All surahs

36.Ya Sin

يس

Meccan · 83 ayahs

Reading mode
  1. 1

    يسٓ

    36:1

    Ya Sin.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ya, Sin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yâsîn.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ya Sin

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yâ. Sîn.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ya Sin.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Yā, Seen.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    (يس) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ

    36:2

    By the Qur'an, full of Wisdom,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    By the wise Quran,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Doğru hükümler içeren Kur’an’a yemin olsun ki

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    By the wise Qur'an,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    By the wise Qur’ān,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقسم الله تعالى بالقرآن المحكم بما فيه من الأحكام والحكم والحجج، إنك -أيها الرسول- لمن المرسلين بوحي الله إلى عباده، على طريق مستقيم معتدل، وهو الإسلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    36:3

    Thou art indeed one of the messengers,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    you [Muhammad] are truly one of the mes-sengers sent

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz sen (hepsi) doğru yol üzerinde olan elçilerdensin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! thou art of those sent

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed you, [O Muḥammad], are from among the messengers,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقسم الله تعالى بالقرآن المحكم بما فيه من الأحكام والحكم والحجج، إنك -أيها الرسول- لمن المرسلين بوحي الله إلى عباده، على طريق مستقيم معتدل، وهو الإسلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    36:4

    On a Straight Way.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dosdoğru bir yol üzerindesin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    on a straight path,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz sen (hepsi) doğru yol üzerinde olan elçilerdensin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On a straight path,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    On a straight path.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يقسم الله تعالى بالقرآن المحكم بما فيه من الأحكام والحكم والحجج، إنك -أيها الرسول- لمن المرسلين بوحي الله إلى عباده، على طريق مستقيم معتدل، وهو الإسلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

    36:5

    It is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    with a revelation from the Almighty, the Lord of Mercy,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kur’an), ataları uyarılmış, (ancak gerçeklerden) habersizmiş gibi davranan bir toplumu uyarman için çok güçlü, çok merhametli (Allah) tarafından indirilmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A revelation of the Mighty, the Merciful,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [This is] a revelation of the Exalted in Might, the Merciful,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا القرآن تنزيل العزيز في انتقامه من أهل الكفر والمعاصي، الرحيم بمن تاب من عباده وعمل صالحًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَـٰفِلُونَ

    36:6

    In order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of Allah).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    to warn a people whose forefathers were not warned, and so they are unaware.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kur’an), ataları uyarılmış, (ancak gerçeklerden) habersizmiş gibi davranan bir toplumu uyarman için çok güçlü, çok merhametli (Allah) tarafından indirilmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That thou mayst warn a folk whose fathers were not warned, so they are heedless.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are unaware.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أنزلناه عليك -أيها الرسول- لتحذر به قومًا لم يُنْذَرْ آباؤهم من قبلك، وهم العرب، فهؤلاء القوم ساهون عن الإيمان والاستقامة على العمل الصالح. وكل أمة ينقطع عنها الإنذار تقع في الغفلة، وفي هذا دليل على وجوب الدعوة والتذكير على العلماء بالله وشرعه؛ لإيقاظ المسلمين من غفلتهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    36:7

    The Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The verdict has been passed against most of them, for they refuse to believe.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki onların çoğuna (gafletlerine karşılık azap) sözü (azap vaadi) elbette gerçekleşmiştir.(Çünkü onlar) iman etmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Already hath the judgment, (for their infidelity) proved true of most of them, for they believe not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Already the word [i.e., decree] has come into effect upon most of them, so they do not believe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لقد وجب العذاب على أكثر هؤلاء الكافرين، بعد أن عُرِض عليهم الحق فرفضوه، فهم لا يصدقون بالله ولا برسوله، ولا يعملون بشرعه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَـٰقِهِمْ أَغْلَـٰلًا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ

    36:8

    We have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [It is as if] We had placed [iron] collars around their necks, right up to their chins so that their heads are forced up

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak halkalar geçirdik; başları yukarı kalkıktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We have put on their necks carcans reaching unto the chins, so that they are made stiff-necked.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, We have put shackles on their necks, and they are to their chins, so they are with heads [kept] aloft.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا جعلنا هؤلاء الكفار الذين عُرض عليهم الحق فردُّوه، وأصرُّوا على الكفر وعدم الإيمان، كمن جُعِل في أعناقهم أغلال، فجمعت أيديهم مع أعناقهم تحت أذقانهم، فاضطروا إلى رفع رؤوسهم إلى السماء، فهم مغلولون عن كل خير، لا يبصرون الحق ولا يهتدون إليه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    وَجَعَلْنَا مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

    36:9

    And We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and set barriers before and behind them, blocking their vision: they cannot see.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Önlerinden de bir set çektik; arkalarından da bir set çektik ve onları çepeçevre kuşattık; gerçeği görmezler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have set a bar before them and a bar behind them, and (thus) have covered them so that they see not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We have put before them a barrier and behind them a barrier and covered them, so they do not see.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا من أمام الكافرين سدًّا ومن ورائهم سدًّا، فهم بمنزلة من سُدَّ طريقه من بين يديه ومن خلفه، فأعمينا أبصارهم؛ بسبب كفرهم واستكبارهم، فهم لا يبصرون رشدًا، ولا يهتدون. وكل من قابل دعوة الإسلام بالإعراض والعناد، فهو حقيق بهذا العقاب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    36:10

    The same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It is all the same to them whether you warn them or not: they will not believe.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Whether thou warn them or thou warn them not, it is alike for them, for they believe not.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And it is all the same for them whether you warn them or do not warn them - they will not believe.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يستوي عند هؤلاء الكفار المعاندين تحذيرك لهم -أيها الرسول- وعدم تحذيرك، فهم لا يصدِّقون ولا يعملون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَـٰنَ بِٱلْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

    36:11

    Thou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You can warn only those who will follow the Quran and hold the Merciful One in awe, though they cannot see Him: give such people the glad news of forgiveness and a noble reward.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen ancak zikre (Kur’an’a) uyan ve gaybda bulunan Rahmân’a saygı duyanı uyarabilirsin. İşte böylesini bir bağışlama ve değerli bir ödülle müjdele!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thou warnest only him who followeth the Reminder and feareth the Beneficent in secret. To him bear tidings of forgiveness and a rich reward.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    You can only warn one who follows the message and fears the Most Merciful unseen. So give him good tidings of forgiveness and noble reward.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنما ينفع تحذيرك مَن آمن بالقرآن، واتبع ما فيه من أحكام الله، وخاف الرحمن، حيث لا يراه أحد إلا الله، فبشِّره بمغفرة من الله لذنوبه، وثواب منه في الآخرة على أعماله الصالحة، وهو دخوله الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَـٰرَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ فِىٓ إِمَامٍ مُّبِينٍ

