذ نجيناه وأهله أجمعين من العذاب، إلا عجوزًا هَرِمة، هي زوجته، هلكت مع الذين هلكوا من قومها لكفرها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  134. 134

    إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

    37:134

    Behold, We delivered him and his adherents, all

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We saved him and all his family-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When We saved him and his household, every one,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [So mention] when We saved him and his family, all,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا لوطًا اصطفيناه، فجعلناه من المرسلين، إذ نجيناه وأهله أجمعين من العذاب، إلا عجوزًا هَرِمة، هي زوجته، هلكت مع الذين هلكوا من قومها لكفرها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  135. 135

    إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

    37:135

    Except an old woman who was among those who lagged behind:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    except for an old woman who stayed behind-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save an old woman among those who stayed behind;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except an old woman [i.e., his wife] among those who remained [with the evildoers].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا لوطًا اصطفيناه، فجعلناه من المرسلين، إذ نجيناه وأهله أجمعين من العذاب، إلا عجوزًا هَرِمة، هي زوجته، هلكت مع الذين هلكوا من قومها لكفرها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  136. 136

    ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

    37:136

    Then We destroyed the rest.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonra diğerlerini yok etmiştik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra diğerlerini helak etmiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and We destroyed the rest.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ardından diğerlerini helak etmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We destroyed the others.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then We destroyed the others.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أهلكنا الباقين المكذبين من قومه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  137. 137

    وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

    37:137

    Verily, ye pass by their (sites), by day-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You [people] pass by their ruins morning

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! ye verily pass by (the ruin of) them in the morning

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, you pass by them in the morning

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنكم -يا أهل "مكة"- لتمرون في أسفاركم على منازل قوم لوط وآثارهم وقت الصباح، وتمرون عليها ليلا. أفلا تعقلون، فتخافوا أن يصيبكم مثل ما أصابهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  138. 138

    وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    37:138

    And by night: will ye not understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and night: will you not take heed?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And at night-time; have ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And at night. Then will you not use reason?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنكم -يا أهل "مكة"- لتمرون في أسفاركم على منازل قوم لوط وآثارهم وقت الصباح، وتمرون عليها ليلا. أفلا تعقلون، فتخافوا أن يصيبكم مثل ما أصابهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  139. 139

    وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:139

    So also was Jonah among those sent (by Us).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Jonah too was one of the messengers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki Yunus da elçilerdendi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! Jonah verily was of those sent (to warn)

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, Jonah was among the messengers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا يونس اصطفيناه وجعلناه من المرسلين، إذ هرب من بلده غاضبًا على قومه، وركب سفينة مملوءة ركابًا وأمتعة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  140. 140

    إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

    37:140

    When he ran away (like a slave from captivity) to the ship (fully) laden,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dolu bir gemiye kaçmıştı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He fled to the overloaded ship.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani o, dolu bir gemiye (binip) kaçmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he fled unto the laden ship,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Mention] when he ran away to the laden ship.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن عبدنا يونس اصطفيناه وجعلناه من المرسلين، إذ هرب من بلده غاضبًا على قومه، وركب سفينة مملوءة ركابًا وأمتعة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  141. 141

    فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

    37:141

    He (agreed to) cast lots, and he was condemned:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They cast lots, he suffered defeat,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Gemide olanlarla) karşılıklı kura çekmişler ve (Yunus da) kaybedenlerden olmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And then drew lots and was of those rejected;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he drew lots and was among the losers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأحاطت بها الأمواج العظيمة، فاقترع ركاب السفينة لتخفيف الحمولة خوف الغرق، فكان يونس من المغلوبين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  142. 142

    فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

    37:142

    Then the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and a great fish swallowed him, for he had committed blameworthy acts.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendini kınayıp dururken onu bir balık yutmuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the fish swallowed him while he was blameworthy;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then the fish swallowed him, while he was blameworthy.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأُلقي في البحر، فابتلعه الحوت، ويونس عليه السلام آتٍ بما يُلام عليه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  143. 143

    فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

    37:143

    Had it not been that he (repented and) glorified Allah,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If he had not been one of those who glorified God,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And had he not been one of those who glorify (Allah)

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And had he not been of those who exalt Allāh,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلولا ما تقدَّم له من كثرة العبادة والعمل الصالح قبل وقوعه في بطن الحوت، وتسبيحه، وهو في بطن الحوت بقوله: {لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (21:87)}، لمكث في بطن الحوت، وصار له قبرًا إلى يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  144. 144

    لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    37:144

    He would certainly have remained inside the Fish till the Day of Resurrection.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    he would have stayed in its belly until the Day when all are raised up,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah’ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar elbette o (balığın) karnında kalırdı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He would have tarried in its belly till the day when they are raised;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He would have remained inside its belly until the Day they are resurrected.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلولا ما تقدَّم له من كثرة العبادة والعمل الصالح قبل وقوعه في بطن الحوت، وتسبيحه، وهو في بطن الحوت بقوله: {لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ (21:87)}، لمكث في بطن الحوت، وصار له قبرًا إلى يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  145. 145

    ۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

    37:145

    But We cast him forth on the naked shore in a state of sickness,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but We cast him out, sick, on to a barren shore,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hâlsiz (hasta) bir vaziyette onu kıyıya çıkarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then We cast him on a desert shore while he was sick;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But We threw him onto the open shore while he was ill.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فطرحناه من بطن الحوت، وألقيناه في أرض خالية عارية من الشجر والبناء، وهو ضعيف البدن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  146. 146

    وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

    37:146

    And We caused to grow, over him, a spreading plant of the gourd kind.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and made a gourd tree grow above him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Üzerine (gölge etmesi için) geniş yapraklı bir bitki yetiştirmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We caused a tree of gourd to grow above him;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We caused to grow over him a gourd vine.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنبتنا عليه شجرة من القَرْع تظلُّه، وينتفع بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  147. 147

    وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

    37:147

    And We sent him (on a mission) to a hundred thousand (men) or more.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We sent him to a hundred thousand people or more.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onu, yüz bin hatta daha çok kişiye (peygamber olarak) göndermiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We sent him to a hundred thousand (folk) or more

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We sent him to [his people of] a hundred thousand or more.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأرسلناه إلى مائة ألف من قومه بل يزيدون، فصدَّقوا وعملوا بما جاء به، فمتعناهم بحياتهم إلى وقت بلوغ آجالهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  148. 148

    فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

    37:148

    And they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They believed, so We let them live out their lives.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they believed, therefor We gave them comfort for a while.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأرسلناه إلى مائة ألف من قومه بل يزيدون، فصدَّقوا وعملوا بما جاء به، فمتعناهم بحياتهم إلى وقت بلوغ آجالهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  149. 149

    فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

    37:149

    Now ask them their opinion: Is it that thy Lord has (only) daughters, and they have sons?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Now [Muhammad], ask the disbelievers: is it true that your Lord has daughters, while they choose sons for themselves?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara (müşriklere) sor: “Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Now ask them (O Muhammad): Hath thy Lord daughters whereas they have sons?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So inquire of them, [O Muḥammad], "Does your Lord have daughters while they have sons?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاسأل -أيها الرسول- قومك: كيف جعلوا لله البنات اللاتي يكرهونهنَّ، ولأنفسهم البنين الذين يريدونهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  150. 150

    أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ

    37:150

    Or that We created the angels female, and they are witnesses (thereto)?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did We create the angels as females while they were watching?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa onlar şahitken (onlar görürken) melekleri kız olarak mı yaratmışız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or created We the angels females while they were present?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or did We create the angels as females while they were witnesses?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واسألهم أخَلَقْنا الملائكة إناثًا، وهم حاضرون؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  151. 151

    أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

    37:151

    Is it not that they say, from their own invention,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    No indeed! It is one of their lies when they say,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it is of their falsehood that they say:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Unquestionably, it is out of their [invented] falsehood that they say,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ مِن كذبهم قولهم: ولَد الله، وإنهم لكاذبون؛ لأنهم يقولون ما لا يعلمون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  152. 152

    وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

    37:152

    "Allah has begotten children"? but they are liars!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘God has begotten.’ How they lie!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah hath begotten. Allah! verily they tell a lie.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "Allāh has begotten," and indeed, they are liars.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإنَّ مِن كذبهم قولهم: ولَد الله، وإنهم لكاذبون؛ لأنهم يقولون ما لا يعلمون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  153. 153

    أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

    37:153

    Did He (then) choose daughters rather than sons?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did He truly choose daughters in preference to sons?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (And again of their falsehood): He hath preferred daughters to sons.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Has He chosen daughters over sons?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لأي شيء يختار الله البنات دون البنين؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  154. 154

    مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    37:154

    What is the matter with you? How judge ye?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    What is the matter with you? How do you form your judgements?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    What aileth you? How judge ye?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    What is [wrong] with you? How do you make judgement?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بئس الحكم ما تحكمونه -أيها القوم- أن يكون لله البنات ولكم البنون، وأنتم لا ترضون البنات لأنفسكم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  155. 155

    أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    37:155

    Will ye not then receive admonition?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hiç düşünmez misiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hiç düşünmüyor musunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do you not reflect?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Gerçeği) hiç hatırlamıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Will ye not then reflect?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then will you not be reminded?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفلا تذكرون أنه لا يجوز ولا ينبغي أن يكون له ولد؟ تعالى الله عن ذلك علوًّا كبيرًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  156. 156

    أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ

    37:156

    Or have ye an authority manifest?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yoksa sizin için açık bir delil mi var?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do you perhaps have clear authority?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Or have ye a clear warrant?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Or do you have a clear authority?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    بل ألكم حجة بيِّنة على قولكم وافترائكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  157. 157

    فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    37:157

    Then bring ye your Book (of authority) if ye be truthful!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Bring your scriptures, if you are telling the truth.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Doğruysanız kitabınızı getirin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then produce your writ, if ye are truthful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then produce your scripture, if you should be truthful.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن كانت لكم حجة في كتاب من عند الله فأتوا بها، إن كنتم صادقين في قولكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  158. 158

    وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

    37:158

    And they have invented a blood-relationship between Him and the Jinns: but the Jinns know (quite well) that they have indeed to appear (before his Judgment-Seat)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They claim that He has kinship with the jinn, yet the jinn themselves know that they will be brought before Him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O’nunla (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Yemin olsun ki cinler de (Allah’ın huzurunda) hazır kılınacaklarını bilirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they imagine kinship between him and the jinn, whereas the jinn know well that they will be brought before (Him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they have made [i.e., claimed] between Him and the jinn a lineage, but the jinn have already known that they [who made such claims] will be brought [to punishment].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعل المشركون بين الله والملائكة قرابة ونسبًا، ولقد علمت الملائكة أن المشركين محضرون للعذاب يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  159. 159

    سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    37:159

    Glory to Allah! (He is free) from the things they ascribe (to Him)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God is far above what they attribute to Him-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden yücedir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Glorified be Allah from that which they attribute (unto Him),

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Exalted is Allāh above what they describe,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تنزَّه الله عن كل ما لا يليق به ممَّا يصفه به الكافرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  160. 160

    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:160

    Not (so do) the Servants of Allah, sincere and devoted.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the true servants of God do not do such things-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah’ın samimi kulları hariç.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except the chosen servants of Allāh [who do not share in that sin].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لكن عباد الله المخلصين له في عبادته لا يصفونه إلا بما يليق بجلاله سبحانه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  161. 161

    فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

    37:161

    For, verily, neither ye nor those ye worship-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and neither you nor what you worship

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! verily, ye and that which ye worship,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So indeed, you [disbelievers] and whatever you worship,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإنكم -أيها المشركون بالله- وما تعبدون من دون الله من آلهة، ما أنتم بمضلِّين أحدًا إلا مَن قدَّر الله عز وجل عليه أن يَصْلَى الجحيم؛ لكفره وظلمه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  162. 162

    مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ

    37:162

    Can lead (any) into temptation concerning Allah,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    can lure away from God any

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ye cannot excite (anyone) against Him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    You cannot tempt [anyone] away from Him

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإنكم -أيها المشركون بالله- وما تعبدون من دون الله من آلهة، ما أنتم بمضلِّين أحدًا إلا مَن قدَّر الله عز وجل عليه أن يَصْلَى الجحيم؛ لكفره وظلمه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  163. 163

    إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

    37:163

    Except such as are (themselves) going to the blazing Fire!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    except those who will burn in Hell.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Save him who is to burn in hell.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except he who is to [enter and] burn in the Hellfire.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فإنكم -أيها المشركون بالله- وما تعبدون من دون الله من آلهة، ما أنتم بمضلِّين أحدًا إلا مَن قدَّر الله عز وجل عليه أن يَصْلَى الجحيم؛ لكفره وظلمه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  164. 164

    وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

    37:164

    (Those ranged in ranks say): "Not one of us but has a place appointed;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [The angels say], ‘Every single one of us has his appointed place:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Melekler şöyle derler:) “Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    There is not one of us but hath his known position.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [The angels say], "There is not among us any except that he has a known position.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالت الملائكة: وما منا أحدٌ إلا له مقام في السماء معلوم، وإنا لنحن الواقفون صفوفًا في عبادة الله وطاعته، وإنا لنحن المنزِّهون الله عن كل ما لا يليق به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  165. 165

    وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

    37:165

    "And we are verily ranged in ranks (for service);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    we are ranged in ranks.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz (orada) sıra sıra dururuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we, even we are they who set the ranks,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, we are those who line up [for prayer].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالت الملائكة: وما منا أحدٌ إلا له مقام في السماء معلوم، وإنا لنحن الواقفون صفوفًا في عبادة الله وطاعته، وإنا لنحن المنزِّهون الله عن كل ما لا يليق به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  166. 166

    وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

    37:166

    "And we are verily those who declare (Allah's) glory!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We glorify God.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz (Allah’ı) tesbih edenleriz (yüceltenleriz).”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we, even we are they who hymn His praise

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, we are those who exalt Allāh."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالت الملائكة: وما منا أحدٌ إلا له مقام في السماء معلوم، وإنا لنحن الواقفون صفوفًا في عبادة الله وطاعته، وإنا لنحن المنزِّهون الله عن كل ما لا يليق به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  167. 167

    وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

    37:167

    And there were those who said,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [The disbelievers] used to say,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Müşrikler)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And indeed they used to say:

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, they [i.e., the disbelievers] used to say,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن كفار "مكة" ليقولون قبل بعثتك -أيها الرسول-: لو جاءنا من الكتب والأنبياء ما جاء الأولين قبلنا، لكنا عباد الله الصادقين في الإيمان، المخلَصين في العبادة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  168. 168

    لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    37:168

    "If only we had had before us a Message from those of old,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘If only we had a scripture like previous people,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    If we had but a reminder from the men of old

    M. Pickthall · EN · public-domain

    "If we had a message from [those of] the former peoples,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن كفار "مكة" ليقولون قبل بعثتك -أيها الرسول-: لو جاءنا من الكتب والأنبياء ما جاء الأولين قبلنا، لكنا عباد الله الصادقين في الإيمان، المخلَصين في العبادة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  169. 169

    لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    37:169

    "We should certainly have been Servants of Allah, sincere (and devoted)!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    we would be true servants of God,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We would be single-minded slaves of Allah.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We would have been the chosen servants of Allāh."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن كفار "مكة" ليقولون قبل بعثتك -أيها الرسول-: لو جاءنا من الكتب والأنبياء ما جاء الأولين قبلنا، لكنا عباد الله الصادقين في الإيمان، المخلَصين في العبادة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  170. 170

    فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    37:170

    But (now that the Qur'an has come), they reject it: But soon will they know!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    yet now they reject [the Quran]. They will soon realize.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hemen onu (Kur’an’ı) inkâr ettiler. İleride (gerçeği) bilecekler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet (now that it is come) they disbelieve therein; but they will come to know.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But they disbelieved in it, so they are going to know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما جاءهم ذكر الأولين، وعلم الآخرين، وأكمل الكتب، وأفضل الرسل، وهو محمد صلى الله عليه وسلم، كفروا به، فسوف يعلمون ما لهم من العذاب في الآخرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  171. 171

    وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:171

    Already has Our Word been passed before (this) to our Servants sent (by Us),

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Our word has already been given to Our servants the messengers:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki gönderilmiş elçi kullarımıza (şu)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily Our word went forth of old unto Our bondmen sent (to warn)

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And Our word [i.e., decree] has already preceded for Our servants, the messengers,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد سبقت كلمتنا -التي لا مردَّ لها- لعبادنا المرسلين، أن لهم النصرة على أعدائهم بالحجة والقوة، وأن جندنا المجاهدين في سبيلنا لهم الغالبون لأعدائهم في كل مقام باعتبار العاقبة والمآل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  172. 172

    إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

    37:172

    That they would certainly be assisted,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    it is they who will be helped,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar, mutlaka zafere ulaşacaklardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That they verily would be helped,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [That] indeed, they would be those given victory

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد سبقت كلمتنا -التي لا مردَّ لها- لعبادنا المرسلين، أن لهم النصرة على أعدائهم بالحجة والقوة، وأن جندنا المجاهدين في سبيلنا لهم الغالبون لأعدائهم في كل مقام باعتبار العاقبة والمآل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  173. 173

    وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

    37:173

    And that Our forces,- they surely must conquer.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and the ones who support Our cause will be the winners.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki bizim ordumuz üstün gelecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that Our host, they verily would be the victors.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [that] indeed, Our soldiers [i.e., the believers] will be those who overcome.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد سبقت كلمتنا -التي لا مردَّ لها- لعبادنا المرسلين، أن لهم النصرة على أعدائهم بالحجة والقوة، وأن جندنا المجاهدين في سبيلنا لهم الغالبون لأعدائهم في كل مقام باعتبار العاقبة والمآل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  174. 174

    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    37:174

    So turn thou away from them for a little while,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir süreye kadar onlara aldırış etme.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So [Prophet] turn away from the disbelievers for a while.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So withdraw from them (O Muhammad) awhile,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So, [O Muḥammad], leave them for a time.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأعرض -أيها الرسول- عَمَّن عاند، ولم يقبل الحق حتى تنقضي المدة التي أمهلهم فيها، ويأتي أمر الله بعذابهم، وأنظرهم وارتقب ماذا يحل بهم من العذاب بمخالفتك؟ فسوف يرون ما يحل بهم من عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  175. 175

    وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    37:175

    And watch them (how they fare), and they soon shall see (how thou farest)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Watch them: they will soon see.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And watch, for they will (soon) see.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And see [what will befall] them, for they are going to see.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأعرض -أيها الرسول- عَمَّن عاند، ولم يقبل الحق حتى تنقضي المدة التي أمهلهم فيها، ويأتي أمر الله بعذابهم، وأنظرهم وارتقب ماذا يحل بهم من العذاب بمخالفتك؟ فسوف يرون ما يحل بهم من عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  176. 176

    أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    37:176

    Do they wish (indeed) to hurry on our Punishment?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they really wish to hasten Our punishment?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Azabımızı acele mi istiyorlar?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Would they hasten on Our doom?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then for Our punishment are they impatient?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفبنزول عذابنا بهم يستعجلونك أيها الرسول؟ فإذا نزل عذابنا بهم، فبئس الصباح صباحهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  177. 177

    فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

    37:177

    But when it descends into the open space before them, evil will be the morning for those who were warned (and heeded not)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When it descends on their courtyards, how ter-rible that morning will be for those who were warned!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Acele istedikleri azabımız) yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat inanmayanların) sabahı ne kötü olur!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But when it cometh home to them, then it will be a hapless morn for those who have been warned.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But when it descends in their territory, then evil is the morning of those who were warned.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفبنزول عذابنا بهم يستعجلونك أيها الرسول؟ فإذا نزل عذابنا بهم، فبئس الصباح صباحهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  178. 178

    وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    37:178

    So turn thou away from them for a little while,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Prophet], turn away from the disbelievers for a while.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Withdraw from them awhile

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And leave them for a time.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأعرض عنهم حتى يأذن الله بعذابهم، وأنظرهم فسوف يرون ما يحل بهم من العذاب والنكال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  179. 179

    وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

    37:179

    And watch (how they fare) and they soon shall see (how thou farest)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Watch them: they will soon see.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Onları) gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And watch, for they will (soon) see.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And see, for they are going to see.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأعرض عنهم حتى يأذن الله بعذابهم، وأنظرهم فسوف يرون ما يحل بهم من العذاب والنكال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  180. 180

    سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

    37:180

    Glory to thy Lord, the Lord of Honour and Power! (He is free) from what they ascribe (to Him)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Your Lord, the Lord of Glory, is far above what they attribute to Him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbin, yani itibar sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları şeylerden uzaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Glorified be thy Lord, the Lord of Majesty, from that which they attribute (unto Him)

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Exalted is your Lord, the Lord of might, above what they describe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تنزَّه الله وتعالى رب العزة عما يصفه هؤلاء المفترون عليه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  181. 181

    وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

    37:181

    And Peace on the messengers!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ve selam, peygamberleredir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Peace be upon the messengers

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gönderilen bütün elçilere selam olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And peace be unto those sent (to warn).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And peace upon the messengers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وتحية الله الدائمة وثناؤه وأمانه لجميع المرسلين.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  182. 182

    وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

    37:182

    And Praise to Allah, the Lord and Cherisher of the Worlds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and praise be to God the Lord of all the Worlds.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi (olan) Allah içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And praise be to Allah, Lord of the Worlds!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And praise to Allāh, Lord of the worlds.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والحمد لله رب العالمين في الأولى والآخرة، فهو المستحق لذلك وحده لا شريك له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

مصدر النص العربي: Quran.com API v4 (public-domain)