الشركة والمشاركة: خلط الملكين، وقيل: هو أن يوجد شيء لاثنين فصاعدا، عينا كان ذلك الشيء، أو معنى، كمشاركة الإنسان والفرس في الحيوانية، ومشاركة فرس وفرس في الكمتة، والدهمة، يقال: شركته، وشاركته، وتشاركوا، واشتركوا، وأشركته في كذا. قال تعالى: وأشركه في أمري [طه/ 32]، و# في الحديث: «اللهم أشركنا في دعاء الصالحين» . و# روي أن الله تعالى قال لنبيه (عليه السلام): «إني شرفتك وفضلتك على جميع خلقي وأشركتك في أمري» أي: جعلتك بحيث تذكر معي، وأمرت بطاعتك مع طاعتي في نحو: أطيعوا الله وأطيعوا الرسول [محمد/ 33]، وقال تعالى: أنكم في العذاب مشتركون [الزخرف/ 39]. وجمع الشريك شركاء. قال تعالى: ولم يكن له شريك في الملك [الإسراء/ 111]، وقال: شركاء متشاكسون [الزمر/ 29]، أم لهم شركاء شرعوا لهم من الدين [الشورى/ 21]، ويقول أين شركائي [النحل/ 27]. وشرك الإنسان في الدين ضربان: أحدهما: الشرك العظيم، وهو: إثبات شريك لله تعالى. يقال: أشرك فلان بالله، وذلك أعظم كفر. قال تعالى: إن الله لا يغفر أن يشرك به [النساء/ 48]، وقال: ومن يشرك بالله فقد ضل ضلالا بعيدا [النساء/ 116]، ومن يشرك بالله فقد حرم الله عليه الجنة [المائدة/ 72]، يبايعنك على أن لا يشركن بالله شيئا [الممتحنة/ 12]، وقال: سيقول الذين أشركوا لو شاء الله ما أشركنا [الأنعام/ 148]. والثاني: الشرك الصغير، وهو مراعاة غير الله معه في بعض الأمور، وهو الرياء والنفاق المشار إليه بقوله: جعلا له شركاء فيما آتاهما فتعالى الله عما يشركون [الأعراف/ 190]، وما يؤمن أكثرهم بالله إلا وهم مشركون [يوسف/ 106]، وقال بعضهم: معنى قوله إلا وهم مشركون أي: واقعون في شرك الدنيا، أي: حبالتها، قال: ومن هذا ما قال (عليه السلام): «الشرك في هذه الأمة أخفى من دبيب النمل على الصفا» قال: ولفظ الشرك من الألفاظ المشتركة، وقوله تعالى: فمن كان يرجوا لقاء ربه فليعمل عملا صالحا ولا يشرك بعبادة ربه أحدا [الكهف/ 110]، محمول على الشركين، وقوله: فاقتلوا المشركين [التوبة/ 5]، فأكثر الفقهاء يحملونه على الكفار جميعا كقوله: وقالت اليهود عزير ابن الله ... الآية [التوبة/ 30]، وقيل: هم من عدا أهل الكتاب، لقوله: إن الذين آمنوا والذين هادوا والصابئين والنصارى والمجوس والذين أشركوا [الحج/ 17]، أفرد المشركين عن اليهود والنصارى.
Exdore translation — not part of the source
Şirket ve müşâreket: iki mülkün birbirine karışmasıdır. Bir görüşe göre ise: bir şeyin iki veya daha fazla kimse için bulunmasıdır; ister bu şey somut bir varlık (ayn) olsun, ister bir mana olsun. İnsan ile atın hayvanlıkta ortak olması ve bir at ile bir başka atın kumrallık (kümet) ile karalık (dühme) renginde ortak olması gibi. Şöyle denir: "şeriktühû", "şâraktühû", "teşârekû", "iştarakû" ve "eşraktühû fî kezâ". Yüce Allah şöyle buyurdu: "Ve onu işime ortak kıl" [20:32]. Hadiste (şöyle gelmiştir): "Allah'ım, bizi salihlerin duasına ortak kıl." Rivayet edildiğine göre Yüce Allah, Peygamberine (aleyhisselâm) şöyle demiştir: "Ben seni şereflendirdim ve bütün yaratıklarımın üzerine üstün kıldım; ve seni işime ortak kıldım", yani: seni benimle birlikte anılacağın bir konuma getirdim ve şu (âyette) olduğu gibi, bana itaatle birlikte sana itaati de emrettim: "Allah'a itaat edin ve Peygamber'e itaat edin" [47:33]. Ve Yüce Allah şöyle buyurdu: "Siz azapta ortaksınız" [43:39]. "Şerîk"in çoğulu "şürekâ"dır. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Ve mülkte O'nun ortağı yoktur" [17:111]. Ve şöyle buyurdu: "Birbiriyle çekişen ortaklar" [39:29]; "Yoksa onların, kendilerine dinden (bir şey) meşru kılan ortakları mı var?" [42:21]; "Ve der ki: Ortaklarım nerede?" [16:27]. İnsanın dinde şirki (ortak koşması) iki türlüdür: Birincisi: büyük şirk; o da Yüce Allah'a bir ortak isbat etmektir. "Falanca Allah'a şirk koştu (eşrake)" denir ve bu, küfrün en büyüğüdür. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz" [4:48]. Ve şöyle buyurdu: "Ve kim Allah'a şirk koşarsa, gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmıştır" [4:116]; "Kim Allah'a şirk koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılmıştır" [5:72]; "(Kadınlar) Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere sana biat ederler" [60:12]. Ve şöyle buyurdu: "Şirk koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi biz de şirk koşmazdık" [6:148]. İkincisi: küçük şirk; o da bazı işlerde Allah ile birlikte O'ndan başkasını gözetmektir. Bu, riya ve nifak olup şu sözle işaret edilmiştir: "Kendilerine verdiği şey hakkında O'na ortaklar koştular. Allah ise onların ortak koştuklarından yücedir" [7:190]; "Onların çoğu, ancak müşrik olarak Allah'a inanır" [12:106]. Kimileri dedi ki: "illâ ve hüm müşrikûn" sözünün anlamı: onlar dünyanın "şerek"ine, yani tuzağına düşmüş kimselerdir. Dedi ki: Peygamber'in (aleyhisselâm) şu sözü de bundandır: "Bu ümmette şirk, düz kaya üzerinde karıncanın yürüyüşünden daha gizlidir." Dedi ki: "Şirk" lafzı, müşterek (birden çok anlama gelen) lafızlardandır. Yüce Allah'ın şu sözü: "Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın" [18:110], her iki şirke de hamledilmiştir. "Müşrikleri öldürün" [9:5] sözüne gelince, fakihlerin çoğu bunu kâfirlerin tamamına hamlederler; şu sözünde olduğu gibi: "Yahudiler, Üzeyr Allah'ın oğludur, dediler..." âyeti [9:30]. Bir görüşe göre ise onlar, Ehl-i Kitap dışında kalanlardır; şu sözü sebebiyle: "Şüphesiz iman edenler, Yahudi olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsîler ve şirk koşanlar..." [22:17] — burada müşrikleri Yahudi ve Hıristiyanlardan ayrı zikretmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)