    36:12

    Verily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We shall certainly bring the dead back to life, and We record what they send ahead of them as well as what they leave behind: We keep an account of everything in a clear Record.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ölüleri ancak biz dirilteceğiz. Onların yaptıklarını ve (geriye bıraktıkları) eserlerini yazıyoruz. Biz her şeyi apaçık bir imamda (amel defterinde) saymışızdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! We it is Who bring the dead to life. We record that which they send before (them, and their footprints. And all things We have kept in a clear Register.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, it is We who bring the dead to life and record what they have put forth and what they left behind, and all things We have enumerated in a clear register.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنا نحن نحيي الأموات جميعًا ببعثهم يوم القيامة، ونكتب ما عملوا من الخير والشر، وآثارهم التي كانوا سببًا فيها في حياتهم وبعد مماتهم من خير، كالولد الصالح، والعلم النافع، والصدقة الجارية، ومن شر، كالشرك والعصيان، وكلَّ شيء أحصيناه في كتاب واضح هو أمُّ الكتب، وإليه مرجعها، وهو اللوح المحفوظ. فعلى العاقل محاسبة نفسه؛ ليكون قدوة في الخير في حياته وبعد مماته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَـٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

    36:13

    Set forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came messengers to it.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat:

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Give them the example of the people to whose town messengers came.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara (müşriklere) şu şehir halkını örnek ver: Hani oraya (onlara) elçiler gelmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Coin for them a similitude: The people of the city when those sent (from Allah) came unto them;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And present to them an example: the people of the city, when the messengers came to it -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واضرب -أيها الرسول- لمشركي قومك الرادِّين لدعوتك مثلا يعتبرون به، وهو قصة أهل القرية، حين ذهب إليهم المرسلون، إذ أرسلنا إليهم رسولين لدعوتهم إلى الإيمان بالله وترك عبادة غيره، فكذَّب أهل القرية الرسولين، فعزَّزناهما وقويناهما برسول ثالث، فقال الثلاثة لأهل القرية: إنا إليكم -أيها القوم- مرسلون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ

    36:14

    When We (first) sent to them two messengers, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We sent two messengers but they rejected both. Then We reinforced them with a third. They said, ‘Truly, we are messengers to you,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani kendilerine iki elçi gönderdiğimizde onları yalanlamışlardı. (İki elçiyi) üçüncü ile desteklemiştik ve “Biz (Allah tarafından) size gönderilmiş elçileriz.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When We sent unto them twain, and they denied them both, so We reinforced them with a third, and they said: Lo! we have been sent unto you.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When We sent to them two but they denied them, so We strengthened [them] with a third, and they said, "Indeed, we are messengers to you."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واضرب -أيها الرسول- لمشركي قومك الرادِّين لدعوتك مثلا يعتبرون به، وهو قصة أهل القرية، حين ذهب إليهم المرسلون، إذ أرسلنا إليهم رسولين لدعوتهم إلى الإيمان بالله وترك عبادة غيره، فكذَّب أهل القرية الرسولين، فعزَّزناهما وقويناهما برسول ثالث، فقال الثلاثة لأهل القرية: إنا إليكم -أيها القوم- مرسلون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَـٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ

    36:15

    The (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (Allah) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but they answered, ‘You are only men like ourselves. The Lord of Mercy has sent nothing; you are just lying.'

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Şehir halkı elçilere) “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân (size) herhangi bir şey indirmemiştir; siz sadece yalan söylüyorsunuz!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Ye are but mortals like unto us. The Beneficent hath naught revealed. Ye do but lie!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "You are not but human beings like us, and the Most Merciful has not revealed a thing. You are only telling lies."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال أهل القرية للمرسلين: ما أنتم إلا أناس مثلنا، وما أنزل الرحمن شيئًا من الوحي، وما أنتم -أيها الرسل- إلا تكذبون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ

    36:16

    They said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘Our Lord knows that we have been sent to you.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Elçiler) “Rabbimiz biliyor ki doğrusu elbette biz size gönderilmiş elçileriz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They answered: Our Lord knoweth that we are indeed sent unto you,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Our Lord knows that we are messengers to you,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المرسلون مؤكدين: ربُّنا الذي أرسلنا يعلم إنا إليكم لمرسلون، وما علينا إلا تبليغ الرسالة بوضوح، ولا نملك هدايتكم، فالهداية بيد الله وحده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ

    36:17

    "And our duty is only to proclaim the clear Message."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Our duty is only to deliver the message to you,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Apaçık tebliğden başka üzerimize düşen (bir şey) yoktur.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And our duty is but plain conveyance (of the message).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And we are not responsible except for clear notification."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المرسلون مؤكدين: ربُّنا الذي أرسلنا يعلم إنا إليكم لمرسلون، وما علينا إلا تبليغ الرسالة بوضوح، ولا نملك هدايتكم، فالهداية بيد الله وحده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ

    36:18

    The (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but they answered, ‘We think you are an evil omen. If you do not stop, we shall stone you, and inflict a painful torment on you.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Şehir halkı) “Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. (Tebliğden) vazgeçmezseniz, şüphesiz ki sizi kovacağız; elbette bizden size elem verici bir azap dokunacak!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (The people of the city) said: We augur ill of you. If ye desist not, we shall surely stone you, and grievous torture will befall you at our hands.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Indeed, we consider you a bad omen. If you do not desist, we will surely stone you, and there will surely touch you, from us, a painful punishment."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال أهل القرية: إنا تَشَاءَمْنا بكم، لئن لم تكُفُّوا عن دعوتكم لنا لنقتلنكم رميًا بالحجارة، وليصيبنكم منَّا عذاب أليم موجع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    قَالُوا۟ طَـٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ

    36:19

    They said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Elçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The messengers said, ‘The evil omen is within yourselves. Why do you take it as an evil omen when you are reminded of the Truth? You are going too far!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Elçiler şöyle demişlerdi): “Uğursuzluğunuz sizden kaynaklanıyor. (Gerçekler size) hatırlatıldığı için mi (uğursuzluğa uğradınız)? Aslında siz aşırıya kaçan bir topluluksunuz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Your evil augury be with you! Is it because ye are reminded (of the truth)? Nay, but ye are froward folk!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Your omen [i.e., fate] is with yourselves. Is it because you were reminded? Rather, you are a transgressing people."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المرسلون: شؤمكم وأعمالكم من الشرك والشر معكم ومردودة عليكم، أإن وُعظتم بما فيه خيركم تشاءمتم وتوعدتمونا بالرجم والتعذيب؟ بل أنتم قوم عادتكم الإسراف في العصيان والتكذيب.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَـٰقَوْمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلْمُرْسَلِينَ

    36:20

    Then there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the messengers:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then, from the furthest part of the city, a man came running. He said, ‘My people, follow the messengers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bu esnada) şehrin ileri gelenlerinden bir adam koşarak gelmiş ve şunları söylemişti: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And there came from the uttermost part of the city a man running. He cried: O my people! Follow those who have been sent!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And there came from the farthest end of the city a man, running. He said, "O my people, follow the messengers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجاء من مكان بعيد في المدينة رجل مسرع (وذلك حين علم أن أهل القرية هَمُّوا بقتل الرسل أو تعذيبهم)، قال: يا قوم اتبعوا المرسلين إليكم من الله، اتبعوا الذين لا يطلبون منكم أموالا على إبلاغ الرسالة، وهم مهتدون فيما يدعونكم إليه من عبادة الله وحده. وفي هذا بيان فضل مَن سعى إلى الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ

    36:21

    "Obey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Follow them: they are not asking you to reward them and they are rightly guided.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizden hiçbir ücret istemeyen, kendileri de doğru yol üzerinde olan (bu elçilere) uyun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Follow those who ask of you no fee, and who are rightly guided.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Follow those who do not ask of you [any] payment, and they are [rightly] guided.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجاء من مكان بعيد في المدينة رجل مسرع (وذلك حين علم أن أهل القرية هَمُّوا بقتل الرسل أو تعذيبهم)، قال: يا قوم اتبعوا المرسلين إليكم من الله، اتبعوا الذين لا يطلبون منكم أموالا على إبلاغ الرسالة، وهم مهتدون فيما يدعونكم إليه من عبادة الله وحده. وفي هذا بيان فضل مَن سعى إلى الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    36:22

    "It would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Why should I not worship the One who created me? It is to Him that you will be returned.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ben ne diye beni yoktan yaratana ibadet etmeyecekmişim ki! (Oysa) hepiniz yalnızca O’na döndürüleceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    For what cause should I not serve Him Who hath created me, and unto Whom ye will be brought back?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And why should I not worship He who created me and to whom you will be returned?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأيُّ شيء يمنعني مِن أن أعبد الله الذي خلقني، وإليه تصيرون جميعًا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَـٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنقِذُونِ

    36:23

    "Shall I take (other) gods besides Him? If (Allah) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "O'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    How could I take besides Him any other gods, whose intercession will not help me and who would not be able to save me if the Lord of Mercy wished to harm me?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O’nun peşi sıra ilahlar edinir miyim hiç! Rahmân bana bir zarar vermek isterse, onların (ilahların) şefaati bana hiçbir yarar sağlayamaz ve beni kurtaramaz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Shall I take (other) gods in place of Him when, if the Beneficent should wish me any harm, their intercession will avail me naught, nor can they save?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Should I take other than Him [false] deities [while], if the Most Merciful intends for me some adversity, their intercession will not avail me at all, nor can they save me?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أأعبد من دون الله آلهة أخرى لا تملك من الأمر شيئًا، إن يردني الرحمن بسوء فهذه الآلهة لا تملك دفع ذلك ولا منعه، ولا تستطيع إنقاذي مما أنا فيه؟ إني إن فعلت ذلك لفي خطأ واضح ظاهر. إني آمنت بربكم فاستمعوا إلى ما قُلْته لكم، وأطيعوني بالإيمان. فلما قال ذلك وثب إليه قومه وقتلوه، فأدخله الله الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    إِنِّىٓ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ

    36:24

    "I would indeed, if I were to do so, be in manifest Error.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Then I would clearly be in the wrong.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Başka ilahlar edinirsem) işte o zaman elbette apaçık bir sapkınlıkta olurum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then truly I should be in error manifest.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, I would then be in manifest error.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أأعبد من دون الله آلهة أخرى لا تملك من الأمر شيئًا، إن يردني الرحمن بسوء فهذه الآلهة لا تملك دفع ذلك ولا منعه، ولا تستطيع إنقاذي مما أنا فيه؟ إني إن فعلت ذلك لفي خطأ واضح ظاهر. إني آمنت بربكم فاستمعوا إلى ما قُلْته لكم، وأطيعوني بالإيمان. فلما قال ذلك وثب إليه قومه وقتلوه، فأدخله الله الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ

    36:25

    "For me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I believe in your Lord, so listen to me.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ben Rabbinize güvendim; siz de beni dinleyin (ve O’na güvenin)!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I have believed in your Lord, so hear me!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, I have believed in your Lord, so listen to me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أأعبد من دون الله آلهة أخرى لا تملك من الأمر شيئًا، إن يردني الرحمن بسوء فهذه الآلهة لا تملك دفع ذلك ولا منعه، ولا تستطيع إنقاذي مما أنا فيه؟ إني إن فعلت ذلك لفي خطأ واضح ظاهر. إني آمنت بربكم فاستمعوا إلى ما قُلْته لكم، وأطيعوني بالإيمان. فلما قال ذلك وثب إليه قومه وقتلوه، فأدخله الله الجنة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَـٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ

    36:26

    It was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He was told, ‘Enter the Garden,’ so he said, ‘If only my people knew

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona “Cennete gir!” denince, o da “Ah! Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It was said (unto him): Enter paradise. He said: Would that my people knew

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It was said, "Enter Paradise." He said, "I wish my people could know

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قيل له بعد قتله: ادخل الجنة، إكرامًا له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ

    36:27

    "For that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    how my Lord has forgiven me and set me among the highly honoured.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona “Cennete gir!” denince, o da “Ah! Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    With what (munificence) my Lord hath pardoned me and made me of the honoured ones!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Of how my Lord has forgiven me and placed me among the honored."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال وهو في النعيم والكرامة: يا ليت قومي يعلمون بغفران ربي لي وإكرامه إياي؛ بسبب إيماني بالله وصبري على طاعته، واتباع رسله حتى قُتِلت، فيؤمنوا بالله فيدخلوا الجنة مثلي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    ۞ وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ

    36:28

    And We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    After him We did not send any army from heaven against his people, nor were We about to:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (adam)ın ardından, şehir halkını (helak etmek için) üzerlerine gökten herhangi bir ordu indirmedik; (daha önce) de indiriciler değildik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We sent not down against his people after him a host from heaven, nor do We ever send.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We did not send down upon his people after him any soldiers from the heaven, nor would We have done so.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما احتاج الأمر إلى إنزال جند من السماء لعذابهم بعد قتلهم الرجل الناصح لهم وتكذيبهم رسلهم، فهم أضعف من ذلك وأهون، وما كنا منزلين الملائكة على الأمم إذا أهلكناهم، بل نبعث عليهم عذابًا يدمرهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَـٰمِدُونَ

    36:29

    It was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    there was just one blast, and they fell down lifeless.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bekledikleri), korkunç bir sesten başka bir şey değildir. Bir de bakarsın ki yere serilirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It was but one Shout, and lo! they were extinct.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It was not but one shout, and immediately they were extinguished.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما كان هلاكهم إلا بصيحة واحدة، فإذا هم ميتون لم تَبْقَ منهم باقية.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    يَـٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

    36:30

    Ah! Alas for (My) Servants! There comes not a messenger to them but they mock him!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Alas for human beings! Whenever a messenger comes to them they ridicule him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ah, kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay etmiş olan kullara yazıklar olsun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ah, the anguish for the bondmen! Never came there unto them a messenger but they did mock him!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    How regretful for the servants. There did not come to them any messenger except that they used to ridicule him.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا حسرة العباد وندامتهم يوم القيامة إذا عاينوا العذاب، ما يأتيهم من رسول من الله تعالى إلا كانوا به يستهزئون ويسخرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

    36:31

    See they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they not see how many generations We have destroyed before them, none of whom will ever come back to them?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar (müşrikler), kendilerinden önce nice toplumları helak ettiğimizi, onların (eskilerin), diğerlerine (yaşayanlara) tekrar dönmediklerini hiç mi düşünmediler!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not seen how many generations We destroyed before them, which indeed returned not unto them;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Have they not considered how many generations We destroyed before them - that they to them will not return?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ألم ير هؤلاء المستهزئون ويعتبروا بمن قبلهم من القرون التي أهلكناها أنهم لا يرجعون إلى هذه الدينا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

    36:32

    But each one of them all - will be brought before Us (for judgment).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Hepsi huzurumuza getirileceklerdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Yet] all of them will be brought before Us.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Elbette onların hepsi, tamamı bizim katımızda (huzurumuzda) hazır kılınmış (olacak)lardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But all, without exception, will be brought before Us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, all of them will yet be brought present before Us.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما كل هذه القرون التي أهلكناها وغيرهم، إلا محضرون جميعًا عندنا يوم القيامة للحساب والجزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَـٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ

    36:33

    A Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    There is a sign for them in the lifeless earth: We give it life and We produce grain from it for them to eat;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ölü toprak onlar için bir delildir. Onu canlandırdık ve ondan ürünler çıkarttık; o (ürünler)den yiyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A token unto them is the dead earth. We revive it, and We bring forth from it grain so that they eat thereof;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And a sign for them is the dead earth. We have brought it to life and brought forth from it grain, and from it they eat.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ودلالة لهؤلاء المشركين على قدرة الله على البعث والنشور: هذه الأرض الميتة التي لا نبات فيها، أحييناها بإنزال الماء، وأخرجنا منها أنواع النبات مما يأكل الناس والأنعام، ومن أحيا الأرض بالنبات أحيا الخلق بعد الممات.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّـٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَـٰبٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ

    36:34

    And We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have put gardens of date palms and grapes in the earth, and We have made springs of water gush out of it

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yeryüzünde hurma bahçeleri ve üzüm bağları yarattık; ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye oralarda birçok (su) kaynağı fışkırttık. (Hâlâ) şükretmeyecekler mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have placed therein gardens of the date-palm and grapes, and We have caused springs of water to gush forth therein,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We placed therein gardens of palm trees and grapevines and caused to burst forth therefrom some springs -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وجعلنا في هذه الأرض بساتين من نخيل وأعناب، وفجَّرنا فيها من عيون المياه ما يسقيها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

    36:35

    That they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so that they could eat its fruit. It was not their own hands that made all this. How can they not give thanks?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yeryüzünde hurma bahçeleri ve üzüm bağları yarattık; ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye oralarda birçok (su) kaynağı fışkırttık. (Hâlâ) şükretmeyecekler mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That they may eat of the fruit thereof, and their hands made it not. Will they not, then, give thanks?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That they may eat of His fruit. And their hands have not produced it, so will they not be grateful?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كل ذلك؛ ليأكل العباد من ثمره، وما ذلك إلا من رحمة الله بهم لا بسعيهم ولا بكدِّهم، ولا بحولهم وبقوتهم، أفلا يشكرون الله على ما أنعم به عليهم من هذه النعم التي لا تعدُّ ولا تحصى؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    سُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ

    36:36

    Glory to Allah, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Glory be to Him who created all the pairs of things that the earth produces, as well as themselves and other things they do not know about.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yerin yetiştirmekte olduklarından, (insanların) kendilerinden ve bilemedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) yücedir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Glory be to Him Who created all the sexual pairs, of that which the earth groweth, and of themselves, and of that which they know not!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Exalted is He who created all pairs - from what the earth grows and from themselves and from that which they do not know.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    تنزَّه الله العظيم الذي خلق الأصناف جميعها من أنواع نبات الأرض، ومن أنفسهم ذكورًا وإناثًا، ومما لا يعلمون من مخلوقات الله الأخرى. قد انفرد سبحانه بالخلق، فلا ينبغي أن يُشْرَك به غيره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ

    36:37

    And a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The night is also a sign for them: We strip the daylight from it, and- lo and behold!- they are in darkness.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gece de onlar için bir delildir. Ondan (geceden) gündüzü sıyırıp çekeriz; bir de bakarsın ki insanlar karanlıkta kalırlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A token unto them is night. We strip it of the day, and lo! they are in darkness.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And a sign for them is the night. We remove from it the [light of] day, so they are [left] in darkness.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وعلامة لهم دالة على توحيد الله وكمال قدرته: هذا الليل ننزع منه النهار، فإذا الناس مظلمون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ

    36:38

    And the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The sun, too, runs its determined course laid down for it by the Almighty, the All Knowing.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Güneş, kendisi için belirlenmiş yerde akar. İşte bu, güçlü, bilen (Allah)’ın ölçüsüdür.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the sun runneth on unto a resting-place for him. That is the measuring of the Mighty, the Wise.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the sun runs [on course] toward its stopping point. That is the determination of the Exalted in Might, the Knowing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وآية لهم الشمس تجري لمستقر لها، قدَّره الله لها لا تتعداه ولا تقصر عنه، ذلك تقدير العزيز الذي لا يغالَب، العليم الذي لا يغيب عن علمه شيء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَـٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ

    36:39

    And the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have determined phases for the moon until finally it becomes like an old date-stalk.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Aya da eski bir hurma dalı gibi oluncaya kadar birtakım evreler belirledik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And for the moon We have appointed mansions till she return like an old shrivelled palm-leaf.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the moon - We have determined for it phases, until it returns [appearing] like the old date stalk.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    والقمرَ آية في خلقه، قدَّرناه منازل كل ليلة، يبدأ هلالا ضئيلا حتى يكمل قمرًا مستديرًا، ثم يرجع ضئيلا مثل عِذْق النخلة المتقوس في الرقة والانحناء والصفرة؛ لقدمه ويُبْسه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

    36:40

    It is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The sun cannot overtake the moon, nor can the night outrun the day: each floats in [its own] orbit.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Güneş aya yetişmez; gece de gündüzü geçemez. Hepsi, bir(er) yörüngede yüzerler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It is not for the sun to overtake the moon, nor doth the night outstrip the day. They float each in an orbit.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It is not allowable [i.e., possible] for the sun to reach the moon, nor does the night overtake the day, but each, in an orbit, is swimming.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لكل من الشمس والقمر والليل والنهار وقت قدَّره الله له لا يتعدَّاه، فلا يمكن للشمس أن تلحق القمر فتمحو نوره، أو تغير مجراه، ولا يمكن للَّيل أن يسبق النهار، فيدخل عليه قبل انقضاء وقته، وكل من الشمس والقمر والكواكب في فلك يَجْرون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    وَءَايَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

    36:41

    And a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Another sign for them is that We carried their seed in the laden Ark,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Nesillerini dolu bir gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And a token unto them is that We bear their offspring in the laden ship,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And a sign for them is that We carried their forefathers in a laden ship.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ودليل لهم وبرهان على أن الله وحده المستحق للعبادة، المنعم بالنعم، أنَّا حملنا مَن نجا مِن ولد آدم في سفينة نوح المملوءة بأجناس المخلوقات؛ لاستمرار الحياة بعد الطوفان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ

    36:42

    And We have created for them similar (vessels) on which they ride.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and We have made similar things for them to ride in.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendileri için bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And have created for them of the like thereof whereon they ride.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We created for them from the likes of it that which they ride.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وخلقنا لهؤلاء المشركين وغيرهم مثل سفينة نوح من السفن وغيرها من المراكب التي يركبونها وتبلِّغهم أوطانهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ

    36:43

    If it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If We wished, We could drown them, and there would be no one to help them: they could not be saved.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Katımızdan bir merhamet ve onları belirli bir süreye kadar yaşatma kararı hariç, dilersek onları (suda) boğabiliriz. Artık yardım da isteyemezler; boğulmaktan da kurtarılamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if We will, We drown them, and there is no help for them, neither can they be saved;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if We should will, We could drown them; then no one responding to a cry would there be for them, nor would they be saved

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن نشأ نغرقهم، فلا يجدون مغيثًا لهم مِن غرقهم، ولا هم يخلصون من الغرق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَـٰعًا إِلَىٰ حِينٍ

    36:44

    Except by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Only by Our mercy could they be reprieved to enjoy life for a while.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Katımızdan bir merhamet ve onları belirli bir süreye kadar yaşatma kararı hariç, dilersek onları (suda) boğabiliriz. Artık yardım da isteyemezler; boğulmaktan da kurtarılamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unless by mercy from Us and as comfort for a while.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Except as a mercy from Us and provision for a time.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إلا أن نرحمهم فننجيهم ونمتعهم إلى أجل؛ لعلهم يرجعون ويستدركون ما فرَّطوا فيه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    36:45

    When they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yet when they are told, ‘Beware of what lies before and behind you, so that you may be given mercy,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara “Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korunun ki merhamete uğratılasınız”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When it is said unto them: Beware of that which is before you and that which is behind you, that haply ye may find mercy (they are heedless).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But when it is said to them, "Beware of what is before you and what is behind you; perhaps you will receive mercy..."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإذا قيل للمشركين: احذروا أمر الآخرة وأهوالها وأحوال الدنيا وعقابها؛ رجاء رحمة الله لكم، أعرضوا، ولم يجيبوا إلى ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

    36:46

    Not a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Zaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they ignore every single sign that comes to them from their Lord,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ve kendilerine Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldiğinde, mutlaka ondan yüz çevirmişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Never came a token of the tokens of their Lord to them, but they did turn away from it!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And no sign comes to them from the signs of their Lord except that they are from it turning away.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما تجيء هؤلاء المشركين من علامة واضحة من عند ربهم؛ لتهديهم للحق، وتبيِّن لهم صدق الرسول، إلا أعرضوا عنها، ولم ينتفعوا بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ

    36:47

    And when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which Allah has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if Allah had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and when they are told, ‘Give to others out of what God has provided for you,’ the disbelievers say to the believers, ‘Why should we feed those that God could feed if He wanted? You must be deeply misguided.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlara “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden infak edin (verin)” dendiğinde, kâfir olanlar iman edenlere “Allah’ın, dilemesi hâlinde doyuracağı kişileri biz mi doyuracakmışız! Siz sadece apaçık bir sapkınlık içindesiniz!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when it is said unto them: Spend of that wherewith Allah hath provided you, those who disbelieve say unto those who believe: Shall we feed those whom Allah, if He willed, would feed? Ye are in naught else than error manifest.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when it is said to them, "Spend from that which Allāh has provided for you," those who disbelieve say to those who believe, "Should we feed one whom, if Allāh had willed, He would have fed? You are not but in clear error."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإذا قيل للكافرين: أنفقوا من الرزق الذي مَنَّ به الله عليكم، قالوا للمؤمنين مُحْتجِّين: أنطعم من لو شاء الله أطعمه؟ ما أنتم -أيها المؤمنون- إلا في بُعْدٍ واضح عن الحق، إذ تأمروننا بذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

    36:48

    Further, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Doğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    And they say, ‘When will this promise be fulfilled, if what you say is true?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!” derler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: When will this promise be fulfilled, if ye are truthful?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they say, "When is this promise, if you should be truthful?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقول هؤلاء الكفار على وجه التكذيب والاستعجال: متى يكون البعث إن كنتم صادقين فيما تقولونه عنه؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

    36:49

    They will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But all they are waiting for is a single blast that will overtake them while they are still arguing with each other.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesten başka bir şey beklemiyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They await but one Shout, which will surprise them while they are disputing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They do not await except one blast which will seize them while they are disputing.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما ينتظر هؤلاء المشركون الذين يستعجلون بوعيد الله إياهم إلا نفخة الفَزَع عند قيام الساعة، تأخذهم فجأة، وهم يختصمون في شؤون حياتهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  50. 50

    فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

    36:50

    No (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will have no time to make bequests, nor will they have the chance to return to their own people.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O durumda ne bir tavsiyede bulunabilir; ne de ailelerine dönebilirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then they cannot make bequest, nor can they return to their own folk.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they will not be able [to give] any instruction, nor to their people can they return.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلا يستطيع هؤلاء المشركون عند النفخ في "القرن" أن يوصوا أحدًا بشيء، ولا يستطيعون الرجوع إلى أهلهم، بل يموتون في أسواقهم ومواضعهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  51. 51

    وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ

    36:51

    The trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The Trumpet will be sounded and- lo and behold!- they will rush out to their Lord from their graves.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sûr’a üflendiğinde, bir de bakarsın ki (hemen) mezarlar(ın)dan (kalkarak) Rablerine koşacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And the trumpet is blown and lo! from the graves they hie unto their Lord,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And the Horn will be blown; and at once from the graves to their Lord they will hasten.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ونُفِخ في "القرن" النفخةُ الثانية، فتُرَدُّ أرواحهم إلى أجسادهم، فإذا هم من قبورهم يخرجون إلى ربهم سراعًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  52. 52

    قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ هَـٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ

    36:52

    They will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (Allah) Most Gracious had promised. And true was the word of the messengers!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They will say, ‘Alas for us! Who has resurrected us from our resting places?’ [They will be told], ‘This is what the Lord of Mercy promised, and the messengers told the truth.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Müşrikler) “Ah, eyvah, yazık bize! Bizi kabrimizden kim kaldırıp (uyandırdı)? Bu, Rahmân’ın vadettiği (gün)dür; (demek ki) elçiler gerçeği söylemiş!” diyecekler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Crying: Woe upon us! Who hath raised us from our place of sleep? This is that which the Beneficent did promise, and the messengers spoke truth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will say, "O woe to us! Who has raised us up from our sleeping place?" [The reply will be], "This is what the Most Merciful had promised, and the messengers told the truth."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المكذبون بالبعث نادمين: يا هلاكنا مَن أخرجنا مِن قبورنا؟ فيجابون ويقال لهم: هذا ما وعد به الرحمن، وأخبر عنه المرسلون الصادقون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  53. 53

    إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

    36:53

    It will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It was just one single blast and then- lo and behold!- they were all brought before Us.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bekledikleri), korkunç bir sesten başka bir şey değildir. Bir de bakarsın ki hepsi katımızda (huzurumuzda) hazır kılınmışlardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It is but one Shout, and behold them brought together before Us!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    It will not be but one blast, and at once they are all brought present before Us.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما كان البعث من القبور إلا نتيجة نفخة واحدة في "القرن"، فإذا جميع الخلق لدينا ماثلون للحساب والجزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  54. 54

    فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    36:54

    Then, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Today, no soul will be wronged in the least: you will only be repaid for your deeds.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün, kimse haksızlığa uğratılmayacak ve size de yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This day no soul is wronged in aught; nor are ye requited aught save what ye used to do.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So today [i.e., the Day of Judgement] no soul will be wronged at all, and you will not be recompensed except for what you used to do.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    في ذلك اليوم يتم الحساب بالعدل، فلا تُظْلم نفس شيئًا بنقص حسناتها أو زيادة سيئاتها، ولا تُجْزون إلا بما كنتم تعملونه في الدنيا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  55. 55

    إِنَّ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَـٰكِهُونَ

    36:55

    Verily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The people of Paradise today are happily occupied-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bugün cennet halkı meşguliyetler içinde eğlenirler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! those who merit paradise this day are happily employed,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed the companions of Paradise, that Day, will be amused in [joyful] occupation -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن أهل الجنة في ذلك اليوم مشغولون عن غيرهم بأنواع النعيم التي يتفكهون بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  56. 56

    هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ

    36:56

    They and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they and their spouses- seated on couches in the shade.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar ve eşleri, tahtların üzerinde gölgelerde (olacaklar)dır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They and their wives, in pleasant shade, on thrones reclining;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They and their spouses - in shade, reclining on adorned couches.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هم وأزواجهم متنعمون بالجلوس على الأسرَّة المزيَّنة، تحت الظلال الوارفة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  57. 57

    لَهُمْ فِيهَا فَـٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ

    36:57

    (Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    There they have fruit and whatever they ask for.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlar için orada, her çeşit meyve ve her istedikleri vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Theirs the fruit (of their good deeds) and theirs (all) that they ask;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    For them therein is fruit, and for them is whatever they request [or wish]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لهم في الجنة أنواع الفواكه اللذيذة، ولهم كل ما يطلبون من أنواع النعيم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  58. 58

    سَلَـٰمٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ

    36:58

    "Peace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Peace,” a word from the Lord of Mercy.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bir de) çok merhametli Rab’den ‘selam’ sözü (vardır).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The word from a Merciful Lord (for them) is: Peace!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [And] "Peace," a word from a Merciful Lord.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولهم نعيم آخر أكبر حين يكلمهم ربهم، الرحيم بهم بالسلام عليهم. وعند ذلك تحصل لهم السلامة التامة من جميع الوجوه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  59. 59

    وَٱمْتَـٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ

    36:59

    "And O ye in sin! Get ye apart this Day!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But step aside today, you guilty ones.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Suçlulara şöyle denecektir): “Ey suçlular, bugün (kenara) çekilip ayrılın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But avaunt ye, O ye guilty, this day!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Then He will say], "But stand apart today, you criminals.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقال للكفار في ذلك اليوم: تميَّزوا عن المؤمنين، وانفصلوا عنهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  60. 60

    ۞ أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

    36:60

    "Did I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Children of Adam, did I not command you not to serve Satan, for he was your sworn enemy,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey âdemoğulları! Sizden şöyle söz almamış mıydım: ‘Şeytana tapmayın; şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.'

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe! -

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Did I not enjoin upon you, O children of Adam, that you not worship Satan - [for] indeed, he is to you a clear enemy -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويقول الله لهم توبيخًا وتذكيرًا: ألم أوصكم على ألسنة رسلي أن لا تعبدوا الشيطان ولا تطيعوه؟ إنه لكم عدو ظاهر العداوة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  61. 61

    وَأَنِ ٱعْبُدُونِى ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ

    36:61

    "And that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but to serve Me? This is the straight path.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    'Bana kulluk edin; doğru yol budur’.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But that ye worship Me? That was the right path.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And that you worship [only] Me? This is a straight path.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأمرتكم بعبادتي وحدي، فعبادتي وطاعتي ومعصية الشيطان هي الدين القويم الموصل لمرضاتي وجنَّاتي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  62. 62

    وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ

    36:62

    "But he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He has led great numbers of you astray. Did you not use your reason?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki (şeytan) sizden pek çok nesli saptırdı; akıl etmediniz mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Yet he hath led astray of you a great multitude. Had ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he had already led astray from among you much of creation, so did you not use reason?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد أضلَّ الشيطان عن الحق منكم خلقًا كثيرًا، أفما كان لكم عقل -أيها المشركون- ينهاكم عن اتباعه؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  63. 63

    هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ

    36:63

    "This is the Hell of which ye were (repeatedly) warned!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte bu, size söz verilen cehennemdir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte bu size vaad edilen cehennemdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So this is the Fire that you were warned against.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte, nankörlüğünüzün karşılığı olarak size vadedilen cehennem, bugün oraya girin!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This is hell which ye were promised (if ye followed him).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    This is the Hellfire which you were promised.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذه جهنم التي كنتم توعدون بها في الدنيا على كفركم بالله وتكذيبكم رسله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  64. 64

    ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ

    36:64

    "Embrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Enter it today, because you went on ignoring [my commands].’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte, nankörlüğünüzün karşılığı olarak size vadedilen cehennem, bugün oraya girin!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Burn therein this day for that ye disbelieved.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Enter to] burn therein today for what you used to deny."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ادخلوها اليوم وقاسوا حرَّها؛ بسبب كفركم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  65. 65

    ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    36:65

    That Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On that Day We shall seal up their mouths, but their hands will speak to Us, and their feet bear witness to everything they have done.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bugün onların ağızlarını mühürleyeceğiz; kazandıkları (yaptıkları) hakkında bize elleri konuşacak ve ayakları da şahitlik edecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    This day We seal up their mouths, and their hands speak out to Us and their feet bear witness as to what they used to earn.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That Day, We will seal over their mouths, and their hands will speak to Us, and their feet will testify about what they used to earn.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    اليوم نطبع على أفواه المشركين فلا ينطقون، وتُكلِّمنا أيديهم بما بطشت به، وتشهد أرجلهم بما سعت إليه في الدنيا، وكسبت من الآثام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  66. 66

    وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ

    36:66

    If it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If it had been Our will, We could have taken away their sight. They would have struggled to find the way, but how could they have seen it?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dileseydik gözlerini elbette silip (kör eder)dik de yolu bulmaya koşuşurlardı; (bu durumda) nasıl görebilirler ki!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And had We willed, We verily could have quenched their eyesight so that they should struggle for the way. Then how could they have seen?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if We willed, We could have obliterated their eyes, and they would race to [find] the path, and how could they see?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولو نشاء لطمسنا على أعينهم بأن نُذْهب أبصارهم، كما ختمنا على أفواههم، فبادَروا إلى الصراط ليجوزوه، فكيف يتحقق لهم ذلك وقد طُمِست أبصارهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  67. 67

    وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَـٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ

    36:67

    And if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If it had been Our will, We could have paralysed them where they stood, so that they could not move forward or backward.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dileseydik oldukları yerde elbette şekillerini değiştirirdik de ileri gitmeye güç yetiremezlerdi ve geri de dönemezler(di)!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And had We willed, We verily could have fixed them in their place, making them powerless to go forward or turn back.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if We willed, We could have deformed them, [paralyzing them] in their places so they would not be able to proceed, nor could they return.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولو شئنا لَغَيَّرنا خلقهم وأقعدناهم في أماكنهم، فلا يستطيعون أن يَمْضوا أمامهم، ولا يرجعوا وراءهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  68. 68

    وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ

    36:68

    If We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Uzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If We extend anyone’s life, We reverse his development. Do they not use their reason?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Uzun ömür verdiğimizi yaratılışta tersine çeviririz. Akıl etmiyorlar mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He whom we bring unto old age, We reverse him in creation (making him go back to weakness after strength). Have ye then no sense?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he to whom We grant long life We reverse in creation; so will they not understand?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن نُطِلْ عمره حتى يهرم نُعِدْه إلى الحالة التي ابتدأ منها حالة ضعف العقل وضعف الجسد، أفلا يعقلون أنَّ مَن فعل مثل هذا بهم قادر على بعثهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  69. 69

    وَمَا عَلَّمْنَـٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ

    36:69

    We have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur'an making things clear:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have not taught the Prophet poetry, nor could he everhave been a poet.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona gerekmez de. O(nun söyledikleri), sağ olanları uyarsın ve kâfirlere de (azap) sözü gerçekleşsin diye (gerçeğin) hatırla(tıl)ması ve apaçık bir Kur’an’dan başka bir şey değildir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We have not taught him (Muhammad) poetry, nor is it meet for him. This is naught else than a Reminder and a Lecture making plain,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We did not give him [i.e., Prophet Muḥammad (ﷺ)] knowledge of poetry, nor is it befitting for him. It is not but a message and a clear Qur’ān

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما علَّمنا رسولنا محمدًا الشعر، وما ينبغي له أن يكون شاعرًا، ما هذا الذي جاء به إلا ذكر يتذكر به أولو الألباب، وقرآن بيِّن الدلالة على الحق والباطل، واضحة أحكامه وحِكَمه ومواعظه؛ لينذر مَن كان حيَّ القلب مستنير البصيرة، ويحق العذاب على الكافرين بالله؛ لأنهم قامت عليهم بالقرآن حجة الله البالغة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  70. 70

    لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ

    36:70

    That it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is a revelation, an illuminating Quran to warn anyone who is truly alive, so that God’s verdict may be passed against the disbelievers.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona gerekmez de. O(nun söyledikleri), sağ olanları uyarsın ve kâfirlere de (azap) sözü gerçekleşsin diye (gerçeğin) hatırla(tıl)ması ve apaçık bir Kur’an’dan başka bir şey değildir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    To warn whosoever liveth, and that the word may be fulfilled against the disbelievers.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    To warn whoever is alive and justify the word [i.e., decree] against the disbelievers.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما علَّمنا رسولنا محمدًا الشعر، وما ينبغي له أن يكون شاعرًا، ما هذا الذي جاء به إلا ذكر يتذكر به أولو الألباب، وقرآن بيِّن الدلالة على الحق والباطل، واضحة أحكامه وحِكَمه ومواعظه؛ لينذر مَن كان حيَّ القلب مستنير البصيرة، ويحق العذاب على الكافرين بالله؛ لأنهم قامت عليهم بالقرآن حجة الله البالغة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  71. 71

    أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَـٰمًا فَهُمْ لَهَا مَـٰلِكُونَ

    36:71

    See they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion?-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Can they not see how, among the things made by Our hands, We have created livestock they control,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ellerimizin (kudretimizin) yaptığı işlerden olarak kendileri için hayvanları yaratmamızı ve onlara sahip olmalarını düşünmediler mi!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Have they not seen how We have created for them of Our handiwork the cattle, so that they are their owners,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Do they not see that We have created for them from what Our hands have made, grazing livestock, and [then] they are their owners?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أولم ير الخلق أنا خلقنا لأجلهم أنعامًا ذللناها لهم، فهم مالكون أمرها؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  72. 72

    وَذَلَّلْنَـٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ

    36:72

    And that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and made them obedient, so that some can be used for riding, some for food,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onları kendilerinin hizmetine sunduk; bir kısmından binekleri vardır; bir kısmından ise yiyorlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And have subdued them unto them, so that some of them they have for riding, some for food?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We have tamed them for them, so some of them they ride, and some of them they eat.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وسخَّرناها لهم، فمنها ما يركبون في الأسفار، ويحملون عليها الأثقال، ومنها ما يأكلون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  73. 73

    وَلَهُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

    36:73

    And they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    some for other benefits, and some for drink? Will they not give thanks?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onlarda insanlar için yararlar ve içecekler de vardır. (Hâlâ) şükretmiyorlar mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Benefits and (divers) drinks have they from them. Will they not then give thanks?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And for them therein are [other] benefits and drinks, so will they not be grateful?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولهم فيها منافع أخرى ينتفعون بها، كالانتفاع بأصوافها وأوبارها وأشعارها أثاثًا ولباسًا، وغير ذلك، ويشربون ألبانها، أفلا يشكرون الله الذي أنعم عليهم بهذه النعم، ويخلصون له العبادة؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  74. 74

    وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ

    36:74

    Yet they take (for worship) gods other than Allah, (hoping) that they might be helped!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yet they have taken other gods besides God to help them,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendilerine yardım edileceğini umarak Allah’ın peşi sıra ilahlar edindiler.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they have taken (other) gods beside Allah, in order that they may be helped.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But they have taken besides Allāh [false] deities that perhaps they would be helped.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واتخذ المشركون من دون الله آلهة يعبدونها؛ طمعًا في نصرها لهم وإنقاذهم من عذاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  75. 75

    لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ

    36:75

    They have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    though these could not do so even if they called a whole army of them together!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Oysa mahşerde) onlar kendilerine yardım edemezler; onlar diğerlerinin (birbirlerinin) hazırlanmış askerleridir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It is not in their power to help them; but they (the worshippers) are unto them a host in arms.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They are not able to help them, and they [themselves] are for them soldiers in attendance.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لا تستطيع تلك الآلهة نصر عابديها ولا أنفسهم ينصرون، والمشركون وآلهتهم جميعًا محضرون في العذاب، متبرئ بعضهم من بعض.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  76. 76

    فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

    36:76

    Let not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So [Prophet] do not be distressed at what they say: We know what they conceal and what they reveal.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onların sözleri seni üzmesin! Biz onların gizlemekte olduklarını da açığa vurduklarını da biliyoruz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So let not their speech grieve thee (O Muhammad). Lo! We know what they conceal and what proclaim.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So let not their speech grieve you. Indeed, We know what they conceal and what they declare.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلا يَحْزُنك -أيها الرسول- كفرهم بالله وتكذيبهم لك واستهزاؤهم بك؛ إنا نعلم ما يخفون، وما يظهرون، وسنجازيهم على ذلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  77. 77

    أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقْنَـٰهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ

    36:77

    Doth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Can man not see that We created him from a drop of fluid? Yet- lo and behold!- he disputes openly,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (inkârcı) insan, kendisini nutfeden (zigottan) yarattığımızı görmedi mi? Bir de bakarsın ki o apaçık bir tartışmacı olmuş.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hath not man seen that We have created him from a drop of seed? Yet lo! he is an open opponent.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Does man not consider that We created him from a [mere] sperm-drop - then at once he is a clear adversary?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أولم ير الإنسان المنكر للبعث ابتداء خلقه فيستدل به على معاده، أنا خلقناه من نطفة مرَّت بأطوار حتى كَبِر، فإذا هو كثير الخصام واضح الجدال؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  78. 78

    وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ ۖ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَـٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ

    36:78

    And he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    producing arguments against Us, forgetting his own creation. He says, ‘Who can give life back to bones after they have decayed?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kendi yaratılışını unutarak bize örnek vermeye kalkışmış ve “Çürümüş kemikleri kim diriltebilirmiş ki!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he hath coined for Us a similitude, and hath forgotten the fact of his creation, saying: Who will revive these bones when they have rotted away?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he presents for Us an example and forgets his [own] creation. He says, "Who will give life to bones while they are disintegrated?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وضرب لنا المنكر للبعث مثلا لا ينبغي ضربه، وهو قياس قدرة الخالق بقدرة المخلوق، ونسي ابتداء خلقه، قال: مَن يحيي العظام البالية المتفتتة؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  79. 79

    قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

    36:79

    Say, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation!-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Say, ‘He who created them in the first place will give them life again: He has full knowledge of every act of creation.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Onları ilk kez yoktan var eden diriltecektir. O, her türlü yaratmayı çok iyi bilendir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: He will revive them Who produced them at the first, for He is Knower of every creation,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "He will give them life who produced them the first time; and He is, of all creation, Knowing."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل له: يحييها الذي خلقها أول مرة، وهو بجميع خلقه عليم، لا يخفى عليه شيء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  80. 80

    ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ

    36:80

    "The same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It is He who produces fire for you out of the green tree- lo and behold!- and from this you kindle fire.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yeşil ağaçtan sizin için ateş yaratan da O’dur. İşte o (ağaç)tan tutuşturuyorsunuz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who hath appointed for you fire from the green tree, and behold! ye kindle from it.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [It is] He who made for you from the green tree, fire, and then from it you ignite.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    الذي أخرج لكم من الشجر الأخضر الرطب نارًا محرقة، فإذا أنتم من الشجر توقدون النار، فهو القادر على إخراج الضد من الضد. وفي ذلك دليل على وحدانية الله وكمال قدرته، ومن ذلك إخراج الموتى من قبورهم أحياء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  81. 81

    أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ

    36:81

    "Is not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Is He who created the heavens and earth not able to create the likes of these people? Of course He is! He is the All Knowing Creator:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gökleri ve yeri yaratan (Allah) insanların benzerlerini yaratmaya gücü yeten değil midir? Elbette! O, her türlü yaratabilendir, bilendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is not He Who created the heavens and the earth Able to create the like of them? Aye, that He is! for He is the All-Wise Creator,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Is not He who created the heavens and the earth Able to create the likes of them? Yes, [it is so]; and He is the Knowing Creator.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أوليس الذي خلق السموات والأرض وما فيهما بقادر على أن يخلق مثلهم، فيعيدهم كما بدأهم؟ بلى، إنه قادر على ذلك، وهو الخلاق لجميع المخلوقات، العليم بكل ما خلق ويَخْلُقُ، لا يخفى عليه شيء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  82. 82

    إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

    36:82

    Verily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    when He wills something to be, His way is to say, “Be”- and it is!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bir şey(in olmasını) istediği zaman O’nun durumu o şeye sadece “Ol!” demektir; o da hemen olmaya başlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But His command, when He intendeth a thing, is only that He saith unto it: Be! and it is.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    His command is only when He intends a thing that He says to it, "Be," and it is.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنما أمره سبحانه وتعالى إذا أراد شيئًا أن يقول له: "كن" فيكون، ومن ذلك الإماتة والإحياء، والبعث والنشور.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  83. 83

    فَسُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    36:83

    So glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So glory be to Him in whose Hand lies control over all things. It is to Him that you will all be brought back.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Her şeyin egemenliği yalnızca kendi elinde olan (Allah) yücedir! Hepiniz, yalnızca O’na döndürüleceksiniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor Glory be to Him in Whose hand is the dominion over all things! Unto Him ye will be brought back.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So exalted is He in whose hand is the realm of all things, and to Him you will be returned.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتنزه الله تعالى وتقدس عن العجز والشرك، فهو المالك لكل شيء، المتصرف في شؤون خلقه بلا منازع أو ممانع، وقد ظهرت دلائل قدرته، وتمام نعمته، وإليه تُرجعون للحساب والجزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

Arabic text source: Quran.com API v4 (public-domain)